Cevaplar.Org

BUTİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Buti neden öldürüldü?’ sorusu yıllardan beri zihnimi kurcalıyor. Mukni ve net bir cevabını bulamadım. Bir cevaba ulaşmak için önce öldüren tarafı tayin etmek lazım.  Sonra nedenini tespit kolaylaşır.  Arkasındaki saikler ortayla çıkar. Cinayeti karinelere göre muhaliflerin öldürmesi gerekirken, onlardan bu yönde hiçbir işaret sadır olmamıştır. Cinayeti üstlenmemişlerdir.


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2021-08-01 16:00:52

'Buti neden öldürüldü?' sorusu yıllardan beri zihnimi kurcalıyor. Mukni ve net bir cevabını bulamadım. Bir cevaba ulaşmak için önce öldüren tarafı tayin etmek lazım. Sonra nedenini tespit kolaylaşır. Arkasındaki saikler ortayla çıkar. Cinayeti karinelere göre muhaliflerin öldürmesi gerekirken, onlardan bu yönde hiçbir işaret sadır olmamıştır. Cinayeti üstlenmemişlerdir.

Silahlı veya silahsız muhalefet hatta talebeleri Muhammed Said Ramazan el Buti'nin Esat hanedanlığı veya ailesi karşısındaki tutumunu onaylamasa da, ona fiili bir zarar verecek tutumlardan kaçınmışlardır. El Cihad ve benzeri kitapları konusunda ihtiyat ve çekinceler ortaya konulsa hatta hatırladığım kadarıyla Iraklı İhvan yazarlarından Abdulkerim Zeydan Buti'nin kitaplarının okunmasına karşı çıksa da genellikle Buti'nin yüksek ilmi seviyesi dost ve düşman tarafından kabul edilmiştir.

Bu zaafları olmadığı anlamına gelmez! Buti'nin pürüzlü bir kişiliği vardır. Mısır'da El Ezher'de doktorasını yaptıktan sonra Nasır'ın lehinde, İhvan aleyhinde bulunmuştur. 1958 yılında kaleme almış olduğu 'Fi Sebilillah ve'l Hak/Allah ve Hak Yolunda' adlı eserinde Cemal Abdunnasır'a övgüler düzmüştür (1). 

Nasır hakkında genellikle dindarların kaçındığı ifadeleri kullanmıştır. 'Sadık mümin Arap Lideri' ifadesi ona aittir. İlk kitabı veya yazıları maalesef bu şekilde Arap liderlerine övgü ile başlamıştır. Halbuki aynı dönemlerde bu konuları değerlendiren Ebu'l Hasan en Nedevi ' Türkiye'de Kemal, Mısır'da Cemal' ifadesiyle totaliter dönem liderlerine temas etmiş ve bu ikisini bilhassa birbirine benzetmiştir. 

Siyasi konularla çok içli dışlı olmasa da Dr. Nureddin Boyacılar hoca Nasır hakkında 'deli bir adamdı' ifadesini kullanmıştır (2). Gerçekten de tehevvür ve pervasızlığıyla birlikte çılgın bir adamdı. Bundan dolayı Kaddafi gibi ardından gelen kaçık şahsiyetler de peşine takılmıştır. Nasır'ı model şahsiyetleri olarak kabul etmişlerdir.

Buti'nin resmi tezlere ve şahsiyetlere karşı bir zafiyeti vardır. Dolayısıyla Nasır'a olan ilgisi zamanla Esat ailesine geçmiştir. Lider sevgisi veya meftunluğu: "Bazı Devlet Başkanlarının Önündeki Konuşmalar" adıyla kitap yazmasına kadar gitmiştir. Dolayısıyla yanlış ve dengesi olmayan bir zaman sürecinde halkın anladığı İslam yerine devlet anlayışındaki dini savunmuştur. Lakin aradaki uçurumu dolduramamış ve muvasala hattını tam olarak kuramamıştır.  İmam Rabbani'nin ıslah tarzını ve metodunu en iyi bilenlerden birisi Ebu'h Hasan en Nedevi diğeri de Muhammed Said Ramazan el Buti'dir. Kendisini zamanın İmam Rabbanisi yerine koymak istemiştir.

Sudan'da eğitim gören akademisyen  Dr. Cemil Tekeli  bizzat Buti'den Esat ailesini ıslah etmek için İmam Rabbani yöntemine başvurmak istediğini duyduğunu ifade etmiştir. Kısaca İmam Rabbani, Ekber Şah'ı ıslah edemese de daha sonraki kuşaktan Evrengzip Han'ı ıslah etmiş ve bir dönüm noktasına imza atmıştır. Halbuki Esat hanedanlığı oldukça kaypak bir ailedir. Babür hanedanlığı gibi aslı düzgün değildir.  Esat ailesi bozuk bir geçmişten gelmektedir ve maslahat gereği Buti'nin ilmi itibarından, halk nezdindeki saygınlığından yararlanmak istemiştir. İmam Rabbani Moğol cihangirleri karşısında istikametini bozmamış ve secde tahiyyesi yapmamış ve bunun bedelini de üç yıl kaldığı (Kuvalyar Hapishanesi) hapisle ödemiştir. Buti ise Esat hanedanlığı karşısında fazla alttan almıştır. İmam Rabbani azimeti seçerken, Buti ruhsatın da ötesine geçmiş ve altına düşmüştür. Buti'nin muharrik unsuru sadece İmam Rabbani midir? Muhammed Said Ramazan el Buti'nin kanına girenlerden birisi Esat'ın ünlü casuslarından ve istihbaratçılarından ve Çakal Karlos'un hatıratında sıklıkla bahsettiği Muhammed Nasif Hayırbek adlı kişidir. Buti'yi avlamış, tavlamış ve emellerine alet etmiştir. Hatırlanacağı gibi Buti Türkiye'deki kimi ulusalcılar gibi komplo diliyle konuşuyordu. Muhalefet temsilcilerinden Burhan Galyon gibilerin Fransızlar tarafından kollandığını söylemiştir. Halbuki modern Suriye ve Esat hanedanlığı Fransa'nın açtığı yolda yürümüştür.  Bugünün Suriye'si ilk olarak Fransızların eseridir. Ardından İngilizlerin ve sonra da Amerikalıların eseridir. Çakal Carlos da Buti ile ahenkli bir dil kullanmaktadır. Bunun nedeni Muhammed Nasif Hayırbek gibilerin tezgahından geçmiş olmalarıdır. Zamanla Buti'yi tavlamışlar ve ona bolca istihbarat kulislerinde üretilmiş, pişirilmiş komplo teorileri telkin etmişlerdir. Bu nedenle de bir taraftan muhalefete göz kırpan diğer taraftan da rejimle yoluna devam eden Fransa'nın ikircikli tutumu komplo diye Buti'ye yutturulmuştur. Fransa iki tarafa da göz kırpar ama yüzeyde kim kalırsa ona ram olur. Ülke kime kalırsa, ona meyleder.

 Peki, Buti bu kadar saf mıdır? Buti'nin işlenmemiş ve ham tarafı siyasettir. Buti uzmanı olduğu hususlarda elbette külyutmazdı. Lakin Bedri Gencer'in ifade ettiği gibi ulemanın bilgileri ve ilgileri olmayan konularda kandırılmaları tabiidir. Şu sözde Bediüzzaman şaşmaz bir biçimde Buti ve emsallerini tarif etmektedir "Kim bir şeyde çok tevaggul etse, galiben başkasında gabîleşmesine sebebiyet verir." Bir alanda inkişaf eden diğer alanlarda körelir. İnsan tabiatı böyledir. İn alimte şey'en fatetke eşya. Bir şeyi bilirsin bir çok şeayi de kaçırırsın. Buti de dirayeti olmadığı siyasi konularda gabileşmiştir. Hayırbek gibilerine tabi olmuştur. Zira bizatihi takip edemediği konuları başkalarının ifadeleri doğrultusunda anlamaktadır. Keşke bu gibi konulara ve siyasete hiç girmeseydi. Yanılmaktan ve yanıltmaktan uzak kalırdı.

Bu itibarla, israf derecesinde Esat ailesini övmesi ardından Filistinlileri ve ardından da Hizbullah'ın 'kahramanlıklarına' mübalağalı bir biçimde teması yakışık almamıştır. Alim kimse vakarını korumalıdır.

Buti sık sık gereksiz polemiklere de girmiştir. Öncelikli olarak İhvan ile fikri çekişmeye girmiştir. Ahmet Keftaro- Mustafa Sıbai çekişmesi gibi Buti de sürekli olarak İhvan fikriyatıyla çekişmiştir. İslam'ın siyasi yönünün öne çıkarılmasına karşı çıkmıştır. Bunu yaparken de kıvamı tutturamamıştır. Bu yüzden de el Cihad gibi konuları işlerken konuyu döndürüp dolaştırıp İhvan anlayışına cevap mahiyetine sokmuş, büründürmüştür. 

Yine ikinci olarak Selefilik cereyanına karşı da aynı sertlikle mukabele etmiştir. O dönemde yıldızı parlayan selefi lideri Nasirüddin Elbani ile münazaraya girmiş ve münazara sonuçlarını ' Ella Mezhebiyye/Mezhepsizlik' kitabıyla taçlandırmıştır. Esasen bu konuyu kişisel zeminde değil de geniş zeminde ele alsaydı, belki daha faydalı olurdu. Mira ve niza faydalı bir yol olmayacaktır.  

Buti gibi esasında Nasirüddin Elbani de çekişme ve münazarayı seven bir kişiliktir. Sözgelimi isim vererek veya vermeyerek ' Eserü'l hadis fi ihtilafi'l fuikaha/Fakihlerin ayrışmasında hadisin etkisi' kitabına takmıştır. Ona göre hadis ihtilaf üretmez, bilakis ihtilafları bertaraf eder. Bu kitap ise onun tezini tepetaklak etmektedir. Ümmet içindeki ayrılıkların kabuk bağlaması için Elbani ve onun gibi düşünenler sünnete ve hadise dönülmesini tavsiye ederler. Halbuki, Muhammed Avvame sözkonusu kitabında hadisin anlaşılmasında da fakihlerin ayrılığa düştüklerini ifade etmektedir. Anlaşılan bu tez Elbani'yi kızdırmış olmalı. Kur'an'da ihtilaf eden ümmet neden hadiste ihtilaf etmesin? Dolayısıyla Nasirüddin Elbani'nin sünnete hizmet etme anlayışı ne kadar yerinde ise, hadisler ihtilafı ortadan kaldırır demesi ise o kadar yanlıştır. Delilden önce mantık gelir. Elbani'nin söylediğinin hiçbir şekilde karşılığı ve mantığı bulunmuyor.

 Buti cedele yatkınlığıyla iştihar etmiştir ve bu da muhataralı bir yoldur. Medenilere galebe nasıl ki ikna ile olacaksa cedel yöntemi de yara açar ama yara kapatmaz. En son olarak da 2011 tarihinden itibaren Suriyeli devrimcilere karşı çıkmıştır. Bunun bir fitne olduğunu bu fitnenin gördüğü bir rüyaya binaen kısa bir sürede sona ereceğini öngörmüştür.

Tekrar baştaki suale dönecek olursak Buti'yi kim öldürdü? Muhalifler üstlenmediklerine göre Buti'yi onlar değil olağan zanlı olan rejim öldürmüştür. Rejim öldürdü ise neden öldürmüştür? İki Esat dönemi arasında devran dönmüştür. Eski şartlar değişmiştir. Sorunun cevabı burada aranmalıdır. Baba Esat döneminde Hama katliamı döneminde istikrarsızlık yaşandı ise de sonra Esat, rejimi toparlamıştır. Baba Esat ile Buti arasında kayda değer bir ayrılık yaşanmamıştır. Beşşar döneminde ise farklılıklar ayyuka çıkmaya başlamıştır.

Bütün yanlışlarına rağmen Buti klasik bir molladır ve dinler arası veya mezhepler arası yakınlaşma programlarına kapalıdır. Bu hususta hem devleti hem de resmi dini yapıya ters düşmüştür. Müftü Ahmet Bedreddin Hassun ile Vakıflar Bakanı Muhammed Abdussettar es Seyyid'den oluşan resmi dini kurum zahiren saygı gösterse de gerçekte Buti ve anlayışından hoşlanmamaktadır.

Buti, Beşşar Esat döneminde yalnız kalmıştır. Baba Hafız Esat döneminde Cemil Esat ülke bazında Şiileştirme faaliyetlerini yürütse de, baba Esat bu kampanyaya yer yer ket vurmuş ve Sünnilerle devlet arasında bir gerilime, yabancılaşmaya meydan vermekten kaçınmıştır. Beşşar Esat ise gayri resmi de olsa Şiileştirme kampanyalarına hız ve ağırlık vermiştir. Özellikle de 2011 sonrasında bu kampanya yaygınlık kazanmıştır. 

Üsame Rıfai gibilerinin tanıklığıyla Buti Şii-Sünni buluşmalarına kerhen katılmakta ve tartışmalarda da sessiz kalmaktadır. Sadece İsrail'e yönelik olarak Hizbullah'ın faaliyetlerini övmektedir. Başta onunla birlikte aynı anlayışı temsil eden ve mezhepler arası yakınlaşmaya karşı çıkan Ferfur-Fethülislam ekolü de zorlamamalarla aynı kampanyaya dahil olmuştur. Buti ise bu kampanyanın uzağında durmuştur. 

Fitne dediği halk hareketinin karşısında dursa da, halkın tenkil edilmesi karşısında devlet katındaki itibarını kullanarak eş ve dostlarını ipten kurtarmaya çalışmış, bu yönde devlet ve Ali Memlük katında girişimlerde bulunmuştur. Sözgelimi, talebelerinden İmadüddin Edip gibilerinin salıverilmesinde etkili olmuştur. Devlet içinde zıt kutupların veya cereyanların arasında kalmıştır. Bu alanda da yok edilmiştir. Suriye derin devletinin labirentlerinde alınan kararla yok edilmiştir.

 2011 olayları öncesinde nikaplı yani peçeli kadınların öğretmenlikleri ellerinden alınınca, Muhammed Said Ramazan el Buti din adına apolitik bir biçimde gayrete gelmiş ve bu adımdan geri adım atılmasını istemiştir. Mart 2011 tarihinde başlayan olaylara denk gelmesinden dolayı ortamı yumuşatmak amacıyla peçelilerin görev yerlerine dönmeleri kararlaştırılmıştır. Burada Buti ve arkadaşlarının etkisi büyük olmuştur. 

Yine rejim halkın öfkesini dindirmek ve yatıştırmak için basın yayın hayatında da gevşetmede bulunmuş ve nispi de olsa serbesti ortamı sağlamıştır. Bu çeşitlilik 2016 yılına kadar devam etmiştir.

Buti ile rejim arasında bir başka ihtilaflı konu ise Şeriat Fakültesi Mezunları Birliği kurulması girişimidir. İmadüddin Edip böyle bir cemiyetin kurulmasını ve Şeriat Fakültesi mezunlarının tek bir çatı altında toplanmasını teklif etmiştir. Bu yönde devlete sunulan başvuru ve dilekçenin başına da Muhammed Said Ramazan el Buti'nin ismi iliştirilmiştir (3). 

Devlet Buti'nin bu girişimin neresinde olduğunu merak etmiş lakin bu yapıya işlerlik kazandırılmasına da izin vermemiştir. Onun adına yapılan başvuru ve imzayı itibara almamıştır.

Sonuçta, bu gerilim ortamında Buti devlet eliyle işlenin bir cinayetin kurbanı olmuştur. Rejim mafya tarzına uymuş ve önce öldürüp, arkasından cenazesinde yürümüştür. Cenazeye Hizbullah adına Naim Kasım gibiler de katılarak, Buti'yi Şiilere de mal etmeye veya yakın göstermeye çalışmışlardır. Böylece bir taşla birçok kuşu birden vurmuş oldular!

Dipnotlar 

1-https://www.aljazeera.net/midan/reality/politics/2018/3/23

2-Dr. Nureddin Boyacılar,Bir Ömür Böyle Geçti, Yasin Yayınları, s: 91

3-https://arabi21.com/story/1361026

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Abdullah, 2021-08-07 10:53:05

Butî hakkında sağlıklı yorum yapmak için ehl-i sünnetin konu hakkındaki görüşlerinin çok iyi bilinmesi, geçmişte bu ekoldeki ulemanın tavrının iyi etüt edilmesi -ki işaret var, fakat burada da tahmin ön plana çıkmış-, herhangi siyasi bir algı ile hareket edilmemesi gerekmektedir. Enfal Suresi 65 ve 66. ayeti kerimelerindeki emri, Rasulullah'ın Mekke ve Medine dönemini iyi anlamadan hissi hareket edenler bunu anlayamaz. Hiçbir insan hatasız değildir fakat gene de iyice analiz etmeden duygularla yorum yapmamalı.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

YANLIŞ VE HAKSIZ İNTERNET PAYLAŞIMLARI

YANLIŞ VE HAKSIZ İNTERNET PAYLAŞIMLARI

dir. İnternet paylaşımlarındaki kaynak vermemek, metnin yazarını yazmamak, doğruluk olmadığ

MASONLAR VE ESAD AİLESİ

MASONLAR VE ESAD AİLESİ

Masonluk meselesi dallı budaklı bir mesele olduğundan ve yüksek dozda manipülasyon içerdiğind

OSMANLI DÜŞMANI BİR BARELVİ’NİN HEZEYANLARI

OSMANLI DÜŞMANI BİR BARELVİ’NİN HEZEYANLARI

Belki biraz garip gelecek ama peşinen söyleyelim ki anlatılan husus doğrudur. Stalin’in hocala

KADİROV:  KADİRİ-VEHHABİ KIRMASI 

KADİROV:  KADİRİ-VEHHABİ KIRMASI 

Ramzan Kadirov başkanlığındaki Çeçenlerin Suriye’den sonra Ukrayna’da da arz-ı endam etme

 İSLAM’IN DAHİLİ DÜŞMANLARI YA DA GÜNÜMÜZÜN YIKICI AKIMLARI

 İSLAM’IN DAHİLİ DÜŞMANLARI YA DA GÜNÜMÜZÜN YIKICI AKIMLARI

İhvan meşrepli Iraklı yazar ve düşünür Muhsin Abdulhamid, ‘ İslam’a Yönelik Yıkıcı

YİNE GÖÇ VAR

YİNE GÖÇ VAR

Türü: Hikâye (Otuz yıl önce bu günleri biz yazdık, yaşayanlar yorum yapsın) Aylardan Aral

BABAMI GÖTÜRMEYİN

BABAMI GÖTÜRMEYİN

Erzurumluydum. Erzurum’un Hınıs İlçesi’nin Göller Köyü’nde oturuyordum. Adım Ali’y

"İSLÂM DİNİ SAVAŞ VE TERÖR DİNİ MİDİR? YA DA KILIÇ ZORUYLA MI YAYILMIŞTIR?"

Muhterem Müslümanlar! Oryantalistlerin sürekli olarak İslâm dinini savaş ve terörle özdeşl

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İnsana yazıyı kalemle öğreten ve ona (içinden geçenleri) düzgün bir şekilde ifade etmeyi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

Muhammed Zahid Kevseri Şiilerin tarih boyunca Ezher’de gözleri olduğuna temas etmiştir. *Kahi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri zikzak çıkışlarıyla kendi misyonunu kendi imha etti. Şimdi b

O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.

Mücadele,6

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI