Cevaplar.Org

EMNİYET TEŞKİLATI VE EMNİYET NİMETİ

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla... Bu makalemizde, kısaca iç güvenlikten sorumlu devlet teşkilatı olan ve 10 Nisan 1845’de temeli atılan emniyet teşkilatının gerekliliği ile beraber, emniyet (emin ve huzurlu olma) nimetine şükretmenin lüzûmundan bahsetmeye çalışacağız.


Ali Haydar Çetintürk

cetinturkalihaydar@gmail.com

2021-05-22 19:48:30

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla...

Bu makalemizde, kısaca iç güvenlikten sorumlu devlet teşkilatı olan ve 10 Nisan 1845'de temeli atılan emniyet teşkilatının gerekliliği ile beraber, emniyet (emin ve huzurlu olma) nimetine şükretmenin lüzûmundan bahsetmeye çalışacağız.

Tabiki emniyet teşkilatının mazisi çok daha eskidir. Şayet o maziye dalacak olursak çıkana kadar makalemiz çoktan bitmiş olur. Binâenaleyh bu yazımızda Subaşı (şehrin inzibat amiri), Asesbaşı (İnzibat amiri), Böcekbaşı (gizli polis amiri), Kulluk bayraktarı (emniyet amiri), Kulluk neferi (karakol bekleyen) ve Baş tebdil (istihbarat şefi) gibi tarihi şahsiyetlerin bugünkü uzantılarından ve görevlerinden bahsetmeyeceğiz.

Kısaca, emniyet eşittir huzur!

Güvenlik manasına gelen emniyyet kelimesi; insâniyyet, mesûliyyet ve câhiliyyet kelimeleri gibi mastar-ı ca'lî dir (yani yapma mastardır). Aslında mâzisi olan; "Emine" (أمن) fiilinin tam altı tane mastarı vardır ki, bu altı mastardan ikisi "Emân" (أمان) ve "Emânet" (أمانة) lafızları olarak karşımıza çıkıyor. Ve bütün bu kelimelerin geçtiği âyet-i kerimeler ve hadîs-i şeriflerde kelimenin gramerinden kaynaklanan bir mana yakınlığı anlaşılmış oluyor.

Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

"Emânete riâyeti olmayanın (kâmil) imanı yoktur ve ahde (söze riâyeti) olmayanın da (kâmil) dini yoktur"(1) buyurarak emanete hainlik edenin dinini sorgularken, Rabbimiz de (Celle Celaluhu) ﴿ ﴾"emanetlerinize hainlik yapmayın"(2) buyurmasıyla şu anlaşılmış oldu ki; emniyetin karakolu olan insanın kalbi, vicdanının hainlik yapmasına müsade etmeyen çok ulvî bir değerin bulunduğu yerdir.

Güçlü olmak emniyette olmak anlamına gelmez, zira dünyanın en güçlü görülen ülkesi ABD'de yapılan istatistikler, Amerika'nın güçte yüce, emniyette ise cüce olduğunu ortaya koyuyor.

İstatistiklere göre ABD'de her yıl 17.000 kişi cinayete kurban gidiyor. Yine her yıl dörtde birinin ölümle sonuçlandığı 32.000 kişi intihara teşebbüs ediyor. Almanya'dan 4, İngiltere'den 13 ve Japonya'dan 20 misli daha fazla tecavüz olayı gerçekleşiyor. Yani ABD'de her iki dakikada bir tecavüz oluyor. Ve tecavüze uğrayan kadınların sadece beşte biri polise başvuruyor. Yılda 10 milyon saldırının gerçekleştiği ve 1 milyon 200 bin otomobil hırsızlığı ile beraber, 6 milyon 700 binin üzerinde kapkaç hırsızlığı yaşanan ABD'nin iç emniyetten yoksun bir devlet olduğunun en büyük delili ise, şartlı tahliye ile salınan 5 milyon mahkûma rağmen hapishane ve hücrelerin 2.38 milyon kişiyle dolu olmasıdır. Yani aslında Amerika, dışı yaldızlı fakat vatandaşlarının birbirini boğazladığı ülkeler sıralamasında birinci olmayı hak eden bir süper güç (!) olmaya devam etmektedir. Ve 2013 yılında gerçekleşen 14 bin 400 tecavüz vâkası da hak ettiği bu birinciliğin en son vesikasıdır.

Demekki güç başka birşey, emniyet ise bambaşka birşeydir.

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

"Sonra o gün nimet (ler) den sorulacaksınız"(Tekasur: 102/8) âyet-i kerimesinin izahında Nesefi tefsirinde şöyle geçer: "(emniyet bir nimettir) ve o gün emniyet nimetinden de sorulacaksınız."(3)

Emniyetin nasıl bir nimet olduğunu bugün bizler anlamakta zorluk çekebiliriz fakat emniyet nimetini bizden daha iyi anlayanlar olduğu şüphesizdir. Sûriye gibi, Irak, Mısır, Arakan gibi, Fransız askerlerinin gözü önünde Afrika'da yakılan müslümanlar gibi.

Mehmed Akif Ersoy'un dediği gibi;

İmandır o cevher ki ilâhî ne büyüktür,

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.

Sinesinde emniyet kökünden gelen iman yerine, paslı yürek taşıyanlardan hiçkimse emin ve emniyette olamaz. Zira;

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdan'ın,

Ne irfânın kalır tesiri katiyyen ne vicdanın.

M.Akif Ersoy

Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerin yanında islamdan önceki en büyük vasıflarından birisi; EMİN sıfatı idi. Müşrikler ona (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Muhammed'ül-Emin diyorlardı. Ve İslam'dan sonrada inanmadıkları halde emanetlerini yine ona (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) teslim ediyorlardı. Yani Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) annesinin adı (ÂMİNE) gibi inanan, inanılan, güvenilen ve düşmanlarının bile emniyet hususunda önünde saygıyla eğildikleri (EMİN) birisiydi. Hicret ederken bile yanındaki emanetleri sahiplerine vermesi için Hazreti Ali'yi (Radıyallahu Anh) yerine bırakması O'nun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne kadar güvenilir ve emin biri olduğunun delillerindendir.

Heyhat! isimlerin ve sıfatların sûrette kaldığı 21. yüzyılın hakiki emin, emine ve âmineleri hani nerede?

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

 "Gerçek müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden kurtulup (emin) olduğu kimsedir''(4) buyurduğu halde, dost denildiğinde sırtını, arkadaş dendiğinde de kulağının ardını gösterenler çoğalıyorsa, bu, okulu yok ama mezunu çok olan kahpeliğin kol gezdiği anlamına gelir. İnsan vicdan sahibi olursa, ne kol gezen kahpelik, ne de kolluk güçleri kalır.

İman, eman ve emânetten yoksun olanları polisler korkutamaz. Çünkü imanın zedelenmesiyle emniyet te zedelenir. Bunun en büyük sorumlusu da yine insanın bizzat kendisidir. Zira, hırsız girmesin diye camı, kapıyı kapatanlar, tv ve internete gönül kapılarını sonuna kadar açtıkları için, imanlarına bulaşan virüs, emniyet pencerelerinin kapanmamasına sebep olmuştur.

Binâenaleyh böyle yetişen bir nesil, şeytanın bile eline su dökemediği vicdanı ve merhameti olmayan bir nesil haline gelmiştir. Şu da bir gerçektir ki, en emin olunan beldelerde bile emniyet lazımdır. Zira Rabbimizin (Celle Celaluhu):

وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ

"Bu emin olan belde (Mekke) ye yemin olsunki"(5) sözleriyle Mekke'nin, haremin emniyetinden bahsedilip, insanın ahsen-i takvîm'de (en güzel bir kıvamda) yaratıldığı haber verildikten sonra;

ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

"Ardından onu aşağıların en aşağısına döndürdük!"

 (6) âyet-i kerimesi ile, mayasında takvâ ile beraber fucûrun da bulunduğu insanın enâniyet ve denâetine vurgu yapılmıştır.

O zaman nerede insan varsa, orada muhakkak emniyetin tesis edilmesi lazım gelir. Bu da kâmil manada ancak İslam toplumunda vuku bulur. Çünkü hadler ve kısaslar, kalbindeki takvanın, fucûruna mağlub olduğu insanları firenleyen en önemli etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoksa, hapishaneyi; yatakhane ve aşevi olarak görenlerin suç işlemesi kadar doğal birşey olamaz.

İnsan, hayatın hiç bir sahasında emniyetten hâli olamaz. Zira 'atalarına kavuşmak istiyorsan hızlı, çocuklarına kavuşmak istiyorsan yavaş' sloganıyla insanlara otoyollarda emniyeti hatırlatanlar, 'hatalı sollama, hayata el sallama' sloganıyla da emniyetin yaşam ile ölüm arasında çok büyük bir nimet olduğuna vurgu yapmışlardır.

Göz bir nimettir, kulak bir nimet, el, ayak, sağlık ve sıhhat hepsi birer nimettir. Fakat bu nimetlerin muhafazası için gerekli olan emniyet nimetini de unutmamak lazımdır.

Tasavvuf erbabının terbiyesine talib olan kimselerde, bu emniyetin zirveye ulaştığına şahit oluyoruz. Ancak; "Dâru'l-emandır bu şehir (tasavvuf), lâkin giren yüzbinde bir!" 

"Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin." mevkuf hadisiyle Hazreti Ömer'in (Radıyallahu Anh) haber verdiği gibi malesef insanların değerlerinin kuruşlarla tesbit edildiği bir hayatta nefes alıyoruz.

Anne ve baba olmayı öğrenmeden ana, baba olanların, çocuklarına miras olarak bırakacakları acı gerçekler tasavvur edildiğinde ve gökyüzü gibi berrak ve deniz gibi engin zannettiğimiz ve huyunu bilmediğimiz kimselerin suyuna kapılarak kuyusunda uyandığımız dünya canbazları bu hayatı o kadar çekilmez hale getiriyorlarki, insan evinde bile kendisini emniyette göremiyor, ve doğmayın diyesi geliyor doğacaklara. Tıpkı 1975 yılında ezberlediğim, şâirin şu şiirinde dediği gibi:

Uykusuz gecelerin getirdiği çocuklar,

Her zaman mavi değil bu gökyüzü bu deniz.

Buruşmuş çarşafların üzerinde bilmeden,

Size acı bir dünya hazırlıyor anneniz.

 

Kapanmış kapılardan geri dönüp çaresiz,

Hayatın rüzgarında savrulur durursunuz.

İnsanın kuruş kuruş satıldığı devirde,

Doğmayın ne olursunuz."

Doğmamak mümkün mü? Elimizde olmadan yaratıldık, elimizde olmadan yaşıyoruz ve bir gün elimizde olmadan çıkacağımız âhiret yolculuğunda yoldaşımız, emân ve emniyetle aynı kökten gelen iman ve o imanın sebeb olduğu ameller olacaktır. Değerleri kuruşlarla tesbit edilenler ise, bugün belki emniyet güçlerinden kaçabilirler, fakat kabir kuyusuna indirildiklerinde kaçacakları emniyetli bir yer kalmadığı için, emniyet nimetinin ne derece büyük bir devlet olduğunu en iyi onlar anlayacaktır.

Bir memlekette hukuka rağmen, ağlayanları ağlatanlar, sevenlere sövenler ve haklıları dövenler varsa, vicdanının kendisine "dur" diyemediği bu insanları durduracak bir emniyet teşkilatına muhakkak ihtiyaç vardır.

Karada, denizde, havada, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelede, çevik kuvvet, özel harekat, çocuk polisi ve terörle mücadelede, interpol, kriminal ve siber suçlarla mücadelede görev yapan bütün polislerimizin, "İSLÂMÎ" bir çatı altında toplanmaları ve "âsâyiş berkemal" diyeceğimiz günlerin gelmesi dileğiyle Allah'a (Celle Celaluhu) emanet olun, Vesselam.

KAYNAKÇA

1 - Ahmed b. Hanbel

2 - Enfal sûresi âyet 27 den

3 - Nesefî tefsiri c: 4 s: 375

4 - Buhari

5 - Tin sûresi âyet 3

6 - Tin sûresi âyet 5

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İnsana yazıyı kalemle öğreten ve ona (içinden geçenleri) düzgün bir şekilde ifade etmeyi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

Muhammed Zahid Kevseri Şiilerin tarih boyunca Ezher’de gözleri olduğuna temas etmiştir. *Kahi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri zikzak çıkışlarıyla kendi misyonunu kendi imha etti. Şimdi b

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-49

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-49

Şeyh Tosun(Muzaffer Özak’ın ABD halifesi) Bu cami, mescit düşmanlıklarının canlı şahitl

TALİBAN ÜZERİNDEN ZIT ETKİYİ DALGALANDIRMAK

TALİBAN ÜZERİNDEN ZIT ETKİYİ DALGALANDIRMAK

Türkiye’de Taliban’a her kesimden karşı olanlar var. Karşı kampanyalar sayesinde savunmak d

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-48

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-48

Taha Akyol Taha Akyol hukukun batılılaştırılmasını savunduğu gibi, Charlie Hebdo saldırıl

BUTİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

BUTİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Buti neden öldürüldü?’ sorusu yıllardan beri zihnimi kurcalıyor. Mukni ve net bir cevabını

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-47

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-47

Sistani(Şii Molla) Sistani de veliyi fakihe tabi olmadığı halde, geleneksel Şia doktrini için

BU VATAN BİZİM

BU VATAN BİZİM

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Din ve devlet kelimelerinin geçtiği her yerde muhakkak

MÜJDELER OLSUN SANA EY KAHRAMAN TÜRK HALKI

MÜJDELER OLSUN SANA EY KAHRAMAN TÜRK HALKI

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Gün birlik günü, zaman birlik zamanıdır. Sağcısıy

KURBAN BAYRAMI’NDA HAYATI ANLAMAK

KURBAN BAYRAMI’NDA HAYATI ANLAMAK

Hayat önemlidir. Hayatın mahiyetini keşfetmek de önemlidir; fakat bunu anlayabilmek çok zordur,

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer, 27

GÜNÜN HADİSİ

Hastayı ziyaret edin, açı doyurun, esiri kurtarın.

Riyazü's-Salihin

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI