Cevaplar.Org

MUZAFFER ARSLAN AĞABEYLE BİR SÖYLEŞİ–2

Muzaffer Aslan Ağabeyle söyleşimizin ikinci kısmını takdim ediyoruz..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2006-11-11 13:27:30

Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında hatıralarınızı lütfeder misiniz?

-  Ben Fethullah Hoca’yı 1956’ya kadar tanımıyordum. Onlar, eski müftülerden Osman Bektaş hocadan Arapça okuyorlar, Kırkıncı Hoca ile de arada ders müzakeresi yapıyorlardı. Bir gün ben Erzurum’a geldiğimde, Kırkıncı hocam demiş ki;“Erzurum’a bir hemşerimiz geldi. Bu akşam onunla oturacağız, siz de gelin.” Kırkıncı Hocanın teklifi ile derse geldiler.

O zaman ki tarzım, yazın Ege’de kalıyordum, Eylül-Ekim’i Erzurum’da geçiriyordum. Murat Paşa Camiinin yanında, Mehmed Şercil’in terzi dükkânında sohbet ediyorduk. Şercil, evden bana yatak da getirmişti. Geceleri orada yatıyordum, namazlarımı camide kılıyordum. Böylece, Kırkıncı Hocamın teşviki ile tanışmış oldum. Ben Erzurum’da olduğum müddetçe her gün geldi. Çok edepliydi. Gelir, ders boyunca diz üstü oturarak dersi dinlerdi.

O zaman hizmetlerin Erzurum’da başlangıcı olduğu için, Üstada bir mektup yazdım. Üstadla doğrudan doğruya muhabere etmiyoruz da, Rüşdü Çakın’a gönderiyoruz. Kitap siparişlerimi Mustafa Ezener’e yazıyordum. Onun Mimar Sinan camiinin yanında dükkânı vardı, koku, tespih falan satardı. Mektupları da Rüşdü Çakın ağabeye yazardım. O, üstada çıkarırdı. Yoksa üstadla doğrudan doğruya muhabere yapılamaz.

Neyse, “Burada nurlarla hizmet-i Kur’an’a katılan arkadaşlar” diye başta Kırkıncı Hocanın olmak üzere, derse gelenlerin- bu arada Hocaefendinin ve arkadaşı Hatem’in de- isimlerini yazdım. Üstad’dan da mukabil mektup geldi;“O kardeşlere birer birer selam, muvaffakiyetlerine dua ediyorum” diye. Bazıları bana “Hocaefendiye üstaddan bir selam mı gelmiş?” diye sordular da, mahiyetini bu şekilde anlattım ben..

Hocaefendi ben ayrıldıktan sonra Arapça okumayı kifayet derecede görüp, bir sene Ramazan’da Tokat’a gitmiş, sonra Edirne’ye..Edirne’de bulunduğu müddetçe uzun bir süre Hocaefendi’yi göremedik. Orada bir caminin penceresi var, orada yatıp kalkıyormuş.

O zamanlarını bilemiyorum ama sonradan Edirne’ye bir ziyarete gitmiştik. O Camide(Üç Şerefeli Camii) bir namaz kıldık. Görevlilere sordum; “Fethullah Hocanın kaldığı yer neresi?” Pencereyi gösterdiler. Orada kalıyormuş, aşağıda bir camii var, orada da hadis okutuyormuş.

-Dar-ül Hadis Camii..

-Evet, orada da hadis okutuyormuş. Hocaefendi 1966’da İzmir’e gelinceye kadar hiç duyulmadı. Duyulmaya başlaması İzmir’e geldikten sonra..Daha sonraları kamplar yapılmaya başladı. Biz de yanımızdaki pek çok genci göndermiştik. O kamplarda Hocamızın yanında kitap okuyorlardı.

Gelen gidenler çok olduğu için, Hocaefendi haklı olarak görüşme günlerini Cuma’ya hasretmiş. Diğer günler yasak. Ben de o sırada ziyarete gelmiştim. Baktım kapıda, tanıdığım, Ramazan isminde bir arkadaş var. “Hocaefendi görüşmeyi yasakladı” falan deyince, “Ya bizim içinde mi yasak olacak Ramazan?” dedim. “Sadece bugün zamanım var”. O koştu, hocama haber verdi. “Hocam, yasak dedim, ama ısrar etti” dedi. Hocaefendi beni görünce “Muzaffer ağabeye yasak olmaz” dedi.

…Hacı Kemal Erimez, Tahir Büyükkörükçü Hocanın çok hayranıydı. Ondan sonra Yaşar(Tunagür) hocanın çok hayranı oldu. Sonra Hocaefendi gelince; “Ya Muzaffer abi, bir hemşerin geldi, çok farklı” dedi, şöyle böyle anlata anlata bitiremiyor. Ben de latife olsun diye;” Ya övdüğün kadar değil” deyince “Senin bildiğin gibi değil Muzaffer abi” dedi. Tanımıyorum zannetti, Allah Rahmet eylesin..

Sahabe hayatını Hocaefendi kadar işleyen bir vaizimiz yok. Biz “sahabe mesleği” diyoruz da, o, oradaki yaşanmış hadiseleri canlı olarak günümüze aktarıyor.

-İzin verirseniz, biraz da üstadının talebelerinden birkaç hatıra rica edelim. Hulusi ağabeyle muarefeniz oldu mu?

-Yanında beraber kalmış değilim, Şarka giderken muayyen bir zaman ziyaret ediyorduk. Bazen derste beraber olduğumuz oluyordu. Böyle hiç hususi konuştuğumuz bir şey yok..

-Atıf Egemen?

-Atıf Egemen daha içine kapanık bir insan. Evinden pek çıkmazdı. Daha çok Cevşen, Evrad-ı Kudsiyye, Delail-in Nur, Tahmidiyye gibi şeyleri kendi yazısıyla yazar, onları dağıtır. Zübeyir ağabey anlatmıştı; O, Cevşen, Delail-in Nur, Hülasatül Hülasa, Tahmidiyye gibi şeyleri kendi yazısıyla yazmış, getirdi. Üstad’a “Ben bunları bastıracağım üstadım” dedi. Üstad celallendi ve dedi ki; “İşi tarikatçılığa mı çevireceksin?” Zira üstad risalelerin okunmasını ön planda tutar. Üstad böyle azarlayınca, o da hassas bir insan, çekti, gitti. Üstad beni arkadan gönderdi, “onu çağır, getir” dedi. Üstad demiş ki; “Bastır, ama işi tarikatçılığa çevirme.”

Bu Hizb-ül Hakaik, 60’dan öncesi İstanbul Ve Ankara tarafından basılmıyordu. Haliyle ben bu evrad-u ezkarı okumak isteyenlere hep Atıf ağabeyden alırdım. Gider mesela, 100 parça küçüklerden alırdım, birer liraydı o zaman. Hem ona bir yardım olsun, hem de okumak isteyenlere ulaşsın. 60’dan sonra baktılar ki, evrad u ezkar da okunuyor, üstad, cevşenin öneminden bahsediyor, onlar da bastırdılar.

-Kastamonulu Mehmed Feyzi ağabey ile görüşmeniz oldu mu?

-Ara sıra..Mehmed Feyzi abi evliyaullahtan bir zat. Sadece nur talebeleri değil, Karadeniz’deki ehl-i tarikat da onu ziyaret eder, saygı duyardı. Bir meselede birisi Üstad’dan şaz bir nakil nakledince, Mehmed Feyzi Efendi hemen müdahale etmiş; “Üstad Bediüzzaman cumhura muhalefet etmez.”

-Vanlı  Molla Hamid ağabeyden de bir iki hatıra dinlesek..

- Vanlı Hamit ağabey derdi ki; “Biz tabii üstadın yanında kaba saba hareket ediyoruz, marangozum, nasıl hareket edilmesi gerektiğini bilmem ben. Molla Resul ara sıra beni ikaz ederdi; “Sen Seydayı ne zannediyorsun? O Molla Said-i Meşhurdur”

Bir de şunu nakletmişti bir keresinde; Üstad 1925’lerde, Van Erek dağından aşağı inerken lastiklerinden biri ayağından fırlamış, aşağı doğru yuvarlanmış. Üstad; “Ey Said! Paşalar, devlet adamları sana itaat ederken, şimdi ayakkabıların sana itaat etmiyor” demiş..

-Atıf Ural ile bir tanışmanız var mıydı?

-Atıf Ural Ankara’da okurken nur hizmetleri ile meşgul oldu. Sekiz senede hukuku bitirmişti o, hizmet için. 1956’da ilk baskı onun.. Said Özdemir daha sonra Ankara’daki hizmetlere katıldı. Atıf Ural sonra savcı olarak müracaat etti, savcı oldu. Genç yaşta da vefat etti Allah rahmet eylesin.

Onun abisi vardı, mühendis Kemal Ural..

-Nuriye Akman’ın babası herhalde?

-Evet, o kızın babası, Amerika’da Hocaefendiye sual soran..

-Onun ismini de üstad koymuş Nuriye diye..

-Bilemiyorum..Babası da koymuş olabilir. Sonra Kemal’in kayınpederi Abdurrahman hocamız vardı, o da nur talebesi idi. Onlar koymuş olabilir. Öyle mi demiş, üstad mı koydu demiş?

-Babasının Bekir Berk ağabeye yazdığı bir mektupta babası belirtiyor.(bkz: Ak Mektuplar- Haz: Ahmed Özer- Denk Yayınları)

-Doğrudur.. Kemal Ural emekli olduktan sonra Şule mecmuasını çıkardı bir müddet. Sekiz sayı çıktı. Risalelerden tefrikalar da çıkıyordu, yürütemedi. Mehmet Kutlular da o zaman onun yanında çalışıyordu.

-Üstadın kardeşi Abdülmecit ağabeyle görüşmeniz oldu mu?

-Çok..Alim bir zattı..Vefatında ben Konya’daydım. Tahir Büyükkörükçü hoca Kapı Camiinde vaaz etti, Abdülmecit Hocamızı çok övdü;

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin küçük kardeşi, büyük âlim” demişti. Abdülmecid Efendi biraz çekingen bir zattı. Ürgüp’te uzun seneler müftülük yapmıştı. Oradan emekli olunca, çocuğu Konya Selçuk’ta okurken o da Konya’ya yerleşti. 60 evvelîsi eğitimci olmayanlar İmam Hatip’te derse girebiliyordu. O da İmam Hatip’te Akaid dersine giriyordu. 60 ihtilalinden sonra o uygulamayı kaldırdılar.

- Konya demişken, Hacı Veyiszade’yi görmüşsünüzdür herhalde?

-Gördüm canım, imamdı Konya’da..Evliyaullahtan bir zattı. Kerametleri vardı.

-Onun üstad hakkında hiç sözünü duydunuz mu?

-Talebelerinden bizim Fahreddin hoca var, ondan Arapça okumuş. Diyor ki; “Arapça okuyorduk. Bir ara derse ara verdik. Orta yaşlı birisi geldi. Hacı Veyiszade’nin elini öptü.”Efendi hazretleri” dedi. “Ben sizden ders almak istiyorum.”

-Yani Arapça mı okumak istiyorsun?

-Yok, tarikat dersi almak istiyorum.

-Ben tarikat dersi vermiyorum. Benim ne dergâhım var, ne senle uğraşacak zamanım var. Böyle bir vebal altına da girmem. Adam ısrar edince dedi ki; “Tarikat bugün şekle kalmıştır. Eski dergahlardaki mürşitlerin uzun yıllar müridi çilehaneye alarak, tasavvuf kaidelerine göre eğitim vermek..Böyle bir şey bitmiştir artık. Muayyen virdleri tavsiye etmek de müridin yetişmesi için yeterli değil” ve ekledi; “benim tavsiyem gidin Risale-i Nurları okuyun” dediğini halen Konya’da sağ Fahreddin hoca anlatmıştı.

Tahir Büyükkörükçü Hocanın da risalelere yakınlığı var mıydı?

-  Evet, kitaplar vardır kendisinde..Konya’da müftülük yaptığı zamanlar Kapı Camiinde vaaz ettiği zaman her dersinde üstadın cesaretinden , onun müdafaalarından bir parça anlatırdı. Meşrutiyetteki, Divan-ı Harbi’deki müdafaalarından bahsederdi. Birkaç arkadaş vardı, Milli Eğitimden uzaklaştırılmışlardı, nur talebesi oldukları için. Onlara murakıplık verdi müftülükte, himaye etti.

Merhum Osman Demirci Hocam Adalet Partisinden, o da Erbakan’ın partisinden aday olup milletvekili olmuşlar. Bir gün mescidde namaz kılıyorlar. Birbirlerine dert yanmışlar. Tahir Hoca demiş ki, “Hocam, buraları bizim yerimiz değilmiş. Ben Kapı Camiinde 5000 kişiye hitap ediyordum. Orada benim hizmetim daha önemli idi. Burada herkes konuşuyor, dinliyoruz. Gurubumuz adına bir parmak kaldırıyoruz. Atıl, yaptığımız hiçbir şey yok.” Böyle dert yanmış. Osman Hocadan dinlemiştim, Allah Rahmet eylesin..

Bekir Berk ağabeyden de bir hatıra dinleyebilir miyiz?

-  Ankara’da 1958’de bir nur davası vardı, onu almıştı. Ondan önce nur hizmeti ile bir alakası yoktu. Üstadın savunma tarzını da bilmiyor. 75 sahifelik Ankara davası diye bir müdafaası çıkmıştı. Savcı, ağabeyler için; “Dini istismar ediyorlar” diye suçlama yapıyor. Bekir Bey de girişte şöyle kükremişti; “Sayın Hâkimler! Bu dava dini istismar davası değildir. Aynı zamanda bu dava karşımızda maznun sandalyesinde oturan bu on kişinin davası da değildir. Haddi zatında onların şahsında bir iman boğulmak istenmekte ve bir kitaba karşı savaş açılmış bulunulmaktadır. Bu savaş iki zihniyetin mücadelesi..bu şahıslar onun vesilesi..Ve bu salon muharebenin meydanıdır. Bu savaşın silahı kılıç değil kalemdir. Hedefi beden değil, vicdandır. İki cephe; inananlar-inanmayanlar” hatırımda kaldığı kadarıyla.. Ondan da bu hatıra yeter sanırım..

Ağabey, bir de meşhur bazı zevatın şehadetlerinden misaller nakletseniz.

-  Üç tane anlatayım. Birincisi Mehmed Akif’ten..Manisa’da Emin Hoca’nın kütüphanesinde bir Osmanlıca eser görmüştüm. Mehmed Akif hakkında idi. Hangi yayınevinde basılmış bilemiyorum. Orada Akif’e soruyorlar;”Sen herkesi tenkit ediyorsun? Bediüzzaman hakkında görüşün ne?” Demiş ki; “Dekartlar, Şekspirler eğer bugün hayatta olsaydılar edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’ın ancak bir talebesi olabilirlerdi.”

İkinci misal merhum Ali Fuat Başgil’den..Mersin’de Abdunnur kardeş var. O anlatmıştı; “İstanbul Edebiyatta okurken, çeşitli meşreplerden bazı arkadaşlarla beraber İslam büyüklerini, bazı yazarları ziyaret edelim dedik. İstanbul müftüsünden başladık, Necip Fazıl’dan, Kadircan Kaflı’dan, Ahmed Kabaklı’ya birçok kimseyi ziyaret ettik. En sonunda Ali Fuat Başgil Hoca’ya gittik. İçimizde nurları takdir edemeyen bazı kimseler de vardı. Onlardan birisi Ali Fuat Başgil Hocaya dedi ki, “Hocam, Said Nursi hakkında görüşünüz ne?”

Dolabından Sözler’i indirdi; “İslam felsefesine dair Asr-ı saadetten bugüne kadar böyle bir eser yazılmamıştır” dedi. Soruyu soran; “Hocam, ama bazıları bunun hakkında şöyle diyor, böyle diyor” deyince

Hoca; “Kim ne derse desin” dedi.“Bir ilim adamı olarak Said Nursi hakkında benim görüşüm bu.”(*)

Son bir misal de merhum Hasan Basri Çantay’dan..Vefat hastalığında Balıkesir’den kardeşler ziyaret etmişler de, ağlamış, demiş; “Bediüzzaman Meclis-i Mebusan’a geldi(1922) Konuşma yaptı, ikaz edici idi. Biz onu aşırı bulmuştuk. Ama o haklıymış, zaman gösterdi ki, o kendine düşen vazifeyi yaptı. Biz yapamadık, Allah bizi affetsin..” diye hocanın öyle bir itirafı olmuş Balıkesirli kardeşlerin nakline göre..

Sohbetimiz sırasında Muzaffer abi Halk Partisi döneminde dine karşı olumsuz icraatın acı bazı örneklerini de anlattılar;

Erzurum müftüsü Solakzade Sadık Efendi müftülükte Arapça okutuyordu. Şikâyet etmişler. Yetkililer demişler ki; “Hocam! Arapça öğretmek yasak. Sen devlet memurusun. Bu yasağı nasıl çiğniyorsun?

Demiş ki; “Kabir kapısına geldim. Yerime adam yetiştirmeye çalışıyorum. Benim yerime adam yetiştirecek senin okulun varsa tamam, okutmayayım!” Halk partisi zamanında da ne İmam Hatip, ne Kurs var. Bir şey diyememişler.

Bekir Berk Bey Akşehir’de avukatlık yaparken şahit olduğu bir hadiseyi şöyle aktarmıştı. Yaşlı bir hoca gizlice Arapça okutuyormuş. Mahkemeye verilmiş. Hâkim de dindar birisiymiş. El altından haber göndermiş;

Okuttuğunu inkâr etsin” Savcı mahkemede sormuş; “Gizli Arapça okutuyormuşsun ne diyorsun?” “Savcı bey demiş, ben gizli değil, açık okutuyorum, eskiden beri okuturum.”

Son olarak, Muzaffer ağabeyin naklettiği bir latifeye yer verelim; “Yavuz Bülent Bakiler bey’e uğramıştım Sivas’ta, o anlatmıştı. “Üstad Necip Fazıl’ı Sivas’a konferansa davet etmiştik. Takdim konuşmasını da ben yapıyorum. Dedim; “Türkiye’de gençliğin büyük bir kısmı onun eseri olan Üstad Necip Fazıl Konuşacak” Üstad el kaldırdı; “Tashih et sözünü” dedi “Hepsi benim eserim.”

Not: Resimleri bulunan zatların isimleri sırasıyla şöyle:

1-Muzaffer Aslan 2- Bediüzzaman Said Nursi 3-M. Fethullah Gülen

4-Hulusi Yahyagil 5- Mehmed Feyzi Pamukçu 6-Molla Hamid Ekinci

7-Abdülmecid Nursi 8-Veyiszade Mustafa Kurucu 9-Tahir Büyükkörükçü 10-Bekir Berk 11-Mehmed Akif 12-Ali Fuat Başgil 13- Hasan Basri Çantay 14-Necip Fazıl

(*)Ali Fuat Başgil hocanın(1893–1967) üstadı tanıması iki yolla gerçekleşmiş olabilir; 1-Kendileri “Birinci Dünya Harbinde dört buçuk sene, Kafkaslarda cepheden cepheye”* koşmuşlardır. Üstad da Kafkas Cephesinde çarpışıyordu.

2- Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye a’zasından Eşref Efendizâde Şevketî efendi vesilesi ile.. Gençlerle Başbaşa adlı eserinde Başgil merhum, bu zattan; “İlmine ve kemaline derin bir hürmet beslediğim ve kendisinden feyz aldığım, Şevketi Efendi isminde eski müderrislerden bir zat vardı”** diye bahsetmektedir.

Şevketi Efendi(v:1934) Üstadın Dar-ül Hikmet’ten arkadaşıdır ve üstadla beraber Cemiyet-ül Müderrisin’in de kurucu azalığına iştirak etmişlerdir.***

Sadık Albayrak Bey’in Son Devrin İslam Akademisi adlı eserinde belirttiğine göre dini ilimlerin ikmalinin yanı sıra; Arapça, İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerini bilirlerdi.****

İlk meclis Milletvekillerinden merhum Erzurumlu Salih Yeşil Efendi de Üstad’a yazdığı bir mektupta Şevketi Efendiden bahsetmektedir; Muhterem üstadım! Sizin hakkınızda şair-i merhum Mehmet Akif Bey ile Darül-Hikmet-i İslâmiye azalığında bulunmuş olan merhum Mehmet Şevketi’den dinlediğim kıymetli notlarım vardır.”*****

Dipnotlar:

*Gençlerle Başbaşa- Ali Fuat Başgil-s: 68-Kubbealtı Neşriyat-İst–2002

**Age-s:68

*** Cemiyet-i Müderrisin'den Teâli-i İslâm'a-Kemal Kurukan, Köprü Dergisi, Güz 2000: 72. sayı

****Son Devrin İslam Akademisi Dârül Hikmet-il İslâmiye-s:176

*****Mufassal Tarihçe-i Hayat-A. Badıllı- İttihad Neşriyat

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Emrah aşkan, 2008-05-20 04:28:33

allah tüm hastalara acil şifalar rahmetine kavuşturduklarınında cenneti nasip eylesin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Tuncer, 2008-06-17 02:34:35

Allah Razı Olsun Kardeş. Çok istifade etik

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Servet Sarı, 2007-08-02 11:15:57

İnna lillah ve inna ileyhi Raciun..Yıldız yağmuru devam ediyor..Mekanınız cennet olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bilal Nazlı, 2007-04-23 04:17:15

Muzaffer Aslan Ağabeye bu harika röportajdan dolayı çoooook teşekkür ederim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Gul, 2006-12-28 18:41:40

Ben Muzaffer Aslan'ı tanımak istiyorum. Acaba bu resimlerden hangisi Muzaffer Aslan'a ait?

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

İbrahim Sargın, 2006-12-28 20:33:33

İlk resimdeki genç kardeşimizin yanındaki zat Muzaffer ağabeydir. Röportajın ilk kısmında da bir resmi var. Ona da bakabilirsiniz.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

HATIRALARDA MERHUM SUNGUR AĞABEY

HATIRALARDA MERHUM SUNGUR AĞABEY

Sitemiz cevaplar.org'da neşredilmiş, Sungur ağabey ile ilgili hatıralar

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDEN BEDİÜZZAMANLA İLGİLİ İKİ HATIRA

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDEN BEDİÜZZAMANLA İLGİLİ İKİ HATIRA

Kıymetli ziyareçilerimiz, yazarımız Mehmet Gürler beyin hazırladığı bu yazıda Üstad Bedi

NUR KAHRAMANLARI

NUR KAHRAMANLARI

Gençlik yıllarımdan başlayarak Nur hizmeti içinde şahit olduğum bazı hususları okurlarla pa

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN ERZURUM HAYATI-3. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN ERZURUM HAYATI-3. BÖLÜM

Üstad Bediüzzaman’ın Erzurum’a son gelişi Şeyh Said hadisesinden sonraki sürgün s

Allah'ın ayetlerine küfredenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.

AL-İ İMRAN, 21.AYET

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*İmam Ahmed b. Hanbel'in Vefatı(31 Temmuz 855) *Osman Bey Vefat Etti.(1 Ağustos 1326) *Irak'ın Kuveyt'i İşgali(2 Ağustos 1990) *Almanya, Fransa'ya Savaş İlan Etti.(3 Ağustos 1914) *İngiltere, Almanya'ya Savaş İlan Etti.(4 Ağustos 1914)

ANKET

Peygamber Efendimiz hakkında aşağıdaki eserlerden hangisini en çok beğendiniz?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI