Cevaplar.Org

MESELENİN CEVABI

Hz. Hasan, hilafeti Hz. Muaviye’ye terk etmeye karar verdi.(1) Hz. Hasan’ın hilafetten feragatinden sonra müslümanların hepsi, ashaptan sağ olanlar da dâhil Muaviye’ye biat ettiler. Böylece vaktiyle asi durumda olan Hz. Muaviye, Müslümanların meşru halifesi oldu. Şam halkı daha önce hakem olayının ardından O’na biat etmişti


Seyda Musa Geçit Hocaefendi

musa_bazid04@hotmail.com

2021-03-08 10:07:21

Şimdi meselenin cevabına geçelim:

Hz. Hasan, hilafeti Hz. Muaviye'ye terk etmeye karar verdi.(1) Hz. Hasan'ın hilafetten feragatinden sonra müslümanların hepsi, ashaptan sağ olanlar da dâhil Muaviye'ye biat ettiler. Böylece vaktiyle asi durumda olan Hz. Muaviye, Müslümanların meşru halifesi oldu. Şam halkı daha önce hakem olayının ardından O'na biat etmişti. Otuz yedinci yılında gerçekleşmiş olan bu biatın ardından hicretin kırk birinci yılında genel biat gerçekleşti. Bu yüzden, bu yıla ümmetin tek halife üzerinde birleşmesi dolayısıyla "Cemaat yılı" denildi.(2)

 "Hz. Osman'ın katlinden hemen sonra, fiziki olarak ikiye bölünen İslam dünyası bu sefer tamamıyla halife olarak Muaviye b. Ebi Süfyan'ın idaresi altına girdi."(3)

Görüldüğü gibi Hz. Hasan'ın Hz. Muaviye'ye hilafeti bırakması ve kendisine biat etmesi ile Hz. Muaviye meşru halife olmuştur. Allah Teâlâ "Allah'a itaat ediniz, Resulullah'a itaat ediniz ve sizden olan (Müslüman) ulul emr'e de itaat ediniz" buyuruyor.

İmam Nevevi, Müslim şerhi'nde şöyle diyor: "Halifelere fısk ve zulümlerinden ötürü karşı çıkmak caiz değildir."(4)

 Yukarıda kaynaklarıyla zikrettiğimiz şekilde, olaylara tek taraflı bakmamak gerekir. Hakikat böyle iken, hocaefendi Hz. Muaviye'nin, Hz. Ali'ye karşı çıkışını sert bir dille eleştiriyor da, Hz. Muaviye'nin meşru halifeliğine rağmen Hucr b. Adiy'in karşı çıkış çıkışını niçin eleştirmiyor? Olaylara tarafgir yaklaşılırsa, işin içinden çıkılmaz.

Aşere-i Mübeşşere'den olan, Hz. Zübeyr ile Hz. Talha; Hz. Ali'nin (Allah hepsinden razı olsun) hilafeti zamanında, muhalif duruşları sebebiyle ne hazindir ki katledildiler.

Sayın Sırma hoca, Hucr b. Adiy'in (Allah rahmet eylesin), Hz. Muaviye tarafından öldürülmesinden üzülüyor ve bundan dolayı Hz. Muaviye'yi ağır bir töhmet altında bırakıyor. Aynı şekilde, bu büyük sahabelerin katledilmeleri hakkında fikirlerini de merak ediyoruz gerçekten?

Hucr ve arkadaşları aşere-i mübeşşereden değildiler. Ayrıca Hucr'un sahabe olup olmadığı hakkında ihtilaf konusudur. Yanlış anlaşılmasın; Hucr'ün öldürülmesi elbette hiçbir surette tasvip edilemez. Gerçekten müslümanların bu şekilde ağır bir imtihanla karşı karşıya kalması üzücüdür. Allah böylesi bir ihtilaftan müslümanları korusun. Ne var ki başa gelen çekilir de. Önemli olan böylesi kargaşalı ortamda serinkanlılığı muhafaza etmektir.

Sayın Sırma meselelere taraflı yaklaşıyor. Bir tarihçi olarak, kuşbakışı bir yaklaşım bekliyoruz kendilerinden. Özellikle ihtilaflı meseleleri yansız ve tarafsız ortaya koymalı. Bugün Müslümanlar, dünden daha fazla birliğe ve beraberliğe muhtaçtırlar.

Abdullah b. Mübarek'ten "Ömer b. Abdulaziz mi yoksa Muaviye'nin mi daha efdal olduğu" sorulmuş, O da şöyle cevap vermiştir: "Vallahi peygamberin yanında, Muaviye'nin atının burnuna kaçan toz, yüz Ömer b. Abdulaziz'den daha efdaldir!"(5)

 Abdullah b. Mübarek gibi büyük bir zat, Hz. Muaviye'yi yemin ederek, Ömer b. Abdulaziz gibi bir zattan üstün tutuyor.

İmam-ı Rabbani diyor ki: "Bilinmesi gereken şeylerden birisi de şudur: Ashab'tan birini inkâr hepsini inkâr manası taşır. Çünkü onlar, beşerin en hayırlısı Resulullah (s.a.v) ile beraber bulunma faziletinde ortaktırlar. Bu beraberlik (sohbet) fazileti ise bütün fazilet ve kemallerin üstündedir.

Bu sebeple, tabiîn'ler neslinin en faziletlisi olan Üveys ül-Karanî, Resûl-i Ekrem'in sohbeti (O'na sahabi oluş) saadetine erenlerin en gerisinde bulunan birinin derecesine erememiştir.

Allah Resulü ile sohbetin yerini –ne olursa olsun– hiçbir şey tutmaz. Çünkü ashabın imanı, Allah Resülü (s.a.v) ile beraber bulunma şerefi ve vahyin inişini müşahede etme sebebiyle şühûdî (müşahedeye dayanan) bir iman olmuştur. Bu mertebe sahabeden başka hiçbir kimse için müyesser olmamıştır."(6)

 "Muaviye ashaptandır, İslam'da önceliği olduğu gibi Şam bölgesindeki fetihlerde büyük payı olan mücahitlerdendir. Valilik için yeterli görerek, O'nu Şam'a atayan da Hz. Ömer'dir. Uygulamada da, Muaviye'nin yöneticilik ve siyasal çerçevedeki başarılarına tanık olmaktayız. Rumlara karşı İslam devletini savunmasını, İslam medeniyetinin gelişmesinde büyük emeği vardır. Egemenliği elinde toplayıp halife olduktan sonra da aynı doğrultudaki çabalarını aksatmadan sürdürmüştür. Kendisine karşı çıkanlara kimi zaman güç gösterisinde bulunmuş olmakla beraber, genelde yumuşaklık ve yiğitlik göstererek halkın gönlünü kazanmaya çalışmıştır. Raşit Halifeler döneminde başlamış olan fetihleri sürdürmüş ve hatta Bizans'ın başkenti İstanbul'u kuşatma altına alabilecek kadar geliştirmiştir.

Ehl-i Sünnet, sürüp giden duruma uyum biçiminde bir tutumla da olsa «Cemaat yılı» ndan sonraki hilafetini onaylamış olmaktadır. Hilafetin özgür bir biatla gerçekleşmemiş olması, başlangıç yılları için ayrı doğrultuda görüş belirtmeyi engelleyici sebep olmuştur.

Mürcie ve Mu'tezile'nin de aynı görüşü paylaştığını görürüz. Hatta Mu'tezile'den el-Asam ve el-Futi ilk üç halifeden sonra dördüncü olarak Muaviye'yi sayarlar ve hilafetini tam anlamıyla onaylamış olurlar. Şia ise bütünüyle O'na karşıdır. Onlar yalnızca Hz. Ali ve oğulları (Hz. Hasan ve Hüseyin)'in hilafetini onaylamış olmakla, onlar dışında kalanların tümünü hilafeti zor alım yoluyla ele geçirmiş oldukları görüşündedirler. Onlar için «imam» yanlızca ve yanlızca Hz. Ali ve O'nun zürriyetinden gelenlerdir."(7)

-devam edecek-

Dipnotlar

1-Hüseyin Algül, İslam Tarihi: C.2, Sh. 852.

2-Rayyıs, İslamda Siyasi Düşünce Tarihi: Sh. 242

3-Dr. İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Muaviye b. Ebi Süfyan: Sh.179

4-Şerhu'l-Müslim: C. 3, Sh. 1431.

5-İbn-i Hacer, el Fetavai Hadisiye: Sh. 305.

6-Hayrettin Karaman, İmam-ı Rabbani ve İslam Tasavvufu: Sh. 164.

7-Rayyıs, İslam'da Siyasi Düşünce Tarihi: Sh. 245,246.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

Nûr, 38

GÜNÜN HADİSİ

Sehavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil sehavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI