Cevaplar.Org

İLİM TALEBESİNİN İHTİYAÇ DUYACAĞI MEZİYETLERİN ÖZETİ

İlim talebesi, eğitiminde birtakım güzel meziyetlere ihtiyaç duymaktadır. Bu konuda büyük imamlardan bazı sözler aktarmaya çalışacağız.


Muhammed Salih Ekinci

sghursi@gmail.com

2021-08-01 15:52:48

İlim talebesi, eğitiminde birtakım güzel meziyetlere ihtiyaç duymaktadır. Bu konuda büyük imamlardan bazı sözler aktarmaya çalışacağız.

1-İbn Ebi'l-Avvâm es-Sa'dî( r.h/ö.335/950), İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî'den (r.a) şunu aktarmaktadır:" Bizim bu ilmimiz sadece şu üç hasletle elde edilebilir; kişinin onu arzulaması, zeki olması ve yeterli imkâna sahip olmak."(1)

2-Hatîb el-Bağdâdî(r.h), İmâm eş-Şâfiî'den(r.h) şunu aktarmaktadır: "İlim talebesi şu üç şeye ihtiyaç duymaktadır: ilki uzun ömür, ikincisi yeteri geçimlik, üçüncüsü zekâ."(2)

3-Ebû'l-Hilâl el-Askerî (r.a) şöyle der: "Önceki âlimlerden biri şöyle demiş; ilim ancak şu altı şey ile tamamlanabilir; keskin zekâ, uzun zaman, yeteri para, çok çalışma, ehliyetli hoca, ilme duyulan rağbet ve iştiyak."(3)

4-İmâm Mâverdî (r.a) şöyle der: " Talebenin ilminin kendisiyle arttığı ve ilme rağbet eden kişinin kemale erdiği şartlar dokuzdur: Akıl, basiret(incelikleri kavrama), zekâ, ilme duyulan arzu, arayışa ihtiyaç bırakmayacak yeterlikte mal, diğer işlerden el çekmek, hüzünlerden ve üzüntü verici şeylerden uzak durmak, uzun ömür/yeteri zaman ve ilmini cömertçe veren ehliyetli hoca."(4)

5-İmâm Ebû Bekr İbn el-Arabî el-Mâlikî(r.h) bu konuda şöyle der:" Biliniz ki- Allah gönlünüzü nurlandırsın- önceden açıkladığımız üzere hiç şüphesiz ilimlere giden yol eğitimden geçer. Şayet eğitim için gerekli şartlara uyar ve bu uğurda sebat gösterirsen hedefe ulaşırsın. Eğitim için gerekli şartlar ve ödevler ise iki yüz küsürdür. Ancak diğer şartların tamamını kendisine irca edebileceğimiz esas şartlar yedidir. Birinci şart, halis niyet. Zira niyette ihlas bütün şartların esasıdır.

İkinci şart, ilim elde etmek için tevazu göstermek. İlim talibi nerede ilmin var olduğunu bilse oraya yönelmeli ve ilmi kimden işitse onu almalı. Zira hikmet müminin yitiğidir. Hiç bir sözü küçümseme; zira ilme karşı kibirlenenden ilim kaçar. İlim kendisini büyük görene harap eder * selin yüksek yerleri harab ettiği gibi..

Üçüncü şart, hocaya karşı mütevazı olmak. Hatta hoca hata işlese bile öğrenci ona hürmet göstermekten geri durmamalı. Zira hiçbir özelliği olmasa bile yaş ve tecrübe üstünlüğü vardır. Musa-Hızır kıssasını görmez misin? Öğrenci, hocasının onun üzerinde babası gibi hakkı olduğuna inanmalı. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadiste şöyle buyurmaktadır:" Benim size karşı durumum, bir babanın evladını eğitmesi gibidir ki ben de sizleri eğitiyorum."(5)

Dördüncü şart, hocanın yaptığı izahta işaret ettiği husus için ona itimad etmek.

Beşinci şart, ilmi eğitimde tüm alanlara birden dalmamak. Kişi bu ilimlerin en ehemmiyet arz edeninden başlamak üzere işe koyulmalı ve onu tamamladığında bir başka alana intikal etmeli.

Altıncı şart, ezberlediğini ve öğrendiğini tekrar edip hatırlamaya çalışmalı ve tekrarı ihmal etmemeli.

Yedinci şart, öğrendikleriyle amel etmeli; zira ilimle amel, kişi için hem ilim hem kurtuluş açısından en sağlam yoldur. Buraya kadar zikrettiğimiz şartlar, öğrenim için gerekli olan temel şartlardır. Bu şartlar, gevşemeden devamlı üzerinde durmayı gerektiren şartlardır. Kişi ilim tahsilinde kendi başına öğrenmeyi(hocasız) arzulamaktan sakınmalı ta ki bir hocanın dizinin dibine oturabilsin. Nitekim sapıtanların çoğu hocaya değil, sadece sahifelere itimad edenlerdir. Ancak kişi araştırma seviyesine eriştiğinde ilimde bağımsız hareket edebilir hatta etmesi de gerekir."(6)

İmâm el-Gazâlî (r.a), "İhyâ-u 'ulumi'd-dîn" eserinde öğretici ve öğrenci için on görev sayar ve şöyle der: Beşinci vazife; ilim ehli önem arz eden hiçbir ilim dalını ve çeşidini ihmal etmemeli; amacına ve faydasına muttali olacak kadar her bir ilim dalını araştırmalı ve şayet ömrü kifayet ederse de her birinde derinleşmeli. Aksi takdirde bu ilimlerden en önemlisiyle uğraşmalı, o alanda ihtisaslaşmaya çalışmalı ve diğer ilimlerden de gerektiği kadar öğrenmeli. Zira ilimler birbirine destek verir ve birbirine bağlıdır. Böylece öğrenci peşin olarak elde edeceği kazanımı bilmediği için bir ilme düşmanlık etmekten kurtulur. Zira insan bilmediğinin düşmanıdır. Allah(c.c) şöyle buyurmaktadır: "…Onunla(Kur'an'la) hidayete ermedikleri için, "Bu eski bir yalandır " demeye devam edeceklerdir."(Ahkâf 46/11)

Altıncı vazife; ilim dallarından birine birden dalmaması gerekir. Bilakis o ilmin konuları arasında önem sırasına göre tertibe riayet etmeli ve en önemli konulardan işe başlamalı.

Yedinci vazife; öğrenci bir ilim dalının hakkını vermeden diğerine geçmemeli. Zira ilimlerin öğrenilmesinde zorunlu bir tertip söz konusu olup biri diğerine ulaştıran yoldur. Bu tertibe ve tedrice riayet eden kişi ancak başarılı olur.

İbn el-Cevzî(r.h) şöyle der: "Fıkıhla iştigal eden kişi, tarih, hadis, lügat ve diğer ilimleri gerektiği kadar mütala etmeli. Zira fıkıh bütün ilimlere ihtiyaç duyan bir ilimdir. Bu nedenle fakih diğer ilimlerden ehemmiyet arz eden bilgilere sahip olmalı." İbn el-Cevzî sözlerinin devamında şöyle der: "İlim ehline yaraşan ihtisas alanı dışında kalan her ilimden hissedar olmalı. Zira her ilim diğer ilimle ilişkilidir."(7)

Hz. Ali (r.a) âlime hürmet hakkında şöyle der: "Âlimin senin üzerindeki haklarından biri de onun içinde bulunduğu topluluğa selam verdikten sonra ona özel olarak selam vermen, önünde diz çökmen, huzurunda el işaretinde bulunmaman, gözünü ondan kaçırmaman, sözünün hilafına falan kişi de şöyle dedi dememen, yanında başkasının gıybetini yapmaman, aşırı sevinç göstermemen, elbisesinden tutmaman, yorulduğunda ısrar etmemendir. Âlimin sohbetine doyma; zira o hurma ağacı misalidir; kendisinden ne zaman hurma düşecek diye dört gözle bekle."(8)

İlim talibi, İmâm İbn Abdi'l-berr'in(r.h), " Câmiʿu beyâni'l-ilmi ve fażlihî" eseri ile Hatîb el-Bağdâdî'nin "el-Câmi' li aḫlâḳı'r-râvî ve âdâbi's-sâmiʿ" eserini dikkatle okumalı, ayrıca bunlara ilaveten İmam en-Nevevî'nin "el-Mecmu" isimli eserinin mukaddimesinde hoca-öğrenci adabına ilişkin bölümler ile İbn Cemâa'nın "Tezkiretü's-sami' ve'l-mütekellim fî âdâbi'l-âlimi vel-müteʿallim" isimli eserinde derlediklerini okumalı.

Dipnotlar

1-İbn Ebi'l-Avam, Ebû'l-Kasım Abdullah, Fedailu Ebi Hanife –Ahbaruh ve Menakıbuh- neşr. Latifurrahman el-Behraici el-Kasımi, Mekke el-Mükerreme, I. Baskı, 2010, s.859

 2-Hatîb el-Bağdâdî, el-Fakîh ve'l-Mütefakkih (2/187).

 3-Ebü'l-hilâl el-Askerî, el-Hassu ala talebi'l-ilmi (47).

 4-Mâverdî, Edebü'd-dünya ve'd-din (111). Ebü'l-hilâl el-Askerî, el-Furuku'l-luğaviyye adlı eserinde علم ile فطنة arasındaki fark konusunda şunları söyler: "ilim ile fıtnet arasındaki fark, fıtnet (fetanet); kastedilenin farkına varmak zıddı ise gaflettir. Şöyle de denilebilir: kapalı bir cihetten ibtidaen bilmektir. Bu nedenle her "fitnet" ilimdir; ama her ilim fitnet değildir. Fıtnet kapalı bir cihetten ibtidaen bir şeyi bilmek anlamına geldiği için "kişi var olduğunu ya da gökyüzünün üstte olduğunu kavradı" denilemez. Fıtnet ile zekâ arasındaki farka gelince; zekâ, fıtnetin kemal halidir. Nitekim zekâ kelimesi, ateşin alevinin, son haddine ulaşması anlamına gelen "ذكت النار" sözündeki fiille aynı kökten alınmıştır. Dolayısıyla "zekâ" kelimesi" fıtnet" kelimesine göre daha fazla anlam ifade etmektedir." Ebü'l-hilâl el-Askerî, el-Furuku'l-luğaviyye (s.67). Ben derim ki; tefettun/fıtnet gafil olmamak, kişinin, incelikleri ve etrafında olan biteni fark etmesi ve onlardan gafil kalmamasıdır. Dolayısıyla fıtnet, gafletin zıddıdır. Zekâ ise aptallığın zıddıdır.(Müellif)

 5-İbn Mâce (371); Ebû Dâvûd (1/2).

 6-Ebû Bekr İbn el-Arabî el-Mâlikî, Kanunu't-te'vîl, thk. Muhammed es-Süleymanî, Müessesetü ulumi'l-Kur'an, Beyrut 1986, s. 636-639.

 7-İbn el-Cevzî Saydu'l-hâtır (373).

 8-Nevevî, el-Mecmu' (1/67).

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ERZURUM TEDÂİLERİ-2

ERZURUM TEDÂİLERİ-2

Evet, Erzurum âlimler, evliyalar, meşayıhlar, şairler, mutasavvıflar beldesidir. Başta Nakşib

HAK VE SALAHİYET ÇERÇEVESİNDE KADINLAR MESELESİ

HAK VE SALAHİYET ÇERÇEVESİNDE KADINLAR MESELESİ

Rahmân ve Râhîm olan Allah’ın adıyla... Âl-i İmran suresinin 14. ayeti kerimesinde şehvet

ERZURUM TEDÂİLERİ-1

ERZURUM TEDÂİLERİ-1

Doğu Anadolu’nun gözbebeği, evliyalar yatağı, kahramanlar otağı, ilim ve irfan ocağı, me

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-2

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-2

Gemiye binen kurtulur fakat, sağ salim karaya ulaşmak isteyenlerin, yıldızları takip etmesi laz

VAAZ VE NASİHAT ADABI

VAAZ VE NASİHAT ADABI

Allah (c.c), Elçisi Hz. Muhammed'e (s.a.v): فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذ

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-1

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-1

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Deki, ben bu (İslam’ın size ulaşması )na (dair sa

TEZKİYE VE SİCİL AMİRLİĞİ

TEZKİYE VE SİCİL AMİRLİĞİ

Bilindiği üzere her kurumun en üst yetkilisi sicil âmiridir. Sicil amiri geniş perspektifiyle,

İLMİ ARAŞTIRMALARDA İNSAFLI OLMAK VE HAKKA UYMAK

İLMİ ARAŞTIRMALARDA İNSAFLI OLMAK VE HAKKA UYMAK

Rabbani bir eğitimcinin önem vermesi gereken önemli hususlardan biri de hoca, öğrencilerini ilm

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-2

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-2

.2.1.3. Arvasîlerin Ağrı’ya Gelişi Bayazıt Sancağının vilayet merkezi olduğu dönemde A

İLİM TALEBESİNİN İHTİYAÇ DUYACAĞI MEZİYETLERİN ÖZETİ

İLİM TALEBESİNİN İHTİYAÇ DUYACAĞI MEZİYETLERİN ÖZETİ

İlim talebesi, eğitiminde birtakım güzel meziyetlere ihtiyaç duymaktadır. Bu konuda büyük im

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-1

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-1

Aile, adını Van’ın Müküs (Bahçesaray) ilçesine bağlı Arvas (Doğanyayla) köyünden almı

Onu(Kur’an’ı) Ruh-ul Emin(Cebrail), inzar edenlerden olasın diye, kalbine apaçık Arapça olarak indirmiştir.

Şuara:193-195

GÜNÜN HADİSİ

Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir

Tirmizi, Sevatbu'l-Kur'an 18, 2914

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI