Cevaplar.Org

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-50

Hucurat Suresi *Son günlerde televizyonlardan din adına konuşan insanların ağızlarından şöyle sözler duydunuz ve yürekten yaralandınız. "Muhammed Peygamber " deyiveriyor. Bunu hafife almak kasdıyla söylüyor. Niçin böyle söylüyor? Çünkü Muhammed (s.a.v.) diyoruz ya, bizim


Mahmud Toptaş

.

2022-01-21 21:04:19

Hucurat Suresi 

*Son günlerde televizyonlardan din adına konuşan insanların ağızlarından şöyle sözler duydunuz ve yürekten yaralandınız. "Muhammed Peygamber " deyiveriyor. Bunu hafife almak kasdıyla söylüyor.

Niçin böyle söylüyor? Çünkü Muhammed (s.a.v.) diyoruz ya, bizim söylediğimizin zıddını söylemek için böyle yapıyorlar. "Ben salatu-selam getirmem. O da benim gibi bir adam" benlik inancıyla bunu söylüyor. Rabbim de diyor ki; "Birbirinizi çağırdığınız gibi onu çağırmayacaksınız. Yoksa amelleriniz boşa gidiverir." Amelleriniz boşa gider, ifadesi genelde imansızlar için kullanılır. Yani peygamberi sıradan bir insan gibi değerlendirenlerin amellerinin boşa gidi vereceğini Rabbim böylece haber vermiş oluyor.

Buna dikkat edelim! O, sıradan bir insan değil. O peygamberlerin sonuncusu, kâinatın efendisi, Allah'ın Rasulü, bize dünyamızı ve ahiretimizi tanıtan, yolumuza ışık tutan bir insandır. O'nu canımızdan daha fazla sevmedikçe imanımızın kemale ermeyeceğini sevgili peygamberimiz bize bildirmektedir

*Bu gün Peygamberimiz aramızda yok. Ama sünnetiyle var. Peygamberimizin yanında sesimizi yükseltmemekle ilgili ayeti biz bu gün nasıl yaşayacağız?

Günümüzde de Allah'ın (cc) adı anıldığında; "(cc)" diyoruz, Peygamberimizin adı anıldığında da; "salatu selam(s.a.v.)" getiriyoruz.

O'nun ismini anarken, diğer insanları anarken kullandığımız kelimeler gibi değil daha dikkatli olacağız.

Allah'ın ayetlerini, Rasülii'nün sünneti seniyyelerini; yer yüzüne gelmiş ve gelecek bütün insanların, şairlerin, düşünürlerin, feylozofların, kralların, şahların sözünün üstünde kabul edeceğiz. Hiç bir kimseyi onların önüne geçirtmemeye dikkat edeceğiz.

*Çağlara göre haberleşmede kullanılan araçlar değişiyor. Günümüzde internetler, cep telefonları, telsiz telefonları gibi. Haberleşme tekniği gelişiyor. Ancak haber alma kanun ve kuralı değişmez. 1400 sene önceki kanunla günümüzdeki kanun değişmez. Rabbim iman edenlere hitaben; "Size fasık biri bir haber getirdiğinde araştırınız." diyor.

Haber kelimesinin karşılığı olarak "Nebe" kelimesini kullanmış Rabbim. 'Nebe' önemli bir haber demektir. "Önemli haberler size geldiğinde onu araştırınız. Araştırmadan karar verecek olursanız, birilerine zarar verirsiniz de pişman olursunuz." diyor Rabbim.

Müslümanlar uluslar arası bir ajans kuracak olurlarsa, muhabirlerinin mutlak surette doğru, dürüst yalan söylemeyen ve işini bilen, konusunda ilmi dirayeti, medeni cesareti ve haberlerinde adaletli olan insanlardan seçilmesi gerektiğine de bu ayet işaret etmiş oluyor.

*2000 yıl önce Yahudiler Filistin'den çıkarılmışlar. 2000 yıl sonra Filistin de 1940'lı yıllarda devlet kuruyorlar. Devlet kurmaları da şöyle; geliyorlar, Filistinlilerin evlerini başlarına yıkmak ve evlerini yakmak suretiyle orayı işgal ediyorlar. Ama dünya basın ajansları bu işgalcileri, kol kıranları suçsuz gösteriyor!!!, sapan taşlarıyla evlerini korumaya çalışan insanları da terörist olarak ilan ediyorlar. Bunu da basın ve yayın yoluyla ilan ediyorlar.

Cezayir'de diktatörler insanları boyunlarından kesiyorlar ama, basın yayın organları orada müslümanların bu işi yaptığını dünyaya yayıveriyorlar. Allah'tan ki, kesen insanlardan, yani cuntanın adamlarından bazılarının vicdanı elvermiyor, Batıya sığınıyor ve orada itiraflarda bulunuyorlar.

Diyorlar ki; "köyleri basan askerlerdir. Köylerde insanları boyunlarından kesen şu anda Cezayirde'ki diktatörlerdir. Artık ben dayanamaz oldum ve durumu itiraf ediyorum." Bazı basın ve yayın organlarının yüzü birazcık kızarır gibi oluyor. Ancak bir gün sonra yine eski yayınlarına devam ediyorlar.

*Bulgaristan'daki bir kısım müslümanlar iki sünnetle müslüman olarak kalmayı başarmışlardır. Birincisi; "Çocuklarını sünnet ettirme (hitan)" ikincisi; müslüman ismi koyma. Sünnetleri ne kadar ihya edersek, Allah Rasülü'nün o kadar aramızda olduğunu hissederiz. Ümmetin fesada uğradığı bir zamanda, bir sünneti ihya etmenin 100 şehit sevabına denk olduğuna dair hadisi şerif vardır.

*Ebu'l-Leys Semerkandi için söylenir. Demişlerki; "Bir harp esnasında kafirler Peygamberimizi esir etseler, müslümanların üzerine doğru onu kalkan yaparak gelseler, müslümanlar Peygambere kurşun sıkabilir mi? Ebu'l-Leys Semerkandi cevaben demişki; "Peygamberinize sorarız. O da neyi emrederse ona göre hareket ederiz." Çok güzel bir cevap..

*Bugün dünyanın her tarafına yayılan müslümanlar İslâm binasını meydana getiren tuğlalar, taşlar gibidirler. Birbirlerine her yönden sımsıkı sarılacaklardır. Yaratılışdan gelen zekâ, bedeni güç, sevgi, korku, cesaret gibi farklılıkları olacak, ancak bunlar övünmeyi veya karşısındakini hakir görmeyi gerektirmeyecektir.

Bu İslâm binasına temel taşı da gerekir, tepe taşı da gerekir. Köşe taşı da gerekir, aradaki boşlukların doldurulması için küçük taşlar da gerekir.

Kubbede Peygamberimiz'in bayrağındaki hilâli temsil eden tepe taşının, temeldeki taşa üstünlüğü olmadığı, ikisinin de aynı binadaki görevi paylaştığı gibi mü'minlerde övünmede değil, birbirine yardımda yarışmalıdırlar.

İslâm binasını meydana getiren taş ve tuğlalardan biri, işlediği günahla çatlarsa, hemen onun ayıbı örtülüp kapatılıp sağlamlaştırılmalı. Mü'min kardeşinin ayıbını örtenin ayıbını Allah örter. Günaha giren mü'mine lanet ederek, insan ve şeytanlarına yardımcı olmamamızı ister Peygamber Efendimiz.

"Taş yerinde ağır" sözünde de olduğu gibi, her taş kendi yerinde en büyük görevi yapmaktadır. Ebû Zerrel-Gıfari ile Amr b. As. Hz. Ali ile Bilâli Habeşi, Halid b. Velid ile Vahşi herbiri ayrı ayrı ama aynı binayı ayakta tutmuşlardır.

*Bugün bizim birbirimiz hakkında hoşa gitmeyen sözler söylememiz, farklılıklarımızı düşünmediğimizden, herkesin kendi kalıbımıza göre dökülmesini, ya hep temel taşı veya hep tepe taşı olmamızı istememizden kaynaklanmaktadır.

Bu binanın korunması için kalem kullananlar', kılınç sallayanlar kan verenler, göz yaşı dökenler, alınteri akıtanlar, güzelim İslâm binasına bulaşan bid'atları temizleyenler, amelle süsleyenler hepsi aynı görevi yapmaktalar.

Cephede aslan gibi kükreyen askerle, karargâhda harbin planını hazırlayan asker, zaferin şükür şerbetini eşit şekilde içeceklerdir.

Aynı binanın taşları gibi olan mü'minler velisiyle delisiyle, yazarıyla, gezeriyle, yayıncısıyla, oyuncusuyla, işçisiyle, aşçısıyla, amiriyle, memuruyla, bize aittir. Çatlayanlar sıvanmalı, süslenmeli ve kınlan el yen içinde saklanmalı ve tedavi edilmelidir. 

Bu davaya gönül verenler dünya çapında kuracakları İslâm binasının elemanlarını seçerken, temel taşı olacaklarla tepe taşı olacakları, eşik olacaklarla mihrap olacakları iyi seçmelidir. Bir heykeltraşm eserini taşın içinde önce görüp sonra yonttuğu gibi, biz de insanımızı itikad, bilgi ve becerisine göre değerlendirmeliyiz.

 *Gönül aynası lekesiz berrak bir şekilde dünyaya gelir. Sonra sevilmeyen ve yasaklanan her söz ve davranış gönül aynasına konan bir leke olur. Lekelerin küçüklüğünü önemsemiyen kişinin aynası, nasıl bir sene sonra toz tabakasından görünmez hale gelirse, gönül aynası da kapanabilir. Gönül aynası en ufak toza bile tahammül edemez. O daima Rahman'in rahmet damlalarıyla ve istiğfar suyuyla silinip paklanmalıdır ki, yıldızla içine alan teleskop gibi, kainatı içine alan gönül aynasından da kainat rahatlıkla seyredilebilsin.

Başındaki gözle dünyayı gören, çiçekden yalnız bal almasını bilen, onun kokusu, rengi ve tazeliğiyle ilgilenmiyen arı gibi, dünyayı dolaşan seyyahların kitabı, imanlara faydalı olmuştur; ancak oturduğu yerden kâinatı seyreden gönül sultanlarının kitapları, mümine de kâfire de daha faydalı olmuştur. 

Onlar, gönül aynalarını öylesine temiz tutmuşlar ki, bütün a'zâları ayna olmuş; Kurân ve sünnet doğrultusunda görmüş, tutmuş, işitmiş ve yürümüşlerdir.

Şair:

Yok senin içün ihtiyaç âyine-i İskender'e

Gevher-i zâtında görünür her suretin misali.

Rivayete göre, çok uzaklardaki düşmanı gösteren bir ayna Aristo tarafından yapılarak İskender'e hediye edilmiş. Şâir burada "Sen gönlünü göz eyledikten sonra o gönül aynasında her suret görünür. Böyle olunca da İskender'in aynasına ihtiyacın yok" demek ister.

*Her ayna kendi kabiliyeti oranında yansıtır. Güneşin yedi renginden, menekşenin moru ve lâlenin kırmızı rengi yansıttığı gibi, 99 esmâü'l-hüsnâsı olan Allah (c.c)'m bu sıfatlarından, herkes kendi aynasına yani kabiliyetine uygun olanını yansıtır. Yavrusunu korumak için kartala kanat çırpan serçenin bu merhameti, Rahim'den yansımadır. Aynısı değildir. Şâir:

Sıvadan kalbini pâk et

Gönül mir'ât-ı Rahman'dır.

Safâdan sineni çâk et

Gönül mir'aî-ı Rahman'dır. demiş

 *Efendimiz; "gıybet için yapılan söz denize karışsa bulandırır" buyurmuş.Ebu Davud Edeb 40, hadis 4875)

Gıybet rüzgârların kokusunu bile değiştireceğine işareten bir gün rüzgârda kötü bir koku hissedilince Efendimiz "Bu koku insanların gıybetini yapanların kokusudur" buyurmuş.( Ahmed b. Hanbel Müsned 3/351)

Efendimize "Gıybet nedir?" denildiğinde "Kardeşiyin hoşlanmadığı şekilde onu anmandır" buyurdu.(Ebu Davud Edeb 40, hadis 4874)

Kaf Suresi

*Sevgili Peygamberimiz bu sureyi o kadar önemsiyor ki; -bize rivayet edildiğine göre- çoğunlukla namazlarında bunu okurmuş. Cuma günü hutbeden de bu sureyi okumaya devam edermiş. Çünkü bu surede ağırlıklı olarak, sevgili Peygamberimizin Peygamberliği ve ahiretin kesin surette varlığı, özellikle vurgulanıyor.

*Kitabın değeri yazarından geliyor, içinde yazılanlardan geliyor. Bir fizik kitabını, bir matematik kitabını dünyaca ünlü birisi yazmışsa o kitap çok değerli bir kitap olarak saygı görmektedir.

Kur'ân-ı Kerim ise 6 milyar insanı, yıldızlar alemini, denizler âlemini, her şeyi yaratan Allah (c.c.)'ın kitabıdır. Öyleyse bu kitap yüce bir kitaptır, lafzı itibariyle de en veciz kitap Kur'ân-ı Kerim'dir. Bundan sonra; "kitap" denilince hemen hatırımıza Kur'ân gelmelidir.

*Bir güle, bir ayçiçeğine, bir hercai çiçeğine baktığınızda Allah(c.c)'ın "el-Musavvir" ismini orada görürsünüz. Bebeğinize, sevdiklerinize, sevmediklerinize bakın. Hepsinde Allah'ın O Musavvir isminin damgasını göreceksiniz.

*Her gün iki melek tarafından kontrol altında tutulduğumuzu, ağzımızdan çıkan her kelimenin kaydedildiğini bilelim. Allah (c.c) bizi uyarmaktadır. Ahirette yüzümüzü kızartacak işleri yapmamaya, sözleri söylememeye ve kötü düşünceleri gönlümüzden atmaya gayret edelim.

*Ölümden hiçbir kimse kaçamamıştır. Sevgili Peygamberimiz bunu ifade ederken diyor ki; "yeryüzü tilkiye, borçlarını öde" der. Yani tilki dünyaya geldikten sonra yedi yedi, belirli bir kıvama geldi. Bir gün toprak diyor ki; borçlarını öde. Tilki dağdan dağa koşar, yuvasına gelir; yeryüzü derki; "borcunu öde. Kaçmaya devam ederken düşer, boynu kırılır ve ölür. Biz de borçlarımızı bir gün ödeyeceğiz.

Zariyat Suresi

*Zariyat" kelimesi: Tozu estirmek, tozu gökyüzünde savurmak manasına geliyor. Zürriyet kelimesi de aynı kökden gelmektedir. Hz. Adem (A.S)'dan bütün insanlığa savrulmuş zürriyyetten birisi de biziz, Hz. Adem'in zürriyyetinden yayılmışız. Çiftçinin eliyle veya makinelerle toprağa tohum saçması gibi Allah (c.c), Hz. Adem'den bütün insanlığı yeryüzüne saçıveriyor. Fakat hiçbiri tesadüf değil.

*Kıyametin ne zaman kopacağını bilemeyiz. Ancak şunu biliriz ki; herkesin kendi kıyameti bir kere kopacak. Öyleyse herkes hazırlık yapsın. Ama herkes kendisinin en uzun yaşayacağı, kanaatindedir. Bu ne ise ve nasıl bir halet-i ruhiyye ise. Belki akşama kalpten gidecek ama, 10 senelik değil, 50 senelik değil. 100 senelik planlar ve programlar yapıyor. "Torunumun torununa nereden kız alırım, ona nasıl bir servet bırakırım" ın uzun emelleri içerisinde ömürlerini tüketiyor insan oğlu.

*Yapamadıklarımızdan bir tanesi de geceleri çokça ibadet etmek ve seher vakitlerinde Allah'a istiğfar etmektir. Kur'ân-ı Kerim'de bir kaç yerde "seher vakitlerinde istiğfar" olayı geçmektedir. Bunu yapanlarımız, bu dini anlatmak, davet için Mekke ve Medine'den çıkmışlar, Buhara'ya ve Semerkant'a kadar varmışlar.

Geceleri istiğfar eden insanlar dünyaya hakim olurlar. Geceleri sabah'a kadar kereste gibi yatan, güneş doğduktan sonra kalkan, ondan sonra cihad naraları atanların bu yaptıklarının kendilerine, topluma bir faydası olmayacaktır.

Rabbim sevgili peygamberimizi kendi mektebinde, O'nu dünya sınıfında yetiştiriyor. Bu eğitimde en çok önem verilen konulardan birisi de gece namazıdır.

*Mallarımızda fakirlerin hakkı olduğunu, Allah (c.c) bize bildiriyor. Buradan şunu anlıyoruz. Mali durumu yerinde olanlar, sadaka verme durumunda olanlar bilsinler ki; bir fakire sadakanızı ve zekâtınızı verdiğinizde, sakın onu minnet altında tutmaya kalkışmayın. Siz, onun hakkını, ona veriyorsunuz. Rabbim "onların hakkı" kelimesini ayetinde kullanmıştır.

Tur Suresi

*Muttaki; içini hak için süsleyen, dışını da halk için süsleyen insandır.

İçimizi hak için süslemeliyiz. İçimize haram lokmalar sokmamaya, kulağımızdan haram sözler duymamaya, gözlerimizden pisliklerin içimize girmemesine gayret göstereceğiz. Dışımızı da halk için süsleyeceğiz. Giyimimiz, kuşamımızla temiz, düzgün ve bakımlı olmalıyız.

*Peygamberler insanlardan ücret istememişlerdir. Rabbim bunu Kur'ân-ı Kerim'inde çokça tekrarlamıştır. Bütün peygamberler kendi kazançları ile geçinmişlerdir. Günümüzde de o yolun yolcuları, inançlarını, davalarını paraya dönüştürmeme konusunda çok dikkat edelim. İmamlarımızdan, dernek başkanlarımıza kadar, kendi elimizin emeğini yemeğe dikkat edelim.

Hanefi fıkıh alimlerinden Kudurî, çömlekçilik yaparak geçimini temin etmişdir. İmam Ebu Hanife hazretleri ticaretle meşgul oluyor, geçimini temin ettiği gibi, okuttuğu talebelerine de para veriyor.

 *Şafakda yatağınızdan kalktığınızda Allah'a hamdedin; "La ilahe illal-lahü vahdehû lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir" deyin.

Necm Suresi

*Sevgili Peygamberimizin, Cebraili baş gözü ile de gördüğünü Allah (c.c) bize haber veriyor. "Kabe Kavseyn" "iki yay arası" diye terceme ediliyor. Bu, arabın dilinde yakınlığı ifade etmek için kullanılmaktadır. Türkçede biz buna; "göz göze gelmek" veya "diz dize gelmek" diyoruz. Cibril hadisinde de Cebrail peygamberimizle diz dize konuşmuştur.

"Allah'ın kulundan" maksat Cebrail (A.S)'dır. Peygamberimiz, Cebrail (A.S)'ı "Sidre-i Münteha'da" asli şekliye görmüştür. Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamamıştır. Gözü şaşmamıştır. Peygamberimizin gönül doygunluğu ve vakarını da bu ayet ifade etmektedir.

*Kur'ânımızdan yüz çevireni bırak. Bırak demek, tebliği de bırak demek değildir. Yani onun imansızca tavırları, ilişkileri üzerine varma, onu dinleme. İmansızlığını dinleme, o halde iken ondan vazgeç, yüzçevir. Çünkü onlar ancak dünya hayatını isteyen insanlardır.

*Gerçek mü'minler ve sağlam müminler büyük günahlardan kaçınırlar. Ama küçük günahları da işlememek elde değil. Bir mü'min zina yapmaz ama, iftira yapanın gıybetini duyar. Gönlü istemese de hafif meyil ederek dinleyebilir.

Hadis-i şerif de ifade edilmiş: "Bir gün gelir, mü'minler faiz yemezler ama onlara faiz tozu bulaşır." diyor.(İbn-i Mace; Ticaret, 58) Bu tür küçük günahlardan kaçınmanın da zor olduğunu, ayet bize işaret ediyor.

Peygamberimiz yüreğimizi serinletiyor. "Şefaatim, büyük günah işleyen ümmetimedir" diyor. Yani küçük günahların da Rabbim katında afvedileceğini bu ayetten anlıyor, büyük günahlar için de sevgili Peygamberimizin Rabbin izniyle şefaat edeceğini umuyoruz. Onun için biz Rabbe kul olmaya ve Peygamberimize Salat-u Selam getirmeye devam edelim..

*Secde, ilk defa Mekke'de bu surede nazil oluyor ve Peygamberimız Mekke'de tilavet secdesini yapıyor.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-58

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-58

Zilzal Suresi *Mehmet Akif Mısır'da iken, bir ulema meclisinde konuşuyorlarmış. Kur'ân-ı Ke

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-57

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-57

A’la Suresi *Bize de bu sure-i celile, günümüzde insanlara İslâm’ı anlatırken, nasıl ha

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-56

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-56

Her insanın özellikle yönetici kadronun, tanınmış insanların, siyasilerin, sanatçıların,

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-55

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-55

Müzzemmil Suresi *Günümüzde bizim eksikliklerimizden bir tanesi de, başta şahsım olarak gece

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-54

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-54

Talak Suresi *İnancımız ve kültürümüz eğer Kur'an'a göre yönlendirilmiş olsaydı; cana k

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-53

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-53

Mümtehine Suresi *Yüreğimizin ta içerisinde ahiret inancı taşırken, imansızlık alameti gö

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-52

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-52

Tanıdığım birisi şöyle anlatmıştı; "Bu şehre göçmen olarak geldim. Hiçbir şeyim yoktu.

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-51

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-51

Kamer Suresi *Ay'ın yarıldığı hadisini, Buhari, Müslim, Ahmed b. Hanbel ve diğer muhaddisler

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-50

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-50

Hucurat Suresi *Son günlerde televizyonlardan din adına konuşan insanların ağızlarından ş

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-49

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-49

Zuhruf Suresi *Günümüzde(1997-98ler) bir tartışma başladı, "Kur'an Arapça’dır. Bunu kabu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-48

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-48

Mümin Suresi *Hz. Ömer (R.A), Suriye'de İslam'a girmiş, fakat günah işlemeye devam eden adam

Öğüt ver, hatırlat! Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.

Gâşiye, 21-22

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

Sahih-i Buhari, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI