Cevaplar.Org

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

Kur'an'da başka bir ayetin ifadesiyle "yaş kuru ne varsa Kur'an'da vardır."Yani geçmişin ve geleceğin bütün bilgilerini Kur'an'da bulabiliriz. Ama arayacak göz gerekir.


Mahmud Toptaş

.

2021-07-01 09:13:12

*Kur'an'da başka bir ayetin ifadesiyle "yaş kuru ne varsa Kur'an'da vardır."Yani geçmişin ve geleceğin bütün bilgilerini Kur'an'da bulabiliriz. Ama arayacak göz gerekir.

Hz. Peygamberin Yemene vali olarak gönderdiği Muaz b. Cebel hadisi vardır. "Hz. Peygamber Muaz'a sorar "ey Muaz gittiğin yerde insanlara ne ile hükmedeceksin" O'da "Allah'ın kitabıyla" cevabını verir. "Ya Allah'ın kitabında bulamazsan" "Hz. Peygamberin sünneti ile hükmederim" "Ya onda da bulamazsan" "o zaman kendi rey'imle ictihad ederim" diyor.

Bazıları işte bu yukarıda zikrettiğimiz ayetle bu hadisin birbirine ters düşdüğünü iddia ediyorlar. Aslında herhangi bir terslik yok. Hz. Peygamber ya Allah'ın kitabında "yoksa" dememiş, ya Allah'ın kitabında "bulamazsan" yani var da, sen bulamazsan demiş. İşte bu inceliği fark edemedikleri için, ikisinin birbiriyle çeliştiğini iddia edip, ayeti değil de hadisin uydurma olduğuna hükmederek meseleyi çözümlemeye çalışıyorlar, fakat yaptıkları yanlıştır.

Diyelim ki; odanın içine toplu iğneyi düşürsek onu arayıp bulamayınca; toplu iğne yok demek mi doğrudur? yoksa toplu iğneyi bulamadık mı? demek doğrudur? Uranyum madeni keşfedilmeden önce yok muydu? Allah'ın bu alemi yarattığı günden itibaren vardı, ama bir zaman geldi bir alim onu keşfetti. İşte Kur'an'daki hakikatler de böyledir.

Tabii ki o uranyumu binlerce göz belki gördü ama onu keşfeden göz daha değişik bir gözle gördü. Bazı hakikatlerin de ortaya çıkması için zaman önemlidir. İşte o hakikatler zamanın getirdiği olaylarla açıklanıveriyor.

*İşte çevresinde müslüman, güvenilir insan olarak bilinen bazı kardeşlerimiz, "söz" verir, sözünde durmazlar. "Çek" verirler zamanında çekinin karşılığı çıkmaz, karşısındaki adamında biraz İslam'a meyli varsa sizin bu davranışınızdan dolayı İslam'dan uzaklaşıyor. Bunu yapmakla da insanları dinden alıkoymanın cezasını çekmiş olursunuz. Ve sizin için büyük bir azab vardır, buyuruyor Allah (cc).

Bu ayet beni gerçekten etkiledi. Eğer bu tefsir dersleri olmasaydı ben bu ayeti hatim yaparken, bir dini kitab gibi okur, belki bu kadar anlamazdım. Hakikaten çok önemli bir ayet, zira bugün günümüzde insanların İslam'a girmelerini engelleyenlerin başında biz geliyoruz. Sözlerimiz, davranışlarımız, hareketlerimiz, tavır ve işlerimiz insanların İslam'a girmesini engelliyor.

*Merhum M. Akif Almanya'ya gider oradaki gözlemlerini "Berlin hatıraları" diye şiir şeklinde yazar. Batıyı anlatırken: "Onların işleri bizim dinimiz; dinleri de, bizim işimiz gibi" der. Biz günümüzde önce;

1- Kendimizle (nefsimizle) mücadele edeceğiz.

2- İmansız kesimle mücadele edeceğiz, onlara İslam'ı anlatacağız. İslam'ı götüreceğiz.

3- Müslümanım dediği halde yalanla dolanla köşe dönme ile uğraşan insanlarla da uğraşacağız..

*30-35 yaşlarında fabrikatör birisini anlattılar; "Hergün beş vakit namazını kılar, ama fuhuşun da her çeşidini yapar" diyorlar. Daha önce tefsiri geçtiği gibi; "Namaz kişiyi fuhuştan ve münkerattan alıkoyar." Eğer alıkoymuyorsa o, artık bir eklem alışması dediğimiz bir olaydır ki, çocukluğundan itibaren ibadet kastıyla değil de adet kasdıyla yapılan bir hareket olmaktan ileri gitmez.

Böyle insanlara da İslam'ı anlatmalıyız. Zira bu, şahsi suç olmakla beraber, kendi nefsine kötülük etmekte ve bir başka insana da kötü örnek olmaktasın. Yani "hem namazını kılıp hem de bu kötülükleri yapabilirmiş" kanaat ve imajını uyandırmış oluyorsun.

*Ameli salih" her işi güzel yapmaktır. Mesela ev planı yapan mühendisin planını müslümanların rahat edebileceği bir şekilde yapması ameli salihdir. Cadde planı yapan mühendis de aynı şeye dikkat ederse ameli salih olur. Şehir ve cadde planında müslümanın rahatı nasıl olabilir dersiniz...? Caddeleri öyle bir ayarlayıp evlerin pencerelerinin kıbleye gelmesi, müslüman için rahattır. Ama aksi olacak olursa; bugünkü İstanbul'daki çoğu apartman ve binalarda görülen rezalet gibi olur.

Evlerin kıblesi ya tam köşeye veya odanın giriş kapısına doğru oluyor. Bu da o evde oturanlara devamlı bir eziyet ve zahmettir. İşte İstanbul'un yeni kurulan mahalle ve semtlerini çizen mühendis biraz müslüman olur da buna dikkat ederse, bu da bir salih amel olmuş olur.

İşleri düzgün yapmak, teraziyi tam ölçmek ameli salihdir. "İman'ın" dışa taşmış (çiçekleşmiş) şeklidir ameli salih. "Bunu kim yaparsa, yapsın ister erkek ister kadın olsun, mümin olması şartıyla bu dünyada da güzel hayat yaşatırız" diyor.

*Bazıları; "dünya mümin'in değil, mümin olmayan, inançsız insanların" diye düşünmektedir. İnsanların çoğu bunu böyle bilir. Ama ayet açık ve seçik "kim iman eder, iyi amel işlerse, ona iyi bir hayat yaşatırız" buyuruyor. Eğer müslümanlar dünyada zillet içinde iseler, bu da imanlarının amele dönüşmemesinden kaynaklanan bir durumdur.

*Yine basından okudum. Osmanlı paşası diye resimlen satılan paşalar genelde Ermeni paşalarıdır. Müslüman olanlar günahdır düşüncesiyle resim çektirmemişler. Şu anda genelde Osmanlı paşaları diye satılanlar Ermeni paşalarıdır. Tabi sosyete bunun pek farkında değil.

*Kur'an okumaya başlarken gönlümüzden, "Ya Rabbi, kitabını okuyorum, okumaya başlıyorum" diye onu anlama, öğrenme niyetiyle temiz bir kalb ve huşu içinde anlamına dikkat ederek okumamız gerekmektedir. Aksi takdirde kafir de okuyor, ama "ben birşey anlamadım hocam" diyor. Diğer taraftan Kur'an'ı okumaya başlamadan önce abdest alıp, en güzel elbiselerimizi giyip, güzel kokuları sürünerek okumaya başlamalı, yukarıda işaret ettiğimiz gibi kalbimizden de şeytani duygu ve düşünceleri atmamız gerekmektedir.

mam Malik (Muvatta, isimli bir hadis kitabı vardır.) hadis okutacağı zaman talebelerinin huzuruna çıkmadan önce, her zaman gusül abdesti alır, okutacağı odayı güzel kokularla süsler, en güzel elbiselerini giyer, öyle hadis dersi okutmaya başlardı. Peygamberin sözleri için gösterilen hürmet böyle işte, Allah'ın sözleri olan "Kur'an'ı" okuyacağımız zaman da abdestimizi alıp, edebimizi takınıp, kıyafetimize de dikkat edip, şeytanın şerrinden de şeytandan da Allah'a sığınarak okumalıyız.

*Seyyit Kutub (rah) güzel bir benzetme ile Kur'an'ı geline benzetiyor. Kur'an, yüzündeki gelinliği severek canı gönülden isteyerek okuyan insanlara açar ve onlara gülümser. 

*Günümüzdeki imansızların bir de Kur'an'a şu yönden itirazları var. Kur'an'ın sistematik olmadığını iddia ediyorlar. Yani namazla ilgili ayetlerin arka arkaya olması gerekiyormuş veya Musa (as) kıssası Yusuf suresinde olduğu gibi değişik surelerde değil bir surede verilmeliymiş, ceza ile ilgili ayetler bir arada verilseydi gibi...

Aslında bu pek te yabana atılacak cinsten olmayan ve de mantıklı gibi görünen bir durumdur. Fakat onlar bizim kitap anlayışımızı şartlandırdılar, diyelim ki üniversite de bir doktora tezi yazacaksınız, mukaddime şurada olacak, fihrist şurada, dipnotlar bu şekilde, konular şu şekilde gibi, bir sürü kural, ama Kur'an 1400 yıldan beri bütün insanlığa ışık tutan bir kitap olduğu için, bir yerde namazdan bahsederken, hemen arkasından kadınlara nasıl davranılacağım yazıyor.

Diğer bir yerde müminlere mükafattan bahsederken, genelde hemen arkasından kafirler içinde hazırlanan cezalardan bahsediyor. İşte bunlar bu şekilde olduğu zaman bir bütünlük arz eder ve bir fayda ortaya koyar. Diyelim ki; salata çok leziz bir yemek çeşitidir ama, bu salatanın malzemelerini sistematik olarak sıraya koysak, yani önce kıvırcıkları yesek, arkasından domates, soğan, tuz, vs.....gibi. Bunun mu tadı, lezzeti fazladır? yoksa hepsi kıyılmış, rengarenk karışmış, üzerine limonu, tuzu, yağı ilave edilmiş, hem göze hem de damağa verdiği lezzet başka olan mı?... İşte Kur'an da bu şekilde sistematik değil gayri sistematiktir. Tat ve lezzeti de o zaman ortaya çıkıyor. Sistematiği Rabbimizin sistemidir. Biz bu sistematikleşmenin diğer kitaplarda, ilmi eserlerde olmasına karşı çıkmıyoruz, fakat bunu Kur'an'a uygulamaya kalkışmasınlar..

*Seyyit Kutub bir hatıratını şöyle anlatıyor: "Bir gün gemi ile A.B.D'ye yolculuk yaparken, gemide hayli de araplar var, bir cuma vaktiydi. (Seyyit Kutub'un Prof. olduğunu da öğrenince) ona "bir hutbe oku da, cuma namazı kılalım" demişler ve geminin güvertesine çıkıp başlamışlar namaz kılmaya. Seyyit Kutup farzdan önce arapça hutbe okur. Gemideki insanlar da bunları çepe çevre kuşatıp seyrederler. Hutbe bittikten sonra bir bayan yaklaşır, kendisini tanıttıktan sonra ona "Hutbeyi hangi dilde okudun" der. O da "Arapça okuduğunu" belirtir. Kadın "ben dil konusunda uzman bir kişiyim, hayır siz üç ayrı dilde okudunuz. Siz konuştuklarınızı tekrar edebilir misiniz" diyor. Ayetleri okuduğum zaman "bu ayrı bir dil," onları açıklamaya çalıştığımda "şimdi başka bir dilden konuşuyorsunuz" Hadislerden konuştuğum, hadis okuduğum zaman "bu da ayrı bir dil" diyor. Yani ayetler ayrı, hadisler ayrı, Seyyid Kutup kendi lisanı ifadeleri ile konuştu mu ayrı oluyor. İnsaflı ve de bu sahada uzman birisi Kur'an'ı diğer lisanlardan şive ve lehçelerden apaçık fark edebiliyor. Günümüz Türkiyesinde ki konuşanlar, bunu fark etmeyen ne olduğu (Akif in dediği gibi) belirli olmayanlardır;

"Şarka bakmaz, Garbı bilmez, görgüden yok payesi

Bir utanmaz yüz, yaşarmaz göz büsbütün sermayesi"

*Dünya sevgisi ayrıdır. Dünyalık şeyleri kazanmak ayrıdır. Mevlana bu durumu şöyle ifade ediyor. "Denizin üzerindeki gemi gibi olun. Deniz para gibidir. Gemide üzerinde yüzer. Para da dışınızda dursun. Nasıl ki, gemide delik olur, içine su girer, zamanla batarsa, kişi de deniz gibi dünya serveti ve malı içinde o şekilde batar, gider." 

*Hadisde de ifade edildiği üzere "Bir günah işlendi mi, kalb üzerinde siyah bir nokta belirlenir. Günahlar çoğaldıkça siyah noktalar çoğalır, siyah noktaların çoğalması ile de kalb simsiyah olur ve küflenir. Ve kalb de böylelikle mühürlenir. Kalbin mühürlenmesi sonucu, gözde artık hak ve hakikati görmez bir duruma gelir. Böylece de adam kendi gözüne perdesini kendisi çekmiş demektir. Artık dini konulardan hak ve hakikatten zevk almaz hale gelir veyahutta ahiret hayatı konuşulduğu zaman "o konulara girmiyelim" diyor, tıpkı gıdasızlıktan üşütüp hastalanan adamın temiz ve faydalı gıdaları kustuğu veya onlardan tiksindiği gibi kaçınır. Bize düşen görev, bir doktor gibi davranıp, tedavi yönünü, tedavi metodlarına uyarak onu İslam gıdalarına alıştırmaktır.

 *"Nimetin 2 sıfatı vardır; 1. helal olması 2. temiz olmasıdır. Televizyonda temiz olması konusunda toplumu uyarıyorlar; "şu şekilde temizleyin, bu şekilde temizleyin"diye. Ama helal olup olmaması konusunda halka herhangi bir şuur vermiyorlar. 

*Şeyh Sadi Şirazi diyorki: "Altın kaseye bir taşı vursalar, altın kase zedelenir. Ama bundan ne altının değeri düşer, ne de taşın değeri artar. Karga öterken bülbülün sesini bastırır. Ama bülbül üzülmesin. Ne karganın değeri artar ne de bülbülün değeri eksilir."

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

Allah'ın vermiş olduğu mülkün zekatını, sadakasını vermeyen adam, kendisine karşılıksız

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

Bugün Yahudilerle, Hristiyanlar birlikte gibi görünürler, değiller aslında. Tarih boyunca Yahu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

Hac suresinin kırkaltıncı ayetinde açıklandığı gibi, asıl körlük gönül körlüğüdür.

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

Meryem Suresi *Dua etmek de Rabbin kuluna bir rahmetidir. Elini Allah'a kaldırıp diliyle dua ed

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

Olgun fikirlerin önüne duracak ordu icad edilmediği gibi, kemâle ermiş bir dini engelleyecek bi

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

Eğer yalnız yeme ve içme ile insan güçlü kuvvetli olsa idi, sporun bütün alanlarında birinc

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

Binlerce ton suyun buhar olup gökyüzüne yükseldiği , ülkelerden ülkelere rüzgar atıyla geç

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

Kur'an'da başka bir ayetin ifadesiyle "yaş kuru ne varsa Kur'an'da vardır."Yani geçmişin ve gel

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

*İnkarcılar, gerek günümüz de, gerekse Mekke müşrikleri; "benim Allah'a inanmış olmam, O'nu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

Nahl Suresi *Hani “İbrahim'in bıçağı gibi keskin” deseniz, bütün dünya insanı anlar. Y

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

Şeyh Sadi Şirazi öyle diyor; “Adamın biri rüyasında, ölmüş olan bir tanıdığını gör

Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.

Şûra, 43

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI