Cevaplar.Org

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-22

Yunus Suresi *Bu sure; doksan sekizinci ayetinde Yunus (a.s.)'ın adı geçtiği için "Yunus suresi" diye isimlendirilmiştir. Yoksa Yunus (a.s.)'dan bahsetmemektedir.


Mahmud Toptaş

.

2021-02-01 20:17:41

Yunus Suresi

*Bu sure; doksan sekizinci ayetinde Yunus (a.s.)'ın adı geçtiği için "Yunus suresi" diye isimlendirilmiştir. Yoksa Yunus (a.s.)'dan bahsetmemektedir.

*Muhterem okurlar, tarih boyunca insanların, Müslümanları yıpratma konusunda geliştirdikleri metotlar hiç değişmemiştir. Hani tarih içerisinde Yusuf (a.s.)'ı zindana atmışlar. İbrahim (a.s.)'ı yerinden yurdundan etmişler, ateşe atmışlar. Musa (a.s.)'ı yerinden yurdundan etmişler, çeşitli işkencelere tabii tutmuşlar, çeşitli peygamberleri de şehit etmişler. Ayrıca, başarılı olamadıkları takdirde de "bu adam bir delidir" deyivermişler. Veya "bu adam sihirbazdır" demek suretiyle peygamberlerin etkisini hafifletme tarafına gidivermişlerdir.

Günümüzdeki kâfirler de onlardan pek geri değiller. Ama şu anda dünyanın en soylu milleti olduğunu kabul eden ve de iddia eden ve bunu kabul ettirmek için bütün baskı unsurlarını kullanan devletler, kendi ırklarının dışında bir ırktan yüce, soylu, kahraman, ilim adamı, sanatkârın çıkmayacağına inandıklarından dolayıdır ki onlar da diyorlar: "bütün dünyayı etkileyen bu insan Arap'tan mı gelmesi lazımdı? Bizden gelmesi gerekirdi. Batı ırkından gelmesi gerekirdi" diye adamların iddiaları var.

Türkiye'de de bir kısım imansızların da buna benzer sözleri var. Peygamber niye Türklerden gelmedi? Peki, peygamber Türklerden gelseydi ne yapacaktın, iman mı edecektin sen? Allah (c.c.) bir ayet-i kerimesinde kimden, kimi göndereceğini seçmekte hür olduğunu ifade ediyor. "Allah dilediğini seçer" diyor. Allah (c.c.) insanların aralarında beyazla siyah renkle bilmem neyle de ayırım yapmaya gitme haklarının olmadığını, çünkü hepsinin Âdem'den, Âdem'in de topraktan yaratıldığını peygamber efendimiz (s.a.v.) haber veriyor. Öyle ise insanların birbirine karşı üstünlük sağlayabilmeleri Allah'ın hukukuna saygılı olmakla mümkündür.

*Ve şöyle bir mantık geliştirmişler ki, günümüzde Türkiye'de de bu bazı felsefe kitaplarında okutulur. Eskiden beri gelmiş bir mantık. Yani inkârcılar da kendi inkârlarını bir zemine oturtuyorlar. Ve diyorlar ki; "Evet Allah var. Allah'ı kabul ediyoruz. Allah yeri ve göğü yaratmıştır. Ama ondan sonra bütün işleri evirip çevirmeyi bize bırakmıştır" diyorlar. Eski Yunandan devam edip gelen inkârcıların felsefesi bu. "Allah yeri ve göğü yaratır. Ama insanların yönetim işini ise insanlara bırakır" demişler. Aynısı Mekkeli müşriklerde de var.

Ama Allah (c.c.) onlara cevap olarak ta "Allah altı günde yeri ve gökleri yaratmıştır ve işleri de O idare etmektedir." Nasıl ki kanımızın akışını o sağlıyor. Gözümüzün bakışını, saçımızın uzamasını, tırnağımızın uzamasını O sağlıyor ki, vücudumuzda kaç hücrenin olduğunu, şu anda ilim adamları toplansalar da sayabildikleri yok. Bütün bunların nasıl evirip çevrildiği konusunda belirli kanunlar tespit ediyorlar, ama binde birine ulaşıldığı yok.

Bütün bunları çeviren Allah (c.c.) diyor ki, mademki bunları çok düzenli devam ettiriyorum, ben sizin birbirinizle olan münasebetleriniz konusunda da kanunlarımı indirdim. Onlara ibadet edecek ve onları yürürlükte kılacaksınız diyor. Mehmet Akif merhum, Rabbimizin yarattıkları karşısında insanlığın keşfettiklerinin cılızlığını ne güzel anlatıyor:

Ulumu şahikadan fışkıran sütun-i ziya

Dayandı göklere lakin yetişmiyor hâlâ,

Bülend nüsha-i icadın ilk sahifesine.

Bu ilk sahife müebbed zalam içinde yine!

Birisinde zorunlu olarak Allah (c.c.) kanunları geçerli tabiatta. Ama insanlara hür iradesini vermiş, demiş ki: Kendi aranızdaki münasebetlerinizde, benim şu indirdiğim hukuku uygulayacaksınız. Uygulamama hakkınız yok, ama böyle bir serbestliğiniz var. Uyguladığınız takdirde bu dünyada devlete ve izzete, ahirette de cennete kavuşursunuz diye de müjde vermiştir.

*O Allah yeri ve göğü yaratandır. "Altı günde" derken, bizim bildiğimiz günlerden midir? Kur'an-ı Kerimde çeşitli yerlerde "Allah katında bir gün, sizin bildiğiniz bin güne bedeldir". Bir başka yerde de "bir gün elli bin güne bedeldir," diye çeşitli yerlerde ayet-i kerimeler gelmiş. [Mearic 4, Ankebut l4]

Onun için âlimlerimiz şöyle diyorlar: Gün dediğimiz şey, bizim bildiğimiz güneşin doğumu, batımı ve ayla bilinen gündür. Yani ay ve güneşe göre hesabını yaptığımız yirmi dört saate bir gün diyoruz biz. Peki, ama yer ve gök yaratılmadan önce gün olmadığına göre, burada bahsedilen gün bizim bildiğimiz günlerden değildir demişler.

*Salih insanları, ameli iyi olan insanları, Rabbe yakın insanların şefaat edebileceğine dâir hadisi şerifler vardır, Ancak şahıs olarak, "şu adam şefaat edecektir" dememiz mümkün değil. Yani "benim şeyhim bana şefaat edecektir." Onu demeyin. Çünkü Şeyhimizin de imansız gitme ihtimali olabilir. Onun için hiçbir insan hakkında peygamberler hariç, peygamber (s.a.v.) efendimizin bildirdiği insanlar hariç, şahıs olarak Ali efendi, Veli efendi, Osman efendi bilmem ne efendi bana şefaat eder demeyin.

Şöyle diyelim: "Ya Rabbi şefaat izni verdiğin insanların şefaatinden bizleri mahrum etme." diye dua edersek, inşaallah onların şefaatine nail oluruz. Onların şefaatine nail olabilmek için tabii ki onlarla tanışmak gerekir

*Ömrünü Kur'an-ı Kerim okutmakla geçiren çok değerli bir hafızımızın yanına Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde yatarken gittim. Tanışmazdık, kendisini Kur'an-ı Kerime olan hizmetinden dolayı severdim. Yanına vardım, çok zor konuşuyordu. Dedim ki: "Efendim, sizin gönlünüzü hoş etmek için gelmedim. Siz beni tanımazsınız. Ancak Mevlana Cami diyor ki: (Baharistan" isimli kitabında) "Ahirette kişinin günahı ile sevabı denk olursa, melekler birbirlerine sorarlarmış -Allah (c.c.) talimatıyla tabii ki-sorun bakalım yeryüzünde filan zatı tanır mıydı o. Yani yeryüzündeyken onun çağında yaşayan, çok değerli hizmetleri olan insanı tanır mıydı o. Eğer tanırsa, o adama sorarlar, yani o iyi hizmetleri olan zata sorarlarmış. "Sen bunu tanıyor musun?" derlermiş. O da "tanıyorum" derse, bu günahlarınızı es geçermiş ve hadi cennete doğru git dermiş." Dedim ki bak: "Benim günahım çok, öbür dünyada o aralıklarda dolaşırken sana soracak olurlarsa "bu adamı tanıyor muydun" derlerse, tanımamazlıktan gelme haa...." dedim. Çok hoşuna gitti, gülümsedi. Allah rahmet etsin, birkaç gün sonra da vefat etti. Çok güzel hizmetleri vardı. Onun için çağımızda dinimize hizmet eden insanlarla beraber olmaya gayret edelim.

*İmam-ı Malik (r.a.) peygamber efendimizin hadislerini okuturken tertemiz elbiselerini giyinir, güzel kokularını sürünür, ondan sonra talebelerinin yanına çıkar, hadis-i şerif dersini öyle başlatırdı. Onun içindir ki, 1200 seneden beri binlerce insan ona rahmetle dua okumaktadır. Okuduğu ve okuttuğu hadise önem verdiğinden dolayı. Bizde Allah'ın kelamına önem verirsek, o da manasını bize açacaktır. Evimize getirdiğimiz geline siz önem verirseniz, yüzünü, duvağını açarsanız, size gülümseyecektir. Ama duvağını açmayacak olursanız, o da size gülümsemeyecektir. İşte Allah'ın kelamını açar, ona önem verirsek, o da manasını bize açacaktır…

*Ahireti inkâr tarihte olduğu gibi günümüzde de bulunmaktadır. Bunlar bu dünya hayatına razı olan ve bununla huzur bulmaya çalışan insanlardır. Aslında gönüllerinin en derin yerinde ahiret endişesi de yatmaktadır. Ancak ahiret inancı bu dünyadaki çıkarlarını engelleyeceğinden ve bu insanların haram lokmalarını boğazlarında bırakacağından, ahirete imanı terk tarafını tercih etmişlerdir.

Düşünmemeyi ve okumamayı ve bu konunun konuşulmamasını arzu etmektedirler. Çünkü lüks salonlarında, haram lokmaları boğazlarına indirirken, ahiret sahnelerinin en tatlı haram lokmalarını acıya çevireceğini bildiklerinden dolayıdır ki, ahireti inkâr tarafına gidiveriyorlar. Bu konuda da kendilerine göre bir mantık geliştiriyorlar. "Giden gelmiş mi? Gelip te haber vermiş mi?" gibi basit sorularla kendi imansızlıklarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Aynı soru kendilerine de sorulabilir: "Peki giden geldi de size haber mi verdi? Gitti biri de, ahiret denilen şeyin olmadığını haber mi verdi?" diye bizde aynısını sorarız.

Bunun yanında yeryüzünde görmekte olduğumuz; bütün çiçekler, ağaçlar, sebzeler ve meyveler ahiretin olduğunu bize göstermektedirler. Çünkü onlar bahar mevsiminde dünyaya geliyorlar. Güz mevsiminde ölüyorlar. Kardan kefenlere bürünüyorlar ve toprağa gömülüyorlar. Sonrada baharda yeniden İsrafil'in Sur'u gibi bir bahar rüzgârıyla yeniden başak veriyorlar ve dünyaya yeniden geliveriyorlar. Bunlar da bize gösteriyor ki, Allah (c.c.) insanları da İsrafil'in Sur'uyla bir gün mahşerde diriltecektir.

Ahirete inanmayan insanlar mevsimlik böcekler gibidir. Ağustos ayında dünyaya gelen böceklere "yahu bekleyin ilerde kış vardır, onun ilerisinde de bahar vardır" denilse, hayatında hiç bahar ve kışı görmeyen bu sinekler bunu inkâr tarafına gidebilecekleri gibi, ahireti görmeyen bu insanlar da ahireti inkâr tarafına gideceklerdir. Allah (c.c.) müminlere haber veriyor..

*İnsanlar arasındaki kini nefreti yok edebilecek en iyi ilaç selam vermektir. En fazla küs olduğunuz bir insana bir defa selam veriniz. Belki sizin selamınızı almayacaktır. Ama ikinci defa selam verdiğinizde biraz gönlü yumuşamış olacaktır. Üçüncü selamınızda, size doğru gönülsüz de olsa selamınızı alacak, dördüncüsünde ise kucaklaşmayı sağlayacaktır bu selam. Onun içindir ki Allah (c.c.) bir başka ayet-i kerimesinde: "Bir selamla selamlandığınız zaman, size biri selam verdiği zaman siz, onun selamından daha güzel bir şekilde veya aynı ile selamını alınız" diyor.

*Selam da bir kelimedir. Kelimeler toprağa düşen bir tohum gibidirler ama tohum gibi çürümezler. Bazen anında çiçeklenirler, bazen de elli sene gönülde durur, elli sene sonra meyve verirler. Ud'un tellerinden daha fazla akorda muhtaçtır sözlerimiz. Kendimizi ayarlarken karşımıza hayat vermeliyiz. Hani şairler birbirleriyle atışmaya başlamadan önce biri diğerine "ayak" veriyor. Mesela "gül" diyor, gül üzerinden başlıyor şiir. Ona ayak tabir ediliyor. Ayak vermemiz gerekiyor. Dostça mıyız, düşmanca mıyız, hayır mıyız, şer miyiz? Sözlerimizden önce bir elçinin varıp karşımızdakinin yüreğinde dostane bir ortam hazırlamalı. Efendimiz (s.a.v.) buyurmuş. "Önce selam, sonra kelam" (Mişkatül Mesabih hadis no:4653)Batılı bir yazar şöyle diyor: "Kim icat etti bilmiyorum ama dünyanın en büyük icadı selamdır" Öyle ya insanların yapmış oldukları arabalar, uçaklar, uydular her türlü teknolojik vasıtalar insan içindir. Selam ise bütün insanları birbirine bağlayan, aralarındaki kini yok eden görülmez bir ilaçtır.

*İçi kinle, düşmanlıkla dolu bir insan dünyanın en lüks köşkünde yaşasa rahat edemez, öyle ise onun evvela gönlü tedavi edilmelidir. Selam olan Allah (c.c.)'ın İslam'ı gönlüne girmeli ve selamla o insan tedavi edilmelidir. Kelamdan önce selamı tavsiye eden peygamberin hadisi şerifinde, "Tokalaşmak kini yok eder, hediyeleşmek düşmanlığı giderir" (Mişkatül Mesabih; 4693) diyor.

*Hadisi şerifte bildirdiğine göre "İki mü'min tokalaşırken onların tokalaşması, güz mevsiminde ağaçlar üzerinden yapraklar döküldüğü gibi günahlarının dökülmesine sebeptir" (Ebu Davud,Edeb 142) İnsanlar barışın sembolü olarak zeytin dalını kullanmışlardır ve eli tavsiye etmişlerdir. Yani elin, elle tokalaşmasını tavsiye etmişlerdir. Peygamber (s.a.v.) elle tokalaşmayı bizzat kendisi yapmıştır ve "Tokalaşın, tokalaşmak kini giderir" buyurmuş. Zeytin dalı toprağın ürünüdür. Elimiz kendi canımız ve kanımızın ürünüdür. Onun için elimizden daha güzel bir elçi yoktur ve selamımızdan daha güzel bir elçimiz yoktur..

*devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

Allah'ın vermiş olduğu mülkün zekatını, sadakasını vermeyen adam, kendisine karşılıksız

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

Bugün Yahudilerle, Hristiyanlar birlikte gibi görünürler, değiller aslında. Tarih boyunca Yahu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

Hac suresinin kırkaltıncı ayetinde açıklandığı gibi, asıl körlük gönül körlüğüdür.

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

Meryem Suresi *Dua etmek de Rabbin kuluna bir rahmetidir. Elini Allah'a kaldırıp diliyle dua ed

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

Olgun fikirlerin önüne duracak ordu icad edilmediği gibi, kemâle ermiş bir dini engelleyecek bi

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

Eğer yalnız yeme ve içme ile insan güçlü kuvvetli olsa idi, sporun bütün alanlarında birinc

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

Binlerce ton suyun buhar olup gökyüzüne yükseldiği , ülkelerden ülkelere rüzgar atıyla geç

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

Kur'an'da başka bir ayetin ifadesiyle "yaş kuru ne varsa Kur'an'da vardır."Yani geçmişin ve gel

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

*İnkarcılar, gerek günümüz de, gerekse Mekke müşrikleri; "benim Allah'a inanmış olmam, O'nu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

Nahl Suresi *Hani “İbrahim'in bıçağı gibi keskin” deseniz, bütün dünya insanı anlar. Y

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

Şeyh Sadi Şirazi öyle diyor; “Adamın biri rüyasında, ölmüş olan bir tanıdığını gör

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

3, Kadir

GÜNÜN HADİSİ

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."

Ebu Hüreyre

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI