Cevaplar.Org

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal arısı gibi topladığı özü bizlere sunmuştur. Bu eserinde tefsirlerde her bir ayetle alakalı görüşlerin en sağlamını seçmiş, özetlemiş ve kolay ve anlaşılır bir tefsiri bizlere sunmuştur. Aynı zamanda bu tefsir akli ve nakli tefsirleri birleştirmiştir.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2022-05-17 09:13:02

Takdim

Değerli ziyaretçilerimiz, geçen hafta muhterem Mahmud Toptaş Hocamızın "Şifa Tefsiri"nden derlediğimiz notların son bölümün paylaşmıştık. Bu haftadan itibaren ise Suriyeli meşhur alim merhum Muhammed Ali Sabuni'nin Safvetü't Tefâsir adlı eserinden tuttuğumuz notları istifadenize arz etmeye başlıyoruz. Cenab-ı Hak tamamını neşretmeyi nasip etsin inşallah.

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal arısı gibi topladığı özü bizlere sunmuştur. Bu eserinde tefsirlerde her bir ayetle alakalı görüşlerin en sağlamını seçmiş, özetlemiş ve kolay ve anlaşılır bir tefsiri bizlere sunmuştur. Aynı zamanda bu tefsir akli ve nakli tefsirleri birleştirmiştir.

Müellif, eserde önce tefsir edeceği sureyi tanıtmış, ardından tefsir edeceği ayetlerde geçen kelimeleri izah etmiş, akabinde öz olarak surenin tefsirini yapmıştır. Ve sonrasında ayetlerde geçen edebi sanatları Arap dili ve edebiyatı açısından açıklamış, "faydalı bilgiler" başlığı altında ise, konuyla alakalı çok çarpıcı bilgilere yer vermiştir.

Merhum Ebul Hasan en Nedvi diyor ki; "Bu asırda zamanın az, azimlerin zayıf ve zihinlerin dağınık olması sebebiyle bu tür teliflere diğer asırlardan daha çok ihtiyaç vardır. Bundan dolayı değerli arkadaşımız muhterem üstad Muhammed Ali Sabuni, Safvetü't Tefâsir adlı kitabını yazmada tam manasıyla başarılı olmuştur. Çünkü tefsiri öğrenmek isteyenlere uzun bir zaman kazandırmış ve ellerinden tutarak, onları araştırmaların özüne ve tefsirlerin özetine ulaştırmıştır.

Böyle bir çalışmayı ancak geniş araştırma yapmış, zevk-i selim sahibi ve öğretme sanatında başarılı kimseler yapabilir.

Bu çalışmasıyla es Sabuni, ilim talebelerinin ve tefsir ilmiyle meşgul olanlarının teşekkürüne hak kazanmıştır. Allah ona hayırlar ve bol sevaplar ihsan etsin ve kabul buyursun." Salih Okur/cevaplar.org

Fatiha Suresi

*Kur'an-ı Kerîm'e bu sûre ile başlandığı için "el-Fatiha (açan)" diye isim verilmiştir.

*Fatiha sûresi diğer sûrelerin aslı durumundadır. Bundan dolayı buna "Ümmü'l-Kitab (Kitab'ın anası)" denilir. Çünkü bu sûre kitab'ın esas maksatlarını kendisinde toplamıştır

*Besmelenin Tefsiri: "Bütün işlerimde Allah'tan yardım dileyerek ve sadece O'ndan medet umarak, herşeyden önce O'nun adıyla ve zikriyle başlarım. Çünkü O Rab'tır, itaata layık olan yalnız O'dur. O, lütuf ve kerem sahibidir, rahmeti engin, lütuf ve, ihsanı boldur, rahmeti herşeyi kuşatan ve lütfü bütün mahlukatı kapsayandır."

*Taberî şöyle der: "Zikri yüce ve isimleri mukaddes olan Allah, peygamberi Muhammed (s.a.v.)'i, bütün işlerinde, önce kendisinin güzel isimlerini zikretmeyi öğreterek yetiştirdi. Bunu, bütün mahlukatı için, uyacakları bir sünnet ve takip edecekleri bir yol kıldı. Bir kimsenin, bir sûreyi okumak istediğinde bismillahirrahmanırrahim demesi, onun maksadının, "Allah'ın adıyle okuyorum" demek olduğunu gösterir. Diğer işlerde de durum aynıdır(et-Taberi, Câmiu'l-beyan 1/37. Mısır-1321)

Ahmed b. Hanbel'in, Müsned'inde rivayet ettiğine göre, Übeyy b. Ka'b Fatiha sûresini Rasulullah (s.a.v.)'a okumuş, bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a andolsun ki, bu okuduğunun bir benzeri ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da ve ne de Kur'an'da indirilmiştir. O seb'ul-mesânî (tekrarlanan yedi âyet) ve bana verilen yüce Kur'an'dır" . Bu hadis-i şerif, Hicr sûresi'nde bulunan "Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi (âyeti) ve bu yüce Kur'an'ı verdik(Hicr Sûresi, 15/87) mealindeki âyete işaret etmektedir.

*Bu sûreye el-Fâtiha, Ümmü'l-Kitâb, es-Seb'ul-mesâni, eş-Şâfiye, el-Vâfiye, el-Kâfiye, el-Esâs ve el-Hamd isimleri verilmişitr. Allâme Kurtubî bu isimleri tefsirinde saymış ve bu sûrenin oniki isminin olduğunu söylemiştir.(Kurtubî, Camiu'l-beyan, 1/133.)

*Hamd, zemmin zıddı olup, şükürden daha umumî bir mânâ ifade eder. Çünkü şükür, nimet karşılığı olur, hamd böyle değildir.

*Âlem kelimesi, raht (3-10 arası topluluk) kelimesi gibi aynı lafızdan müfredi olmayan cins isimdir. Bu kelime insanları, cinleri, melekleri ve şeytanları içine alır. Ferrâ da böyle demiştir. "Alem" kelimesi "alâmet" kelimesinden türemiştir. Zira âlem, yüce yaratıcının varlığına bir alâmettir.

*Bunların herbirinde, diğerinde bulunmayan ayrı ayrı manalar vardır. Zira "Rahman", rahmeti büyük manasınadır.Çünkü (fa'lân) kalıbı, birşeyin çokluğunu ve büyüklüğünü ifade etmede kullanılan mübalağa sığasıdır. Bu siğa, sürekliliği gerektirmez. Nitekim çok kızgın manasına gelen "gadbân" ve çok sarhoş manasına gelen "sekran" böyledir. Rahim kelimesi ise, rahmeti devamlı manasınadır.

 *Elhamdü: Bu cümle, lafzan haber, manen inşâ cümlesidir. Yani"elhamdulillah deyiniz" demektir. Hamd'in Allah'a mahsus olduğunu ifade eder.

*Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz" Bu cümlede üçüncü şahıstan ikinci şahsa dönüş sanatı vardır. Eğer kelam, aslı üzere devam etseydi "Yalnız ona ibadet ederiz" derdi. Tümlecin yüklemden önce söylenmesi(İyya ke nağbudu) ise tahsis ifade der."Senden başkasına ibadet etmeyiz" demek olur Nitekim "Yalnız benden korkun(Bakara sûresi: 2/40)buyurulmuştur.

* "Namazda ve namaz dışında ağır ağır, huşu ve huzur içerisinde okumaya ve âyet sonlarında durmaya çalış. Zorlanmadan ve teğanni yapmadan, mânâyı ihmal edecek şekilde lafızlarla meşgul olmadan tecvid ve nağmelerle tilavetin hakkını ver. Çünkü bu şekilde okumak manayı anlamaya yardımcı olur ve kurumuş olan göz yaşlarını harekete geçirir. Kalbe, tefekkür ve huşu içerisinde Kur'an okumaktan daha faydalı hiçbir şey yoktur"(Hasan el Benna(r.h)

Bakara Suresi

*Bu mübarek sûrenin üçte birinden fazlası Yahudilerden bahseder.

*Genel olarak takva "kulun Allah'ın emirlerinden ayrılması ve yasaklarından sakınması manâsına gelir."

*Gayb, duyu organlarının idrakinin dışında kalan şey demektir. Gizli ve saklı olan herşeye gayb denir. Cennet, cehennem, haşr ve neşir bu kabildendir. Râgıb el-İsfehani gaybı: "duyu organlarının algılayamayacağı şeydir (Rağıp el-İsfehani, el-müfredat, s. 367, Beyrut, ty) diye tarif eder.

*Felah, başarmak ve kazanmak demektir. Ebu Ubeyde: "Bir miktar hayır elde eden herkese müflih denilir(Mecâzü'l-Kur'an 29) der. Beyzavi de bu kelimeyi şöyle açıklar: "Müflih, zafer yolları kendisine açılmışçasına, istediğini elde eden kimse demektir.(Mecâzü'l-Kur'an 29) Felah, lügatte: "Yarmak ve kesmek mânâlarına gelir. Arapların "Demir demirle yarılır", sözünde felah kelimesi bu manada kullanılmıştır. Yeri, sabanla yardığı için, çiftçiye de "fellah" denilmiştir. 

*Büyük âlim İbn Kesir şöyle der: "Sûre başlarında bu harflerin zikredilmesi, Kur'an'ın i'câzını açıklamak ve insanların kendi konuşmalarında kullandıkları harf ve kelimelerden meydana geldiği halde onun bir benzerini getirmekten âciz olduklarını göstermek içindir." Araştırmacıların çoğunun görüşü böyledir. Zemahşerî bu görüşü Keşşaf adlı tefsirinde şiddetle savunmuş, Ibni Teymiyye de bunu kabul etmiştir. İbn Kesir, şöyle devam eder; Bundan dolayı, bu harflerle başlayan her sûrede mutlaka Kur'an'ın zaferi, i'câzı ve azameti zikredilir.

*İbn Abbas şöyle der: "Namazı ikame etmek, rükû , sucûd, tilavet ve huşuunu tam yapmak demektir."(Taberi, 1/79. Mısır- 1321; Muhtasar-ı İbn Kesir 1/29, Celâleyn)

*Âhirete, dünyadan sonra geldiği için âhiret ismi verilmiştir.

*İnzâr, korkutarak haber vermektir. Korkutma olmazsa buna inzâr değil, i'lâm ve ihbar denilir.

*Hatm, içine herhangi bir nesne girmesin diye, birşeyi kapatıp üzerine mühürlemek demektir. Kitabı hatmetmek de bu kelimeden gelir.

*Müfessirler şöyle der: "Hatm, kapatıp mühürlemek demektir. Bu da şöyle olur: Kalplerdeki günahlar çoğalınca, onlardaki basiret nuru silinir. Artık, böyle kalplere iman, girecek bir yol bulamadığı gibi, küfür de bunlardan çıkış yolu bulamaz. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Tam aksine, küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur. En-Nisa, 4/155. Geniş bilgi için bakınız, Muhtasar-ı İbn Kesir, 7/32. Beyrut, 1981

 *İbn Fâris şöyle der: "İnsanın sağlığını yok eden herhangi bir illet, veya münafıklık veya, herhangi bir şeydeki eksikliğe maraz denir."

 *Sefih; câhil, dar görüşlü ve kâr ve zarar gelecek şeyler hakkında bilgisi az olan kimse demektir. Kelimenin aslı, hafiflik manasına gelen sefehdir. Sıfat olarak sefih, aklı az demektir. Luğat âlimleri sefeh kelimesini akıl noksanlığını gerektirecek şekilde hafiflik ve dar görüşlülük olarak açıklarlar. Bunun zıddı hilimdir.

*Tuğyan, her hususta haddi aşmaktır. "Su taştığı vakit sizi gemide biz taşıdık"(el-Hakka sûresi, 69/11) mealindeki âyette de tuğyan kelimesi yükselmek ve haddi aşmak manalarında kullanılmıştır. Bu kelimeden türemiş olan (Tâğiye) kelimesi de inatçı ve zorba demektir.

*Fahr-i Râzi şöyle der: "Ameh ile amâ eş anlamlıdır. Ancak amâ kelimesi daha umumi olup hem maddî, hem de manevî körlük için kullanılır. Ameh ise, ne tarafa gideceğini bilmeyen kimsenin tereddüd ve şaşkınlığı manasını ifade edip sadece manevî körlükte kullanılır...(Tefsir-i Kebir, s/71)

*Semâ, lügatte kişinin üstünde olan ve onu gölgelendiren her şeye denir. Evin tavanına sema denilmesi de bundandır. Yağmur semadan indiği için yağmura da semâ denir...

-Devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-2

İbn Kesir şöyle der: "Nifak, hayır gösterip arkasında bir şer gizlemektir. Nifak itikadi ve a

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-1

Safvetü't Tefâsir adlı bu kıymetli eserinde ise merhum üstad, muteber tefsirlerden bir bal ar

İnsanlar yalnız inandık demeleri ile bırakılıveriliceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?

Ankebut, 2

GÜNÜN HADİSİ

İşçinin alın teri kurumadan hakkını veriniz.

İbn-i Mace

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI