Cevaplar.Org

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-20

Hani günümüzde bir kısım insanlarımız da buna benzer bir laf ederler; "Efen¬dim, mahviyyet gerekir mahviyyet." Bu tasavvufta bir terimdir. Yani kişi¬nin kendisini yok gibi hissettirmesi; varlığım insanlara hissettirmeden İslam’ı yaşayacak fakat bu yaşadığını insanlara hissettirmeyecek.


Mahmud Toptaş

.

2021-01-15 08:08:34

*Hani günümüzde bir kısım insanlarımız da buna benzer bir laf ederler; "Efen­dim, mahviyyet gerekir mahviyyet." Bu tasavvufta bir terimdir. Yani kişi­nin kendisini yok gibi hissettirmesi; varlığım insanlara hissettirmeden İslam'ı yaşayacak fakat bu yaşadığını insanlara hissettirmeyecek. Yani İslam'ı yaşadığını insanlara hissettirmeyecek. Niye? İşin içine riya girmesin diye. Onun içindir ki, "Müslümanların faaliyet gösterdiği çeşitli dernekler­de vakıflarda, kuruluşlarda, kurumlarda yer almıyorum efendim gösteriş gibi oluyor. Oraya gitmek gelmek, meydanlarda Allahu Ekber diye bağır­mak, çeşitli işler yapmak, riyaya girebilir, onun için o tür yerlerde ben gö­rünmemeye dikkat ediyorum. Uzleti tercih ediyorum" diyorlar. Onlar öy­le diyorlar. Ama peygamber efendimiz "İslam'ın ruhbanlığı cihadladır" diyor. Yani her şeyden el etek çekmek mi istiyorsun, mütevazı olmak, riyadan kaçınmak mı istiyorsun, buyur cihad et diyor. Bir adam kendisini cihada vermişse maldan, can­dan vazgeçmiş demektir.

*Kimi mal ve canlarıyla hizmet ederlerken, kimi de hele bir emekli olayım, para sahibi olayım, hizmet edeyim diyorlar. Allah şu andaki gücümüzden sorumlu tutuyor bizi. Mevcud gücümüzden sorumluyuz biz. Yarına yönelik plan kurulur ama işi yarına tehir etme­meli. Her zamanın kendine has bir ibadet zamanı vardır. Sizin elli yaşın­da yapacağınız hizmetler, elli yaşın sorumluluğunu karşılar. Şu anda bu­lunduğunuz yaşta yapmanız gereken hizmetleri hiç bir zaman telafi ede­mezsiniz. Ancak tevbe edersiniz.

*Çevremizdeki insanlara dikkat edeceğiz. Yalnız çekinmeyeceğiz. Kâfir için en zararlı söz "Lailahe illallah'tır" Biz bunu minarenin tepesin­den söylüyoruz. Bizim gizli veya gizlenecek sözümüz yoktur. Kimseden endişe etmeyin. Haber almak için gelen de müslüman, anası, babası müslümandır. Şu şudur. Bu budur diye dilimizi kısmayalım. Yoksa cehen­nem var. Efendimiz miraç gecesinde dilleri ateşten makaslarla kesilenlerin, hakikatleri söylemeyenler olduğunu belirtmiştir

*Müslümanın hayatta kaybetme diye bir endi­şesi yoktur. Kaybetme endişesi İslami hizmette üzerine düşen görevi ya­pamamak, hakkı kaybetmektir.

*Rabbim "eğer o münafıklardan, kâfirlerden zengin insanlar görecek olursan onla­rın malları da evlatları da seni imrendirmesin." Hatta halk arasında konu­şulur, münafıklığı ile köşeyi döndü gitti be. Şimdi biliyoruz ya bunu "he­rif köşe dönücü" deniliyor. Adam her partiye yaranmak için oraya gidiyor, buraya gidiyor, hangisi iktidara gelmişse onların yanında takla atı­yor. Yağ kuyruğuna giriyor, yağ çekiyor herif, köşeyi dönüyor..

*Sinek bakmış ki tabağın içinde bal var, yukar­dan hemen kenarına konarmış.. Dermiş ki; "bu benim neslime yeter." Yani benden sonra gelecek olan nesillere yeter bu. Evvela ön ayakları ileriye doğru gider, sonra hortumunu bala doğru uzatır, yemeğe başlarmış. Ye­dikçe dalarmış, yedikçe dalarmış, içerisine doğru ve ayakları da, kanat­ları da tamamen balın içerisine batarmış. Tam karnı doyarmış, karnı doyunca, "şimdi daha iyi uçarım, karnım daha iyi doydu, deyip te kanadını çırpmaya kalkınca, kanadını çırpamazmış. İşte insanoğlunun dünyaya dalması böyle bir şey. Yani dalarken iyi niyetlerle dalıyor. "Hocam şöyle bir ev alacak kadar bir şey, yani bu anlattıklarımı almayın yapmayın diye söylemiyorum, dikkat edin yalnız. Hani daha önce ifade ettim para cebinizde duracak, şu göğüs kaburga kemiğinizin içerisine, kalbinize girmeyecek. Yani sevgisi kalbinizin içerisine girme­yecek, cebinizde duracak. Yoksa bir araba alayım veya bir ev alayım yeter. Oradan oraya taşınma olmuyor filan v.s. Bir de dükkân aldınız, so­nu gelmez, bir de deniz kenarında ev alma, yazlık alma ihtiyacı hissedi­lir. Ondan sonra çocuğa bir ev, yazlık, bir araba gibi bütün bunlara dalı­nıp gidilir de, bu dünya dan herşeyi elde edeyim denilir de, ahiretle ilgili olarak da hiçbir şeye elimiz varmaz. İmanınız da var ayrıca, yalnız yahu bunu da elde edelim dediğimiz için, ama hele şu işleri de bitireyim, hele bu işleri de bitireyim diye devam eder gideriz. Mazaallah. Rabbim de ona dikkat çekiyor, onların daldığı gibi siz de dalarsınız diyor. İşte onla­rın amelleri dünyada da boşa gitti, ahirette de boşa gitti. İşte zarara uğ­rayanlar onlardır diyor Allah (c.c)

*Rabbim "namaz insanı kötülüklerden alıkoyar" di­yor. "Ama hocam bir tanesini biliyoruz, namaz kılıyor ama bütün kötülükleri yapıyor?" O insan namazına kalıbıyla geliyor da, kalbiyle gelemiyor. Kalbiyle dükkânda, evde veya bir dalaverenin pe­şindedir. Ondan dolayı namaz o insana faydalı olmuyor…

*Bir kitap yazılmış Arap âleminde, bu kitap bundan üç dört sene önce Türkçeye tercüme edilmiş. Kim tercüme etti -belli değil, kim bastı o da belli değil, ama bol miktarda parasız dağıtıldı bu kitap. Küçük bir kitap­çık. Bir gün sevdiğim bir arkadaşımın dükkânında bu kitabı gördüm. "Yahu bu kitabı kim bıraktı?" diye sordum. "Sabahleyin biri geldi bütün kitapçı dükkânlarına birer paket bıraktı, gitti" diyor. Kitabı ben biliyorum, kitap Şiiliğin aleyhinde yazılmış. Fakat öyle şeyler var ki Hz. Ömer (r.a.) hakkında bugüne kadar hiçbir kitapta yani Sünni veya Şii kitabında görmediğim iftiralar var. Dedim ki "bunu götür, git evinde yak veya yok et."

*Peki, bu dünyada yavrusunun eline ateşin değme­sinden endişe eden baba, acaba cehennemde yanmasına tahammül ede­bilir mi? edemez aslında. Peki, niye o zaman eğitimine fazla ağırlık vermez, İslami çizgide yürümesi için gayret göstermez. O ahiret hakkında ki inancımızın zayıflığındandır. Zayıf bir şekilde olduğundan dolayıdır ki, çocuklarımızın ahiret için hazırlığına fazla dikkat etmeyiz ama bu dünyada sıkıntı çekmesin diye daha fazla gayret ederiz.

*Hani son elli altmış senedir bu memlekette İslam'a hizmet etmesinden dolayı, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri başı koparılan, yani idam edilen, kur­şuna dizilen çok hocaefendiler olmuştur. Yani sayısı kesinlikle belli edilememiş. Bugüne kadar 100 bin diyen var, 200 bin diyen var. Yani kesin rakam araştırmacının kendine göre değişiyor. Tabii bu ilim adam­ları sıradan ilim adamları da değil. Köyümüzün yalnız Kur'an'ını okuyuveren hocalar değil. Çoğunluğu özellikle seçilmiş. Bugünkü ifadeyle profesör, o günkü ifadesiyle Fatih dersiamlarından derler. Bu insanların boynu vurulmuş onun yolundan gidenler sürgüne gönderilmiş veya çe­şitli işkencelere tabi tutulmuş. O dönemde bir kısım Müslümanlarımız da "Allah'a çok şükür bana değmedi" demiş sevinmişler. "Allah'a çok şükür, ben onlar gibi yapmadım ve bunlar başıma gelmedi" diye sevinmişler. O günden bu güne kadar şiddeti biraz daha hafifleyerek de olsa devam edi­yor müslümanlara karşı işkence yapmak. Günümüzde hani müslümanın bir tanesini tutsalar, götürüp hapse atsalar veyahut ta dövseler, işkence et­seler, "yahu o gün beni de çağırmışlardı, Allah'a çok şükür gitmemişim oraya" diyor adam. Aynıdır yani, şimdi adam diyor ki: "Yahu hocam, filan hocayı filanla beraber oturuyorlarken gelmişler, almışlar, götürmüşler. Gitmişler, dövmüşler veya hapsetmişler." Öbürü diyor ki: "Yahu hocam tam o gün ben de çağrılmıştım. Allah'a çok şükür ki ben gitmemişim" di­yor ve ondan sonra da Allah yolunda cihad etmeyi malıyla, canıyla ci-had etmeyi hoş karşılamıyor. İşte bu adamda münafıkların o sayılan va­sıflarım kendisinde toplamış oluyor.

Yani Allah (c.c.) bundan 1400 sene evvel Medine'de geçen bir olayı nakletmek için Tevbe suresini indirme­miş, o olayı naklediyor. O olayda münafıkların sıfatlarını veriyor. Gü­nümüzdeki münafığın sıfatına denk düşüyor. Bunun filmini vermiş olu­yor aslında bize..

*Bir zamanlar bir adam, Ankara'da basına demeç vermişti. Demişti ki, "Allah diye bir şey yok, insanlar kendileri icad etti­ler" demişti. Dediğinden bir müddet sonra da öldü adam, geberdi. Malte­pe camiine getirdiler adamı. Tabii ki hocaefendi rapor almış, hoca efen­di arazi olmuş, "ben hastayım" demiş veya izin almış. Yok öte hoca, beri hoca, yok. Demişler ki "bu Allah'a inanmazdı niye buraya getirdiniz?" Na­maz kılan olmadı. Fakat avukatın birisi demiş ki; "ben bilirim kıldırması­nı, kıldırmış sonra basın da duyduğumuz kadarıyla biri, "senin abdestin yoktu yahu" deyince "böylesi adamın böylesi namazı olur" demiş. Ondan sonra tedbir alındı, diyanetin dışında cenaze imamlığı icad edildi. 

*Günümüzde bunların benzeri masonlardır. Bir bakarız onlara, yahu sen niye mason oldun? Derseniz, "Vallahi hocam dinimden imanımdan bir şey kaybetmiyorum, parası da bol, imkânlar var, onun için oldum" di­yor. O imkânlar için girilir, ava giderken avlanılır, buna dikkat eden yok. Yalnız orada bu adama liste verilmiş, bu adamlar masondur diye, bir bakmış ki bu adamlar pratikten zengin oluvermişler. Pratikten profe­sör oluvermişler, pratikten yükselivermişler, makam ve mevkileri elde etmişler. Adam diyor ki: "ben de yükselmek istiyorum, öyle ise ben de bu­raya gireyim" diyor. Bu tür adamların ilan edilmesinin zararı burada. Ya sevimli oluyorlar, ya çok korkunç görünüyorlar, onlara karşı direnme gücünü yitiriyor.

Hani müfettiş bir arkadaş anlattı; "İstanbul'da çeşitli yerleri teftiş ediyorum. Adam vardım mı masasının üzerine bilmem ne namussuz şeyin amblemini koyuyor. Yani benimle uğraşma, kulağından tuttum mu filan yere atarım, anlamında kullanıyor o amblemi diyor. Ya­ni şimdi onlar ya korkunç hale geliyor, ya sevimli hale geliyor. İkisi de zararlı, korkulacak bir güç olmaları da zararlı, sevimli halde görünmele­ri de zararlı. Ama etkili ve yetkililer onları bilecek, belini bükmesini de bilecek.

*Fatih Sultan Mehmet Hanın "Fetihname"sini Türkçeye tercüme ettim. 1453 yılında yazmış. Yani İs­tanbul'u aldığını, tamamen üstünlüğün Müslümanların eline geçtiği müj­desini veren mektubu "Haber-i Sahih" isimli çok değerli bir tarih kitabı naklediyor. Orada şunu görüyoruz; On beş kadar ayet-i kerime kullan­mış, kâfirlere yönelik ayet-i kerimeler. "Onlara karşı harp ediniz, onlara karşı cihad ediniz, onlar pisliktirler" ayetlerini verdikten sonra "Cenab-ı Allah'ın dediği gibi biz de askerlerimizi, toplarımızı tüfeklerimizi, man­cınıklarımızı hazırladık" diyor. "O kâfirlere karşı gücünüz yettiğince, kuvvet hazırlayın" ayetine uygun olarak kuvvet hazırladık diyor. Yani sözüne delil olarak ayetler­den getirmiş.

*Günümüzde özellikle bir dergide bir makalesinde veya konferansın­da İslami bir konuyu anlatacak adam, "Efendim İskender'in de dediği gi­bi veya Aristo'nun ifade ettiği gibi veya İngiliz yazar filanında söylediği gibi" diyor. Bu, aşağılık kompleksinden kaynaklanıyor. Yahu onların en güzeli benim tarihimde var, ayetimde var, hadisi şerifimde var ve saha­be sözlerinde fevkaladesi var. Ama öyle bir hal yerleşmiş ki ülkemizde Çiçero'nun dediği gibi derseniz, aydın Müslümansınız. Hz. Ali'nin dedi­ği gibi derseniz gericisiniz. Hz. Ali ''Söylenene bak, söyleyene bak­ma" diyor. Bu arkadaşlar kendi küçüklüğünden batılı bir yazarın adını kullanarak büyümeğe çalışıyor. Gavurla fotoğraf çektirmeye can atıyor­lar. Biz de küçüklüğümüzü anlıyoruz da, her şeyden daha büyük Allah (c.c.) kelamına dayanarak büyümeğe çalışıyoruz. Aramızdaki fark bu.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-39

Allah'ın vermiş olduğu mülkün zekatını, sadakasını vermeyen adam, kendisine karşılıksız

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-38

Bugün Yahudilerle, Hristiyanlar birlikte gibi görünürler, değiller aslında. Tarih boyunca Yahu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-37

Hac suresinin kırkaltıncı ayetinde açıklandığı gibi, asıl körlük gönül körlüğüdür.

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-36

Meryem Suresi *Dua etmek de Rabbin kuluna bir rahmetidir. Elini Allah'a kaldırıp diliyle dua ed

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-35

Olgun fikirlerin önüne duracak ordu icad edilmediği gibi, kemâle ermiş bir dini engelleyecek bi

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-34

Eğer yalnız yeme ve içme ile insan güçlü kuvvetli olsa idi, sporun bütün alanlarında birinc

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-33

Binlerce ton suyun buhar olup gökyüzüne yükseldiği , ülkelerden ülkelere rüzgar atıyla geç

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-32

Kur'an'da başka bir ayetin ifadesiyle "yaş kuru ne varsa Kur'an'da vardır."Yani geçmişin ve gel

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-31

*İnkarcılar, gerek günümüz de, gerekse Mekke müşrikleri; "benim Allah'a inanmış olmam, O'nu

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-30

Nahl Suresi *Hani “İbrahim'in bıçağı gibi keskin” deseniz, bütün dünya insanı anlar. Y

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-29

Şeyh Sadi Şirazi öyle diyor; “Adamın biri rüyasında, ölmüş olan bir tanıdığını gör

Bilin ki, Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.

Hûd,18

GÜNÜN HADİSİ

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, hayır söylesin veya sükut etsin.

Riyazü's Salihin, 1/307

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI