Cevaplar.Org implant

NAMAZ TESBİHATININ ÖNEMİ


Ali İhsan Er

aliihsaner@hotmail.com

2003-03-26 15:43:37

Ülfet, günlük hayatın verdiği yoğunluk, geçim sıkıntısı, aktüalite içine girip boğulma gibi pek çok sebeplerden dolayı dinî hayatımız adına canlılık ve zindeliğimiz, şevk ve heyecanımız zamanla pörsüyebiliyor. Çoğu zaman bunun farkında bile olamıyoruz ve zamanla verdiğimiz tavizlerin altında kalıp ezilebiliyoruz.

"Taviz, tavizi doğurur" şeklinde bir ifade var. Bu ifade, ibadet hayatımız için de geçerli. İbadetlerimizden verdiğimiz tavizler, zamanla bizi ibadetsizliğe kadar götürebilir.

Çok sevdiğimiz bir hocamızın şu sözleri bu hakikati güzel bir şekilde dile getiriyor: "Namazlardaki ihmal, tesbihata gösterilen ihmalle başlar." Yani namazlarımızdaki ihmal zincirinin veya taviz zincirinin ilk halkası tesbihata gösterilen ihmal oluyor. Buradan tesbihatın ibadet hayatımızda asla ihmal edilmemesi gereken bir ibadet olduğu açıkça anlaşılıyor.

Ayrıca yine bir mana büyüğümüz, asrımızda bir mümin için asgari takva ölçüsünü verirken şu maddeleri sayıyor:

1. Büyük günahları terk etmek

2. Beş vakit namaz kılmak

3. Tesbihat

Evet, insandaki canlılığın asıl merkezi, insanın içidir, gönlüdür. Namazlardan sonra yaptığımız tesbihat, bu canlılığı koruma adına çok önemli bir iksirdir.

Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde bunun önemini şu ifadelerle dile getiriyor: "Ben size, sizi geçenlere erişebileceğiniz, sizden sonrakileri geride bırakacağınız ve sizin yaptığınızı yapandan başka hiçbir kimsenin sizden daha üstün olamayacağı bir şeyi öğreteyim mi?" diye buyurur. Bunun üzerine ashab: "Evet, ey Allah'ın Resulu (öğretiniz)" derler. Efendimiz (sas) de: "Her namazın peşinden otuz üçer defa tesbih (subhanallah), hamd (elhamdülillah) ve tekbir (Allahu ekber) okursunuz" buyurur. (Ebû Dâvud, İmâre, 20; Ahmed b. Hanbel, V, 196).

Başka bir hadisi şerifte ise bu mesele şöyle ifade ediliyor: "Kim her namazın peşinden otuz üç defa Allah'ı tesbih eder, otuz üç defa Allah'a hamd eder ve otuz üç defa da Allah'ı tekbir eder, yüzü tamamlamak için de: "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadîr" derse, deniz köpüğü kadar hata ve günahı olsa bile bağışlanır." (Müslim, Mesacid, 144, 145, 146).

Sünnet, Efendimiz'le irtibata geçmenin adıdır

Evet, hadislerden tesbitahın ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Biz, haklı veya haksız mazeretlerle bazı zamanlarda tesbihatı ihmallerimize kurban verebiliyoruz. "Ne de olsa tesbihatı yapmak sünnet. Yapmasam da olur" düşüncesini bir taviz olarak değerlendirmemiz lazım. Çünkü insanın fıtratı buna çok müsait. Öncelikle tesbihatı terkeden, zamanla namazların sünnetlerini terk edebilir. Ve bu durum insanı zamanla -Allah korusun- namazdan tamamen uzaklaştırabilir.

Biz ibadet hayatımızda sünnetlere, bir manada insanın sahib-i sünnet ile yani Efendimiz (sas) ile irtibata geçmesinin adı olarak bakmalıyız. İnsan, sünnetlere devamı nisbetinde, O'nunla kontak olur. İşlediğimiz sevaplarla sevinen, günahlardan dolayı üzülen Allah Rasülü'yle devamlı irtibat halinde olmanın yolu sünnetleri yerine getirmekten geçiyor.

Namaz tesbihatı

Yukarıda hadisi şerifte ifade edilen namazlardan sonra yaptığımız herkesin bildiği tesbihatın dışında bir de "Namaz tesbihatı" diye meşhur, diğerine göre biraz uzunca olan bir tesbihat daha vardır. Mana büyüklerimiz tarafından Kur'an ve hadis edalı tesbih lafızları bir araya getirilerek oluşturulan bu tesbihatta, bilinen ve camilerde okunan tesbihata ek olarak okunması hadislerle tavsiye edilen dualar, salavatlar, esmâ-i hüsna ve ism-i âzam duaları yer almaktadır. Aslında kendimizi tesbih mevzuunda kısıtlamadan namazlardan sonra bu tesbihatı yapmamız çok daha bereketli olacaktır.

Rabbimizi gönlümüzden gele gele tesbih etmeliyiz

Rabbimizi tesbih ederken dil ucuyla değil de gönlümüzden gele gele tesbih etmeliyiz. Hani insan ister ki, Allah'ın sevgili kullarına müyesser olduğu gibi öyle bir tesbih çeksin ve bir tesbih, binlerce "sübhanallah"ı sığdırsın.. bir defa desin; ama binlerce tesbihi birden demiş gibi kalbi açılsın. Esasen bu hal mümkündür ve zamanla insan, böyle bir ufku yakalayabilir. Allah'ı böyle dolu dolu tesbih eden kulları, kendilerine verilen nimetlerin farkındadırlar. Farkında olmak, o nimette bir enginlik hasıl eder onların gönlünde. Yapıp ettikleri fiilî, kavlî ve fikrî hiçbir şükrü yeterli görmezler ve "Ben bu nimetlerin şükrünü eda edemem.." der ve devamlı şükrü daha iyi eda edebilme yolları ararlar.

Tesbih için "şu kadar yeter" dememeliyiz

Evet, biz Cenâb-ı Hakk'ı ne kadar anarsak analım yine de O'nun nimetlerine karşı şükür, hamd ve tesbih mukabelesini gereğince yerine getirmiş olamayız. Bu sebeple, "Yâ eyyuhellezîne âmenüzkürullâhe zikran kesîrâ; Ey İman edenler! Allah'ı çok zikredin, O'nu sık sık anın" denilip Allah'ın çokça anılması söylendikten sonra "ve sebbihûhu bükraten ve asîlâ; Sabah- akşam onu tesbih ve takdis edin" (Ahzab, 33/41) denilerek Cenâb-ı Hakk'ı tesbih ve takdis etme, O'nun noksan sıfatlardan uzak olduğunu anlatma mevzûu nazara verilmektedir.

 Biz de bunun için sabah-akşam "Sübhâneke Yâ Allah, teâleyte Yâ Rahman, ecirnâ mine'nnâr, bi afvike Yâ Rahman" veyahut "Ya Cemil Ya Allah, Ya Karib ya Allah, Ya Mücib Ya Allah..." diyerek O'nu tesbih etmeliyiz. Rabbimizi tesbih etme mevzuunda "şu kadar yeter" dememeli, O'nu ne kadar anarsak analım yine de O'nun bize olan nimetleri karşısında zikir ve şükürde bulunamadığımız düşüncesini hatrımızdan çıkarmamalıyız.

"Beni anın ki ben de sizi anayım!"

Diğer taraftan, Cenâb-ı Hak, "Beni anın ki ben de sizi anayım!" (Bakara, 2/152) buyuruyor. Yani biz, Allah'ı ibadet ve tesbihlerimizle anacağız, O da bizi teşrîf ve tekrîmle anacak.. biz duâ ve tesbihlerle O'nu mırıldanıp duracağız, O da icâbetle bize lütuflar yağdıracak.. biz dünyevî işlerimizin arasında O'nu unutmayacağız, O da bizi her iki dünyada da şereflendirecek.. biz yalnız kaldığımız dönemlerde de O'nunla dolup taşacağız, O da yalnızlıklara itildiğimiz yerlerde bize yakın olacak.. biz rahat olduğumuz zamanlarda O'nu dilden düşürmeyeceğiz, O da rahatımızı kaçıran hâdiseler karşısında rahmet esintileri gönderecek.. biz O'nun yolunda ihlâslı olacağız, O da bizi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan tasavvurunu aşan hususî iltifatlarla şereflendirecek.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

gökhan, 2006-10-07 13:26:48

çok güzel

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Öğüt ver, hatırlat! Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.

Gâşiye, 21-22

GÜNÜN HADİSİ

"Haramla beslenmiş vücut cennete giremez."

Taberânî.

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI