Cevaplar.Org

HALDEN ANLAMAK-2

Hüzünler, dertler ve acılar şairi Fuzuli de çeşitli gazellerinde bakın neler söylüyor:


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2021-07-01 09:24:27

Hüzünler, dertler ve acılar şairi Fuzuli de çeşitli gazellerinde bakın neler söylüyor:

Kıldı zülfün teg perişan halimi halin senin,

Bir gün ey bi-derd sormazsın nedir halin senin.

(Sayfa:151)

...

Mihri gönlümde nihân olduğun ol mâh bilir
Kimse bilmez fukârâ sırrını ol şâh bilir.

Sormanız ol meh ile hâl-i dilim Tanrı için
Bileli anı özüm bilmezem Allâh bilir.

(Sayfa:152)

...

Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Derd çoh, hemderd yoh, düşmen kavî, tâli' zebûn

 

Tefrika hâsıl tarîk-i mülk-i cem'iyyet mahûf
Ah bilmen neyleyem yoh bir muvâfık reh-nümûn

(Divan Edebiyatı Antolojisi-Şemsettin Kutlu. Sayfa: 152)

...

Yine Fuzuli'nin bir gazelindeki çok meşhur bir beyti aynen şöyle diyor:

 Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge,
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı. 

Fuzuli, birilerinin, kapısını açmasını, onun derdine yanmasını, hüznüne ortak olmasını istiyor. Korkak cemiyette cesur bir arkadaş istiyor. Dertlerinin çok, düşmanlarının kuvvetli, dostlarının vefasız, feleğin merhametsiz, zamanın kaygan olduğunu belirterek gerçek bir halden anlayan istiyor.

Fukaranın sırrının ancak Allah tarafından bilinebileceğini, kendisini perişan edenlerin bir gün olsun halini sormadıklarını belirtiyor.

Şair, sanki günümüz sosyal hayatını anlatıyor. Acaba gerçekten şair günümüzde yaşasaydı, yalnızlığı, vefasızlığı, halden anlamamazlığı kim bilir nasıl anlatırdı?

Çocuklarımız günümüzde yalnız. Çalışan anne babalar bilmem ki çocuklarıyla ne kadar birlikte olabiliyor. Gök kubbe çökmüş de yere kapanmış gibi bütün apatmanlar, caddeler, sokaklar onlar için hep bomboş. Şehir hayatında çocuklarımız kaç arkadaş bulup hangi yerlerde çocukluklarını yaşayabiliyor? Veya okullardaki beş on dakikalık teneffüslerde mi çocuklar çocukluğunu yaşayabiliyor?

Çocuklarımızın bir de halden anlamayan öğretmenlere düştüğünü düşünün, vay geldi çocuğumuzun başına. Gel de çek bu hayatı!

Günümüzde öğretmen, küçük, dar bir çevrede sıkışmış çocuklarımıza, büyük ve geniş bir moral vermeli. Onlara ümitli gözlerle bakmalı. Onları güzel bir geleceğe hazırlamalı. Çocuklarımızın halini anlayıp onun hüznüne ortak olan ve onu yalnızlık köşelerinden çekip çıkaran olmalı.

Halden anlamak bir sanattır demiştik. Ünlü fikir adamımız Bediüzzaman Hazretleri: "Lisanı hal, lisanı kalden üstündür." diyor. Yani insanın haliyle anlatması, diliyle anlatmasından daha tesirlidir. O zaman halden anlamak da dil bilmekten daha önemli oluyor. Halden anlamayan dille anlatsa bile, damara göre şerbet vermiş olmuyor.

Halden anlamayan öğretmenler, eğitimciler, müdebbirler deli koyunlar gibidir.

Bir zamanlar köyde çobanlık yaparken koyunları yakından tanımıştım. Sürüde akıllı koyunların yanında az da olsa deli koyunlar da vardı.

Deli koyunlar kuzusunu koklamaz., meleyerek yanına çağırmaz. Hatta kuzusunu tanımaz bile. Kuzu gelip annesini bulup emerse emer, yoksa annenin kuzunun derdinden anlama diye bir sıkıntısı yoktur. Günümüzde çocuklarımıza, yavrularımıza, biricik evlatlarımıza, biricik kuzularımıza bakıyorum da deli koyunun yavruları gibi dolaşıp duruyorlar okul bahçelerinde, sokaklarda, evlerde!

Ne zaman Rabbim, ne zaman; bu milletin bağrından çıkan, bu milletin halinden anlayan anneler, babalar, müdebbirler ve öğretmenler çokça olacak?

Halden anlamak tasavvufta bir üsluptur. Şeyh, müridin halinden anlar. Veli veliyle konuşmadan halleşir. Velilerin birbirine bakışlarında öyle mana geçişleri vardır ki hiçbir elektronik cihaz bu kadar hızlı çalışmaz. Mesela bir gün Muhiyiddini Arabi (k.s,) ile Şihabuddin Sühreverdi, bir araya gelmişler, selamlaşmadan başka hiçbir şey konuşmamışlar, sadece birbirlerine bakmışlar; hal ile hallenmişler, kalp ile konuşmuşlar ve ayrılmışlar. Görüşmeden sonra M. Arabi'ye, Şühreverdi nasıl birisidir?diye sormuşlar, o da demiş ki:

-Baştan ayağa sünnetle dolu bir zat.

Şühreverdi'ye M. Arabi'yi sormuşlar o da demiş ki :

-Hakikat deryası.

Günümüz öğretmenleri bir tasavvuf velisi kadar öğrenci halinden anlamalıdır. Halden anlayan öğretmenler günümüzde veli olamasalar da gönüller sultanı olabilirler.

Söz tasavvuftan, veliden açılmışken isterseniz bir örnek de Peygamberimizden verelim:

Sahabe Ebu Hureyre (r.a.) çok acıktığı ve yiyecek bir şey bulamadığı bir gün, yol kenarındaki bir duvar dibine oturmuş. Niyeti halden anlayan birileri oradan geçerken onun açlığının farkına varması ve onu doyurmasıymış.

Önce oraya Hz. Ebubekir gelir, Ebu Hureyre'ye pek dikkat etmez. Selam verip geçmek üzereyken Ebu Hureyre Kur'an'dan bir ayet okuyarak manasını sorar. Niyeti Hz. Ebubekir'i biraz alıkoyarak onun kendi durumunu fark etmesini sağlamaktır. Her halde işi acele olan Hz. Ebubekir Kur'an'daki ayetin anlamını söyleyerek fazla eyleşmeden gider.

Biraz sonra Hz. Ömer gelir. Ebu Hureyre bu defa Hazreti Ebubekir'e yaptıklarının ve söylediklerinin aynısını ona yapar ve söyler. Hz. Ömer de Hz. Ebubekir gibi gerçek durumu fark etmeden gider.

Biraz sonra Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa gelir. Daha Ebu Hureyre'yi görür görmez:

-Ya Hureyre, bu ne hal? Ne oldu sana? Benin benzin atmış. Hasta mısın? Aç mısın?

Diye sorar. O da der ki:

-Ya Resulullah, iki gündür açım, takatsiz kaldım.

Yer yüzünün ve gelip geçmiş bütün insanların en çok halden anlayan insanı Hz. Muhammed, Ebu Hureyre'nin elinden tutarak onu kaldırır ve evine götürür.

Aslında Peygamberimizin evinde de yiyecek bir şey yoktur. Eve gelince komşudan gelen bir kadeh sütle karşılaşırlar. O meşhur, herkes içtikten sonra kalanını Ebu Hureyre'nin içe içe bitiremediği süt mucizesi işte o zaman gerçekleşir.

Peygamber mucizeleri bile halden anladıktan sonra geliyor.

Demek ki halden anlamının altında ne mucizeler var.

Kim bilir tarihte ne başarılar, ne kurtarışlar, ne dirilişler vardır ki hep halden anlamanın arkasından gelmiştir.

Gerçek öğretmenlik, gerçek müdebbirlik, gerçek annelik babalık ve gerçek arkadaşlık hep halden anlamakla mümkündür.

Öğretmenin;

Aşığa, şaire, veliye ve peygambere benzemesinin nedeni, halden anlamasıdır.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ANTAKYA DEDİKLERİ ÇÖKELEK YEDİKLERİ

ANTAKYA DEDİKLERİ ÇÖKELEK YEDİKLERİ

Antakya’da iki yıl görev yaptıktan sonra, öğretmenlikte Reyhanlı yıllarımız başladı.

TUVALETLERDE BEKLEYEN ÇOCUK

TUVALETLERDE BEKLEYEN ÇOCUK

Soğuk bir ocak ayıydı. Bir iş için Ankara’ya gitmiştim. Diyanet İşleri Din Eğitimi Genel

HALDEN ANLAMAK-2

HALDEN ANLAMAK-2

Hüzünler, dertler ve acılar şairi Fuzuli de çeşitli gazellerinde bakın neler söylüyor:

HALDEN ANLAMAK-1

HALDEN ANLAMAK-1

Halden anlamak bir sanattır. Yeryüzünün en büyük sanatlarından biridir. Halden anlamak: r

ÇİÇEK, KOYUN, ÖĞRETMEN

ÇİÇEK, KOYUN, ÖĞRETMEN

Çiçeklerin dilinden anlamak isterdim. Kelebeklerle, arılarla, uğur böcekleriyle karşılaşın

ÖĞRETMEN BAŞKA BİRİSİ DEĞİLDİR

ÖĞRETMEN BAŞKA BİRİSİ DEĞİLDİR

Bugün okulda iken şöyle bir çanta muhabbeti oldu. Okulun en çok sevilen, kibar, efendi, tatl

ÖĞRETMENDEN İSTENEN

ÖĞRETMENDEN İSTENEN

Bir eve fareler köstebekler alışmış. Ev halkı çare olarak yavru bir kediyi eve getirerek dü

ÖĞRETMENLİK BİR SEVDADIR

ÖĞRETMENLİK BİR SEVDADIR

“Gözlerim kapalı ama görüyorum, Şimdi Türkiye’nin bütün okullarında zil çalıyor.

Şüphesiz Kur'an, mü'minler için gerçekten bir hidâyet rehberi ve rahmettir.

Neml, 77

GÜNÜN HADİSİ

İki kelime vardır ki, Rahman'a sevimli, dilde hafif ve mizanda ağır gelir. Bunlar; "Sûbhanellahi ve bihamdihi, Sûbhanellahil-azim=Yüce Allah'ı hamd ile tesbih ederim, Yüce Allah'ı tenzih ederim." kelimeleridir.

Buhari Tecrid-i Sarih, 2189

TARİHTE BU HAFTA

*Sultan Abdulaziz Han Şehid Edildi.(4 Haziran 1876) *Kırım'ın Fethi(6 Haziran 1475) *Süleymaniye Camii İbadete Açıldı(7 Haziran 1557) *EFENDİMİZ'İN (s.a.v.) DÂR-I BEKA'YA İRTİHALİ(Vefatları)(8 HAZİRAN 632) *Hz.Ebubekir (r.a.)Halife Seçildi(9 Haziran

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI