Cevaplar.Org

İSLAM’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR: SEYDA MUHAMMED FEHMİ EL-İSKENDERİ.

Yüzünde, alnında, gözlerinde ve ellerinde huzur denilen şeyi gezdiren, dillendiren, misafir eden ve sonunda onu bir şahsiyet çizgisi haline getirmiş bir insan. Kavgasız, sakin ve her şeyle dost bir hali vardı daima. Sevgiyle ve şefkatle dolu, gözlerine bakınca yüreğinin derinliğini görebileceğiniz kadar berrak ve şeffaf bir insandı. Tevazuundan başı daima önde, adımları itinalı ve yavaş, etrafla ilgisi yoktu.


Beytullah Türkmen

beyaz7474@gmail.com

2021-01-17 08:35:22

Yüzünde, alnında, gözlerinde ve ellerinde huzur denilen şeyi gezdiren, dillendiren, misafir eden ve sonunda onu bir şahsiyet çizgisi haline getirmiş bir insan. Kavgasız, sakin ve her şeyle dost bir hali vardı daima. Sevgiyle ve şefkatle dolu, gözlerine bakınca yüreğinin derinliğini görebileceğiniz kadar berrak ve şeffaf bir insandı. Tevazuundan başı daima önde, adımları itinalı ve yavaş, etrafla ilgisi yoktu. Kendi iç âleminin aydınlık semasında cevelan ediyor çoğu zaman. İriye kaçmayan gözleri, seyrek beyaz saçları, ince, uzun bir burun, buğday rengine çalan bir ten. Masum, saf ve mana dolu bakışlar. O kadar da munis ve sevecen. Adanmışlık ve uhrevilik dedikleri şey muhitine bu bakışlardan yayılıyordu.

Bu fırtınalı asrın kasırgası içinde biraz da tek başınaydı. Onun taşıdığı ruhla, etrafında çalkalanan hayat arasında bir ilişki bulmak epeyce zordur. O muhakkak bugünün yani modernin insanı değildi, asr-ı saadet devrinden günümüze doğru uzanıp gelmiş gibiydi. Hayatının bütün yönleriyle bir asr-ı saadet portresi çiziyordu. Maziyi, oradaki 'şiir şahsiyetleri' aramak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktu. Tam yanı başınızdaydı o şiir şahsiyetlerin bir örneği. Niyazi-i Mısri'yi, İmam Rabbaniyi, Şah-ı Nakşibendi'yi, hepsinden öte Hasan el Basri'yi veya 'süccad imamı' Zeynel Abidin'i, üstadı canan Bediüzzaman'ı merak edenler ona gitsin, birkaç günlük ona misafir olsun, ilmini dinlesin, simasına baksın yeterdi.

Düşünebiliyor musunuz? Tam altmış yıl teheccüd namazını kaçırmamış. Rüştünü idrak ettikten sonra bir kez bile sabah namazını kaçırmamış, üstelik cemaatle. Teravihleri kaçırmamış, mukabeleleri kaçırmamış, sohbetleri kaçırmamış. Dünyaya, dünyalık olana karşı en ufak bir meyil yok içinde. Her bir namazı tesbihat ve dersle birlikte kılardı. Gece namazını da eklerseniz, bir gününün yarısı namazla, tefekkürle, ibadetle geçiyordu. Her gece yatsıdan sonra ayrı bir sohbette ve tefekkür âleminde idi.

Her senenin kandil gecelerini cemaatle birlikte sabaha kadar ihya ederdi. Sabaha kadar ders, Kuran, Cevşen, nafile namazı, gece namazı, tesbih namazı, sahur yemeği, uzunca bir dua, ta sabah ezanına kadar. Bazen nefsimi ayaklar altına alır ben de katılırdım bu ihya gecelerine. Öyle bir hal olurdu ki, melekler başımı okşuyor, sırtımı sıvazlıyor gibiydi. O kadar rahat, o kadar, hafif, o kadar günahlarımdan arınmış olarak hissederdim kendimi. Bence yeryüzünün en saadet dolu dakikaları, babam Seyda Molla Fehmi ile geçirdiğim o gecelerdi.

Bazen kendi kendime düşünürdüm. Bu kadar yoğun bir tempoyu nasıl kaldırabiliyor? Sıkılma, usanma, vazgeçme, bıkma yok. İnsanın hiç mi canı sıkılmazdı? Dışarıda bir hava alsa, hoş-beş etse, bazı tatlı dedikodulara en azından kulak misafiri olsa, bazı kaçamak bakışlar fırlatsa hiç olmazsa, lüzumsuz bazı siyasi gevezelikleri takip etse, küçük bir mahalle kahvesinde oturup, iki bardak çay içse ve bazı gazetelere göz atsa… Hep ibadet, hizmet, inziva, günahlara karşı savaş, ders, risale, bir gün değil, bir hafta değil, bir yıl değil, on yıl değil, otuz yıl değil, elli yıl değil, bir ömür boyu aynı hayatı yaşamak, aynı şeyleri yapmak.

Kaç defa ona ayak uydurayım diyordum ama inanın iki günden fazla olmuyordu, bırakıyordum, bıkıyordum, kaçıyordum.

Her bir risaleyi ve kitabı belki onlarca defa bitirmiştir, belki daha fazla. Bir gün gençlerden biri: "Hocam, bir ömürdür bu risaleleri okuyorsunuz, hiç bıkmadınız mı, usanmadınız mı?" diye sordu. Verdiği cevap hâlâ kulaklarımda çınlıyor: "Allah sizi inandırsın ve şahit olsun ki, ben onları okumaya doymuyorum, bazen zaman bana yetmiyor, okudukça acıkıyorum, acıktıkça da okuyorum. Yatmak istemiyorum, rüyada bile okuma devam etsin istiyorum. Önemli olan onların tadına varmak. Ekmek gibi, su gibi, hava gibi her an ihtiyaç duyuyorum." Bu sözler şov, gösteriş, propaganda değildi, inandığı şeyi, kalbinin en mahrem yerinden kopup gelen bir gerçeği anlatıyordu samimice. Söylemesine gerek yok, yaşıyordu zaten.

Beni ve diğer evlatlarını torunlarını ve akrabalarını çok severdi. Bazen ben risale okur, o takip ederdi ve "sesin maşallah çok güzel derdi." İlkokulu, liseyi dışarıdan bitirmiş, Erzurum'da yüksek İslam enstitüsünü yüksek derece ile bitirmiş, Osmanlıcayı ve Türkçeyi kendi özel çabasıyla, Arapçayı zamanın büyük âlimlerinden ders alarak öğrenmişti. Okuduğu risaleler umumiyetle Osmanlıcaydı, Türkçeleri nadiren okurdu. O sadece klasik manada bir nurcu değildi; bir Hocaefendi, bir kâmil müderris, mütefekkir, salih bir kul, Allah dostu, âbid ve fâzıl kısacası "efradını cami ağyarını mani" bir Müslümandı aynı zamanda. Benim ve binlerce talebesinin manevi mimarlarındandı.

Vasattı, hiçbir aşırılığı yoktu. Aldığı maaşı zaruri ihtiyacı kadar ayırır, diğerini ihtiyaç sahibi yakınlarına ve hizmet işlerine infak ederdi. Bütün hayatını bu "kutsal dava" ya vakfetmişti.

Övülmekten hiç hoşlanmazdı. Bu yüzden en yakın dostlarının kalbini bile defalarca kırdığı olmuştur.

Rüyalara pek iltifat etmem ama çoğu zaman onu o mübarek, nurani ve mütebessim haliyle rüyamda görürdüm.

Müthiş bir hafızası vardı. Bir duyduğunu bir daha unutmazdı.

O bir kitap aşığı, İman ve Kur'an sevdalısı, salih zatlardandı ve hülasa o benim canımın parçası, gözümün nuru, hayatımın en kıymetli insanıydı. Rabbim bizleri ebedî âlemde seninle tekrar buluştursun canım babam. Âmin

Beytullah Türkmen

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakır, 2021-02-03 22:46:28

selamün aleyküm Cenab-ı Hak, konuşan yürüyen bir hakikat olan ve üstad bediüzzaman said nursi ks hazretlerinin nadide ve şaheser olan risale-i nurlarını haliyle, ilmiyle, kaliyle e aksettirip konuşan bir delil olan seydamıza rahmet eylesin . cidden büyük bir kayıp zira asrı ahirde bu çöl zamanda insanların istifade edeceği böyle kalbi canlı hali diri insanları bulmak çölde vaha bulmak gibi oldu. böyle bir zatın nefesinin ve gayretinin devamı çok önemli muhakkak ki böyle bir zatın ilmi altyapısı çok derin ve kavidir kanaatimce bu zatın bu birikimini bir kütüphane ya da ilmi bir merkezde toplamalı ve orada ilim hikmet ve şeriatın ölçüleri ile bezenmiş bu altyapıdan geriden gelen ilim taliplerine fayda verecek bir tarzda tanzim edilmeli taki ölüm dili susturmasına bedel kitapları birikimleri umumun faidesine o feyizdar çeşmenin akması adına çok önemli bir çalışma olcaktır. şahsen böyle bir ilmi merkez ve faaliyetler merhumun ruhunu şad edecektir. bu vesile ile ailesine ve talebelerine ve dahi nur dairesine ciddi taziye veriyoruz.Allah rahmet eylesin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

S.TÜRKMEN, 2021-01-17 16:28:04

Allah ebeden razı olsun Can babamızdan, yazıldığı üzere hakikaten öyle bir şahsiyetti.Rabbim yolundan hakkıyla yürümeyi nasip etsin inşallah

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

DEDEMDEN BİR DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ

DEDEMDEN BİR DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ

Değerli ziyaretçilerimiz, geçen ay Rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Seyda Molla Fehmi Efend

İSLAM’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR: SEYDA MUHAMMED FEHMİ EL-İSKENDERİ.

İSLAM’A ADANMIŞ BİR ÖMÜR:  SEYDA MUHAMMED FEHMİ EL-İSKENDERİ.

Yüzünde, alnında, gözlerinde ve ellerinde huzur denilen şeyi gezdiren, dillendiren, misafir ede

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-3

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-3

VAHDET AĞABEYİN UÇAK BİLETİMİ ALMASI Ben 1975-76 senesinde Erzurum İslami İlimler Fakültes

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-2

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-2

Muhterem kardeşlerim, bana soruyorlar; “Acaba sizin Risale-i Nur Külliyatına bu aşkınızı sa

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-1

VAHDET YILMAZ AĞABEY KİMDİ?-1

“Evvela şunu ifade edeyim; Merhum Vahdet Yılmaz ağabey, 1945 yılında dünyaya teşrif etmişl

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-2

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-2

Hocam aynı zamanda ciddi muhakeme sahibi, mantık abidesi bir zattı. İlmi münazaraları tarihe m

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-1

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-1

Tarih nice yiğitlere, kahramanlara, davası için varını, yoğunu ortaya koyan emsalsiz iman erle

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU EFENDİ

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU EFENDİ

28 Mart 1912 tarihinde Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. Babası İzzet Efendi, Annesi Hâfıza Ai

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

Şimdi, ilim, hikemi şiir, fikir, marifet ve üslub; üslub-u hâkim. Bunları çok severdi. Mesela

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

Kadirşinastı. Bütün İslam cemaatleri sever ve sevdirirdi. Bakın biz çok dinledik; günde beş

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

Erzurum’da Kurşunlu medresesi var. Şeyhülislam Feyzullah Efendi zamanında bina edilmiş. Onun

Allah kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

Tâ Hâ, 8

GÜNÜN HADİSİ

"iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

-İbn-i Batuta'nın Vefatı(24 Şubat 1369) -Malcolm X'in Vefatı(25 Şubat 1965) -Tarık Buğra Vefat Etti.(28 Şubat 1994) -Buhari'nin Vefatı(2 Mart 869)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI