Cevaplar.Org

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-5

TEKRAR MEDRESEYE BAŞLAMAM 1977 Kasımında tekrar memlekete dönüp medreseye başladım. O zaman Seyda Molla Zeki talebelerden bir kısmını bana teslim etmişti. Hal kitabına kadar okuyan talebeleri bana vermişti. Ben o talebeleri okutuyordum, Seyda da beni okutuyordu.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2021-06-23 06:35:55

TEKRAR MEDRESEYE BAŞLAMAM

1977 Kasımında tekrar memlekete dönüp medreseye başladım. O zaman Seyda Molla Zeki talebelerden bir kısmını bana teslim etmişti. Hal kitabına kadar okuyan talebeleri bana vermişti. Ben o talebeleri okutuyordum, Seyda da beni okutuyordu.

78'in Mayıs ayında bir icazet merasimi oldu. Çevre köylerden bir çok insan geldi. Ayrıyaten bir çok Seyda geldi, Molla geldi, Şeyh geldi.

Hatırladığım kadarıyla Palu'dan Şeyh Hasan gelmişti. Şeyh Niyazi vardı. Molla Hüsnü Geçer gelmişti. Çok güzel bir gündü. Küçük talebeler grup halinde gelen Seydaları "Selamun selamun Selamun Selam.." diye başlayan neşidelerle karşılıyor, ve yine onların arkalarında o ilahileri söyleyip geliyorlardı.

Öyle güzel bir gündü.. Kaç tane hayvan kesilmişti. Bizim eski köyde çok güzel bir icazet merasimi oldu. Bu merasim bizim köyde ilk defa oluyordu. İcazet alan üç kişiydik; Ben, Molla Atik ve Şeyh Bahaeddin..Bizim başlarımıza sarıkları sardılar. Seyda herbirimize birar pardösü almıştı. Onu da giydirdiler.

Seyda icazet metnini okudu. Ben o gün çok utandım. Herhalde çok sıkılmamdan dolayı olacak ki, o akşam vücudumda bir alerji başgösterdi. Sabaha kadar uyuyamadım. Gözlerim şişti, vücudum şişti.

Sabaha kalktım. Doğru nahiyeye, nahiyeden Bingöl'e gittim. Ben Bingöl'e varana kadar alerjim geçti. Bingöl'de cildiye doktoru yok, haydi doğru Elazığ'a gittim. Elazığ'a gittiğimde hiçbir şeyim kalmamıştı. Cilt doktoruna gittim, bana yine bir şeyler yazdı.

SANCAK'A YERLEŞMEM

1978 sonlarında bizim nahiye merkezi Sancak'a geldim, fahri imam olarak...Orada yeni bir cami yapılmıştı. Bitişiğinde bir oda vardı, son cemaat yeri gibi bir şeydi. Orada Hacı Ali dediğim bir arkadaş oturuyordu. O, o caminin resmi müezzini idi.

Hacı Ali Efendi benden 20-25 yaş kadar büyüktü. Gençliğinde biraz okumuştu. Çok zekiydi. Beraber İbn-i Hacer'in hadis kitabı Büluğu Meram'ı okuduk. Onun bir şerhi var, merhum Ahmed Davudoğlu onu şerh etmiş; Selamet Yolları..Selamet Yolları o zaman benim çok hoşuma gitmişti.

Hacı Ali'ye bakıyordum; sen leb dersin, o leblebiyi anlıyordu hemen..Çok zekiydi ve daha ziyade Kur'an'daki bütün lugatları biliyordu.

Kendisi bir zaman medrese-i Yıusufiye'ye girmiş. Sekiz sene Sivas'ta hapiste kalmış.

-Kaç tarihlerinde biliyor musunuz?

-Altmışlı yıllar..O sekiz sene zarfında Kur'an-ı Kerim'i tefsirleriyle beraber o kadar okumuş ki...böyle Kur'an-ı Kerim'i kordu, lugat manasını söylerdi. Mesela Kur'an'dan bir kelime sor, derdi; "o bu manadır."

Ama fıkhın teferruatını fazla bilmezdi. Diğer şeyleri bilmez. Ama Kur'an-ı Kerim'e gelince, bütün kelimelerini bilirdi. Müthiş bir şeydi..

Ayrıca böyle ayrı bir ruh vardı onda. Ben ondan çok istifade ettim. Yani onu ruhaniyetinden, onun duruşundan inan, çok istifade ettim.

Hüseyin Üzmez de onların yanında hapisteymiş. Ben o zaman Hüseyin Üzmez kim bilmiyordum. Hacı Ali derdi; "Ahmet Emin Yalman'ı vuran da bizimle beraber hapisteydi." Hatta daha sonra hapis arkadaşı olan Üzmez'i Malatya'daki evinde ziyaret etmişti.

Derdi ki ; "bu altmış ihtilali oldu. Ezanın tekrar Türkçe okunacağı şeklinde bir şayia yayıldı. Ben devlet başkanı Cemal Gürsel'e bir mektup yazdım. Ankebut suresinden iktibas ederek yazılmış bir mektuptu. Mektubumu tamamladım.Daha göndermedim ve mektubu da sadece ben biliyorum. Bir gün hapishaneye Tercüman gazetesi geldi. Baktım birisinin Cemal Gürsel'e yazdığı açık bir mektup yayınlanmış..Yazan Ali Rıza Gündoğdu, benim adım..Nereden gönderilmiş? Sivas..Ben de Sivas'tayım..Baktım, benim mektubumun aynısı.. "Aman ya Rabbi" dedim. "Benim mektubumu benden başka kimse bilmiyor, daha göndermemişim.." dedim. Hâlâ da bu iş nasıl olmuş anlamış değilim.."

Hapishanede manevi bir hal yaşamıştı. Hatta derdi ki; "ben hapishanede şeytanın ranzalar arasında dolaştığını gözümle görüyordum." Öyle gözü açılmıştı..

Bazen derdi ki; "velayet çok ağır bir şeydir. Biz böyle avam gibi kalsak daha kolay..Velayet çok ağırdır, biz kaldıramayız."

Yine demişti ki; "Bir gün cezaevindeki gardiyanların şöyle konuştuklarını duydum; "Ya buraya birisini getirmişler..Biz odasını kilitliyoruz.. Sonra bir bakıyoruz yok orada..Sonra geliyor, kapıyı nasıl açıyor, nasıl kapatıyor, biz bilemiyoruz..."

Arkadaşlarla dedik; "Ya Allah'ın bir velisini buraya getirmişler, bakalım bu kim?" Gittim bir pencereden baktım..Birisi bir kitap okuyor, başında da beyaz bir takke var." O mu farkında oldu, ben mi selam verdim, hatırlamıyorum. Böyle baktı, dedim; "Efendim ya siz nereden geldiniz, kimsiniz?" Dedi; "Ben Mehmed Kayalar, Rabbimize iman ettik, inandık. Getirip bizi buralara attılar."

Ben o zaman anladım ki, bu zat Üstad Bediüzzaman'ın talebesi olan Mehmed Kayalar'dır." Zannedersem Hacı Ali daha sonraları Mehmed Kayalar'ı Diyarbakır'da ziyarete gitmişti. Ama teferruatını şimdi unuttum..Hacı Ali Üstad Bediüzzaman'ı da çok severdi. Yanında Üstadın Kur'an harfleriyle basılmış Asar-ı Bediiyye adlı eseri vardı..

Hacı Ali çok konuşmazdı ve asla yalan söylemezdi. Baktığında bir şeyler bildiğini anlayamazdın. Bilmezdin ki bu adam Kur'an'a çok vâkıf..Sıradan bir hacı gibi görünürdü..Fakat konuşmaya başlayınca herkes susardı..

Bir de Sancağa ben gitmeden bir iki sene evvel bir hadise cereyan etmiş..Hacı Ali'nin o zaman bir bakkal dükkanı vardı.. O zaman kimse Sancak'ta açıktan Ramazan orucunu yiyemezdi. Birilerinin tahrikiyle iki asker dükkanına gelmiş. Bunlar Ramazan günü açıktan dükkanda bir şeyler yemişler.. Hacı Ali demiş ki; "oğlum, Ramazandır." Demişler; "olsun, Ramazan olsun, ne çıkar" filan demişler..Demiş; "Burada Ramazanda böyle açıktan yemek ayıptır..Yerseniz, gidin karakolda yeyin, burada yemeyin.." Kızmışlar; "yeriz, bize kimse bir şey yapamaz" filan demişler..

Hacı Ali saldırıyor, bunları tokatlıyor..Eski muhtar, Hacı Ali'nin amcaoğlu Yaşar da işe karışıp Jandarmaları dövüyor..Diğer köy sakinleri toplanıyor, onlar da jandarmaları dövüyor, karakola kadar kovalıyorlar..

 Karakol kumandanı bunları çağırtıyor..Hacı Ali öfkeli..Kendisinde Hazret-i Ali'nin öfkesi var..Başçavuşa diyor ki; "Bizim köyde böyle açıktan oruç bozulmuyor..Sen köydeki asayişi bozuyorsun. Seni şikayet edeceğim.Sen köyde asayişi sağlamakla görevlisin. Halbuki asayişin bozulmasının sebebi sensin..Asıl suçlu sensin, bu askerler değil.."

Çavuş korkmuş, o dövülen askerleri getirtmiş Hazı Ali ve köylülerden özür diletip ellerinden öptürtmüş..

-Maşallah..

 -Ya iman gücü vardı onun.. Çok böyle korkusuzdu..

Seksen altıda ben İzmir'e Kur'an Kursu görevlisi olarak gelmiştim. Seksen sekiz senesinde tatil için köye gittiğimizde Hacı Ali dedi ki; "Köyde kalmayın, bizde misafir olun.."Sancakla bizim köyün arası yarım saat. Dedim; "yok biz köyde kalırız." Dedi; "hiç olmazsa çocuklar bir kaç gün bizde kalsın.." Çocuklar küçüktü.. "Tamam" dedim, büyük kızla Muhammed'i gönderdim. Onların evinde bir kaç gün kaldılar.. Hacı Ali, bakkal'a bakan oğullarına demiş ki; "Molla Zahid'in oğlu Muhammed dükkana girince istediğini alsın, sakın onun elinden bir şeyi almayın. Neyi canı istiyorsa onu yesin." Muhammed dükkana girince, canı ne istiyorsa alıyor.. Muhammed'e demişler ki; "bu sizin dükkanınızdır."

Ben Sancak'a gidince baktım ki Muhammed'in elinde bir çikolata. Onu yedi.. Bir daha gitti. Bir çikolata ile yanımıza geldi. Ben şüphelendim; "Muhammed" dedim, "sen bu çikolatayı nereden getiriyorsun" diye sordum. "Baba, bizim dükkandan getiriyorum" dedi. "Oğlum bizim dükkan nerede" dedim. "Şu arkada bizim dükkan var ya" dedi. Dedim; "Ula oğlum, o bizim dükkan değil, Hacı Amcanın dükkanıdır" dedim. "Yok baba, hacı amca ve oğulları; "burası sizin dükkanınızdır" dediler dedi. Biz konuşurken Hacı Ali de gülüyor..Dedim; "Efendi, bu senin işindir.."

"Efendi(insanlara böyle hitap ederdi) Allah vermiş. Dokunma, çocuk sevinsin.." dedi..

Bir de onda gördüğüm bir şey şuydu, onun o duruşu, o sağlam itikadı ona bir hikmet yüklüyordu..

Benim amcamın oğlu Hacı Sırrı buradan Bir Düve(Düğe) getirmiş. Düve nedir biliyor musun? İneğin bekarı..Onunla birlikte başka inekler de getirmiş. Bunlar Hollanda tipi siyah beyaz inekler, Holsteint(Hoştayn) cinsi inekler..

 Hacı Ali duymuş ki, onların sütü çoktur. Bir tane almak istiyor. Amcamın oğlu da onun dükkanını gidip geliyor, birbirlerini de iyi tanıyorlar. Bizler birbirimizi iyi tanırız. Hacı Ali ona bir gün dedi ki; "Senin o düğeni almak istiyorum." Hacı Sırrı ona dedi ki, "Hacı amca, benim düğe kısırdır. Biz onu çiftleştirmedik. Ben de çiftleştiğini hiç görmedim." Hacı Ali dedi ki; "Ya sen bana ver, ben hamile diye alırım." Hacı Sırrı dedi ki; "amca ben sana öyle veremem. Biz birbirimizi tanıyoruz. Ben sana yalan söyleyemem. Ben seni aldatamam." Hacı Ali; "ya" dedi, "sen ver, ben hamile diye alırım." Ver-vermem derken aldı, getirdi ki hayvan hamile...Sonra doğurdu.. Doğurduktan sonra Hacı Ali; "ya Efendi" dedi, "şiran mange belek pere, habuhun habuhun" (Alaca ineğin sütü boldur efendi, yirmi kilo süt var. İstediğiniz kadar yeyin, evimiz süt dolmuş..)

Bir de o bir sene 40 tane dana satın aldı. Kışın onları besliyordu. Derken Diyarbakır'dan bir müşteri geldi. Bu müşteri camiye gidip geliyordu. Bu adam Hacı Ali'den o danaları satın aldı. Hacı Ali çiftini 25 liradan verdi. 500 bin lira ediyor. Ağabeyi Hacı Aziz vardı, dedi ki; "Hacı Ali, sen bu adamı tanımıyorsun, bilmiyorsun. Çek senet de yok. Bu adam sonra senin malını yemesin. Verme hayvanını." O da dedi ki; "Valla ben söz vermişim, satmışım ona artık. Sözümden geri caymam."

Adam 25 bin lira peşin iki ay sonra da geri kalanı vermek üzere anlaşarak hayvanları aldı, götürdü. Adam iki ay geçip de gelmeyince, Hacı Ali peşinden gitti. Hastaydı da o zaman. Diyarbakır'da adamı bir otelde bulmuş. Adam demiş; "para yok." Konuşmuş, bakmış ki adam çarpıcı..Sağdan soldan sormuş. Demişler ki; "ooo.. onun bütün gücü bu, insanları çarpmak. Diyarbakır'da bir genç hanım da getirmiş, onunla kalıyor, para bol ya..

 Hacı Ali bir ümit ile adamın babasıyla konuşmak üzere, sorup soruşturarak Kulp ilçesinde adamın köyünü bulmuş. Bakmış ki adamın ana babası, ilk eşi ve çocukları orada.. Adam onlara da bakmıyor, aile fakir, perişan. Onlara bir iki torba un almış, dönmüş.

Geldi. Durumu öğrenmek için gittim. Baktım bir somyaya sırt üstü uzanmış. Selamlaşmaktan sonra durumu sordum. "Valla durum böyle" dedi. "Eee ne olacak" dedim. Dedi ki; "Artık o para gelmez, ben anladım. Artık peşinden de gitmem, dolaşmam" dedi. "Eee bu kadar para nasıl olacak" diye sordum, "Efendi, eğer o adam kıyamet gününde eğer benim o hakkıma kalırsa (yani benim hakkımdan dolayı Cehennemlik olursa) yazıktır, günahtır, Cehennemde yanmasın. Azap zordur, Cehennem zordur. Helal olsun. Beni üzdü ama helal olsun. Eğer benim hakkımın dışında diğer günahları varsa, diğer hukukları varsa, ben ne yapayım ona, kurtaramam ki.." Bunu söyleyebilmek kolay mı?

Ona Sofi Ali derlerdi. Evi camiye yakındı ve devamlı misafirleri olurdu. Hacı Ali herkese karşı çok cömertti. Hatta deliler bile ona misafir olurdu. Hanımı normal misafirleri istediği halde böyle meczupların gelmesinden hoşnut olmuyordu.. Sancak'a bir deli, bir meczup gelse, kimse evine almıyordu.. Hacı Ali'ye gönderirlerdi. Böyleleri gelir, camiden sonra onun peşine takılırlardı..Ben bizzat şahit oldum. Mesela Devso denilen Mehmed isminde iri yarı bir deli vardı. Ama afedersin çok bitliydi. Pencereden geçerken Hacı Ali ve kızı onu görmüşlerdi. Hacı Ali kapıyı açtığında; "Selamun aleyküm. Hanımefendi, ez kurban dilberemi" derdi.(Yani Sana kurban olayım sevgilim" gibi ifadelerle ortamı yumuşatarak misafirden haber verir, o da; "Allah canını alsın, sen yine bu bitliyi getirdin" derdi. Hacı Ali gönlünü alırcasına; "Hanımefendi, hanımefendi, bu garip bu kışta nereye gidecek? İçinizi genişletin, içinizi genişletin, bir şey olmaz, bir şey olmaz" derdi.

Öyle bir yapısı vardı. Bir de gelen misafirlere, "sana şunu hazırlayamadım, bunu hazırlayamadım" gibi bir derdi yoktu..Hazırda ne varsa onu getirir, hiç de ezilmezdi. Ben öyle olamıyorum. Çünkü o cevher yok bende, ben misafir karşısında eziliyordum.

Dedim ya, bir çok şeyde onu duruşundan istifade ettim elhamdulillah..Ve her mümin tarafından da sevildi memlekette. Adam müminse, Hacı Ali'yi severdi. Şeyh Abdulhalık efendi de onu çok sevmişti ve demiş ki; "kalp gözü açık bunun.."

Hacı Ali 1988'in Eylül, Ekiminde vefat etti, Allah rahmet eylesin

-Devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-10

HOCAMIN DERSLERİNDEN Diyanet İşleri eski başkanı Mehmed Görmez bey hocamı ziyarete gelmişti

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-9

MUHTELİF HATIRALAR HAKİKATLARI HURAFELERLE ZAYİ ETMEMEK LAZIM "Benim bir arkadaşım bir şeh

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-8

ŞERCİL POLAT AĞABEY Merhum Şercil Polat ağabey Erzurum’da nurları hocamla birlikte ve belki

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-7

BABAM HACI MUSA EFENDİ Babam hayatı boyunca hocama hep destek olmuş, aynı davanın ızdırabıy

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-6

SUNGUR VE BAYRAM AĞABEYLER Sungur ve Bayram ağabeyler zaman zaman Erzurum’a gelirlerdi. Çok k

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-5

ÜSTADI ZİYARET Hocam eserlerden okudukça etkileniyor ve Üstadı ziyaret arzu ediyor. Vefat hast

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-4

ASKERLİĞİ Onu hocamdan çok dinlemişim. Gelibolu’ya askerliği çıkıyor. Askerde komutanı

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-3

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-3

MUSTAFA NECATİ EFENDİ’DE OKUMAYA BAŞLAMASI Yukarıda belirtiğim gibi, dedem hayvan ticareti

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-2

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-2

MOLLA HAKKI EFENDİ Molla Hakkı efendi’nin dedesi Osman ağa geç evlenmiş. Oğlu Süleyman ağ

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-1

ULU BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE-1

 "Hatıralar ve portreler, örnek insanların galerisidir. Büyük adamların hayatlarını okurken

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-7

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-7

-Seydam, son olarak anlatabileceğiniz bir hatıra var mı? -Son olarak şunu anlatayım. Daha önc

O halde sabret. Sonunda kazanacak olanlar, elbette Allah'tan korkup sakınanlardır.

Hûd, 49

GÜNÜN HADİSİ

"Cebrail bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye edip durdu. Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak sandım."

Buharî, Edeb 28; Müslim, Birr 140-141. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 28; İbni Mace, Edeb 4

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI