Cevaplar.Org

GÖNÜLDEKİ ZÜNNAR

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... Bu makalemizde Osmanlının beline bağladığı kuşaktan veya karatecilerin kara kuşağından bahsetmeyeceğiz. Adına zünnar denilen ve Hıristiyanlığın sembolü olan kuşaktan bahsetmeye çalışacağız. İki çeşit zünnar vardır. Birincisi Hıristiyanların


Ali Haydar Çetintürk

cetinturkalihaydar@gmail.com

2021-07-01 09:21:07

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

Bu makalemizde Osmanlının beline bağladığı kuşaktan veya karatecilerin kara kuşağından bahsetmeyeceğiz. Adına zünnar denilen ve Hıristiyanlığın sembolü olan kuşaktan bahsetmeye çalışacağız.

İki çeşit zünnar vardır. Birincisi Hıristiyanların beline bağladığı ve ucunu da sarkıttığı bir nevi urganımsı kuşaktır ki, bu kuşak, o kişinin Hıristiyan olduğunun alameti anlamına gelmektedir.

İkincisi ise kalpteki zünnardır ki bu zünnar çok tehlikeli olup, kişinin kılık kıyafetine ve davranışlarına sirayet etmektedir.

Hıristiyanların zünnarını ve Yahudilerin fötr şapkasını takanların itikâdi durumları Ebussuud Efendi'nin(1) ve İskilipli Atıf Hoca'nın(2) fetvalarında açık bir şekilde beyan olunmuştur.

Şekil gerçekten de çok önemlidir. Yakın tarihimizde Sultan Abdülhamid'e karşı yapılan gösterilerde galatadaki protestocuların kılık ve kıyafetinden Ermeni, Rum veya Yahudi oldukları anlaşılabiliyordu. Ve aralarına karışan davulcularla birbirlerine girdiklerinde de davulculardan dayak yiyen Ermenileri savunmaya kimse teşebbüs edemiyordu.

Sap ile samanın birbirine karıştığı günümüzde, eğer şekiller farklı olsaydı, o zaman gezi parkında kimin sap, kimin de saman olduğu ortaya çıkacaktı.

Evet zünnarlar belden çözülüp, maalesef kalplere bağlanmıştır. Binâenaleyh; şeklen müslümanlarla ğayri müslimler birbirlerine benzedikleri için, Agoplarla Ahmedleri birbirinden ayıramaz hale geldik.

Zünnarı kalbinde olan Hıristiyan ile boynunda haç kolyesi olan Müslümanın arasındaki farkı nasıl tesbit edeceğimizi bilemiyoruz.

O zaman hiç kimse "İslam, şekil dini değildir, İslam'da şekilcilik yoktur" namelerini terennüm etmesin.

İslam şekilsiz bir din değildir. İslam'ın şekli vardır. İbadetlerin bir şekli vardır ve o ibadetleri yapan Müslümanın da bir şekli vardır. Ve bu şekil, o Müslümanın yaşadığı coğrafyaya göre farklılık arzetmektedir.

Yani bizler, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in giydiği entari tarzı ince gömleğin Alaska'da veya Sibirya'da giyilmesi gerektiğini iddia etmiyoruz. Ancak İslam'ın şekilsiz bir din olmadığını söylüyoruz.

Zünnarın, haçın veya fört şapkanın neyi ifade ettiğini ve Müslümanın sarığının da hangi manaya geldiğini bilmeyenlerin olduğunu zannetmiyorum.

Yakın tarihimizde özellikle cübbe, şalvar ve sarık aleyhinde yapılan operasyonlardan sebeb bu üç kisveden kısaca bahsetmek istiyorum.

600 küsür sene İslam'ın sancaktarlığını yapan Osmanlıyı (eksikleriyle beraber) ne kadar medhetsek azdır. Molla Hüsrevler, Molla Güraniler, Ebussuudlar, İbn-i Kemaller gibi alimler ve şeyhülislamlar yetiştiren Osmanlı, dört mevsimin yaşandığı topraklarımızda, hem giyilmesi rahat olduğundan, hem de Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kisvesi olduğundan, cübbe, kaftan, şalvar ve sarığı benimsemişler ve giymişlerdir. Yani Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin bu sünnetleri, ecdadımız olan Osmanlı tarafından bizlere miras olarak bırakılmıştır.

Fakat bir zaman gelmiş, cübbeler kısaltılıp ceket olmuş, Şalvarlar daraltılıp pantolon olmuş, sarıklar çıkarılıp yerine şapkalar konmuş, (hatta şapka ithal eden Yahudiler zengin olmuş) binâenaleyh tarihinden kısmen ve şeklen koparılan bir millet, öyle bir zaman gelmişki, kendi aslî kıyafetine maalesef düşman olmuş.

Bugün yeryüzünde millî ve dîni kıyafeti olmayan bir millet yoktur. Nasıl olur da İslam'da kıyafet yok denebilir? İslam'ı şekilsizleştirmek isteyenlere bayrağındaki hilali haç yap desek ne yaparlar acaba.

İslam şekilsiz bir din değildir. İbadetlerin, namazın, orucun, haccın şekilleri olduğu gibi bu ibadetleri yapan Müslümanın da şekilsiz olması asla tasavvur edilemez.

Erkek cinsinin kisvesine baktığımızda; ipek olmayan(3), çalım satmak için giyilmeyen(4), avret mahallini göstermeyen(5), gayri müslimlerin kıyafetine benzemeyen, karşı cinse (kadına) ait olmayıp(6), dar olmayan(7) ve ifrat ve tefrit den uzak olup, orta bir yol tutarak(8), saygı ve tazimde müslümanın kafirden ayrıldığı bir yönü olması zorunluluğunun(9) bulunduğunu görüyoruz.

SORU: Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cübbe giymiş midir, onun cübbesi var mıydı, bu hususta herhangi bir hadis-i şerif var mıdır?

CEVAB: Evet, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cübbe giymiştir. Onun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cübbesi vardı. Bu hususta birçok hadis-i şerif mevcutdur. Fakat bu soruya şu hadis-i şerifle cevab vermek zannediyorum uygundur.

"Ebu Bekr-i Sıddık'ın (Radıyallahu Anh) kızı Esmâ'nın (Radıyallahu Anha) azadlısı Ebu Ömer (Radıyallahu Anh) şöyle dedi; Ben Hazreti Ömer'in (Radıyallahu Anh) oğlu Hazreti Abdullah'ın (Radıyallahu Anh) alemli (atlas nakışlı) bir sarık satın aldığını ve bir makas isteyerek o alemi kestiğini gördüm. Sonra Esmâ'nın yanına giderek bu olayı ona anlattım. Bunun üzerine Esmâ (Radıyallahu Anha) : "Hayret Abdullah'a! Ey cariye! Rasûlüllah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cübbesini getir" dedi. Cariye de yenlerine ve iki yırtmacına dîbac (nakış mamul atlas) geçirilmiş bir cübbe getirdi."(10)

SORU: Diğer Peygamberlerden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cübbe giyen Peygamber var mıydı?

CEVAB: Evet, ulul-azm (büyük Peygamberlerden) Musa (Aleyhisselam) hakkında zikredilen şu hadis-i şerif bu sorunun cevabıdır.

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu; "Musa (Aleyhisselam) Allah-u Teâlâ ile mükâleme ederken (konuşurken) üzerinde yünden bir elbise, yünden bir cübbe, yünden bir takke ve yünden bir şalvar vardı. ayakkabıları ise ölü merkeb derisindendi."(11)

SORU: Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şalvar giymiş midir?

CEVAB: Süveyd ibn-i Kays'ın (Radıyallahu Anh)

"Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize geldi ve şalvar almak için pazarlık etti"(12) sözlerinden, Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şalvar edindiğini anlıyoruz. Yine Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç kerre "Allah (Celle Celalühü) ümmetimden şalvar giyenlere rahmet etsin (buyurduktan sonra) Ey insanlar şalvar edinin (yani şalvarlarınız olsun) çünkü şalvar, elbiselerinizin en ziyade örtenidir. Dışarı çıktıkları zaman kadınlarınıza da onu alın" hadis-i şerifinden de şalvarı tavsiye ettiğine şahit oluyoruz.

Hadis-i şeriflerdeki 'Serâvîl' kelimesi 'don' manasına da gelmekle beraber, uzun fistan (entari)nin yerine, bele kadar olan gömleğin altına giyilen serâvîl'in, uzuvları belli etmeyen ve gayri müslimlerin kisvesine de benzemeyen şekli, ancak şalvar olarak karşılığını bulmaktadır.

SORU: Sarık hakkında hadis-i şerif var mıdır?

CEVAB: Cübbe hakkında 90, şalvarla alakalı 55 hadis-i şerif tesbit ettikden sonra, içerisinde mükerrerleriyle sarık lafzı geçen sadece Kütüb-i Sitte, Darimi, Muvatta ve Ahmed ibn-i Hanbel'de 121 tane hadis-i şerif tesbit ettim.(13)

Mesela bunlardan bir tanesinde, müminler ile müşrikler arasındaki farkı, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle beyan etmektedir;

"Bizim ile müşrikler arasındaki fark, takkeler üzerine sardığımız sarıklardır." Yani sarık öyle bir kisvedir ki, Ebu Cehil sarıyor diye ona benzememek için terkedilen değil, takke üzerine sarılarak muhalefetle muhafaza edilen bir kisvedir. Yani haddizatında sarık, Ebu Cehil'in değil, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kisvesidir. Ebu Cehil'in sarıklı olması, bizim sarığı terkedeceğimiz anlamına gelmez. Tıpkı Ebu Cehil tavaf edip sa'y yapıyor diye tavafı ve sa'yı terketmediğimiz gibi.

Ayrıca Ebu Davud hadisinde;

"Sarık sarın ki hilminiz artsın"(14) diyen Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sarığın müslümanlara yüklediği değere de işaret buyurmuşlardır.

SORU: Sarığın ibadetle herhangi bir alakası var mıdır?

CEVAB:

"Sarıkla kılınan namaz sarıksız kılınan 70 rekat namazdan (sevab bakımından) daha üstündür."(15)

"Nafile veya farz namazı sarıkla kılmak, sarıksız kılınan 25 namaza bedeldir. Sarıklı bir cuma ise sarıksız 70 cumaya bedeldir"(16)

Bu hadis-i şeriflere baktığımızda, sarığın ibadetle alakası olmadığını söyleyemeyiz.

SORU: Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sarığı başına sarmışmıdır, yoksa bu günkü Arapların yaptığı gibi örtüylemi başını örtmüştür? Yani bugünkü arabların örtüsü, başımıza sardığımız sarığın yerini tutarmı?

CEVAB: Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sarığı bizzat mübarek başına sarmıştır.

"Bizimle müşrikler arasındaki fark, takkeler üzerine sarılan sarıklardır. Başına doladığı her bir dolama sebebiyle kendisine kıyamet gününde bir nur verilir."(17)

"Başına doladığı her bir dolama" cümlesinden, sarığın başa sarılan birşey olup, örtü üzerine konulan simide benzeyen o yuvarlak şey olmadığı anlaşılmaktadır.

Netice olarak İslam şekilcilik dini değildir diyenlere, İslam'ın şekilsiz bir din olmadığını hatırlatır ve İslam'da kıyafet yoktur diyenlere de, gayrimüslimlerin kıyafetleri olduğu gibi ehl-i İslam'ın da kisvesi vardır dedikten sonra, "bu kisve cübbe, şalvar, sarıkmıdır?" diyenlere şu sözlerimizle son noktayı koyabiliriz; Cübbe, şalvar ve sarık bu kıyafetin bir parçasıdır. Tıpkı entari ve yeleğin bu kisvenin bir parçası olduğu gibi.

Sarığın, insanın hilmini arttırdığını haber veren hadis-i şeriften, kisvenin insan üzerinde meydana getirdiği etkisinin de gözardı edilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.

"Size sarık gerekir. Çünkü o (sarık) meleklerin sîmasıdır"(18) hadis-i şerifi de müslümanlara kisve bakımından yön veren bir lafz-ı nebevîdir.

Zünnar, haç ve fötr şapkanın bize ait olmadığı kesin olup tehlikesi de aşikârdır. Peki acaba pantolon bizim mi? Gravat bize mi ait? Ne oldu da cübbemiz cekete dönüştü?

Pantolon kimin malı, kimin malı gravat?

Şekilcilik yok derler, kimde aceb kabahat?

Gel kardeşim bu işi bir bilene soralım,

Müslüman, kisvesiyle dolaşsın rahat rahat.

İnsan kitap misali, giysi ise etiket,

İslam'ın etiketi, bilesin değil ceket,

Şalvar pantolon olup, sarıklar terkedildi,

Kısalınca kisveler, cübbeler oldu ceket.

Hadi, avam bilmiyor, hocam sana ne oluyor,

Peygamber vekilisin, örnek olmak çokmu zor,

Kitab'a göre yaşa, amel etmeye çalış,

Yoksa sende başlarsın, görmeye hakir ve hor.

Nedir islam kisvesi, sorarsan eğer bana,

Cevabını ben değil kaynaklar versin sana,

Fakat, tavsiyem olsun, dikkatle güzel oku,

Bunlar senin görüşün, dememen için bana.

Kaynaklar

1- Şeyhülislam Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1972, sayfa 118 bölüm 6: Gayri müslimler, konu c: Kafire benzeyenler 530. Mesele.

2- Frenk Mukallitliği Ve Şapka

3- Buhari; Kitâbu'l-libas: 1947, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, el-Mezâhibu'l-Erbaa c:3 sh: 28

4- 1942, el-Mezâhibu'l-Erbaa c:3 sh:25

5- Mülteka; Setr-i Avret Bahsi,

6- Terğib Terhib c:2 sh: 104

7-"Kâsiyâtün âriyâtün" hadisinde geçtiği gibi..

8- Riyazüssâlihin c:2 sh: 705

9- Fethul Kadir c:15 sh:380

10-İbn-i Mace Kitâbul libas 3594

11- Tirmizi libas, 1734

12- İbn-i Mace, Bâbu's serâvîl, 3579

13- El Mu'cemul müfherres c:4 sh:348,349

14- Ebu Davud, Kütüb-i Sitte Tercemesi 15/46, Câmiussağir 1/555

15- Suyutî, el-Cami'u's-sağîr: 4468

16-Tarihu Dımaşk, 38.322

17- Mirkât'ül-Mefâtîh s:2778

18- Beyhakî, Suyûti c: 2 sh: 260

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ERZURUM TEDÂİLERİ-2

ERZURUM TEDÂİLERİ-2

Evet, Erzurum âlimler, evliyalar, meşayıhlar, şairler, mutasavvıflar beldesidir. Başta Nakşib

HAK VE SALAHİYET ÇERÇEVESİNDE KADINLAR MESELESİ

HAK VE SALAHİYET ÇERÇEVESİNDE KADINLAR MESELESİ

Rahmân ve Râhîm olan Allah’ın adıyla... Âl-i İmran suresinin 14. ayeti kerimesinde şehvet

ERZURUM TEDÂİLERİ-1

ERZURUM TEDÂİLERİ-1

Doğu Anadolu’nun gözbebeği, evliyalar yatağı, kahramanlar otağı, ilim ve irfan ocağı, me

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-2

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-2

Gemiye binen kurtulur fakat, sağ salim karaya ulaşmak isteyenlerin, yıldızları takip etmesi laz

VAAZ VE NASİHAT ADABI

VAAZ VE NASİHAT ADABI

Allah (c.c), Elçisi Hz. Muhammed'e (s.a.v): فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذ

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-1

EHL-İ BEYT SEVGİSİ-1

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Deki, ben bu (İslam’ın size ulaşması )na (dair sa

TEZKİYE VE SİCİL AMİRLİĞİ

TEZKİYE VE SİCİL AMİRLİĞİ

Bilindiği üzere her kurumun en üst yetkilisi sicil âmiridir. Sicil amiri geniş perspektifiyle,

İLMİ ARAŞTIRMALARDA İNSAFLI OLMAK VE HAKKA UYMAK

İLMİ ARAŞTIRMALARDA İNSAFLI OLMAK VE HAKKA UYMAK

Rabbani bir eğitimcinin önem vermesi gereken önemli hususlardan biri de hoca, öğrencilerini ilm

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-2

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-2

.2.1.3. Arvasîlerin Ağrı’ya Gelişi Bayazıt Sancağının vilayet merkezi olduğu dönemde A

İLİM TALEBESİNİN İHTİYAÇ DUYACAĞI MEZİYETLERİN ÖZETİ

İLİM TALEBESİNİN İHTİYAÇ DUYACAĞI MEZİYETLERİN ÖZETİ

İlim talebesi, eğitiminde birtakım güzel meziyetlere ihtiyaç duymaktadır. Bu konuda büyük im

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-1

BİR İRFAN OLUĞU; ARVAS SEYYİDLERİ-1

Aile, adını Van’ın Müküs (Bahçesaray) ilçesine bağlı Arvas (Doğanyayla) köyünden almı

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

Sahabilerim yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz."

Rezin

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI