Cevaplar.Org

KAŞIKÇI ALİ AMCA

Geçen gün caminin doğu kapısının duvarının dışında, hemen duvar dibinde gördüm Ali Amca’yı. Eğilmiş bir fidanı suluyordu. Yanına varıp selam verdim. Selamımı alan Ali Amca, şöyle bir başını kaldırıp baktıktan sonra işine devam etti.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2022-05-17 08:55:22

Geçen gün caminin doğu kapısının duvarının dışında, hemen duvar dibinde gördüm Ali Amca'yı. Eğilmiş bir fidanı suluyordu. Yanına varıp selam verdim. Selamımı alan Ali Amca, şöyle bir başını kaldırıp baktıktan sonra işine devam etti.

"Ali Amca: "Bu hangi ağacın fidanıdır?"diye sordum. "Ceviz ağacının fidanıdır."dedi. Benim onunla konuşmak istediğimi anlayınca o seksene yaklaşan vücuduyla yavaş yavaş doğrulup bana döndü sonra da anlatmaya başladı:

 "Bu fidanı yakında diktim. Korumak için şu gördüğün çeperi yaptım. Her gün beş vakit bu camiye gelirken ona bakar, onu sular, onu büyütmeğe çalışırım.

Eğilip iyice fidana baktın. Gerçekten ceviz ağacı fidanıydı ve etrafına sert çubuklar dikilerek iple çevrilip koruma altına alınmıştı. Fidan daha bir karış kadardı. Ali Amca fidana öyle bir ilgiyle sevgiyle bakıyordu ki sanki o bir ağaç fidanı değil de bir insan yavrusuydu. Onun o içtenliğini, o ağaç sevgisini yakından görünce ona sevgim daha çok arttı. O da bunu fark edince doğrulup dedi ki:

-Bak arkadaşım, asıl sana şuradaki fidanı göstereyim. Onu bir yıldır gözüm gibi koruyup büyütmeğe çalışıyorum.

Ali Amca böyle dedikten sonra beni alıp cami bahçesinin doğu kapısından içeri girerek sağ taraftaki duvarın dibinde sıralı ağaçların arasındaki bir yere götürdü. Burada küçük, kısa, ince, el kadar bir ıhlamur fidanı vardı. Ali Amca onun etrafına da bir koruma çemberi oluşturmuştu.

Bu ıhlamur fidanını görünce aklıma bir zamanlar bulunduğum Almanya'nın Ulm şehrindeki bir cadde geldi. Eski Ulm'da yer alan, Tuna Nehri'ni besleyen büyük bir çayın üstündeki köprüden şehir merkezine doğru ilerleyen bir cadde, sağlı sollu ıhlamur ağaçlarıyla kaplıydı. Hele bahar mevsiminde o caddede ıhlamur kokuları içinde yürümek, o şırıl şırıl akan çayın üstündeki küçük köprüden onun hırçın akışını seyretmek, zevklerin en büyüğüydü. Bunları hatırladım. Ali Amca'nın diktiği bu ıhlamur ağacı yıllar sonra belki de biz görmediğimiz bir zamanda, çiçek açacak, denize nazır bu Fatih Camii'nde Ulm Şehri'ndeki o huzuru ve o yaşama sevincini Bandırma'da verecekti.

Bu duygularımı, Almanya'da gördüklerimi de ekleyerek Ali Amca'ya anlattım. O da bir an hafızasını yoklayarak buna benzer bir şey hatırlayıp anlatmaya başladı:

-Almanya'ya gitmeye gerek yok. Benim çocukluğumda, hatta gençliğimde Çanakkale'ye girdiğimizde hemen o ana caddenin, sağlı sollu kenarları aynen öyleydi. İki taraf da sıra sıra dizilmiş koca ıhlamur ağaçlarıyla doluydu. Baharda bu caddenin kokusuna hayran kalırdı insanlar. Yazın burada ıhlamur ağaçlarının gölgesine doyulmazdı. Şimdi hiçbiri kalmadı. Yerlerinde yeller esiyor. Ne ıhlamur ağaçları kaldı, ne de o "Eski Çanakkale Yolu."

O gün Ali Amcayla sohbetimiz bu kadar sürdü.

 Oldum olası uygun zamanlarımda, bazen parklarda, bazen kahvelerde, bazen de böyle camilerde gördüğüm ihtiyarlarla sohbet ederim. Onların hal hatırını sorup onların hayat hikâyelerini dinlerim. Onlara zaman ayırmak bana zevk verir. Öyle ihtiyarlara ve o ihtiyarların yaşadıkları öyle anılara, hikâyelere, biyografilere rastladım ki bütün insanların kaleme aldığı, sahneye koyduğu ve filme, diziye aktardığı dramlardan, komedilerden ve trajedilerden daha zengin bir dünyadır ihtiyarların susup anlatmadıkları o unutulmaya yüz tutmuş hikâyeler.

Dün akşam teravih namazını bitirmiş, Ali Amca'nın diktiği ceviz ağacı kapısından çıkmış, arabaya doğru ilerliyordum. Arkamdan Ali Amca'nın da yaklaştığını gördüm. Onu bekleyerek hal hatır sordum.

Bandırma'dan Erdek'e giden çevre yolunun Bandırma çıkışındaki denize nazır bu Fatih Camii'nin biraz ötesindeki kendi evinde oturan Ali Amca'nın kısaca hayat hikâyesini dinledim. Seksenlik bu ihtiyarın işçi emeklisi olduğunu, bu camide kadrolu müezzin olmadığı için müezzinlik yaptığını, cami bahçesinin ağaçlandırılmasında, temizliğinde emeği olduğunu öğrendim. Anadolu'nun kışını da yazını da görmüş, kederini de hazzını da yaşamış bir insandı Ali Amca. Bizim onun halini hatırını sormamız hoşuna gitti. Gülerek selamlaşıp ayrıldık.

Ertesi akşam yine teravih namazından sonra arabanın yanına doğru ilerlerken Ali Amca'nın da bize doğru geldiğini gördüm. Karşılaşınca hemen durup tebessüm ederek bir poşete sarılı beyaz bir şey çıkardı. Poşeti açınca bu çıkardığı şeyin bir tahta kaşık olduğunu gördüm. Yeni yapılmış, sanat değeri olan, hala üzerinde yapıldığı ağacın kokusunu taşıyan hediyelik kaşığı Ali Amca bize uzatarak bunu bu gün bizim için yaptığını söyledi. Bunu hediye olarak alıp evimize götürmemizi ve her gördükçe ona dua etmemizi istedi.

İşinin kaşık yapmak olduğunu, her dostuna bir kaşık yapıp hediye ettiğini, bizim bu gün bu hediye verilenlerin arasına girdiğimizi belirtti. Aynı zamanda bu kaşık yapma sanatının ticaret için, para kazanmak için yapmadığını söyledi. Böyle bir çalışmasının olmadığını, sadece hobi olarak yapıp dostlarına ve ahbaplarına hediye etiğini ifade etti.

Kaşık çok kibar ve estetikti.

Ali Amca çok kibar ve nazikti.

Ali Amca'nın bu hediyesiyle bana şöyle demek istediğini anladım:

"-Dostum, tahtadan kaşıklar yapıyorum, tahtanın aslı ağaçtır. Bu tahta kaşıklarla demek istiyorum ki ağaç dikin, ağaçları koruyun ve ağaçları sevin, onlar size Allah'ın hediyesidir."

Artık ne zaman cami avlularında bir koca çınar görsem; serviler, gürgenler, palamutlar, söğütler, kavaklar görsem aklıma Ali Amca gelecek.

Eğer her caminin bir Ali Amca'sı olmasaydı, cami çevreleri bu kadar yeşil, cami bahçeleri bu kadar gölgeli ve camiler bu kadar güzel olur muydu?

14.04.2022

Bandırma

İbrahim Köse

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KIZIL İCAZ BİRİNCİ VE İKİNCİ BEYİT

KIZIL İCAZ BİRİNCİ VE  İKİNCİ BEYİT

Burada Abdülmecid Efendi اي ترتب النتيجة علي المقدمات عادي لااست

ÖNSÖZ YERİNE

ÖNSÖZ YERİNE

Sahâbe, asr-ı nûr ve asr-ı hakîkat olan asr-ı Sahâbede(1) “Nübüvvet-i Ahmediye (aleyhissa

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-5

Bakara:163; Dâbbe lafzı hem sürüngenleri, hem insanları, hem de hayvanları kapsar. Ata b. Ebi

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

Eşlerin Birbirinden Üstün Oldukları Noktalar: Kur’ân, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ ع

SORU SORMA AHLAKI

SORU SORMA AHLAKI

İlim talebesinin önem arz eden vazifelerinden biri bilmediği ve kapalı kalan hususları sormayı

MEALCİLERİN SÜNNET HAKKINDAKİ ŞÜPHELERİ VE BUNLARA VERİLEN CEVAPLAR

MEALCİLERİN SÜNNET HAKKINDAKİ ŞÜPHELERİ VE BUNLARA VERİLEN CEVAPLAR

Modernist İlahiyatçı kesimin yedinci ve sekizinci şüphelerine cevapla

HÜSEYİN BİÇER (1923 -2018) 

HÜSEYİN BİÇER (1923 -2018) 

7 Ekim 2014 tarihinde Ankara Yenimahalle’de Üstad’ımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini z

HİCRET VE HAREKET

HİCRET VE HAREKET

Hicret, tâ ezelden ebede, âlem-i vücubdan âlem-i imkâna, daire-i ilimden daire-i kudrete, tâ

BEDİÜZZAMAN KASİDESİ-1. KISIM

BEDİÜZZAMAN KASİDESİ-1. KISIM

Kadir Mevlâm ne insanlar yaratmış. Serdâr etmiş müminlerin üstüne. Onun hikmetine akıl er

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

Eğitimin esasını oluşturan ve öğrencinin eğitimde başarısı için temel dinamiklerden biri

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

SAFVETÜ’T TEFASİR NOTLARI-4

*Bakara:130’daki Sefeh'in asıl mânâsı hafifliktir. Hafif yulara denir.Süfehâ, câhil, zayıf

Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Kevser:2

GÜNÜN HADİSİ

İki müslüman birbiriyle karşılaşıp da el sıkışılarsa, ayrılmazdan evvel günahları bağışlanır.

(Riyazü's-Salihin)

TARİHTE BU HAFTA

*Eğriboz Adası'nin fethi(12 Ağustos 1470) *Kanuni Sultan Süleyman Han'in Tebriz'i fethi(13 Ağustos 1534) *Haçlı Ordusu'nun Kudüs katliami (15 Ağustoz 1099) *Gölcük Depremi(17 Ağustos 1999) *Misak-i Milli'nin TBMM'de de kabûlü(19 Ağustos 1920)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI