Cevaplar.Org

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

HOCAMIN DERSLERİNDEN Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti. Orada dedi ki; “Hocam, ben talebeyken bir gün Erzurum’a bir imtihan için gelmiştim. Antep’ten Nazım ağabeyin referansıyla gelmiştim. Burada bir


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2021-11-21 22:12:07

HOCAMIN DERSLERİNDEN 

Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti. Orada dedi ki; "Hocam, ben talebeyken bir gün Erzurum'a bir imtihan için gelmiştim. Antep'ten Nazım ağabeyin referansıyla gelmiştim. Burada bir sohbetinize iştirak etmiştim. Sohbet esnasında birden dizlerinizin üzerine kalkıp iki ellerinizi ileri atıp meseleleri anlatmanızdan çok etkilenmiştim, bugünkü gibi gözümün önünde" demişti.

Not: Hocamız bir derste şöyle diyor; "Belki 20-30 sene oldu. Bir gece bir yerde bir ders okuduk. Ders de uzun sürdü. Orada bir misafir vardı. Dersten sonra o misafir yanıma geldi. Dedi ki; "ben burada yedek subayım. Hayret ettim, ders iki saate yakın sürdü de, kimse uyumadı. Bu nasıl bir ders idi, hayret ettim. Hâlbuki bir mesele kırk dakikadan fazla okunsa insan dinleyemez olur, dikkati dağılır, ama bu cemaati öyle görmedim " dedi."(Salih Okur)

...Bu vesileyle komik bir hatıra anlatayım; Hocam ders yaparken bazen çok heyecanlanır, koltuktan ayağa kalkardı. Bir gün yine fırladı; "arkadaşlar ne yapıyoruz, dünya nereye gidiyor, bak hesap var, ahireti unutmamak lazım" filan derken, konu nerden geldiyse, heyecanlanıp ayağa fırladı. Meğer tam o sırada kemerinin demiri kopmuş. Ben de en önde oturuyorum, salon da tıklım tıklım dolu..Bir ayağa kalkmasıyla pantol bir düştü. Altta potur var.

Ama hocam çok çevik bir hareketle hiç telaşlanmadan pantolonun hem sağ hem sol tarafından tuttu. Bizim genç tayfada ufak bir gülme oldu ama hiç istifini bozmadı, hiç bir panik olmadan konuşmasını sertlikle bitirdi. Oturdu, yeleğini çekti, hiçbir hareket yapmadı. Ders bitti, oturdu kemerini bağlayacak, baktı ki kemer kopmuş, kemer sıkı olunca demek ki düğmeyi de açmış. Neyse düğmeyi bağladı, sonra gittik, yeni bir kemer aldık..

Not: Hocamızın tefekkür boyutuna bir derste verdiği bir misalle işaret edelim; " Bir zaman, 20 sene kadar evvel, tıp ilmiyle alakadar bir zat derse geldi. Ona dedim ki; "Bir günde dünya üzerinde ne kadar insan doğuyor?" "500 bin küsur insan doğuyor" dedi. "Hesap et bakalım saniyeye ne kadar insan düşüyor?" dedim. Hesap etti, "altı tane insan düşüyor" dedi. "şimdi" dedim "Allah saniyede altı insan mı yaratıyor yahu" dedim. "Bunu hiç düşünmemiştim" dedi. "Ehh" dedim, "en az da altı keçi vardır, en az altı tane de deve, altı da diğerleri. Hele bir bak yahu, zamansız, müddetsiz yaratıyor, zaman çıktı aradan, müddet çıktı."(Salih Okur)

"EN KÖTÜ DEVLET, DEVLETSİZLİKTEN İYİDİR"

Hocam şu sözü çok tekrarlardı; "En kötü devlet, devletsizlikten iyidir." Ben o zaman küçüktüm, kendi kendime derdim; "yahu kaçak göçek, gizli ders yapıyoruz, hocam niye böyle diyor?" Sonra Irak meselesi çıkınca, bu sözü daha iyi anladık..

MESLEĞİMİZLE NUR MESLEĞİNİ HİÇ KARIŞTIRMADIK

Hocamdan ara sıra şu mealde ifadeler de duyardık; "bakın arkadaşlar, Bediüzzaman'ın cümleleri orjinal, ifadeleri orjinal. Biz de mesleğimizle Risale-i Nur mesleğini hiç karıştırmadık." 

İlk başta ben bu sözü hiç anlamıyordum, kendi kendime "Hocamın mesleği nedir, marangoz mu mesela? Duvar ustası mı? Ne ki bunun mesleği? Nedir ki onu Risale mesleği ile karıştırmamış?"

Yaşım ilerledikçe anladım ki, Risale-i Nur başka bir bakış açısı ortaya koymuş. Farklı bir ilim mantığı ortaya koymuş. Hani Üstad diyor ya; "Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil..(Mektubat, s. 23)

Orada ayrı bir metod başlatmış. Hocam başlatılan metodu kendi mesleği ile karıştırmamış. Yani bir yerden mesleği olan eski usul medrese eğitimini öğretmeyi terk etmemiş, ama Risale-i Nur'da bu metodu hiç uygulamamış. Risale-i Nur hizmet metodunu Üstad nasıl kurmuşsa o metoda riayet etmiş, ona göre davranmış.

İZAH MESELESİNDE BİR ÖLÇÜ

Bir gün hocam, o zaman Erzurum vakıflarından olan merhum Nureddin Yaşar ağabeye kızmıştı. Nureddin ağabey Türkiye'yi dolaşmış, derslerde Erzurum tarzı izah etmiş, tepki de çekmişti. Ben, Şercil ağabey ve Hacı Kemal Boynukalın ağabey Kümbet iken, hocam biraz da sert bir ses tonuyla;

 -Ya Nureddin, bak gittin, her tarafta izah ettin. Ya Isparta'da niye izah ediyorsun? Bizi Türkiye ile kavga ettirmeye gerek yok ki. İnsanlar hizmet mi etsinler, böyle kavga ile mi uğraşsınlar? Ne lüzum var, milletin rahatsız olduğu şeyi yapıyorsun?" demişti.

Bir zaman Türkiye büyük meşveretinde bu izah meselesi ortaya atılıyor. Büyük ağabeyler de orada.. Herkes konuşuyor. Hocam da elinde tesbih, sessizce dinliyor.

En sonunda; "hocam, sen bu mesele hakkında ne diyorsun" diye soruyorlar. Hocam da diyor ki; "Benim izah meselesi diye bir problemim yok. Çünkü benim izah yapılsın diye bir davam yok. Ama ben dersi izah ederek işliyorum. İsteyen de izah etmeden işlesin, müdahale etmiyorum" diyor, dolayısıyla-mantık adamı ya- meseleyi böylece problem olmadan çözüveriyor.

"O ZAMAN DERNEK OLURUZ"

Bir zaman eski siyasi bir adam cemaatimize gidip gelmeye başlamıştı. Daha sonra bazı ticari işlerinde cemaatin itibarını kullanarak bazı çıkarlar sağlama girişimlerine muttali olduk. Çok öfkelendim.

Bir gün Kümbet'e hocamı götürürken arabada bu adamın bahsini hocama açtım. "Hocam, bu adamı kovmak lazım" dedim.

"Aman aman oğlum" dedi, "bir insanı harcamak çok kolaydır."

"Hocam, hiç olmazsa derslere gelmesin" dedim.

"Oğlum, biz dernek miyiz? Cemaat demek cami demek. Bugün adam alkol alsa, yarın camiye gelse, namaz kılabilir mi?" dedi.

 "Kılar" dedim.

"Aynen bizim derslerimiz de öyledir. Ama sen vakıftaki arkadaşları uyar, bu adama karşı o hususta müteyakkız olsunlar, yanlış bir şey yapmasın. Ama dışlamasınlar. Bizim yanımıza çok sarhoşlar, çok berduşlar geldi. İşte birisi vardı, evveliyatı çok alkolik bir zattı. Ama sonra nasıl tevbe etti, nasıl bir insan, bir âlim oldu. Biz "bu alkol alıyor" diye yanımıza koymasaydık, nasıl olurdu? Cemaat demek cami gibi demek. Camiye gelene "sen filan günahı işledin, giremezsin, filan kusuru işledin gelemezsin diyemezsin. Biz de böyle olmalıyız. Yoksa biz cemaat değil, dernek oluruz" dedi.

RAHLE BAŞINDA

Hocamda Arapça okuduğumuz zamanlardı. Bir arkadaşım vardı, onun da ismi Muhammed Said idi, yani adaştık ve yaşıttık. Çok zeki birisi idi. O, dersi benden evvel okuyordu, ben peşinden okuyordum. O benden bir kitap önde idi.

Bir gün derste o arkadaş takıldı, okuyamadı. Hocam; "Said efendi" dedi, "bak bu ibare böyle olmaz, şöyle olur" dedi. Arkadaş "tamam" dedi. Ertesi gün aynı hatayı yapınca hocam; "hiç okumuyor musun, hiç mütalaa yapmıyor musun" dedi. Sonra "bak bir daha okuyorum, böyle olacak" dedi. Ona nasihat etti; "bak sen çok zeki birisisin. Düşüncelisin. Ne düşünüyorsun, ne ediyorsun? İlme sen kendini tamamen vermezsen, o sana kapısını açmaz, onun mihri emektir" filan diye epey nasihat etti.

Böyle böyle yedi gün devam etti. Yedinci gün de mübarek bir geceye denk geliyordu.

Ders okumaya başladık. Hocam da çok keyifliydi yani. Ders okurken arkadaş aynı hatayı bir daha yaptı. Hocam az yüksek bir yerde oturuyor, biz de önünde okuyoruz. Oradan hocam bunun ensesine bir tokat attı ama, arkadaş kitapla beraber yere yapıştı. Hocamın birisine vurduğunu ben ilk defa orada gördüm.

Akşam mübarek bir geceydi. O arkadaşın babası da babamın arkadaşı, çok hoş bir insan; Hacı Hasan abi. Halen hayatta, çok kahraman bir adam. O da o gece hocamın yanında oturuyordu. Hocam onu çok severdi.

Hocam; "Hacı Hasan Efendi, bugün Muhammed Said'in ensesine ufak bir tane yapıştırdım" dedi. Hasan ağabey de; "Hocam, canın sağolsun, Allah razı olsun, sana kurban olsun" dedi.

O arkadaşın da hocama karşı en ufak bir kırgınlığı olmadı. Hocama gerçekten aşk derecesinde bağlı bir kardeşimiz. Zaten onlar ailecek hocamı Allah için çok seven bir aile idi.

"BİZİM MEHMED EFENDİ İYİ BİR YARIM ADAMDIR"

Hocam bazen bana takılır; "Bilir misiniz, bizim Mehmed Efendi iyi bir yarım adamdır. Arapça okuttum, yarım bıraktı, kaçtı. Üniversiteye gönderdim, yarım bıraktı, kaçtı. Dükkanlara koydum, orada da durmuyor, kaçıyor. Kendisi tam bir yarım adamdır" derdi.

ESERLERİN HAZIRLANMASINDA GAYRETLER

Selimiye medresesinin yanında bir misafirhane yapılmıştı. Orada hocamın bir kütüphanesi vardı. Ben bir müddet orada kaldım. Kümbet'teki kitapların dışındaki kitaplar oradaydı. O kitapların olduğu yerde hocam kitap çalışmalarını yapardı.

Biz orada kalanlar kahvaltı hazırlardık, çay demlerdik. Şefik Güllük hocamın Molla Ahmed diye bir talebesi vardı. Sonra hocamdan da okudu. Biz de biraz o Molla Ahmet'ten Arapça okumuştuk. Biz işte o Molla Ahmet ve bir kaç kişi o misafirhanede kalıyor ve hocamın bu tür hizmetlerini yapıyorduk. Sungur ağabey, Bayram ağabey gibi ağabeyler de geldikleri zaman misafirhanede kalıyorlardı.

Şener ağabey de Erzurum'da kaldığı sıralar zaman zaman 0 çalışmalara gelirdi. Aladdin ağabey de gelirdi. Alevilik Nedir, Daru'l Harp Nedir bizim dönemlerimizde orada yazıldı. Mesela hocam Osmanlıca el yazısından söyler Şener ağabey yazar, sonra Şener ağabey daktilodan çeker getirirdi. Hocam okurdu, çizerdi, eklemeler, çıkarmalar yapardı. Bu şekilde başka ağabeyler de gelirler, çalışmalara katılırlardı.

Hocam Alevilik Nedir kitabını yazdığı sıra ne kadar gayret ettiler. O zaman kitabı benim Selimiye medresesinde kaldığım dairede yazdılar. Demek bazen hocamın aklına gece bir şey geliyor, mektup zarflarına, küçük zarflara Osmanlıca notlar almış. Keşke o zarfları saklasaymışım. Enine yazmış, uzunluğuna yazmış, dikine yazmış, kenarına yazmış, köşesine yazmış. Onları orada okuyordu, kara kaleme sonra daktiloya geçiriyorlardı. Ne kadar uğraştılar. Mesela o kitap hazırlanırken Ömer Rıza Doğrul'un Asr-ı Saadetteki fitneleri anlattığı "Kanlı Gömlek" adlı kitabını hocama biz okumuştuk.

Bunun haricinde Arapça okuttuğu talebelerinden getirip konuyla alakalı kitapları okuyorlar, müzakere ediyorlar, notlar tutuyorlardı. Hocam Osmanlıca eserlerden okuyordu, notlar alınıyordu. Hocam her çalışmaya iki -üç kitapla geliyordu, o kitapta çok ciddi bir emek var.

Yine Kader Nedir çok uzun zaman aldı. Sanki Hocam'ın şöyle dediğini biliyorum; "Darul Harp Nedir'i yazarken fazla yorulmadık. Genelde ulemanın fetvasını koyduk ki, bizim fikrimiz karışmamız olsun."

Bir eser yazarken badala(üzerinde çalışılan alçak masa; rahle) sının yanında sekiz on çeşit kitap olurdu. Gün içinde mutlaka onların hepsine bakardı. Onlar bir zaman sonra rafa kalkar, bir on tane daha kitabı yanına koyardı.

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-13

HOCAMIN VEFASI Hocamın çok dikkat çeken bir özelliği de vefa duygusu idi. Buna dair bir misal

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-12

HOCAMIN İBADET YÖNÜ Bana desen ki; “hocam, ibadette nasıldı.” Derim ki; “namaz adamıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-11

VAKIFLARLA BİR MÜZAKERE Hatırlıyorum, bazen Türkiye genelinden vakıflar “vakıf okuması

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

HOCAMIN DERSLERİNDEN Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

MUHTELİF HATIRALAR HAKİKATLARI HURAFELERLE ZAYİ ETMEMEK LAZIM "Benim bir arkadaşım bir şeh

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ŞERCİL POLAT AĞABEY Merhum Şercil Polat ağabey Erzurum’da nurları hocamla birlikte ve belki

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

BABAM HACI MUSA EFENDİ Babam hayatı boyunca hocama hep destek olmuş, aynı davanın ızdırabıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

SUNGUR VE BAYRAM AĞABEYLER Sungur ve Bayram ağabeyler zaman zaman Erzurum’a gelirlerdi. Çok k

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ÜSTADI ZİYARET Hocam eserlerden okudukça etkileniyor ve Üstadı ziyaret arzu ediyor. Vefat hast

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ASKERLİĞİ Onu hocamdan çok dinlemişim. Gelibolu’ya askerliği çıkıyor. Askerde komutanı

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-3

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-3

MUSTAFA NECATİ EFENDİ’DE OKUMAYA BAŞLAMASI Yukarıda belirtiğim gibi, dedem hayvan ticareti

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.

AL-İ İMRAN,134.AYET

GÜNÜN HADİSİ

Harb bir hiledir.

Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)

TARİHTE BU HAFTA

*Misâk-ı Milli'nin Kabûlü(28 Ocak) *İlk Türkçe Ezan Okutturuldu(29 Ocak) *Yavuz Selim'in Kahire'yi Fethi(30 Ocak) *İbrahim Müteferrika Osmanlı'da İlk Matbaayı Kurdu(31 Ocak) *482 Senedir Camii Olan AYASOFYA Müzeye Çevrildi(1 Şubat)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI