Cevaplar.Org

MUSTAFA POLAT HOCAMIZDAN HATIRALAR

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir alimimizin bir seydamızın bazı hatıralarını ve ilim serüveninden bazı parıltıları sizlerle paylaşacağız inşallah. Tertemiz insanlarımızın yaşadığı güzel şehrimiz Adıyaman’dan Seyda Mustafa Polat hocamızla bir tevafukla tanıştık ve kendilerini tanımaktan çok memnun olduk.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2022-02-23 21:14:35

Takdim  Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir alimimizin, bir seydamızın bazı hatıralarını ve ilim serüveninden bazı parıltıları sizlerle paylaşacağız inşallah. Tertemiz insanlarımızın yaşadığı güzel şehrimiz Adıyaman'dan Seyda Mustafa Polat hocamızla bir tevafukla tanıştık ve kendilerini tanımaktan çok memnun olduk. 

Hocaefendi'den hatıralarını rica ettiğimizde engin tevazusu yüzünden ilk başta çekimser kaldıysa da ısrarlarımızı sürdürdük. Sonunda kısa da olsa hocamızın bazı hatıralarını derleyebildik. Kendilerine bir kere daha teşekkür ederken söyleşimizin istifadeye medar olmasını dilerim. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org 

 -Hocam, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

-1946 yılında Adıyaman'ın Samsat ilçesinin eski ismi Zurna (yeni ismi Bayırlı) köyünde doğdum. Dört kardeşiz. Annem ve babam dindar kimselerdi. Okuma yazmaları yoktu ama dinlerine çok bağlıydılar.

Ben beş yaşındayken Adıyaman'a taşındık. Adıyaman o zaman Malatya'ya bağlı bir ilçeydi. Adıyaman 1954'de vilayet oldu. Yaşım geldiğinde ilkokula kaydoldum. İlkokula devam ettik. İlkokulu bitirdikten sonra babama; "Beni ortaokula yazdır" dedim. Babam; "yok ben seni okula göndermeyeceğim" dedi. Ben bir hafta okula göndermesi için ağladım. Ama babam kararından vazgeçmedi.

O zaman okumak için hem bizim ekonomik durumumuz müsait değildi. Hem de Adıyaman'da sadece iki ilkokul ve bir de ortaokul vardı. Lise bile yoktu. Adıyaman o zaman çok küçük bir yerdi. On bin nüfus ancak vardı.

İSLAMİ İLİMLERE BAŞLAMAM

Dediğim gibi, ben okumakta ısrar ettimse de, babam dinlemedi, "ben seni Kur'an'a göndereceğim, hocaya göndereceğim" dedi. Adıyaman merkeze bağlı Kamışlı diye bir köy var. Orada bir hocaefendi Kur'an okutuyordu. Oraya gittim, beş altı ay kaldım. Kur'an'ı öğrendim. O sıralar bir gün hocamızla köyün dışında bir ağaçlığa gitmiş, oturuyorduk. Oraya komşu köylü bir delikanlı uğradı. Bizim hoca onu durdurdu. Baktım konuşuyorlar. Ben de yanlarına gittim. Kendisi komşu köylüymüş, Diyarbakır'a İslami ilimleri okumaya gitmiş. Tatile gelmiş, bir hafta sonra tekrar Diyarbakır'a dönecekmiş. Ona dedim ki "sen giderken ben de gelmek istiyorum. Gideceğin zaman bana haber ver, beraber gidelim." Kabul etti.

Bir arkadaş daha bize katıldı. O zaman merhum Muhammed Emin Er Hocaefendi Nizip'in Kertişe(Kıratlı) köyünde imamdı. Bize rehber olan, bizi götüren arkadaş dedi ki; "biz orada okuyalım." Oraya gittik. Hocaefendi bize dedi ki; "ya, ben hazır talebeleri de dağıtmışım. Maddi imkanlarımız yok, onun için ben sizi alamayacağım. Bu yakın köyde bir hocaefendi daha var. Adı Molla Recep. Ona gidin, o sizi okutsun" dedi. Gittik, orada da bir gece kaldık. Molla Recep de bize; "ben de talebeleri dağıtmışım. Bu köylü pek talebeleri beslemiyor" dedi.

Biliyorsunuz bu Muhammed Emin Er, merhum Şeyh Seyda-yı Ciziri'nin halifesi.

-Evet hocam, kendisi Üstadımızı da ziyaret etmiş.

-Evet..Üstadımızı da ziyaret etmiş.

-Ben de kendilerini Ankara'da ziyaret etmiştim hocam.. 

-Doğrudur. Adıyaman'a da bir kaç defa gelmişti. Biz gittik, ziyaretinde bulunduk. Çok iyi bir âlimdi.

 Molla Recep Efendi de öyle deyince biz de Diyarbakır'a gitmeye karar verdik. Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde Adıyamanlı bir vaiz vardı. Adresini daha önce almıştık. Onun yanına gittik. O da bizi Bismil'e bağlı Belli diye bir köy var, oraya yönlendirdi; "orada talebeler var, oraya gidin. Benim de selamımı söyleyin, sizi kabul ederler" dedi.

Oraya gittik. Orada Seyda Molla İbrahim vardı. Yaşlı birisiydi. Çoktan vefat etti. O da "valla yer yok. Buraya yakın köyde benim yaşımda bir arkadaşım var, ben sizi ona göndereyim" dedi. Oraya gittik. O köyün eski ismi Mârân idi.

Bu sefer Mârân'a gittik. Baktık ki üç dört tane daha talebe var. Oradaki hocaefendi bizi kabul etti. Onun ismi de Seyda Molla Mustafa. Onun yanında ilk olarak Arapçaya başladık. Kendisi gençti. Babası vardı; Seyda Molla Hasan. Babası tabii yaşlıydı, talebe okutmuyordu.

Onun yanında bir sene kaldıktan sonra Adıyaman'a izine geldim. Orada Ebuzer Demir isminde bir arkadaş bana dedi ki; "ben Konya'da Abdülmecid Efendi'nin yanında okuyorum." "O zaman beni de götür, ben de onun yanında okuyayım" dedim. Biliyorsunuz, Abdülmecid Efendi Üstad Bediüzzaman'ın talebesi ve kardeşi..

-Siz o zaman üstadı biliyor muydunuz?

-Tabii biliyordum. Benim ağabeyim Adıyaman'ın ilk nur talebelerinden merhum Mahmud Allahverdi'nin yanında terzi kalfasıydı. Biz de onun vasıtasıyla üstad ve risalelerden haberdar idik.

Bir müddet sonra Konya'ya gittim. Ebuzer hoca dedi ki; "Ya Abdülmecid hoca beni de artık okutmuyor, beni de bıraktı" dedi. Artık yaşlanmış. O zaman Ebuzer Hoca da kitap olarak benden yukardaydı. Dedim; "o zaman sen beni okut." İşte orada bir caminin hücresinde ikimiz kaldık. Herhalde yedi sekiz ay belki bir sene sürdü yani.

 O zaman Konya'da fazla alim de yoktu. Tahir Büyükkörükçü hoca vaizdi. Bir de demişlerdi; "Erzurumlu bir alim var, burada talebe okutuyor." Onun yanına da gitmedim.

Baktım ki Konya pek verimli olmuyor. Yemeğimizi kendimiz hazırlıyoruz, bazen aç kalıyoruz. O arkadaşa dedim ki; "ya, ben gideceğim." Adıyaman'a döndüm.

Sonra bize merhum Selahaddin Kaplan hocayı tavsiye ettiler, onun yanına gitmemi söylediler. Selahaddin Hoca o zaman Diyarbakır'a bağlı Metrâni(yeni ismini bilmiyorum) köyünde idi. Merkeze çok yakın bir köy. Oraya gittik. Yanımda bir arkadaşım da vardı. Seyda Molla Selahaddin dedi ki; "ya şu anda burada yer yok. Bu komşu köyde var. Orada Seyda Hidayetullah var, o benim arkadaşımdır. Oraya gidin, okuyun. Eğer burada boşalırsa ben size haber veririm" dedi. O köyün adı da Cirnik idi. Köye gittiğimizde Seyda bizi kabul etti. Zaten başka talebe de yoktu. Orada altı yedi ay kaldık.

-O sırada hangi kitabı okuyordunuz hocam?

-Şerh-i Mugni okuyordum. Daha sonra bize dediler ki; "burada komşu bir köyde Seyda Molla Salih var, onun ilmi daha fazla." Bu sefer onun yanına gittik. Meğer orası da bir ağa köyü imiş. Ağa talebelerden hoşlanmıyor, onlara kızıp bağırıyor, çağırıyordu. Orada da fazla kalmadım. 

SEYDA MOLLA SELAHADDİN EFENDİ'NİN YANINDA

Molla Selahaddin'in yanına döndüm. "Seyda ben burada okumak istiyorum" dedim. Bizi kabul etti, orada devam ettik. Seyda sıra kitaplarını okutmada o bölgede bir numaraydı yani. Çok iyi bir âlimdi.  Onun için yanına bir çok yerlerden talebeler gelmek istiyordu ama o imkanların üzerinde talepleri geri çeviriyordu.

Caminin bitişiğinde bir hücrede ders görüyorduk. 15-20 kişiydik. Her talebeyi köyden bir ev besliyordu. Mesela akşama doğru elimizdeki tabaklarımızla evlere gider, yemeklerimizi alır, gelir medresede yerdik.

O zaman halk fakirdi, buna rağmen talebelere bakmaya çalışıyorlardı, Allah razı olsun. Ben fakirliğin bir misalini vereyim; Köyün zenginleri ancak mercimek çorbası yapıyordu. Diğerleri bizim Adıyaman'da corban diyoruz, biz çorba var, bezelyenin çok ufağından yapılıyordu. Tatsız tutsuz bir şey. Yani bezelye tadı da yok. Kendilerini bunu yediği gibi, talebeye de ancak bunu verebiliyorlardı. Böyle fakirlerdi ama her ev bir talebe besliyordu.

-Onun yanında hangi kitaba başladınız?

-Sadullah-ı Gevre'ye başladım. Öyle devam ettik işte..O köy de talebelere iyi bakıyordu yani. Onun yanında okumaya devam ettik ya Muhtasar'a kadar. Muhtasar'ın da bir kısmını seydanın yanında okudum.Ondan sonra Seyda oradan ayrıldı, vaiz oldu. Batman'a vaiz olarak tayin ettiler. Biz de geri evimize döndük.

Seyda Molla Selahaddin benim Risale-i Nurl'a alakamı bildiği için, benden kitabı yukarıda olan talebeleri olmasına rağmen, icazet merasimi gibi veya hacı ziyareti gibi yerlere giderken beni yanında götürür, risalelerden ders okuturdu.

Seyda Molla Selahaddin disiplinli birisiydi. Biz talebeler onun yanına yanaşmaktan korkuyorduk. Kendisinin ulemadan, nur talebelerinden çok ziyaretçileri gelirdi. Onlar geldiğinde beni çağırır, ders yaptırırdı.

Onunla alakalı şu hatırayı da anlatayım. Eskiden su şebekeleri yoktu ya. Caminin yanında bir çeşme vardı. Kadınlar oradan güğümlerini doldurur, evlerine su götürürlerdi. Bir cuma günüydü. Seyda hutbeye çıkmış, hutbe okuyordu. O sırada kadınlar su doldururken sıra yüzünden dövüştüler. Caminin içine gürültü patırtı geldi. Seyda hemen o hutbeyi bıraktı, aşağıya indi. Bastonunu eline aldı, o kadınların üzerine yürdü; "cehennem olun, gidin. Biz burada Cuma namazı kılıyoruz. Siz bizi rahatsız ediyorsunuz" diye bağırdı. Tabii o zaman halkın da ulemaya çok saygısı olduğu için, hiç hocaya karşı gönül koymadılar.

Seydayla bir defa da hacca gittik. Ben Adıyaman'dan müracaat etmiştim. O da Maraş'tan birisinin yerine vekaleten gidiyordu. Sene 1991-92 olabilir. Bizim grubu Maraş kafilesine kattılar. Gittik, baktık ki Seyda Molla Salahaddin de bizimle. Böyle hac boyunca beraberdik.

En son ziyaretimiz de Diyarbakır'da olmuştu. Kendisi emekli olmuş, Diyarbakır'a yerleşmişti. Hastaydı o zaman. Hasta ziyaretinde bulunmuştuk.

Daha sonra ben kitaplarımı Adıyaman müftüsü merhum Nureddin(Mehmet Nuri) Öner hocada tamamladım. Kendisi iyi bir âlimdi. Aslen Elazığlı idi o. Çok müthiş bir hafızası vardı. Mesela ben kendisinden Muhtasar'dan bir iki sayfa ders alıyorum. O anda ezberliyor o. Diyor ki; "hele beni bir dinle, bakalım ben ezberlemiş miyim?" Müthiş bir hafıza..Teyb gibi alıyordu yani.

-Siz talebeyken Diyarbakır'da veya o civarda meşhur alimler kimlerdi?

-Diyarbakır müftüsü Salih Tanrıverdi vardı. Batman'da Seyda Molla Kutbeddin vardı. Sergela köyünde Seyda Molla Abdullah vardı. Diyarbakır'da Şeyh Mehdi vardı. Onu da talebeyken bir kere ziyaret etmiştik. Kendisi Şeyh Seyda-yı Ciziri'nin halifesi idi. Dişçilik de yapardı. Daha sonra da bir kaç defa ziyaretine gittim. Anlatıldığına göre kendisi dişçilik de yaptığından, talebelerini kendi kesesinden besliyormuş. Çünkü o medresesinin buluduğu yerde ev filan da yoktu.

İMAMLIK GÖREVLERİM

Medreseden mezun olduktan sonra Adıyaman'a döndüm. 1966'da yılında olsa gerek ilkokul mezunu olduğum için beni vekil imam olarak Adıyaman merkez köylerinden Doyuran diye bir köye verdiler.

Üç ay sonra hocam olan Nureddin Öner hoca beni merkeze aldı. O sırada Adıyaman Ulu Camii imamı emekli olmuştu. Onun yerine beni atadılar. O sırada henüz 18-19 yaşlarındaydım. Orada iki sene vazife yaptıktan sonra 1968'de askere gittim.

Asker olarak Kütahya'ya gittim. Orada dokuz ay kaldık. Acemi eğitiminden sonra bir de çavuş eğitimine aldılar bizi. Oradan da İzmir Çiğli'ye gittik. Çiğli hava alanında görev yaptık.

İzmir'de o askeri binaları Amerikalılar yapmışlar. Bir kısmında biz, bir kısmında onlar kalıyordu. Terhisime sekiz dokuz ay kala Amerikalıların yaptırdığı askeriyedeki camiye imam olarak verdiler. O dokuz ayı da camide geçirdik. Ondan sonra terhis olup Adıyaman'a geri döndüm.

O zaman şimdi gibi değildi. Mesela askere giderken istifa ederek gidiyordun. Şimdi izinli gidiyorsun, geri geldiğinde görevine başlıyorsun. Geldim. Müftü efendi dedi ki; "şimdi merkezde boş yer yok. Boş bir köy var, istiyorsan seni geçici olarak oraya vereyim." Dedim; "hocam, ben köylere gitmek istemiyorum."

Öyle beş altı ay boş gezdik. Sonra müftü efendi Sıratut adlı bir camiye beni verdi. Orada devam ettik. Orada iki sene kaldım. Sonra Kap camii diye bir cami var oraya geçtim. Orada da 24 sene aralıksız görev yaptım. Sonra Eski Saray Camiine geçtim. Orada da iki sene kadar kaldım. Ondan sonra emekli oldum.

Bu arada dışarıdan imtihanları vererek ortaokul ve liseden daha sonra da üniversitede iki senelik sosyoloji bölümünden mezun oldum..

EMEKLİLİK SONRASI

- Adıyaman'da şu an talebe okutuyorsunuz değil mi hocam? 

- Evet burada bir medrese var. Medresenin sahibi Molla Muhyiddin Ürper Efendi. Kendisi Şeyh Ömer Faruk Cezeri'nin halifesi. Ben emekli olduğum 1995'ten beri onunla beraber talebe okutuyoruz.

Bunun haricinde Risale-i Nur derslerine devam ediyoruz. Allah'a şükür, Adıyaman'da çok güzel dershaneler var. Talebeler kalıyor, on beş civarında vakıf var.

 ADIYAMAN'DA NUR HİZMETİNİN GELİŞİM TARİHÇESİ

 -Hocam risale hizmetleri ile alakalı hatıralarınızdan bir nebze alabilir miyiz? 

 Adıyaman'a Risale-i Nur hizmetlerini ilk getiren merhum Dursun Kutlu ağabey. O Adıyaman'da kunduracılık yapardı, ben hatırlıyorum. Bir ara hastalanmış. Demiş ki; "ben bir İstanbul'a gideyim. Hem kundura için malzeme alırım. Hem de bir doktora giderim." Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesinden trene binmiş. Trende birisi "Isparta'da büyük bir zat var" diye Üstad'dan bahsediyormuş. Trende karar vermiş; "ben hele önce bu zatı bir ziyaret edeyim." Afyon'da iniyor. Oradan da bir arabayla Isparta'ya gidip üstadı ziyaret ediyor. Üstad mesleğini ve neden geldiğini sormuş. O da kunduracı olduğunu, hem o işi için hem de doktora görünmek için İstanbul'a giderken bir de kendisini ziyaret etmek istediğini söylemiş. Üstad; "sen hasta filan değilsin. Geri eve dön" demiş, ona dua etmiş. Halbuki daha önce Adıyaman'da göründüğü bir doktor kendisinin tehlikeli bir hastalığa(verem olabilir) söylemiş. Üstad dön deyince, o da tekrar trenle Adıyaman'a dönmüş. Tekrar o doktora gitmiş. Doktor film filan çekmiş, sonra bakmış, demiş ki; "sen nerede tedavi gördün? Sen de bir şey yok" demiş. Doktora dememiş de kendi kendisine; "işte bu üstadın duasını bereketi ile iyileştim" demiş.

Bir de ziyaret esnasında üstad kendisine bazı risalelerden vermiş, "bunları orada okuyun" demiş. Dursun ağabeyin topraktan bir evi vardı. Onun bir odasına sokak tarafından bir kapı takıyor. Böylece Adıyaman'da ilk medreseyi açıyor. İşte oraya Mahmud Allahverdi ağabey de gitmiş. Kendisi daha önce ehl-i tarik bir zat. O da orada risaleleri tanıyor.

Mahmud ağabey çok ihlaslı, çok mübarek bir zattı. Üstadı o da ziyaret etti, duasını aldı. Biraz da anlama kabiliyeti ve konuşma kabiliyeti fazla idi yani. Onun için o öne geçti. O da kendi evinin altına bir medrese açtı. Biz de oralara devam etmeye başladık.

 Zaten bizim Adıyaman'da üstadı başka ziyaret edenler de vardı. Mesela Hacı Bektaş diye birisi vardı. Abdülkadir Kayır diye bir ağabeyimiz vardı. Mehmed Binici diye bir ağabeyimiz vardı..Üstad onlara diyormuş ki; "siz hemen geri dönün. Belki size zarar verilebilir. Ben sizi talebeliğe kabul ettim. Bundan sonra siz Hulusi beyin yanına gidin, onunla istişare edin." Bu münasebetle Hulusi ağabeyin yanına gitmeye başlamışlar. Hulusi ağabey de bu vesileyle sık sık Adıyaman'a gelmeye başlamış. Allah rahmet eylesin, o ağabeylerin hepsi de vefat etti.

Dediğim gibi, Hulusi ağabey Adıyaman'a sık gelirdi. Senede en az bir defa gelirdi yani. Kendisini Rüşdiyeden mezun olduğu için orada öğretilen kadar

Arapça bilgisi vardı, aslen asker biliyorsunuz..

-Merhum Ahmet Feyzi Kul ağabey de öyle imiş.

-Bazı nur talebeleri Risale-i Nur'un da yardım ile kendi gayretleri ile Arapçayı kısa zamanda öğrenip kendilerini geliştirebiliyorlar. Mesela merhum Abdülkadir Badıllı ağabey de öyle idi. Medrese okumamış ama kendi gayretleri ile Arapçayı tercüme edecek kadar öğrenmişti. Hatta ben kendisini herhalde bundan 30 küsur sene önce Urfa'da ziyaret ettiğimde, Molla Selahaddin'in talebesi olduğumu söyledim. Onun üzerine Arapça İşaratü'l İ'caz'dan bir yer açtı, " hele burayı bir oku bakayım" dedi. Ben okuyunca; "sen iyi biliyorsun" dedi.

-Siz talebelik döneminizden merhum Selahaddin efendi gibi hem Risale-i Nur'a vâkıf hem İslami ilimlerde üstün başka hoca tanıdınız mı?

-Biz Selahaddin hoca da okurken Diyarbakır'ın başka bir köyünde Seyda Ali Zilan Hoca(v. 1995) varmış. Molla Selahaddin arkadaşı. O da hem iyi bir alim hem de nur talebesi imiş. Ben kendisini görmedim. Diyarbakır'da hem ona hem Selahaddin hocaya hem de başka hocaefendilere genelde risaleleri merhum Mehmed Kayalar ağabey tanıtmış.

 -Dicle kenarındaki o meşhur medresede herhalde..

 -Evet.. Ben o medreseyi uzaktan görmüştüm. Ama Mehmed Kayalar ağabeyi görmek nasip olmadı..

- Hocam, sizi yordum. Çok teşekkür ederiz.

-Estağfurullah..

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUSTAFA POLAT HOCAMIZDAN HATIRALAR

MUSTAFA POLAT HOCAMIZDAN HATIRALAR

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir alimimizin bir seydamızın bazı hatıralarını

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

HOCAMIN VEFASI Hocamın çok dikkat çeken bir özelliği de vefa duygusu idi. Buna dair bir misal

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

HOCAMIN İBADET YÖNÜ Bana desen ki; “hocam, ibadette nasıldı.” Derim ki; “namaz adamıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

VAKIFLARLA BİR MÜZAKERE Hatırlıyorum, bazen Türkiye genelinden vakıflar “vakıf okuması

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

HOCAMIN DERSLERİNDEN Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

MUHTELİF HATIRALAR HAKİKATLARI HURAFELERLE ZAYİ ETMEMEK LAZIM "Benim bir arkadaşım bir şeh

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ŞERCİL POLAT AĞABEY Merhum Şercil Polat ağabey Erzurum’da nurları hocamla birlikte ve belki

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

BABAM HACI MUSA EFENDİ Babam hayatı boyunca hocama hep destek olmuş, aynı davanın ızdırabıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

SUNGUR VE BAYRAM AĞABEYLER Sungur ve Bayram ağabeyler zaman zaman Erzurum’a gelirlerdi. Çok k

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ÜSTADI ZİYARET Hocam eserlerden okudukça etkileniyor ve Üstadı ziyaret arzu ediyor. Vefat hast

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ASKERLİĞİ Onu hocamdan çok dinlemişim. Gelibolu’ya askerliği çıkıyor. Askerde komutanı

Ne yerde ne gökte zere ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz.

Yûnus,61

GÜNÜN HADİSİ

Allah'ın en sevdiği isimler

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." Müslim-Edeb:2 Ebu Davud-Edeb:59

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI