Cevaplar.Org

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

HOCAMIN İBADET YÖNÜ Bana desen ki; “hocam, ibadette nasıldı.” Derim ki; “namaz adamıydı..” Şöyle izah edeyim; babamın bir yeri vardı. Orayı bir müteahhide verdi. Müteahhid de bize dört daire verdi. Orada hocam, ben ve bizim biraderler komşu olarak epey bir oturduk.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2021-12-22 12:24:17

BAZI VASIFLARI 

HOCAMIN İBADET YÖNÜ

Bana desen ki; "hocam, ibadette nasıldı." Derim ki; "namaz adamıydı.." Şöyle izah edeyim; babamın bir yeri vardı. Orayı bir müteahhide verdi. Müteahhid de bize dört daire verdi. Orada hocam, ben ve bizim biraderler komşu olarak epey bir oturduk. O zaman üç sene ben, kalan seneler abim hocamı Kümbet'e götürdü. Şimdi-Allah için söylüyorum-sabahleyin 09'da Kümbet'te olacağız. Sabah sekiz buçuk gibi evine iniyorum. Ben her gittiğimde hocam namazda..Bazen kahvaltıyı hazırlayıp aşağıya indiriyorum. Bakıyorum ki namaza durmuş, selam verince diyorum ki; "hocam bir kahvaltı yapalım, öyle gidelim."

Bazen Kümbet'te kahvaltısını yapıyor, bazen evde güzel bir şey oldu mu, ben kahvaltı sofrasını indiriyorum. Veya "hocam bize çıkalım, bir kahvaltı yapalım" veya "abimgile geçelim, bir kahvaltı yapalım" diyorum. O sabah vakti abartısız bir kırk dakika namaz kılıyor. Kümbet'e girer girmez yine hemen ilk iş olarak namaz kılıyor. Kahvaltısını yapıyor, Arapça ders okutacağı talebelere ders okutuyor, sonra abdeste kalkıyor. Abdestten geliyor, hemen salat-u vudu(abdest namazı) kılıyor.

Öğle namazını kılıyor, tesbihat bitiyor, ders başlayacak, hocamın namazı yeni bitiyor. İkindi namazından önce ve sonra bir şey kılmaz, sünnetini kılar, farzını kılar. Akşam namazında öyle olurdu ki, tesbihat biter, ders biter, hocamın namazı yeni biter.

Yatsıdan sonra öyle..Eve getiririz.-bak Allah için her günü böyle-abdesti varsa hemen namaza durur, abdesti yoksa hemen abdest alır, namaza durur, bir on dakika kadar nafile namaz kılar, çekyatına otururdu. Her gün eve geldiğinde üç ayrı kitab okurdu. İlk önce birini alır, bir beş on dakika okur, sonra diğerini..Üçer kitaptan da belli bir sayfa okuduktan sonra; "bir şey vermeyecek miydiniz" der, o zamana kadar bir şeyler de hazırlanmış olur, bir parça bir şeyler atıştırır, sonra; "ehh kalkın gidin, ben de yatayım" der, erkenden yatardı.

Gece namazına gelince ona da şöyle şahit olduk; bende yükseklik korkusu var. Bir doktor arkadaşım da "yüksek katta otur, zamanla alışırsın" demişti. Böylece o bahsettiğim konutlarda yüksek kata yerleştim. O sene de Erzurum'da çok şiddetli depremler oluyordu. O depremler bendeki yükseklik korkusunu tetikledi. Çocuklar da benim bu durumumu, paniğimi hocama söylemişler.

Bir gün Kümbet'e arabayla giderken bana dedi ki; "ya sen ahmak mısın? Kendine başka bir ev kirala,çık. Bu korkuyla olmaz ki." Dedim ki; "hocam sen buradasın, ağabeyim burada, küçük birader burada. Burası ufak yer. Ben ayrılırsam insanlar "kardeşler arasında problem olmuş" filan derler. Dedi ki; "Ula böyle şeylerle amel edilir mi, artık böyle şeyleri bırak, yaşlandın..Bir şey olmaz, sen bir tane ev tut, çık."

Ben abimin yanına gittim, "hocam böyle söylüyor" dedim. "Doğru söylemiş, bizi de huzursuz ediyorsun, tek katlı bir ev tut, çık" dedi. Ben bir ev tuttum, eşyalarımı toparlamaya başladım. Gece saat iki buçuktu. Eşyaları kolilere yerleştiriyordum. Yer bir salladı, ama çok fena salladı. Ben sekizinci kattayım, yedinci katta hocam oturuyor. Telaşla kapıya doğru fırladım. Kapıyı açtım ki ne göreyim, hocam karşıda.. Cübbe, sarık üstünde ve yalın ayak. "Mehmed Efendi korkma, korkma! Allah Erzurum'u inşallah yıkmaz" dedi.

Ben hocamı öyle görünce şok oldum, "hocam eve buyrun" dedim. Hocam içeri girerken; "bu memlekette bin bir hatimler okunuyor, inşallah Cenab-ı Hak bu memleketi yıkmaz, öyle ümit ediyoruz, dua ediyoruz" dedi. "Hocam bir şey içer misin" diye sordum, "çalkama(ayrana biz çalkama deriz) varsa verin" dedi. Çocuklar ayran yapmaya gittiler. Hocam bizim odada oturuyor; "hocam nasıl o anda sen bizim kapıda bittin" dedim. Dedi ki; "tam secdedeyken sallandı, birden Allah seni hatırıma getirdi. "bu şimdi korkar, ben şuna bir kavuşayım" dedim, Allah affetsin namazı bozdum, koştum buraya" dedi. Gece namazına ait böyle de bir şahitliğimiz var.

Gerçekten namaz hususunda çok müthiş bir hali vardı. Mesela son zamanları.. Çok rahatsız...Sünnet namazları oturarak kılıyor da, farz namazları oturarak kılmak istemiyor. Secdeden doğrulana kadar gözlerinden, burnundan öyle sular akıyor ki, görsen aklın durur.

Bizim küçük birader yanında bir arkadaşını götürmüştü. Birader diyor ki, "götürdüğüm arkadaş ta namaza gevşek birisi. Hocamı görmek istemişti. Hocam namaza durulacağı anda ona gel diye işaret yaptı, arkadaş hocamın yanında namaza durdu. Namaz da ayağa kalkmak için hocamın çektiği ızdırabı görüyor ve çok etkileniyor.

Sonradan biradere; "yahu biz namaz kılmıyoruz, bu zatın namaz kılmak için çektiği ızdırabı ben gördüm. Eğer ben bundan sonra namaz kılmazsam, Allah benden bunun hesabını sorar" diyor ve ciddi şekilde beş vakit namaza başlıyor.

Gerçekten hocam namaza çok önem verirdi. "Allah bizi namaz için yaratmış" sözünü çok kullanırdı..

TEVEKKÜLÜ

Çok teveküllü birisi idi. En sıkıntılı anlarda bile "bakalım Allah ne kapı açar" derdi.

CEMAATLERLE BARIŞIKTI

Erzurum'da Süleyman Efendi'nin talebelerinden olsun, başka tarikat ve cemaatlerden olsun bir çok kişi hocamı ziyaret ederdi. Hocam onların hizmetlerini sorar, anlattırır, tebrik ve dua ederdi.

Onlar kalktıktan sonra da; "Ya Allah razı olsun. Eğer onların yaptığı bu hizmetler olmasa, onu da bizim yapmamız gerekecekti. Şimdi onlar yapıyorlar, Allah bizden bu işi sormayacak" derdi ve şöyle bir misal verirdi; "mesela sen bir tarla biçiyorsun. Bir topal adam da gelse sana yardım etse, sen der misin; "ya sen topalsın, biçemezsin." Bir metre de biçse, sana yardımdır. Eee şimdi bu emr-i bilmarufla herkes emredilmiş. Herkes Allah'ı anlatacak. O kardeşin de Allah'ı anlatacak. Sana göre biraz topal, aksak geliyor. Metodunu benimsemiyorsun. Ama anlatılmamış insan, biçilmemiş tarla o kadar çok ki."

Hocam buna Allah için çok dikkat eder, çok hassas davranırdı. O sair cemaatlere de çok içten, yürekten dua ederdi. Bu samimiyetin acil meyvesini de cenazesinde gördük. Bir polis ağabeyin ifadesine göre kırk bin insan vardı. Her cemaatten insanlar cenazeye iştirak ettiler. Herkese karşı böyle sıcak baktığı için böyle oldu ama.

Burada Süleyman Efendi Cemaatinden bir Osman Hoca vardı. Yakın zamanda vefat etti. Ama ne bir adam idi ya..İnanılmaz bir adamdı. Bana desen ki; "on tane çok sevdiğin, samimi bulduğun insan söyle, birini de onu sayarım. Beni çok etkilemiş bir insandır. Yanında durunca hissediyorsun. Osman Hoca, Süleyman Efendi'nin talebesi Topal Hasan hocanın talebesi olduğunu zannediyorum.

Daha önce de Kümbet'e gitmişler de, bir seferinde "beraber gidelim" dedi. Hocam onu dizinin dibine yakın etti.O da hürmetinden hocamla çok sessiz konuşuyor. Hocam zor duyuyor, kafasını ileri uzatıyor ki duysun. Hocam ona okuduğu kitaplardan soruyor, cevaplarını aldıkça "maşallah" diyor.

Hocam daha sonra Süleyman Efendi'nin talebelerinin yurtdışı hizmetlerinden sordu. O da anlattı. Hocam çok memnun oldu.

Neyse biz Osman hocaları uğurladık. Hocam daha sonra; " maşallah, evliya görmek isteyen bu adama baksın" dedi. Onu çok methetti. Önceden de tanışıyorlar ama hocamla.Böyle çok medhettikten sonra; "çok da alim bir zat. Muktesebatı da çok güzel. Okuduğu kitaplar filan maşallah" dedi.

Not: Hocam bir sohbetinde şöyle anlatıyor; " Kaç sene evveldi. Tokat'tan buraya bir cemaat geldi. Kendileri bir şeyhe mensup idiler. Neyse oturduk, sohbet ettik. Dediler ki; "Hocam nur talebeleri iyi de, niye tarikata karşısınız?" filan dediler. "Allah Allah, bunu size kim dedi" diye sordum. Hani üstad "zaman tarikat zamanı değildir" demiş ya, onu dediler. 

Dedim ki; "Yahu bakın, bir zaman tarikatı yasak etmişler. O zaman ki mürşidler hep evlerinde oturmuşlar. Ama Üstad o zamanda eline kalemi almış, Telvihat-ı Tis'a'yı yazarak tarikatı müdafaa etmiş. Şuna bakın hele. Ne kadar kolay konuşuyorsunuz. Telvihat-ı Tis'a ortada. Siz bunu nasıl konuşabilirsiniz" dedim. Dondu kaldılar."(Salih Okur)

HİZMETİNİ RÜYALAR ÜZERİNE BİNA ETMEZDİ

Hocam özellikle bazı sıkıntılı zamanlarda moralleri te'yid için, bazı kimselerin hizmetle alakalı gördükleri güzel rüyaları anlatır veya anlattırırdı. Ama hizmetini rüya ve hülyalara bina etmezdi.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUSTAFA POLAT HOCAMIZDAN HATIRALAR

MUSTAFA POLAT HOCAMIZDAN HATIRALAR

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir alimimizin bir seydamızın bazı hatıralarını

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

HOCAMIN VEFASI Hocamın çok dikkat çeken bir özelliği de vefa duygusu idi. Buna dair bir misal

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

HOCAMIN İBADET YÖNÜ Bana desen ki; “hocam, ibadette nasıldı.” Derim ki; “namaz adamıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

VAKIFLARLA BİR MÜZAKERE Hatırlıyorum, bazen Türkiye genelinden vakıflar “vakıf okuması

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

HOCAMIN DERSLERİNDEN Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

MUHTELİF HATIRALAR HAKİKATLARI HURAFELERLE ZAYİ ETMEMEK LAZIM "Benim bir arkadaşım bir şeh

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ŞERCİL POLAT AĞABEY Merhum Şercil Polat ağabey Erzurum’da nurları hocamla birlikte ve belki

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

BABAM HACI MUSA EFENDİ Babam hayatı boyunca hocama hep destek olmuş, aynı davanın ızdırabıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

SUNGUR VE BAYRAM AĞABEYLER Sungur ve Bayram ağabeyler zaman zaman Erzurum’a gelirlerdi. Çok k

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ÜSTADI ZİYARET Hocam eserlerden okudukça etkileniyor ve Üstadı ziyaret arzu ediyor. Vefat hast

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ASKERLİĞİ Onu hocamdan çok dinlemişim. Gelibolu’ya askerliği çıkıyor. Askerde komutanı

Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın

Münafikün, 10

GÜNÜN HADİSİ

Sehavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil sehavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI