Cevaplar.Org

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-5

e. Namazı Ali'nin Arkasında Yemeği Muaviyenin Sofrasında Yediği İddiası Ebu Hüreyre aleyhine müstakil bir kitap yazan Mısırlı çağdaş yazar Ebû Reyye'nin iddiasına göre fitne döneminde Ebu Hüreyre, Ali'nin arkasında


Metin Yiğit

metinyigit21@hotmail.com

2021-08-01 15:45:53

e. Namazı Ali'nin Arkasında Yemeği Muaviyenin Sofrasında Yediği İddiası 

Ebu Hüreyre aleyhine müstakil bir kitap yazan Mısırlı çağdaş yazar Ebû Reyye'nin iddiasına göre fitne döneminde Ebu Hüreyre, Ali'nin arkasında namaz kılmış, Muaviye'nin sofrasında yemek yemiştir. Bu ikisi arasına savaş kızışınca dağa sığınmıştır. Bu durum kendisine sorulunca: "Ali daha alim, Muaviye daha semiz, dağ ise daha güvenlidir, demiştir.

Ebu Hüreyre'ye yapılan bu isnat asılsız bir söz ve açık bir iftiradır. Zira Ebû Hüreyre'nin, Muâviye'nin sofrasında bulunduktan sonra Hz. Ali'nin arkasında namaz kılabilmesi için Ali ile Muâviye'nin aynı mekânda ikamet etmeleri gerekmektedir. Onların ise sadece Sıffîn'de birbirine yakın bir mekânda bulunduğu, Ebû Hüreyre'nin ise Sıffîn'e katılmadığı bilindiğine göre bu ithamın asılsızlığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

f. Ebu Hüreyre'nin Ehl-i Kitaptan Rivayetler Alıp Peygambere Nisbet Ettiği ve Tedliste bulunduğu İddiası

Rivayet ve tedlis meselesini iki açıdan ele alabiliriz: Ehl-i Kitaptan ve diğer Sahabilerden yapılan rivayetlerde yapılan tedlis iddiası.

Önce Ehl-i Kitaptan rivayet meselesine bakalım:

a. Konuyla alakalı bütün iddia ve ithamların kaynağı İbn Asakir'in Tarihu Dimaşk adlı eserinde geçen bir rivayettir. Mezkûr ivayete göre Şu'be İbnu'l-Haccac, Ebu Hüreyre'nin hem Ka'bu'l-Ahbâr'dan hem de Resûl-i Ekrem'den hadîs rivâyet ettiğini, ancak bu iki rivâyetin arasını tefrîk etmediğini söyleyerek, Ka'b'ın İsrâilî rivayetini, sanki Peygamberden işitmiş gibi göstererek tedlîs yaptığını ileri sürmüştür.

Tabiûn büyüklerinden Büsr b. Said mezkur ithamı şöyle reddetmiştir: "Allah'tan korkunuz ve hadîs-i şerifleri koruyunuz. Biz Ebu Hüreyre ile oturduğumuz zaman bize hem Hz. Peygamber'den hem de Ka'bu'l-Ahbâr'dan hadîs rivâyet ederdi. Ebu Hüreyre kalkıp gidince, cemaatte beraber oturduklarımızdan bazılarına bakardım da, onların Hz. Peygamber'den rivâyet edilen hadîslerle, Ka'bu'l-Ahbâr'dan rivâyet edilen hadîsleri birbirine karıştırdıklarını görürdüm."(1)

Öncelikle belirtmek gerekir ki bu rivayet sahih bir rivayet değildir. Saniyen, bu rivayeti doğru kabul ettiğimizde bile iddia edilen tedlîsin Ebu Hüreyre'den değil, onu dinleyenlerden ileri geldiği anlaşılmaktadır.

Mezkûr rivayetin hadis ilmi kriterleri açısından niçin sahih olmadığı hususuna gelince: Rivayetin senedi şöyledir: Ebu'l-Kâsım es-Semerkandî → Ebu'l-Kasım b. Mes'ada → Hamza b. Yusuf → Ebu Ahmed → Hasan b. Osman et-Tüsterî → Seleme b. Şebîb → Yezid b. Harun → Şu'be → Ebu Hüreyre.

Senedde yer alan Hasan b. Osman, İbn Adiy'nin doğrudan kendisinden rivayette bulunduğu ve yakından tanıdığı bir kimsedir. İbn Adiy el-Kâmil adlı eserinde kendisi hakkında şu değerlendirmede bulunmaktadır: "Ebu Said (Hasan b. Osman) benim tespitime göre hem hadis uyduran hem de başkasına ait hadisleri kendisine ait gibi gösteren bir kimsedir. Abdân el-Ahvâzî'ye sorduğumda onun hakkında şöyle dedi: Çokça yalan söyleyen (kezzâb) bir kimsedir."(2)

İbn Adiy yine Hasan b. Osman'ın, hocası Ebu Abdillah et-Tahrânî → Abdurrezzak → Ma'mer → Zührî → İkrime → İbn Abbas kanalıyla Hz. Peygamber'den şöyle rivayette bulunduğunu kaydetmektedir. Allah Rasûlü buyurdu: "Allah Teala, Peygamberlere karşı edepsiz tutumlarından dolayı İsrailoğullarından yağmuru kesti. Ali'ye duyduğu buğzdan dolayı da bu ümmetten yağmuru keser." İbn Adiy, rivayetin akabinde şu değerlendirmede bulunur. Benim tespitime göre bu rivayeti Hasan b. Osman uydurup Tahranî'ye nisbet etmiştir. Zira Tahranî doğru sözlü bir kimsedir.

Görüldüğü gibi Ebu Hüreyre'ye tedlis ithamında bulunan Hasan b. Osman, hadis âlimleri nezdinde sabıkalı bir kimsedir. Allah Rasulü adına yalan uyduran bir kimsenin Ebu Hüreyre konusunda yalan yanlış isnatlarda bulunması zor değildir.

Sahabe arasında Ehl-i Kitaptan rivayette bulunma Ebû Hüreyre'ye münhasır bir durum değildir. İbn Abbas gibi ilmiyle temayüz etmiş birçok sahabi rivayette bulunmuştur.

Ehl-i kitaptan rivayet edilebileceğine ve bazı konularda onların tanıklığına başvurulabileceğine dair açık deliller bulunmaktadır. Kur'ân-ı Kerim birçok vesileyle Ehl-i Kitaba atıfta bulunmuş, hatta onların şahitliğine başvurmayı salık vermiştir: "Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz kimseleri peygamber olarak gönderdik; eğer bilmiyorsanız zikir ehline (Ehli kitab) sorun."(3)

"O inkârcılar: Sen peygamber değilsin, diyorlar. De ki: Sizinle benim aramda şahit olarak bir Allah, bir de kitap bilgisine sahip olanlar yeter."(4) 

Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "İsrâiloğulları'ndan rivayette bulunmanızda sakınca yoktur; ancak benden rivayette bulunduğunuz zaman yalandan sakınınız."(5) Görüldüğü üzere bu ayet ve hadislerde Ehl-i Kitab'ın birikimine karşı toptan olumsuz bir bakış bulunmamaktadır. En azından Kur'ân'ın temel esaslarıyla çelişmeyen hususlarda onlardan istifade edilebileceğine ve onların teyidine başvurulacağına dair bir tema bulunmaktadır.

Netice itibariyle Ebu Hüreyre'nin Ehl-i Kitaptan rivayette bulunduğu doğrudur. Ancak onun Ehl-i Kitaptan aktardıklarını Hz. Peygamber'e isnad ettiği iddiası açık bir iftiradır. Aşağıdaki hadis Ebu Hüreyre'nin Ehl-i Kitab'tan nasıl bir yöntemle rivayette bulunduğu konusunda bize bir fikir vermektedir. Cuma günü icabet saatinin, günün son saati olduğunu söyleyen Ehl-i Kitap ulemasından Abdullah b. Selâm'a Ebu Hüreyre şöyle itiraz eder: "İcabet saati nasıl günün son saati olabilir ki? Allah Rasulû şöyle buyuruyor: Cuma günü bir saat vardır ki, hiçbir Müslüman kul namazda bulunup ve o saate rast getirip Allah'tan bir şey istemez ki, Allah ona isteğini bahşetmesin! Halbuki son saatte namaz kılınmaz."(6)

Yukarıdaki bilgiler ışığında Ebu Hüreyre'nin Ehl-i Kitaptan yaptığı rivayetlerin karakteristiği hakkında şunları söyleyebiliriz:

1. Ebu Hüreyre sıradan kimselerden değil, Müslüman olmuş Ehl-i Kitab âlimlerinden rivayette bulunmuştur.

2. Aktardığı rivayetleri, kaynağını belirterek rivayet etmiştir.

3. Aldığı rivayetleri teslimiyetle karşılamamış tetkik ederek almıştır. Başka bir ifadeyle rivayet ettiklerini Kur'ân ve Sünnete arz etmiştir.

Ehl-i Kitaptan rivayette bulunurken âlimlerin genelde esas aldığı ölçü şu şekildedir: İslâm'ın temel kaynaklarınca doğrulanan rivayetlerin alınıp buna aykırı rivayetler terk edilir. Hakkında hüküm bulunmayan hususlarda ise tevakkuf edilir. Ebu Hüreyre gibi Sahabilerin yaptığı cüzî bir kısım rivayetler de bu çerçevenin dışına taşmamıştır. Ehl-i Kitaptan benimsenerek yapılan rivayetler dinin esaslarına yönelik konularda olmamış. Ehl-i Kitabın rivayetleri konusunda mesafeli ve temkinli bir duruş sergilenmiştir. Yer yer yapılan rivayetler de ya Kur'ân ve Sünnetteki bilgileri teyid eden nitelikteki rivayetlerdir ya da hakkında olumlu veya olumsuz şeyler bulunmayan konulardır.

b. Ebu Hüreyre'nin diğer "Sahabileri atlayarak Allah Rasûlünden hadis aktarması" anlamındaki "tedlis"e gelince, burada tedlis ile kastedilen şey irsâldir. Ancak bunların birbiri yerine kullanılması doğru değildir. "İrsal" bir ravinin doğal ve kasıtsız bir şekilde aradaki Sahabiyi atlayarak Peygamber'den rivayette bulunmasıdır. Bu şekilde aktarılan rivayetlere de mürsel denir. Sahabe döneminde bir Sahabinin başka bir Sahabiden duyduğu hadisi, aradaki Sahabi ismini zikretmeden doğrudan Allah Rasûlünden nakletmesi yaygın bir durumdur. İbnu's-Salâh bu hususta şöyle der: "İbn Abbâs ve benzeri yaşça küçük sahâbîlerin Hz. Peygamber'den işitmedikleri halde ondan rivâyet ettikleri mürsel hadisler, mevsûl ve müsned hükmündedir. Çünkü onlar bu hadisleri sahâbîlerden almışlardır. Bir sahâbînin kim olduğunun bilinmemesi, hadisin sihhatine zarar vermez. Çünkü sahâbîlerin tamamı âdildir."(7) 

Görüldüğü üzere Sahabe döneminde mürsel tarzda rivayette bulunmak son derece tabii ve makuldur. Dolayısıyla bunu kasıtlı gizleme manasına gelen "tedlis"le karıştırmak doğru değildir. Kaldı ki tedlis denen olay senet sisteminden sonra başka bir ifadeyle Sahabe döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Senet sisteminin henüz oluşmadığı Sahabe döneminde Ebu Hüreyre'yi senedi/raviyi atlamakla itham etmek bir bakıma zamanları karıştırmak demektir.

Aşağıdaki açıklamalar Sahabe kuşağında mürsel aktarım hakkında yeterli bir fikir vermektedir. Berâ b. Âzib'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Size rivâyet ettiğimiz hadislerin hepsini bizzat Peygamber'den duymuş değiliz. Fakat onları arkadaşlarımız bize naklederdi. Çünkü biz deve gütmekle meşgul olurduk."(8) 

Enes b. Mâlik ise hadis rivâyet ederken kendisine, "Sen bizzat bunu Rasûlullah'tan mı duydun?" diye soran bir kişiye çok kızmış ve ona şöyle karşılık vermiştir: "Allah'a yemin ederim size Hz. Peygamber'den naklettiğimiz hadislerin hepsini bizzat kendisinden duymuş değiliz. Fakat (hadisi duyan duymayana naklederdi) biz de birbirimizi yalanlamazdık."(9)

Ebu Hüreyre'nin mürsel rivayetlerine örnek olarak şu hadisi zikredebiliriz: Allah Rasûlü dışarı çıktığı bir vakitte Ebû Bekir ile Ömer'e rastlamış, "Sizi bu vakitte evlerinizden çıkaran şey nedir?" diye sormuştu. Onlar da: "Açlık çıkardı, Ey Allah'ın Rasûlü" demişlerdi. Sonra Hz. Peygamber: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, beni de aynı şey evden çıkardı, hadi kalkın gidelim" demişti. Kalkıp beraber Ensârdan birisinin evine varmışlardı... Hz. Peygamber kendileri için hayvanını kesmeye davranan ev sahibine: "Sakın sağmal olana karışma" demişti… Yeme içmeden sonra Hz. Peygamber, Ebû Bekir ve Ömer'e: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kıyamet günü bu nimetlerden dolayı sorgulanacaksınız! Sizi evlerinizden açlık çıkardı ama şu nimetlere kavuşmadan geriye dönmediniz" dedi.(10) 

Görüldüğü gibi bu rivayette Ebu Hüreyre Olayı yaşayanlardan birinden duyduğu haberi şahsın ismini zikretmeden aktarmıştır. Bu ve buna benzer aktarım tarzları Sahabe kuşağında yaygındır ve yadırganacak bir tarafı da bulunmamaktadır.

Dipnotlar

1-İbn Asakir, Târihu Dimaşk, 19/239. 

2-İbn Adiy, el-Kâmil, 2/756-757

3-Enbiyâ, 7.

4- Ra'd, 43.

5- Müsned, I2/159, 202; Buhârî, "Enbiyâ, 50.

6- Ebu Dâvud, Salât, Fazlu Leyleti'l-Cumua, 3/258-9.

7- İbnu's-Salâh, Mukaddime, Mısır 1326, 22

8- Ahmed b. Hanbel, Müsned, Müessesetü'r-Risale, 1416- 1421/1995-2001, 30/458.

9- Ahmed b. Hanbel, Müsned, Misir 1313, IV, 283; Hâkim Neysâbûrî, Müstedrek ale's-Sahîhayn, 3/ 575; Hatib Bağdâdî, el-Kifâye fî İlmi'r-Rivâye, s. 386.

10-Müslim, Sahîh, Eşribe, 140.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-6

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-6

g. Ebu Hüreyre'nin Para Karşılığında Emevî Taraftarlığı ve Ali Aleyhtarlığı Yaptığı

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-5

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-5

e. Namazı Ali'nin Arkasında Yemeği Muaviyenin Sofrasında Yediği İddiası Ebu Hüreyre aleyhin

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-4

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-4

Sahabenin ve Bu Cümleden Olarak Hz. Aişe'nin Onun Rivayetlerini İhtiyatla Karşıladığı İddia

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-3

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-3

2. Yabancı Kaynakların Etkisinde Kalan Yerli Yazarların İthamları Gerek eskiden gerekse gün

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-2

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-2

Bu özet açıklamalardan sonra şimdi Goldziher gibilerinin ileri sürdüğü ithamlara bakalım:

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-1

EBU HÜREYRE'YE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER-1

Ebu Hüreyre'ye yönelik eleştiriler modern dönemde Oryantalistlerin tenkitleriyle gündemimize gi

SAHABE DÖNEMİ İHTİLAFLARINDAN SÖZ ETMEK

SAHABE DÖNEMİ İHTİLAFLARINDAN SÖZ ETMEK

Ehl-i Sünnet âlimleri ihtiyaç olmadıkça Sahabe arasında baş gösteren anlaşmazlıklardan uza

İBN KUTEYBE'YE ATFEDİLEN EL-İMÂME VE'S-SİYÂSE İSİMLİ KİTAP

İBN KUTEYBE'YE ATFEDİLEN EL-İMÂME VE'S-SİYÂSE İSİMLİ KİTAP

Piyasada yalan sözler ve uydurma rivayetlerle dopdolu bazı eski ve yeni kitaplar vardır ki İbn K

GÜVENİLİRLİK BAKIMINDAN İSLAM TARİHÇİLERİ

GÜVENİLİRLİK BAKIMINDAN  İSLAM TARİHÇİLERİ

Aktardıkları bilgilere göre tarihçileri birkaç grupta değerlendirmek mümkündür: 1. Grup: G

EHL-İ KİTAB’IN KESTİKLERİNİN HÜKMÜ

EHL-İ KİTAB’IN KESTİKLERİNİN HÜKMÜ

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd eder, yaratılmışların en hayırlısı, peygamberlerin sonun

MEŞHUR FIKHÎ KÂİDELER-3

MEŞHUR FIKHÎ KÂİDELER-3

11. Âdet muhakkemdir. Bu kaidenin delili Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu hadisidir: “Müslümanl

SİTE HARİTASI