Cevaplar.Org

VAHDETTİN AKYIL(1938 -)

Vahdettin Akyıl, Van Risale-i Nur hizmetlerinin ilk tesisinde büyük hizmetleri geçen saff-ı evvel ağabeylerimizden Selahaddin Akyıl’ın kardeşidir. Bu hatıraları iki kardeş beraberler iken kaydettim. Vahdettin Akyıl da ağabeyi Selahaddin gibi Nur’un müştak talebelerindendir. Onlarla sık görüşme imkânı buluyoruz. Bu, bahtiyar iki kardeşin bütün mesaileri hizmet, hizmet ve yine hizmet… Bunun şahidiyiz


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2021-10-31 21:07:43

Vahdettin Akyıl, Van Risale-i Nur hizmetlerinin ilk tesisinde büyük hizmetleri geçen saff-ı evvel ağabeylerimizden Selahaddin Akyıl'ın kardeşidir. Bu hatıraları iki kardeş beraberler iken kaydettim. Vahdettin Akyıl da ağabeyi Selahaddin gibi Nur'un müştak talebelerindendir. Onlarla sık görüşme imkânı buluyoruz. Bu, bahtiyar iki kardeşin bütün mesaileri hizmet, hizmet ve yine hizmet… Bunun şahidiyiz…

Vahdettin ağabey Hz. Üstad'ı bir kere ziyaret etmiş. "Ziyaretimde kafamda şartlandırdığım bir düşünceyi Bediüzzaman'dan duymuşum gibi anlatıyordum herkese. Risale-i Nur'u daha dikkatli okuyunca uyandım" diyor kendisi. Şimdi bu hatasını vesilemizle telafi etmek istiyor. Hatıralarını yazdıktan sonra Vahdettin ağabeyle beraber düzenledik.

Vahdettin Akyıl Anlatıyor:

1938 Van doğumluyum. Toptan sebzecilik işi yaptım. Şimdi emekli olarak İzmir'de yaşıyorum.

1946 senelerinde Van'ın Bahçıvan Mahallesinde bahçe içinde bir evimiz vardı. Ben ilkokula gidiyordum daha. Bize Muradiye Müftüsü geldi. O yaşlı zat babamla bahçede sohbet ederken ben de dinliyordum. Üstad'tan bahsetti. Çocuk halimle can kulağı ile dinliyordum. Üstad'tan çok methederek bahsetti. O zaman Üstad'a karşı benim içimde bir muhabbet doğdu. Van'da, Erek Dağı mağaralarında yaşarken Üstad'ın yanında bulunan Molla Hamid Ekinci, en yakın akrabamızdan daha yakındı bize. Haftada iki-üç kere akşam yemeklerinde beraber olurduk.

Bizim kamyonlarımız vardı. Toptan sebzecilik yapıyorduk. Mallarımızı tren Kurtalan'a kadar getiriyor, kendi kamyonlarımızla Tatvan'a taşıyor, gemiye yüklüyoruz, oradan da Van'a naklediyorduk. 1970 senesinde İstanbul'a, oradan da 10 Kasım 1982 tarihinde İzmir'e taşındık.

ÜSTAD GELİRSEN YALNIZ GEL DEDİ BANA

Van'daydım, önce İstanbul'a geçtim. 28.8.1958, üç tane sekiz tevafuklu tarihte ben İstanbul'dan Isparta'ya Üstad'la görüşmek için yola çıktım. Molla Hamid Van'da bana: "Bunu Rüşdü Çakın'a ver" diye bir mektup verdi. Yalnız ben o zaman daha hizmetin mahiyetini tam bilemiyordum. Isparta'ya vardım, mektubu Rüşdü Çakın'a verdim. Meğer Üstad kimseyi kabul etmiyormuş. Onlar randevu aldılar benim için. Neticede Ceylan ağabey benim önümde, ben onun peşinde şimdi müze olan eve vardık. Bahçede olan merdivenden tırmandım, çıktım içeri girdim. Üstad karyolada oturuyordu. Ben Üstad'ın önüne oturdum. Bir talebe de aramıza oturdu. Meğer Üstad'ın sesi kısıkmış, tercümanlık yapacakmış o talebe. Ben sonradan anlıyorum tabi bunları. Talebe adımı, nereden geldiğimi sordu. Fakat ben o talebenin bir kelimesini bile hiç duymadım sanki. Üstad ne dediyse sarih olarak anladım. Hacı Nuh, Molla Hamid, Emin Bey dedi, onları sordu. Yalnız Emin deyince anlayamadım. Yemen Bey dese ben onu tanırdım. Çaycı Emin ağabeyin asıl adı 'Yemen' idi. Üstad onu 'Emin' olarak değiştirmiş. Orada yarım saat kadar sohbet ettik, Üstad'ın yanında ter döktük.

Ben oradan ayrıldım iki hemşerime rastladım, namaz kılıyorlardı. Onlar askermiş, ben de namaza başladım. İlk defa görüyordum onları. Bir taraftan da kendi kendime Üstad bana niye yalnız gel dedi acaba, Üstad herhalde bunları kastetti diye düşünüyordum. Seneler geçti. O kişileri ne iş yapıyorlar diye sordum, araştırdım. Birisi "beyaz zehir" kaçakçılığı yapıyormuş. Diğeri de İstanbul'a gitmiş, sosyete terziliği yapıyormuş. Üstad bunları kastediyordu demek ki.

Üstad'ın yanından çıkınca valideme, Van'a bir mektup yazdım. "Şimdi dünyanın büyük evliyasının yanından ayrıldım, sana bu satırları yazıyorum" dedim.

NECMEDDİN ŞAHİNER İLE İKİ KERE ANLAŞTIK BULUŞAMADIK

Ziyaretimi anlatmaya devam edeyim. Üstad: "Bana Diyanet'ten Van'a memurluk teklif ettiler, ben istemedim. Nasip olursa Van'a geleceğim" dedi. Şimdi, Diyanet'ten memuriyet deyince, o sene de Erzurum'da üniversite açılmıştı. Benim kafamda bu mesele olduğundan, "Demek ki Erzurum Üniversitesi için Üstad'a din hocalığı teklif etmişler" diye kazınmış, aklıma böyle yerleşmiş. Şunu da söyleyeyim; bu üniversite aslında Van'ın hakkı iken, Erzurumlular istimlâk bedeli almadılar, Van'ın hakkını Erzurum'a verdiler.

Bakın şimdi Risale-i Nur'un kerametine: 1970 senesinin Haziran ayında biz Van'dan İstanbul'a taşındık. Bizim dükkânla ev belediye sarayının arkasındaydı ve nur dersanesine yakındı. Çok akşamları orada görüşüyorduk kardeşlerle. Necmeddin Şahiner ile de orada görüşüyorduk. Bir gün: "Necmeddin sen çok geziyorsun, Üstad'a üniversite hocalığı teklif edildiğini duydun mu hiç?" dedim. "Sen in misin, cin misin, hele bir gün seninle bir röportaj yapalım" dedi. Necmeddin Şahiner'le anlaştık fakat bir engel çıktı görüşemedik. İkincisinde telefon etti "Ben geleyim görüşelim" dedi. Ben dedim ki: "Ev toplanmış, kamyona yüklenmiş, sabahleyin İzmir'e gideceğiz, biraz sonra da gidip kayınpederde kalacağız." "O zaman başka bir tarihe kalsın" dedi.

Şimdi eğer Necmeddin ile bu iki defadır aksayan görüşme olsaydı, büyük bir hataya sebep olacaktım. Şöyle; benim Üstad'ın Erzurum Üniversitesine hocalık yapması için teklif edildiği kafama saplanmış, kazınmış ya, öyle anlatacaktım ben.

Sonra Emirdağ Lâhikasını okurken, bir şey dikkatimi çekti; meğer Üstad'a yapılan teklif Üniversite için değil, Ankara Diyanet'inden olmuş. Eğer ben iki aksama olmasaydı, Necmeddin'e bu hatıramı anlatsaydım, Son Şahitler kitabına geçecek, yüzlerce, binlerce insan okuyacaktı. Dolayısıyla telafisi mümkün olmayan bir hata olacaktı. Ben de vicdan azabı çekecektim. Anladım ki Allah bizi görüştürmemiş. Bu Risale-i Nur'un kerametidir.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MEHMET GÜLEŞÇİ

MEHMET GÜLEŞÇİ

4 Eylül 2014 Antalya/Korkuteli… Risale-i Nur okuma programındayız... Prof. Dr. Ömer Rıza Akg

MEHMED FIRINCI (GÜLEÇ) (1928 - 2020 )

MEHMED FIRINCI (GÜLEÇ) (1928 - 2020 )

Mehmed Fırıncı ağabeyin nüfusa kayıtlı soyadı Güleç’tir. Gençliğinde yaptığı mesle

İBRAHİM GÜL (1892 – 1956)

İBRAHİM GÜL (1892 – 1956)

Isparta’nın Sav köyünden merhum İbrahim Gül, yakın tarihlerde emsali görülmemiş en acıma

HÜSEYİN BİÇER (1923 -2018) 

HÜSEYİN BİÇER (1923 -2018) 

7 Ekim 2014 tarihinde Ankara Yenimahalle’de Üstad’ımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini z

HÜSEYİN AKÇAY

HÜSEYİN AKÇAY

(1893 – 1971) (Koruk Efe) Bediüzzaman Şahidleri’ni araştırıp dinledikçe daha topuklarım

HATİCE SOYLU (ALTUĞ)(1930 - 2013)

HATİCE SOYLU (ALTUĞ)(1930 - 2013)

Risale-i Nur’un hanım kahramanlarından Hatice Soylu ablamız, 1930 Isparta-Sav doğumludur, 6 Oc

HASAN HALICI(1940 -)

HASAN HALICI(1940 -)

Hasan Halıcı Ağabey, Risale-i Nur hizmetlerinin saffı evvellerinden Konyalı Sabri Halıcı’n

HASAN BASRİ SARIÇAM

HASAN BASRİ SARIÇAM

Berber Hasan Basri Sarıçam ağabeyimiz, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini 1959 yılında Isparta’

HAMDİ SAĞLAMER

HAMDİ SAĞLAMER

Hamdi Sağlamer Ağabey 1932 Samsun doğumludur. 1957 yılına kadar günahlarla dolu gayr-i İslami

HAFIZ MUSTAFA ERTÜRK (1906 – 1950)

HAFIZ MUSTAFA ERTÜRK (1906 – 1950)

Risale-i Nur’un lâhika mektuplarında onlarca kere adı geçen, yazdığı mektuplar Bediüzzaman

FİKRİ MERİÇ(1935 -2021)

FİKRİ MERİÇ(1935 -2021)

Erzurumlu Fikri Meriç hocamız, Mehmed Kırkıncı hocanın da okuduğu medreseden icazet almış,

Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı baki kalacaktır.

Rahman, 26-27

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI