Cevaplar.Org

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-35

Nasır(Mısır eski diktatörü) *Nasır Arap liderlerini kastederek Mısırlı bir askerin çizmesinin Arap krallarının çizmesinden daha değerli olduğunu söylemişti. Hepsi de halk katili, hançere kahramanı!


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2021-02-15 10:07:01

Nasır(Mısır eski diktatörü)

*Nasır Arap liderlerini kastederek Mısırlı bir askerin çizmesinin Arap krallarının çizmesinden daha değerli olduğunu söylemişti. Hepsi de halk katili, hançere kahramanı!

* Nasır, Suriye cephesinde ikili oynar. Bir taraftan solcu ve laik kesimlerle köprü kurar diğer taraftan da gizliden gizliye İslami kesimlere ve özellikle de tasavvuf erbabını kollar ve onlara kol kanat gerer. Suriye solu da Nasır'a karşı aynı duygular ve yaklaşım içindedir. Dışarıda omuz omuzadır ve içeriden altını oyar. Bu noktada Nasır, Fransız Lider de Gaulle gibidir. Fransa'da katıksız laik olan de Gaulle, ülke dışında Katoliklerin hamisidir. Mısır'da İhvan'la sürtüşen ve ötesinde savaşan Nasır Suriye'de İhvan da dâhil dini hareketlere el altından kol kanat gerer ve himaye eder. Özellikle tasavvufi hareketleri teyit eder.

* Nasır 20'inci asrın tanıdığı en büyük zorbalardan birisiydi. Cebabire döneminin önemli simalarından birisiydi. Bundan dolayı Ebu'l Hasan en Nedevi onun sistemini Kemalizm'e benzetir ve 'Kemalizm'den Cemalizme' tabirini kullanır.

*1949 yılında darbe öncesinde Nasır, Kahire yangını olarak bilinen yangında Kahire'yi kundaklamış ve yakmıştır.

* Nasır 1954 yılından itibaren hem Mısır hem de Ortadoğu'yu yakmıştır. Yusuf Neda bu dönemle alakalı şunları söylemektedir: "Herkes ilerledi, biz ise geriledik…" Nasır ve arkadaşlarında ne din ne vicdan bulunmaktadır. Nasır'ın halefleri şimdi yeni tahribat döneminde menfi rollerine devam etmektedir.

*Bir başka devrim hırsızı ise Abdunnasır'dır. Devrimi hem Müslüman Kardeşlerden hem de Necip'ten çalmıştır. Devrimi kendi hırsına ve tutkularına kurban etmiş ve Arap dünyasını felaketten felakete sürüklemiştir. Muhammed Celal Keşk gibilerinin de ifade ettiği gibi aslında 23 Temmuz 1952 Devrimi Hür Subaylar devriminden önce İslami ve İhvani bir devrimdir. Lakin zamanla Nasır'ın kimliğinde Arap İttihatçılarının (Hür Subaylar) darbesine dönüşmüştür. Nasır Mısır'ı çiftliği haline getirmiş ve İsrail karşısında tarihi bir hezimet aldığı gibi Arap dünyasını da kutuplaştırmıştır. Gereksiz çekişmelerin içine atmıştır. Müslüman Kardeşler liderlerini idam sehpalarına çekmiştir. 1952 devrimini 1954 yılında karşı devrime dönüştürmüştür.

* Nasır demogog ve şarlatanın tekiydi. Ne kendisinden ne de geride bıraktığı yapıdan hayır gelmedi.

* Ebu'l Hasan en Nedevi Türkiye-Mısır karşılaştırmasında Nasır boyutuyla alakalı şu benzetmeyi yapar: "Mısır, Nasır'la birlikte Kemalizm benzeri bir ideoloji olan Cemalizme geçmiştir. Cemalizm ve Hür Subaylar başlangıçta devr-i sabıkı yıkmaları nedeniyle 'Mübarek Subaylar Hareketi' olarak anılmıştır. Nasır'ın ipleri ele geçirmesinden ve Necip'i uzaklaştırmasıyla birlikte sözde bu mübarek subaylar hareketi kâbusa dönmüş ve Mısır'ın üzerine bir karabasan gibi çökmüştür.

* Nasır'ın ortaya çıkışında ve sivrilmesinde İngilizlerin Kanal işgalinin yanında Filistin meselesinin de payı büyüktür. Bu iki mesele Mısır'da istikrarı baltalamıştır. Nasır gibi reşit olmayan nevzuhur tiplere meydan açmıştır. Bununla birlikte, Nasır himmetini Filistin meselesine hasretmek yerine, Araplar arası iç çekişmelere gömülmüştür. Yemen İmamı Yahya ve gerici saydığı ve 'gerici rejim' diye tanımladığı Suudi Arabistan'la hesaplaşmayı yeğlemiştir. İç enerjisini Filistin cephesinin uzağında ve temel meselenin haricinde harcamış ve tüketmiştir. Nasır rüzgârı, fecri kazip gibi doğmuş ve iç enerjiyi tüketip gitmiştir. Arap dünyasını İsrail ve karşıtları şeklinde değil cumhuriyetçileri ile kralcılar veya kendi ifadesiyle gericiler ile ilericiler şeklinde kamplaştırmış ve kutuplaştırmıştır.

* Merhum Başbakan Adnan Menderes'in Irak başbakanlarından Tevfik Suveydi'ye fısıldadığı gibi, Nasır Türkiye'yi kapı pencere bölgeden kovmaya çalışmaktadır. Bunun için ürettiği bahane de yine Humeyniciler gibi Türkiye'nin Amerikan kampında yer almasıdır. Hâlbuki Muhammed Celal Keşk gibi yazarların vesika ve belgeleriyle ortaya koydukları gibi, 23 Temmuz 1952 darbesi Müslüman Kardeşler gibi hareketlerin iğfal edildiği bir Amerikan darbesidir. 

* Ebu'l Hasan en Nedevi'nin ifadesiyle Cemal Abdunnasır Mustafa Kemal'in Arap dünyasındaki halefleri arasındadır. Muhammed Haseneyn Heykel ise darbeci Hur Subayları "Arap İttihatçılar" olarak niteler. Nitekim Hür Subayların dindarları ile Enver Paşa arasında benzerlik köprüsü kurmak mümkündür. Nedevi, Mısır'da 23 Temmuz darbesiyle birlikte Kemal'den Cemal'e geçildiğini söyler.

* Arap İttihatçısı olan Abdülnasır darbeyle iktidara gelmiş, 1967 savaşını kaybetmiş ve bu nedenle de kendisine Abdulhasır (kaybeden kul) denmiştir.

* Nasır ve Sedat'ın numune şahsiyeti ise Mustafa Kemal'di. David Frum'un Right man isimli kitabında da Amerikan nazarından bu benzerlik ve misyon ortaklığı tasdik edilmektedir.

* Ebu'l Hasan Ali el Haseni en Nedevi, 'İslam Dünyasında İslam Düşüncesi ile Batı Düşüncesinin çatışması (Es Sira Beyne el Fikreti'l İslamiyye ve'l Fikreti'l Garbiyye fi'l Aktar el İslamiyye ) kitabında Mustafa Kemal'in bu ideolojileşme döneminde bir batılılaşma çığırı başlattığını ve Nasır'ın da bu modeli izlediğini ifade etmiştir ( s: 123, Daru'l Kalem). Nedevi, Cemalizm olarak Abdunnasır'ın Kemalizm'den sadece bir farkla ayrıştığını; batılılaşmanın sosyalist yorumunu izlediğini ifade etmektedir. Hâlbuki Batı'nın panzehiri sol değil İslam'dır. Ötekisi Muhammed Gazali'nin ifadesiyle "taklitlerin çatışmasıdır."

* Nasır da bir zamanlar Jivkov'un Bulgaristan'da yaptıklarını aşan bir biçimde Türkleri katleden ve onlara ayrımcılık uygulayan Kıbrıslı Rumları bağrına basmıştı. Bu politikasının bir sonucu olarak Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papaz Makaryos'u Mısır'a davet etmekle kalmamış aynı zamanda onu İslami ilimlerin yuvası Ezher'de de ağırlamıştı. Hocaları Papaz Makaryos'la kucaklaştırmıştı.

* Hasan Tihami gibi Mısırlı devlet adamları Nasır'ın annesinin de Yahudi olduğunu belirtiyorlar. Nasır Kahire'ye geldiğinde Muski semtinde kalıyor, annesinin arkadaşı Yahudi asıllı Madam Yakup Ferec Sameul tarafından ağırlanıyor. Onun büyütmesi. Adeta ikinci annesi oluyor. Hasan Tihami de buna istinaden 'annesinin arkadaşı Yahudi ise annesi de Yahudi olmalıdır' diyerekten Nasır'ın gerçek kökenine ışık tutuyor. Sisi'nin siyasi atası Nasır'dır. Aynı zamanda her ikisi de Makaryos'un siyasi vaftizinden geçmiştir. Rum aşıkı olmaları başka bir ihtimale imkân vermiyor. Muhammed Tavil 'Devletler Oyunu ve Nasır' adlı eserinde Nasır'ın Mısır'ın Mustafa Kemal'i konumunda olduğunu yazmıştır.

*Kral Faruk, Vahdettin Han gibi İtalya'da yaşarken Nasır'ın istihbarat cellatlarından Salah Nasır tarafından zehirlenmiştir. Darbecilere güven olmaz. Bu adamlar zakkum meyvesidir veya Kur'an'daki ifadesiyle lanetlenmiş ağaçtır.

* Nasır sosyalist bir model uygulamış ve ulemayı da buna alet etmeye ve arkasına çekmeye çalışmıştır. İhvan'a düşman olduğu halde Mustafa Sıbai'nin İştirakiyetü'l İslam (İslam Sosyalizmi) kitabı nedeniyle ilgi ve sempati duymuş ve onu yattığı hastanede ziyaret etmiştir. Buna mukabil aynı nedenden dolayı Suriye Müftüsü Ebu'l Yüsr Abidin'i görevinden almıştır. Hadise şöyle cereyan etmiştir. Nasır Sosyalizm uygulamalarına başladığı sırada bunu Suriye genelinde de yaymak istemektedir. Özel mülkiyeti müsadere etmekte ve halkın malını mülkünü devletleştirmektedir. Bu yönde Suriye Baş Müftüsü Ebu'l Yusr Abidin'den de bir fetva ister. Ebu'l Yüsr Abidin ise hangi hakla ve ne hakla halkın mal ve mülkünün müsadere edileceğini ve devletleştirileceğini sorar. İtiraz eder. Bunun üzerine Nasır şu cevabı verir: "Mısır'da olsa bu fetva bana sadece bana bir tavuk parasına patlardı." Maalesef acı ama gerçektir. Hakikat ve hak ulema nezdinde de yalnız ve kimsesizdir. Ebu'l Yüsr Abidin 1950'li yıllarda Suriye'de yeni serpilmekte olan Selefi akımla mücadele eder. Bunlardan birisi de Nasirüddin Elbani'dir. Lakin ulemanın yanında durmamasından ve yalnızlığından şikâyet eder. 

* Müslümanlar İslam'a sırt çevirdiklerinde düşmanlarının maskarası olmuşlardır. Nasır sosyalist ideolojisiyle birlikte Siyonistlerin önünde çil yavrusu gibi savrulmuştur.

*Türkiye'de Nasır dönemi biraz unutmaya terk edildi. Ama onun gölgesi ve karaltısı hala duvarlarımıza vuruyor ve bizi terk etmiyor. 1970'li ve 80'li yıllarda dikkatlerimiz Mısır üzerine daha yoğundu. Nasır üzerine lehte veya aleyhteki yoğunlaşma zamanla İran lehine değişti. Dikkatleri İran kaptı.

* Hasan Hudeybi Nasır'la ilk karşılaştığında, Müslüman Kardeşlerin ölümcül hatalarını, bu adama bel bağlamakla işlediklerini anlar. Hudeybi, Nasır'ı görünce onu keşfetmiş ve anlamıştır. Lakin bağlantı önceden kurulmuştur. Pişman olur ama iş işten geçmiştir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşlardır. Darbede Nasır'a destek vererek kendilerine de, Mısır halkına da yazık ederler.

*Cemal Abdunnasır, Enver Sedat gibi isimler İttihatçı erkânın isimlerinden başka bir şey değildir! Tesadüf müdür? Asla. Kaderin bir cilvesidir ve remzini taşımaktadırlar. Sedat'ın dul eşi Cihan Sedat, eşi Sedat ve selefi Nasır'ın son iki Firavun olduklarına dair ifadeleri tekzip etmiştir. Lakin yaygın kanaat budur.

* Nasır dinin yerine ideolojiyi ikame etmiştir. 20'inci yüzyılın diktatörlerinden veya hadis diliyle dördüncü dönemin cebbarlarından birisidir. Kendisine ideolojik çağın veya diktatörler çağının 'peygamberi' dersek kusur işlemiş olur muyuz? Theodor Herzl nasıl sahtecilikle Musa'nın yerine geçmiş; Siyonizm ideolojisinin bir Peygamberi (elbette sahte) ise Nasır da dinin yerine geçen sahte din olan Arap ideolojisinin peygamberidir. Elbette bu benim yakıştırmam değildir. Bu adamlar hem diktatör hem de sahte peygamberdir. Kanıtı bol. Sözgelimi, Er Risale dergisini çıkartan ve bir dönem Ezher dergisinde yöneticilik yapan Ahmet Hasan ez Zeyyat'ın adeta Nasır'ı peygamber yerine koyduğu ifade edilir. Mısırlı tarihçi Ahmet Çelebi, 'Mısır: Beyne Harbeyn: 67-73' adlı kitabında 'Nasır'ın peygamberliğine' dair bazı anekdotlar aktarır. Bunlardan birisinde Nasır Yukarı Mısır (Said) şehirlerinden birisini ziyaret etmektedir. Şehrin valisi meddahlıkta sınır tanımaz ve Nasır'ın bir peygamber olduğunu ve kendisi gibi bir peygamberin daha dünyaya teşrif etmediğini söyler. Etraftakiler homurdanır ve bu ateist valiye haddinin sorulmasını ve defterinin dürülmesini beklerler. Ne gezer! Aksine adam bilahare meddahlığının yararını görür ve başkente vali olarak atanır ve taltif ve terfi edilir ( Mektebetü'n Nahda el Mısriyye, s: 114).

*23 Temmuz 1952 darbesi veya devriminden iki yıl sonra Cemal Abdunnasır, Hasan el Benna'nın kabrinin başına gelir ve şehidin huzurunda şunları söyler: "Sözümüzdeyiz ve süreci yeniden başlatıyoruz…" Buradaki 'sözümüzdeyiz' ifadesini anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor. Buradaki sırrı aydınlatan da merhum Muhammed Gazali'dir. "Kazaif el Hak" adlı eserinde Nasır ile Hasan el Benna arasındaki biatlaşmaya temas eder: "Birkaç metre yakınlarındaydım. Aynı gece Cemal Abdunnasır ve Kemaleddin Hüseyin, Hasan el Benna'ya, İslam'ın sancağını göndere dikmek ve İslam'ın şanını yüceltmek için biat ve yemin ettiler …" Demek ki verilen söz İslam'ın sancağını göndere dikmektir. Darbeden iki yıl sonra Cemal Abdunnasır, Hasan el Benna'nın kabrinin başında yemini tazelemektedir. Tahrir dergisi 44'uncü sayısında(1954) Nasır'ın Hasan el Benna'nın kabrinin başına gelişini ve ahit tazelemesini şöyle kapağa çekmiştir: "Benna'nın kabrinin başında bir huşu anı…" Bu fotoğraftan 8 ay sonra Nasır aynen Kaddafi gibi ters dönecek ve Müslüman Kardeşler hareketini yasaklayacaktır. Onun ötesinde terör damgasıyla damgalayacaktır. Muhammed Gazali ' Kazaif el Hak' kitabında işte Nasır'ın bu dönekliğini anlayamadığını ifade etmiştir. Bir hukukçu olan Hasan Hudeybi aslında Nasır'ın kişiliğini çözmüştür. Hem pragmatik hem de diktatör bir kişiliğe haizdir. Ondan hayır gelmeyeceğini söylemiştir.

*23 Temmuz darbesinden sonra Müslüman Kardeşler ile Nasır arasındaki ilişkiler Menşiye vakasına kadar inişli çıkışlı ilerler. Seyyid Kutup devrimden sonra Devrim Komuta Konseyi toplantılarının bazılarına katılabilen tek sivildir. Seyyid Kutup, Devrim Komuta Konseyinin kültür ve işçilerden sorumlu danışmanıdır. Seyyid Kutup devrimi verdiği destekten dolayı 'devrimin maestrosu' ünvanını almıştır. Devrim Komuta Konseyi üyelerinden Halit Muhyiddin,' Ve'l Ane etekellemu/Şimdi Konuşuyorum' kitabında Hür Subaylar ile birlikte Hasan el Benna'ya nasıl biat ettiklerini anlatmaktadır. Salah Halife'nin teması sonucu Nasır ve Halit Muhyiddin eski bir binaya götürülür. Burada biat merasimi ve töreni icra edilecektir. Ellerini Kur'an ve mushafa koyarlar ve odadan yükselen sese eşlik ederek Mürşit olarak iyi ve kötü günlerinde Hasan el Benna'ya itaat edeceklerine dair söz verirler ve yemin ederler. Kitap ve Sünnet üzerine biat ederler.  Bu da gösteriyor ki, Nasır Müslüman Kardeşlerin biatlı bir üyedir. Bu anlamda bidayeti itibarıyla 23 Temmuz 1952 devrimi aslında İslami bir devrimdir. Lakin daha sonra mecrasından saptırılıyor.

* Timurtaş İkali'nin tanıklığına göre, 23 Temmuz devriminden beş gün evvel Müslüman Kardeşler adına Abdurrahman Sindi ile Nasır arasında devrimin tertibatına dair anlaşma sağlanır. Müslüman Kardeşlere bağlı subaylardan Hüseyin Hammude'ye göre, Müslüman Kardeşler ordu içinde 1944 yılından beri örgütlenmekte ve aktif halde bulunmaktadır. Ordu için de Müslüman Kardeşler yedi subay tarafından temsil edilmektedir. Bunlar sırasıyla, Abdulmünim Rauf, Cemal Abdunnasır, Kemaleddin Hüseyin, Saad Tevfik, Halit Muhyiddin, Hasan Hammude, Salah Halife. Hür Subayların çoğunluğunu teşkil eden Müslüman Kardeşler subayları 1952 darbesine de fiilen iştirak ederler. Darbeye 99 subay komuta etmiştir ve bunların ekserisi de Müslüman Kardeşler üyesidir. Subayların dışında darbenin başarılı olması için Müslüman Kardeşlerin Gizli Sivil Organı da ( El Cihaz es Sırrı el Medeni) sürece katılmıştır.

* Lakin İhvan kökenli devrim zamanla iki kanata ayrılmıştır. Nasır, Mısır için laik modeli savunmaktadır. Sivil kanat ise İslami modeli savunmaktadır. Bunun üzerine yollar ayrılır ve düzmece Menşiye olayıyla birlikte Nasır silah arkadaşlarına sırt döner. Nasır kendisine göre bir slogan üretir: "Din Allah'ın, vatan herkesin!" Nasır sadece Müslüman Kardeşlere sırt dönmekle kalmaz, Sisi darbesinden sonra olduğu gibi İslami referansa da ters döner. İslam'ı da hedef alır. Durum Gazali'nin yazdığı gibidir: "Hükümranlık veya liderlik konusunda ihtilaf olabilir. Bazen kaçınılmaz hale de gelebilir. Lakin Nasır'ın zihniyetini anlamak mümkün değildir. Nasır'a göre, bu tür cemaatlerin çıkmasına kaynaklık etmesinden İslam sorumlu olduğuna göre, İslam tarihi de hafızadan silinmelidir. Böylece İslam da düşmanlıktan nasibini alır…" Sisi döneminde de böyle olmuştur. Müslüman Kardeşler üzerinden İslami referans hedef alınmıştır.

* Nasır, Müslümanlarla gayri Müslimler arasında bir fark gözetmemiş genellikle uluslararası çekişmelerde gayri Müslimlerin tarafını tutmuştur. Sözgelimi Türkler yerine Kıbrıs'ta Rumları tutmuş ve desteklemiştir. Bu nedenle Makaryos'u da bağrına basmış; Mısır'a davet ettiği gibi Ezher'de hocalara da ağırlatmıştır. Eritre ile Habeşistan çekişmesinde de yine Hıristiyanların yani Habeşistan'ın yanında yer almıştır. İslam'la ötekilerin çekişmesinde hep ötekilerin yanında durmuştur. Nasır Katolik bir papaz olan Julios Niriri'yi Zengibar Müslümanlarına karşı desteklemiştir. Batı'nın bir adamı olan Julios Niriri, Afrika'da Müslümanlara pek büyük zararlar vermiş, yıkımlar getirmiştir. Hıristiyanlık ile solu birleştiren sosyalist bir papazdır ve daha sonra Latin Amerika'da ortaya çıkan kurtuluş teolojisine benzer kökenlere veya anlayışa sahiptir.

* Nasır Mehmet Ali Paşa gibi oportünist bir kimsedir ve bundan dolayı Müslümanlar karşısında papazların safındadır. Julios Niriri ve Makaryos bunlardan birkaçıdır. Arap milliyetçiliğini İslam'ın yerine ikame etmiştir.

* Cemal Abdunnasır ve benzerleri ideolojik asrın sahte peygamberleri sayılırlar.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

LATİN HARFLERİNİN KABULÜ VE HALK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İnsana yazıyı kalemle öğreten ve ona (içinden geçenleri) düzgün bir şekilde ifade etmeyi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-51

Muhammed Zahid Kevseri Şiilerin tarih boyunca Ezher’de gözleri olduğuna temas etmiştir. *Kahi

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-50

Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri zikzak çıkışlarıyla kendi misyonunu kendi imha etti. Şimdi b

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-49

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-49

Şeyh Tosun(Muzaffer Özak’ın ABD halifesi) Bu cami, mescit düşmanlıklarının canlı şahitl

TALİBAN ÜZERİNDEN ZIT ETKİYİ DALGALANDIRMAK

TALİBAN ÜZERİNDEN ZIT ETKİYİ DALGALANDIRMAK

Türkiye’de Taliban’a her kesimden karşı olanlar var. Karşı kampanyalar sayesinde savunmak d

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-48

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-48

Taha Akyol Taha Akyol hukukun batılılaştırılmasını savunduğu gibi, Charlie Hebdo saldırıl

BUTİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

BUTİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Buti neden öldürüldü?’ sorusu yıllardan beri zihnimi kurcalıyor. Mukni ve net bir cevabını

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-47

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-47

Sistani(Şii Molla) Sistani de veliyi fakihe tabi olmadığı halde, geleneksel Şia doktrini için

BU VATAN BİZİM

BU VATAN BİZİM

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Din ve devlet kelimelerinin geçtiği her yerde muhakkak

MÜJDELER OLSUN SANA EY KAHRAMAN TÜRK HALKI

MÜJDELER OLSUN SANA EY KAHRAMAN TÜRK HALKI

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Gün birlik günü, zaman birlik zamanıdır. Sağcısıy

KURBAN BAYRAMI’NDA HAYATI ANLAMAK

KURBAN BAYRAMI’NDA HAYATI ANLAMAK

Hayat önemlidir. Hayatın mahiyetini keşfetmek de önemlidir; fakat bunu anlayabilmek çok zordur,

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer, 27

GÜNÜN HADİSİ

Herhangi bir kişi, mükemmel bir abdest alıp da namaz kılarsa, o namazla gelecek namaz arasında işlediği bütün günahları bağışlanır.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI