Cevaplar.Org

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve amelî olmak üzere iki nevidir. İtikaden münafık olan kimse ebedî cehennem de kalır. Amelen münafıklık ise en büyük günahlardandır. Çünkü münafığın sözü fiiline, içi dışına uymaz. Münafıkların vasıflarını anlatan âyetler, Medenî sûrelerde inmiştir


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2022-06-01 07:38:16

*İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve amelî olmak üzere iki nevidir. İtikaden münafık olan kimse ebedî cehennem de kalır. Amelen münafıklık ise en büyük günahlardandır. Çünkü münafığın sözü fiiline, içi dışına uymaz. Münafıkların vasıflarını anlatan âyetler, Medenî sûrelerde inmiştir. Çünkü Mekke'de münafıklık yoktu, tam aksine açıkça küfür vardı.(Muhtasar-ı İbn Kesir, 1/33)

 *Beyzâvî şöyle der: Münafıkları, mü'minlerin görüşlerinin yanlış olduğuna inandıkları veya onları küçümsedikleri için, onlara câhil, beyinsiz dediler. Çünkü mü'minlerin çoğu fakir idiler. Suheyb ve Bilal gibi köleler bu fakirlerdendir.

 *İbn Kesir de şöyle der: Bu, Allah'ın alay etmelerine ve hilelerine karşılık olarak onları cezalandıracağını bildiren bir haberdir. Yani Allah, "Allah onlarla istihza eder" ifadesiyle, onların, yapmakla cezaya müstehak oldukları fiili vurgulamıştır. Her iki cümlede istihza lafzı kullanılmış olmakla birlikte, mana farklıdır. İlm-i beyanda bu sanata "müşâkele" denilir. Müşâkele: İki cümlenin lafızda aynı, manâda farklı olmasıdır.

 Müfessirler, Kur'an-ı Kerim'deki nazireleri (lafızları aynı, manaları farklı kelimeleri) bu şekilde yorumlamışlardır. Meselâ "Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir cezadır. (Şûra Sûresi, 42/40) "Bu mecazı en mükemmel hale getiren bir edebî sanattır" (Keşşaf, 1/3)

"Kim size saldırırsa, siz de ona saldırın."(Bakara Sûresi, 2/194) buyurulmaktadır. Burada birinci saldırı zulüm, ikincisi adalettir. Mühlet vermek ve onları sapıklık ve küfürleri içinde serbest bırakmak suretiyle, terüddüd ve şaşkınlıklarını artırır. Bu şaşkınlıktan kurtulamazlar. Çünkü Allah, onların kalplerini mühürlemiş ve gözlerini kör etmiştir. Dolayısıyle doğruyu göremezler ve hidayete eremezler.

*Darb-ı meselden maksat, duyu organlarıyla hissedilebilecekmiş gibi uzağı yakınlaştırmak ve manadaki kapalılığı gidermektir, darb-ı mesellerin ruhta fevkalade tesiri vardır. "İşte biz, insanlara bu darb-ı meselleri getiriyoruz; fakat bunları ancak bilenler düşünüp anlayabilir."(Ankebût Sûresi, 29/43)O

*Yüce Allah bu âyetlerde münafıkları, onların dalâlete saplandıklarını gösteren ve herbiri son derece çirkin ve âdi olan on sıfatla nitelemiştir. Bu sıfatlar: Yalancılık, aldatma, hile, beyinsizlik, alay etme, yeryüzünde fesat çıkarma, cehalet, sapıklık, şüphe ve tereddüt içinde bulunma ve mü'minlerle alay etmedir. Allah bizi, münafıkların bu hususiyetlerinden korusun.

 *Şunu da düşünmeli ki, Allah niçin buyurarak "nûr" kelimesini müfret(tekil) zikretti de, "onları karanlıklarda bıraktı" buyurmak suretiyle, "zulmet" kelimesini çoğul olarak kullandı.'Çünkü hak yol tektir. O da Allah'ın doğru yoludur. Ondan başka Allah'a ulaştıran hiçbir yol yoktur. Bunun tersine birçok bâtıl yol vardır ve çeşitli dallara ayrılmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah birçok âyet-i kerimede "Hak" kelimesini müfret, "bâtıl" kelimesini çoğul zikretmiştir. Meselâ: "Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.

 *Halk, icat etmek ve örneği olmaksızın yaratmaktır. Bu kelimenin luğat manası "ölçmek" demektir. Bir kimse takunyayı ölçü aleti ile ölçüp, düzgün bir şekilde yaptığında Araplar Haleka'n-na'le derler.

 *Beyzâvî şöyle der: Allah yerküresini, yayılmış bir döşek gibi insanların üzerinde oturmalarına ve uyumalarına elverişli kıldı. Bu durum, yerin düz olmasını gerektirmez. Zira onun hacmi büyük olduğu için, küre şeklinde olması, üzerinde yaşamaya mani değildir.(Beyzâvî. 1/ 16)

İbn Kesir şöyle der: "Yüce Allah tek ilah olduğunu açıklamaya, kullarını yoktan yaratması ve onlara bunca nimetler vermesi sebebiyle, nimet verenin sadece kendisi olduğunu ifade ederek başladı. Burada semadan maksat bulutlardır. İnsanların ihtiyacı anında buluttan yağmuru indiren de Yüce Allah'tır. O. bu yağmurla,insanlar ve hayvanlar için rızık olarak birçok ürün ve meyveler yaratır. Bu şu demektir; Allah Teâlâ yaratandır, rızıklandırandır, dünyanın ve o dünyada yaşayanların sahibi ve rızıklarmı verendir. İşte bunun içindir ki, ibadete layık olan sadece odur, başkası O'na ortak koşulamaz.(Muhtasar-ı İbn Kesir. 1/38)

 *İbn Kesir der ki: "Araplar milletlerin en güzel konuşanı olmalarına rağmen Kur'an kendilerine meydan okuduğunda ona karşı çıkmaktan âciz kaldılar. Len edatı, gelecekte sürekli olumsuzluk ifade eder. Manası: "Ebediyyen onun bir benzerini getiremeyeceksiniz" demek olur. İşte bu da başka bir mucizedir. Zira Yüce Allah kesin bir şekilde ve hiçbir şeyden asla korkmaksızın, ebediyyen ve sonsuza değin bunun bir benzerinin getirilemeyeceğini haber vermiştir. Durum O'nun haber verdiği gibi olmuş ve o tarihten zamanımıza kadar bir benzeri getirilememiştir. Kim Kur'an üzerinde düşünürse, onda i'câz yönlerinden, gerek lafız, gerekse mana yönünden açık ve gizli birçok sanat bulur. Arap dilini bilen ve kelamın çeşitli kalıplara göre aldığı manayı anlayan kimseler, Kur'an'ın tamamının son derece açık olduğunu görürler."(Muhtasar-ı İbn Kesir 1/45)

 *İbn Abbas (r.a.) da: " Cennette olan hiç bir şey dünyadakilere benzemez. Sadece isimleri birbirine benzer" der.

 *Arap dilinde fısk kelimesinin asıl manası, bir şeyden çıkmak demektir. Allah'a itaatten çıktığı için münafığa fâsık denir. Ferra bu kelimeyi şöyle açıklar: Fâsık, çıkan manasına olup, Arapların "hurma kabuğundan çıktı" manasına gelen sözünden alınmıştır. Fâsığa Allah'a itatten çıktığı için fâsık denilir. Fareye de, zarar vermek maksadıyla, deliğinden çıktığı için küçültme ismi olarak füveysika denir. (Râzi, Tefsir-i Kebir, 11/147)

*Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de sinek ve örümceği zikredip bunlarla müşriklere darb-ı mesel getirince Yahudiler buna güldü ve şöyle dediler: "Bu, Allah kelâmına benzemiyor. Allah bu âdi şeyleri anlatmakla ne kasdediyor? Bunun üzerine bu âyetler nazil oldu. (Kurtubi, 1/244, Sâvi, 1/17)

*Müberred şöyle der: "İz edatı, geniş zaman(muzari fiili) fiili ile birlikte kullanıldığında, geniş zamanın manası geçmiş zaman olur. İzâ edatı da, mazinin başına geldiğinde onun manasını gelecek zamana çevirir.

*Bazı ilim adamları şöyle der: Yüce Allah'ın meleklere Âdem (a.s.)'i yaratacağını ve onu yeryüzünde kendine halife kılacağını haber vermesi, kullarına, işlerine girişmeden önce danışmayı öğretmek içindir.

 *İbnu'l-Cizzi: Meleklerin, Âdem oğullarının fesat çıkaracağını bilmeleri, Allah'ın bu hususta kendilerine bilgi vermesiyle olmuştu" der. Bazıları da şöyle der: "Yeryüzünde cinler vardı.Fesat çıkarttılar. Allah onlara melekler gönderdi de melekler onları Öldürdü. Bunun için, melekler Âdemoğullarını onlara kıyas etmişlerdir.(et-Teshîl, 1/43)

*İblis, şeytanın adıdır. Arapça değildir. Bir görüşe göre, ümitsizliğe düşmek mânâsına olan iblâs kelimesinden türemiştir.

*Meleklerin Âdem (a.s.)'e secdeleri, namaz ve ibadet secdesi gibi bir secde olmayıp tazim, hürmet ve selam secdesidir. Zemahşerî şöyle der: "Allah'a secde ibadet için olur. O'ndan başkasına secde ise hürmet ve tazim için olur. Meleklerin Âdem (a.s.)'e secdesi, Yakup (a.s.) ve oğullarının Yusuf (a.s.)'a secdesi bu kabildendir.(Keşşaf, 1/95)

*İblis meleklerden midir?

Cevap: Müfessirler bu konuda iki farklı görüş belirtmişlerdir.

Bir kısmı, âyetindeki istisnayı delil göstererek, onun meleklerden olduğu görüşünü savunmuşlardır. Diğerleri ise, buradaki istisnanın, istisna-i munkati' olduğunu, dolayısıyla İblis'in meleklerden değil, cinlerden olduğu görüşünü savunmuşlardır. Hasan-ı Basrî ile Katâde bu görüştedirler. Zemahşerî de bu görüşü tercih eder. Hasan-ı Basrî: "İblis, bir an bile meleklerden olmamıştır." der. Biz de, aşağıdaki delillere dayanarak ikinci görüşü tercih ediyoruz:

1. "Onlar(Melekler), Allah' ın kendilerine emrettiği şeylere karşı gelmezler"(Tahrim sûresi, 66/6) mealindeki âyette de ifade edildiği gibi melekler isyandan münezzehtir. İblis ise Allah'ın emrine karşı gelmiştir. 

2. Melekler Nurdan, İblis ise ateşten yaratılmıştır. Dolayısıyla, yaratılışları farklıdır.

 3. Meleklerin zürriyeti yoktur. İblis'in ise, "şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun zürriyetini mi dost ediniyorsunuz" (Kehf sûresi, 18/50) mealindeki âyette de ifade edildiği gibi, İblis'in zürriyeti vardır.

 4. "İblis cinlerdendi. Rabbi'nin emrinden dışarı çıktı" (Kehf sûresi, 18/50) mealindeki âyette, onun cinlerden olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir. Allah'ın bu sözü hüccet ve delil olarak yeter.

 *İyyaye; Mefulün öne alınması hasr ifade eder

 *Birr, bol hayır ve iyiliktir. Genişliğinden dolayı yeryüzüne de berr ve berriyye denilmiştir.

 *Nisyan, terketmek mânâsına gelir. Nitekim, "Onlar Allah'ı terk ettîler. Allah da onları terketti" (Tevbe sûresi, 9/67) mealindeki âyette de nisyandan maksat, terketmektir. Ayrıca bu kelime, "Ne var ki, Âdem ahdi unuttu. Onda azim bulamadık" (Tâhâ sûresi, 20/115 )mealindeki âyette olduğu gibi unutmak mânâsına da kullanılır.

*Geniş zaman kipi yenilenme ve sonradan olma ifade eder.

*Başkasını hidayete çağırıp, kendisi onunla amel etmeyen kimse insanları aydınlatıp kendisini yakan kandile benzer.

Şâir şöyle der:

"Nasihata önce nefsinden başla. Onu kötülükten nehyet. O kötülüğe sen verirse, işte o zaman sen hakîm bir kişi olursun, senin nasihatin tutulur ve görüşüne uyulur. Öğretmek de fayda verir."

Ebu'l-Atahiyye de şöyle der: "Sanki sen, takva sahibi imişsin gibi takvayı anlattın. Halbuki senin elbiselerinden günah kokuları yayılıyor." 

 Bir diğer şâir şöyle demiştir: "Takva sahibi olmayıp da insanlara takvayı emreden kişi, kendisi hasta olduğu halde, insanları tedavi eden doktor gibidir." 

*Âl kelimesi; Bu kelime, özellikle, kral ve benzeri önemli ve şânı yüksek kimseler hakkında kullanılır. Herhangi bir kimse için kullanılmaz. Meselâ ayakkabıcı ve yularcının âli denmez.

*Belâ, imtihan ve deneme demektir.

*Bâri; daha önce benzeri olmaksızın bir şeyi yaratan demektir. "Beriyye" mahlukat demektir.

*Kuşeyrî der ki: "Kim, Allah uğrunda O'nun hükmüne sabrederse, Allah da ona, veli kullarıyla arkadaş olmayı nasib eder."

*Rağıp el-İsfehânî şöyle der: Ricz'in semaya tahsis edilmesi, iki türlü azab olduğunu gösterir. Birincisi, yıkmak ve boğmak gibi, insanlar veya diğer mahlukat vasıtasıyla gelen ve defedilmesi mümkün olan azaptır. İkincisi ise, taun, gökten inen ateş ve ölüm gibi, insan gücüyle def edilmeyecek azaptır.

-devam edecek-

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Adem, 2022-08-07 19:15:07

İstifade etmek istiyorum.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-8

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-8

Bakara: 213: بَغْياً Bağy, azgınlık ve taşkınlık demektir.

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-7

Bakara: 196: نُسُكٍ kelimesi, aslında ibadet manasınadır. Kurban kesmek de, mü'minin Al

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-6

Bakara: 183: “Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yüce Allah, Ya-hudilere de

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

*Bakara:130’daki Sefeh'in asıl mânâsı hafifliktir. Hafif yulara denir.Süfehâ, câhil, zayıf

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-3

Ebu Hayyan şöyle der: İstiska, su bulunmadığında veya az olduğu zaman su istemek demektir.”

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve a

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal ar

SİTE HARİTASI