Cevaplar.Org

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-1

Değerli ziyaretçilerimiz, inşallah bu haftadan itibaren Bingöllü değerli âlim Seyda Muhammed Zahid Başçı Efendi ile yaptığımız nehir söyleşiyi istifadenize arz edeceğiz.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2021-02-22 09:40:34

Takdim

Değerli ziyaretçilerimiz, inşallah bu haftadan itibaren Bingöllü değerli âlim Seyda Muhammed Zahid Başçı Efendi ile yaptığımız nehir söyleşiyi istifadenize arz edeceğiz.

Seyda'nın hoşlanmayacağını bildiğimden ahlak-ı âlisi üzerinde bir şeyler söylemeyeceğim. Onu ancak kendisiyle bir nebze bile beraber olan anlar. Satır aralarında siz de fark edeceksiniz inşallah.

1953 Bingöl Merkez'e bağlı Su düğünü(Geylani-Abbas) köyünde dünyaya gelen Seydamız, medrese eğitimi almış. Çeşitli yerlerde imamlık ve Kur'an Kursu öğreticiliği yapmış ve emekli olmuştur. Halen İslami ilimlerde ders vermeye devam ediyor.. Cenab-ı Hak kendisinden razı olsun. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org

-Seydam isterseniz anne-babanızdan başlayalım..

Babamın ismi Hacı Muhammed Başçı..

-Seydam babanız kaç doğumluydu?

-Biz mezar taşına 1912 yazdırmışız ama babam zannedersem 1910 doğumluydu. Çünkü Rus harbinde köyün boşaltılmasını hatırlıyordu. Köy boşalmış, kimisi, Malatya'ya, kimi Elazığ'a gitmiş. Kimisi de Diyarbakır Karacadağ var, Siverek'le Diyarbakır arası..Dedemgiller oraya gitmişler. Bizim köyün çoğu oraya gitmiş. Orada üç sene kalmışlar. Babam onu hatırlıyordu. Derdi; "babam(Seyfi Efendi) bizi merkebe bindirmişti. Bir çuval-gâle diyoruz biz- heybe gibi, kardeşimle bizi bir tarafına koymuştu. Benle kardeşim kavga ediyorduk. Ablamın bize yaptığı kalpak vardı(benim halam tiftikten çok güzel kalpak yapardı) ikimiz de birbirimizin kalpaklarını bir tarafa attık. Sonradan babam baktı ki, kalpaklarımız yok. Geri döndü, kalpaklarımızı bulup, getirdi" diyordu.

-Babanız kaç tarihinde vefat etti Seydam?

-1996'da.. Babam hiç de ihtiyarlanmamıştı. Beyin damarları tıkandı, beyin kanaması geçirdi, öldü. Babam dinçti. Köyde çiftçilikle hayatını geçirmişti. Beş erkek, üç kız evladı oldu.

Dindar ve salabetliydi. Çok saf, temiz kalpliydi. Keşke görseydin. Keşke bir görseydin..

Ne yazık ki okuyamadı. Kur'an okurdu. Delail-i Hayrat okurdu. Mızraklı İlmihâli okurdu. Seyyid Battal Gazi'nin cengini okurdu.

Mızraklı İlmihal'i çok okurdu. Bir konuyu okuyunca o konu kalbine otururdu. Birisi geldiği zaman o konuyu gösterir, "bak böyle diyor" derdi.

Diyelim bir şeye kızsa, sonra onun hakikatini anlatsalar, hakkı gördüğü yerde, dururdu.

Celalliydi. Mesela ben babamın yanında oturup konuşamazdım. Bize son derece resmiydi. Seni sevdiğini bilmezdin. Ama iç dünyasında son derece müşfik, son derece şefkatliydi.

Mesela Turgutlu'daki evinde karıncaların yuvası vardı. Yol yapmışlardı.. Babam onları görünce başlarında nöbet tutar, çocuklara bastırmazdı.

Ben babamın iç dünyasını da biliyorum ve şimdi onu öyle özlüyorum ki. İsterdim ki şimdi babam hayatta olsun, babama sığınayım. Öyle bir babamdı yani..

Bir yandan da celalliydi. Köydeyken köyün düzenini bozan insanlara karşı da elini ve bastonunu kullanmıştı.

-Seydam anneniz kaç doğumlu?

-Annem kaç doğumlu olduğunu bilmiyor ama 1925 yılını çok iyi hatırlıyor. Benim kanaatim 1919 doğumlu olabilir. 1925'te Şeyh Said hadisesinde her halde 5-6 yaşlarındaydı.

-O zamana dair ne hatırlıyor?

-Annemin köyü bizim köyden uzak. O hadisede Şeyh Said Efendi'nin etrafında idam edilen şeyh ve âlimlerden çoğu Bingöl, Elazığ'ın Palu ve Diyarbakır'ın Hani, Lice, Dicle(Pirân) çevresinden. 43 kişi idam etmişler. Hepsi o yörede tanınmış, hepsi Nakşibendi şeyhi, âlim aynı zamanda. Ve memlekette saygı gören insanlar.

Şeyh Said hadisesi bastırıldıktan sonra annemin hatırladığı şu; Üç güne kadar her buldukları erkeği öldürürlermiş. Onun için erkekler tamamen köyü terk etmişler. Kadınlar da köyü terk etmişler. Köyden ayrılıp dağdaki ormanlığın içine sığınmışlar. Annem onu iyi hatırlıyor. Diyor ki; "biz kadınlarla beraber ormanın içine girdik. Fakat (Kur) köyü bize yakın.. (Kur köyü eski bir köy, Şeyh Süleyman Efendi'nin) Erkeklerin nereye kaçtığını bilmiyorum. Ama biz çocuklar ve kadınlar ormanın içindeydik. Bizimle beraber (affedersiniz) köpekler de gelmişti. O köpekler uluyordu. Kadınlar "askerler bizi görecek" diye telaşlandılar. Yanlarında getirdikleri kuruttukları çökelekleri kırıp onlara veriyorlardı ki, sussunlar. Köpekler onları yerken susarlar, bitince tekrar ulurlardı. Kadınlar da "eyvah şimdi askerler bizi bulacak" diye korkarlardı." O sahneyi hatırlıyor annem.

"Bir de diyor "ormandayken "tık tık tık" diye ses duyardık. Kadınlar bunları dervişlerin zikir sırasında deflere vurmaları zannediyor ve kendileri de "la ilahe illallah, la ilahe illallah.. Şeyhler geldiler, dervişler geldiler" deyip duruyorlardı. Annem dedi ki; "Akılsızlar, akılsızlar! Bu def sesi değil, bu mitralyözdür." Annem bu sahneleri hatırlıyor.

Bir müddet sonra köye geldiklerinden köylerinin yakıldığını görmüşler. Diyor ki; "geldik, baktık ki hiçbir şey yok." Her şey yakılmış. Yeniden hayata başlamışlar.

Fakat ben annemden mi duydum, başka birinden mi duydum, şu biliniyor; Devletin aldığı karara göre "üç gün içinde bulunan her erkek öldürülecek."

- O hadisede acaba kaç kişi öldürülmüş?

-Tam sayıyı bilmiyorum. Emirtağ diye bir köy var, yeni adını bilmiyorum. Kur diye bir köy var, çok iyi biliyoruz, oralarda çok insan öldürüldü. Bulduklarını öldürdüler. 'Emirtağ'da bizim bir amca, babamın amcası(Ömer efendi) o köyün damadıymış. Kendisi daha önce Hamidiye alaylarında Ruslara karşı savaşmış..

O sırada o da o köydeymiş, o da nasibini almış. Onu da şehid etmişler. Amcanın kabri şimdi orada.

-Dedeniz o hadisede ne yapmış?

-Dedemgiller de dağlara kaçmışlar.

-Babanız o hadiseyle alakalı anlattığı bir şey var mı?

-Anlattığı bir şey aklımda kalmış. Babam derdi ki; "Duyduk ki askerler geldi, köyü terk ettik. Babam köyün durumu en iyi olanlarındandı. Hayvanları vardı. Herkes gibi biz de ormanın içine kaçtık, hem de hayvanlarımızla. Yalnız o sırada da Kığı tarafında Milis güçleri var. O milisler askerlerle birlikte bazı şeylere katılıyorlar.

Baktık karşıdan birkaç kişi geliyor. Babam onları tanıdı. Bizim komşu köyün Alevileri. Hatta onlardan bir tanesi bizim köyde zannedersem babamın amcası Veysi ağaya hizmetkârlık da yapmış. Uzun zaman bizim köyde kalmış.

Babamın elinde bir mavzer vardı. Dedi ki; "bunlar gelirlerse beni öldürürler. Ben ormanın içine saklanacağım. Size onlardan bir zarar gelirse, ben onlara ateş ederim. Ama bir şey gelmezse malımızı götürürlerse, götürsünler. Mani olmayın." Artık ölüm kalım yani.

Babam diyor ki; "geldiler, bizim bütün mallarımızı götürdüler. Koyunları götürdüler, küçük küçük kuzuları bıraktılar. Yanımızdaki eşeği de aldılar. Hatta annem de o gün hastaydı. Annemin altında bir çul vardı. Onu da çekti annemin altından. O zaman annem o çekene var gücüyle bir tokat indirdi. Dedi ki; "bu ellerimle seni yedirdim, içirdim. Bu ellerimin emeği seni çarpsın, vefasız adam. Sen benim ne kadar ekmeğimi yedin? Malımızı götürdünüz, hayvanlarımızı götürdünüz. Bir de altımdaki çulu da çekiyorsun, vefasız! Şerefsiz!"

Annem böyle bağırınca hiçbir şey diyemediler. Çula dokunamadılar. Hayvanlarımızı alıp götürdüler. Biz de arkalarından böyle mahzun bakakaldık. Hatta ağabeyim o kuzulardan birini çok seviyordu. Ağabeyim o kuzuyu vermedi. Ağabeyim de o sırada yeni yetme, belki yirmi yaşına yakın. Ağabeyime bir tane sopa vurdular ki, hâlâ unutamam."

-Daha sonra o hayvanları alma imkânı olmamış değil mi Seydam?

-Yoo..Hırsız bunlar. Hatta o günler bittikten sonra, onların birinin evine misafir gidiyorlar. Benim amcalardan birisi bizim bir hayvanın postunu görüyor. "Baba, bu bizim hayvan" diyecek oluyor, dedem ağzını kapatıyor. "Başımıza bela açarsın" diye. Böyle zulüm günleri.. Babam derdi ki; "sonradan köyümüze döndük, baktık ki bütün köyü yakmışlar."

İLKOKUL YILLARI

-Siz okula nasıl başladınız?

-Ben 1960 senesinde ilkokula başladım. Beni okula kaydeden de amcamın oğlu. O zaman 16-17 yaşlarındaydı. Hatta o günü iyi hatırlıyorum. O zamanlar pantolonlarımızı annemiz dikerdi. Ben dışarıda oyun oynuyordum. Sol paçam bir çalıya takılmıştı. Böyle dizime kadar pantolonum yırtılmıştı. Daha eve gitmemiştim. Köyün aşağısındaki çayırlarda oynuyorduk. Amcamın oğlu beni yakaladı ve okula yazdırmaya götürdü. Ben o halimle okula gitmeye utanıyordum. Zaten çok utangaç bir çocuktum.

Babam sadece okuma yazmayı öğrenecek kadar okula gitmemizi istiyordu. Çünkü ona göre okullar kilise gibiydi, insanlara dinsizliği aşılıyordu.

Ben de 1960-61 öğretim yılında okula başladım. Bir tek sınıf vardı. 60-65 kişi vardık. Bir tek öğretmen vardı. İsmini de hatırlıyorum. Elazığ'ın Ağın ilçesinden Kemal Karataş'tı. O da 17-18 yaşlarında bizim köye öğretmen olarak gelmişti, gencecik..

Ben de onun geldiği sene başladım. Derslerim fevkalade iyiydi. Hele sosyal dersler coğrafyadır, yurttaşlıktır vs. çok iyiydi. Benim en zayıf dersim matematikti. Hâlbuki matematik'i arkadaşlarımdan daha iyi biliyordum.

Herhalde dördüncü sınıfta okurken okulumuza müfettiş gelmişti. Tabii okulumuzda sadece bir sınıf olduğundan birden beşinci sınıfa kadar bütün sınıflar bir arada idik ve toplam sayımız 65 kişi kadardı. Dolayısıyla hoca anlatırken sen her şeyi dinliyordun. Müfettişin sorduğu soruların çoğunu ben cevaplandırdım. Bu durum müfettişin dikkatini çekti. Öğretmenimize " bu çocuğun evi buraya yakın mı?" diye sordu. Hocamız "yakın" dedi. Müfettiş; "haber gönder, babası gelsin" dedi. Babam geldi. Müfettiş babamla konuştu, "bu çocuğu ortaokula gönder" dedi. "Babam da "tamam" dedi. Ama ben babamı tanıdığım için, babamın beni ortaokula göndermeyeceğini çok iyi biliyordum. 

Neyse okul bitti. 65 baharında öğretmen bizi diploma fotoğrafı çektirmek için Bingöl'e götürdü. O zaman Bingöl'de bir tek fotoğrafçı vardı, o da sağırdı. Bingöl'ü gördüğümüzde; çarşı.. insanlar..o kalabalık..Şimdi nasıl diyeyim, hani buradan birisi Newyork'a gider, veya Moskova'ya gider, şok olur ya. Belki şimdi şok olmaz, çünkü her yer aynı oldu. Biz de Bingöl' e gidince adeta şok yaşadık.

-Halbuki Bingöl küçük bir yer..

-Küçük..Hele o zamanlar küçücük bir yerdi. Ama köyden ilk defa çıkan biz çocuklar için çok büyük göründü.

Sonbahar geldi. Ben de ortaokulda okumak için can atıyorum. Çünkü ortaokulda okumak demek, Bingöl'e gidip, orada kalmak demek. Takım elbise giymek, kravat takmak demek. Ayakkabı giymek demek. Bizim ayakkabılarımız kara lastikti. O da yırtılınca bir hafta on gün yalınayak kalıyorduk. Sonradan babamız Sancak'tan veya Bingöl'den lastik ayakkabı getiriyordu.

Ben babamın yanında okumak istemiyordum. Babam sert olduğundan bana sıkıcı geliyordu. Bir gün babam beni çağırdı. Dedi ki; "oğlum, sen hücrede mi(medreseye hücre diyorlardı) okumak istiyorsun, ortaokula mı gitmek istiyorsun?" Ben düşündüm; "şimdi ben ortaokulda okuyacağım dersem, babam beni göndermez, hem de döver beni." Kerhen "medresede okuyacağım" dedim. Sevindi; "aferin oğlum, aferin oğlum" diye başımı okşadı.

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakır, 2021-02-23 01:39:18

selamün aleyküm bir arşiv değerinde olan bu hayat hikayesi ve yaşanmışlıklar hepsi birer belge niteliğinde adeta hele birde karıncaların zarar görmemesi adına muhterem babasının nöbeti imanın meyvesi olan şefkatin bir mümindeki tecellisi adına ne mücessem bir örnek seydamızın elinden öper dualarını bekleriz

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-1

SEYDA MUHAMMED ZAHİD BAŞÇI HOCAMIZIN HATIRATI-1

Değerli ziyaretçilerimiz, inşallah bu haftadan itibaren Bingöllü değerli âlim Seyda Muhammed

KIRKINCI HOCAMIZIN HATIRALARINDA 27 MAYIS

KIRKINCI HOCAMIZIN HATIRALARINDA 27 MAYIS

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN 27 MAYIS’I İKAZI Merhum Mehmed Kırkıncı Hocamız hatıralarında an

SEYDA FETHULLLAH AYTE EFENDİ’DEN BAZI HATIRALAR

SEYDA FETHULLLAH AYTE EFENDİ’DEN BAZI HATIRALAR

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, Ohinli müderris Şeyh Fethullah Ayte hocamızla Şubat ayı i

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

BİR PAPAZLA MUHAVERE Ben zaman zaman Avrupa ülkelerine davet edildim. Bir gün Almanya’nın Dü

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

ÖĞRETMENLERİN ŞUURU İstanbul’da bir öğretmenler gününde Fırat Kültür Merkezi'ne, konu

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

ANKARA RADYOSUNDA Ben 1964-68 yılları arasında Ankara radyosunda vazifeliydim. O sıralar Ankara

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

MEVLEVİLİĞİ Ben her defasında Arif Nihat Asya’nın elini öperdim. Bana elini kolay kolay ve

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

ARİF NİHAT ASYA İLE TANIŞMAM Ben Arif Nihat Asya’yı ilk defa Türk Ocağında tanıdım. Ger

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

ARİF NİHAT ASYA VE BAYRAK ŞİİRİ Arif Nihat Asya bir bayrak şairi olarak bilindi, öyle yaşa

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

ARİF NİHAT ASYA’NIN İLK HAYAT DEVRESİ Arif Nihat Asya Tokat’ın Kapusuz köyünden. Dedeler

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

BİR BAKANIN MEHMED AKİF CEHALETİ Yavuz Bülent Bakiler beyefendi anlatıyor; "Ben 1986 yılında

İnsanlar yalnız inandık demeleri ile bırakılıveriliceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?

Ankebut, 2

GÜNÜN HADİSİ

"Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!"

Buhârî

TARİHTE BU HAFTA

*Emir Sultan hazretlerinin vefatı- 2 Mart 1389 *Hilafetin ilgası-3 Mart-1924

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI