Cevaplar.Org

MUHAKEMAT NOTLARI-23

Ders: Muhakemat, Birinci Makale, Birinci Mesele İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz *Bu meselenin mevzuu Arzın kürevi olmasıdır. Eski Çinliler ‘Dünya dörtgen şeklindedir’ demişler. Babilliler ‘düz’ demişler. Hintliler “etrafı denizlerle çevrili ama düz” demişler. Eski Yunan da düz olduğunu savunmuş


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2021-01-04 09:04:31

Ders: Muhakemat, Birinci Makale, Birinci Mesele

İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

*Bu meselenin mevzuu Arzın kürevi olmasıdır. Eski Çinliler 'Dünya dörtgen şeklindedir' demişler. Babilliler 'düz' demişler. Hintliler "etrafı denizlerle çevrili ama düz" demişler. Eski Yunan da düz olduğunu savunmuş. Ama milattan önce beşinci yüzyılda yaşayan Platon ve onun talebesi Aristo yerin yuvarlak olduğunu söylemiş. Hristiyan dünyası Ortaçağda düz olduğunu savunmuş.

İslam astronomları ilk zamanlardan itibaren kürevi olduğunu bildirmişler. Mesela Ferhani "Cevamiül İlmü'n Nücum Ve Usul-i Harekât-ı Semaviyye" adlı eserinde dünyanın kürevi olduğunu belirtmiştir.

Ama daha sonra bazı âlimler

وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ 

 "yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?"(Gaşiye: 88/20) ayetini kendilerine delil getirerek dünyanın satıh olduğunu küre olmadığını savundular maalesef.

Not: Sırat-ı Müstakim Mecmuasının 3 Eylül 1908 tarihli 2. Nüshasında bu konuda Mahkeme-i Temyîz A'zâsından Bereketzâde İsmâil Hakkı merhumun bir yazısı var. Bu yazı, 29 Eylül 1910'daki nüshada da neşredilmiş. Burada hülasaten nakletmek isterim.

"Cârullah el-Allâme ve Fahreddîn Râzî ve Kādî Beydâvî ve Ebussu'ûd hazerâtı bu âyet-i kerîmenin tefsîrinde diyorlar ki: "Arzı firâş etmenin(Bakara: 22) ma'nâsı, suyun tab'ı arzı kuşatmak iktizâ ederken Cenâb-ı Hak onun bazı kıt'alarını su üzerine çıkardı ve onu ne pek sulb ve ne pek yumuşak yaratıp zirâ'at ve i'mâra kābil olacak sûrette bu ikisi arasında kıldı. Bu cihetle rûy-ı zemîn döşenmiş ve döşek gibi insanların bi'l-vücûh huzûr ve istirâhatlerine müheyyâ oldu demektir. Bu ise arzın musattah olmasını îcâb etmez. Zîrâ onun hacim ve cürmü gâyetle büyük ve geniş olduğundan küriyet şekli onun üzerinde istikrâra ve kemâl-i sühûletle âmed ü şüde ve ebnâ-yı beşerin diğer menâfi'ine kat'â mâni' değildir."

"İbrahim Hakkı merhûmun Ma'rifetnâme'sinin küriyet-i arz mebhasinde, "Zemîni musattah zannedip basît olmak fikrin edenler mağlûb-ı vehm ü hayâldir" dedikten ve bu mebhasde bir hayli edille-i akliyye îrâd eyledikten sonra ennihâye şöyle söylüyor: "Bu cümleden kat'-ı nazar Hind-i Şarkī ıtlâk olunan Hindistan'a ve Hind-i Garbî tesmiye kılınan Yeni Dünya'ya Bahr-i Muhît ile sefer edenlere şarkan ve garben geşt ü güzâr imkânı zâhir oldu. Mağribden kalkarak ve tahte'l-arz bahr-i mezkûr ile dolaşarak maşrıktan gelen sefîneler arzın istidâresi da'vâsını alenen isbât etmekle cemî'-i edillenin hâtimesi oldu ve artık münâza'a bâbını bütün bütün seddeyledi."

*Muhakkıkīn-i ulemânın "Arz musattah değildir" demeleri musattahın küriyete münâfî olan ma'nâ-yı ıstılâhîsi i'tibârıyladır. Âyet-i kerîmesinde isbât olunan satıh ise ma'nâ-yı lugâvîsinde müsta'mel olduğundan, onların nefy ettikleri tastîh bu âyete münâfî değildir.

Ehl-i lügat tasrîh etmişlerdir ki, sathın asıl ma'nâsı yayıp döşemektir.

وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

deniyor ki; "Allahu Te'âla Arz'ı yayıp döşedi" demektir. Arza basît denilmesi dahi ittisâ'-ı cirmine mebnîdir. Yoksa kürevî olmadığı için değildir. Bazı nâs bu gibi ıtlâkāt ve ta'bîrâttan Arz'ın kürevî olmadığına zâhib olmuşlarsa da bu bir vehm-i mahzdır; menşe'-i galatları Kur'-ân-ı Kerîm'de zikr olunan elfâz-ı lûgâviyyeyi ehl-i fünûn arasında sonradan peydâ olmuş me'ânî-i ıstılâhiyyeye haml etmeleridir.

Muhakkıkīn-i ulemânın bu mebhasde naklolunan sözleri, elfâz-ı Kur'âniyyeyi me'ânî-i asliyesinden hılâf-ı zâhire sarf ile Arz'ın kürevî olmadığını istinbâta kalkışan erbâb-ı evhâmın zu'mlarını redd için îzâh-ı hakīkatten ibâret olup te'vîlât ve tekellüfât değildir. Elhâsıl, Kitâb-ı Azîz'de Arz'ın kürevî olmadığını îhâm edip de muhtâc-ı te'vîl olur hiç bir şey yoktur."(Sırat-ı Müstakim, Sayı: 2, s. 25-26)

Yine aynı mecmuanın 6 Temmuz 1911 tarihli 148. Sayısında merhum Şemseddin Günaltay'ın "İslam'da Fen Ve Felsefe" adlı bir yazısı var. Orada dendiğine göre; " "Me'mûn zamanında arzın küreviyetini isbât etmek için nısfu'n-nehâr arzın ölçülmesi lüzûmu taht-ı karâra alınmıştı. Meşâhîr-i riyâziyyûn-ı İslâmiyye'den Muhammed bin Mûsâ, Ahmed bin Mûsâ, Hasan bin Mûsâ nâmında üç birader, taraf-ı halîfeden bu husûsa me'mûr edildiler.

… İşte bu tecrübeler sâyesinde, küreviyet-i arz sûret-i kat'iyyede isbât edilmiş oldu. Ulemâ-yı İslâmiyye'nin bu muvaffakıyeti zerrîn kalemlerle hakkedilecek mazhariyât-ı azîmedendir"

Yine aynı yazarın derginin 149. sayısında "Dördüncü Asr-ı Hicrî'de Şark'da Yetişen Eâzım-ı İslâmiyye'den "Ebûbekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî"nin tanıtıldığı yazısında "Râzî ilm-i hey'et ve riyâziyâtta da bir dehâ-yı hayretbahş göstermiştir. Kitâbün fî hey'eti'l-âlem nâmındaki eserinde, arzın küreviyyetini beyân ve isbât ettiği gibi, cesametine dâir de bir mukāyese yapmıştır. Râzî, şemsin arzdan pek büyük ve kamerin ise bilakis arzdan küçük olduğunu bu eserinde zikr ediyor. Fennin o vakit ki hâline nazaran Râzî'nin beyânâtındaki ehemmiyet bilhassa şâyân-ı tezkârdır" denmektedir.

Bu paragraf ta, yine merhum Şemseddin Efendi'nin aynı derginin 160. Sayısındaki yazısından; "İspanya medâris ve mekâtib-i İslâmiyyesinde küre-i mücessemeler mevcûd olduğu ve arzın küreviyeti bir kat'iyet-i riyâziyye hükmünü aldığı zamanlarda İstanbul ve Roma'da, şark ve garb Hıristiyan âleminin bu iki kürsî-i rûhâniyyetinde; arzın müstevî bulunduğu iddiâ ediliyor ve o yolda tedrîsâtta bulunuluyordu."

*"Senin munsıf olan zihnine malûmdur ki: Küreviyet-i arz ve yerin yuvarlaklığına; muhakkikîn-i İslâm -eğerçi ittifak-ı sükûtîyle olsa- ittifak etmişlerdir."(Muhakemat, s.56)

"İttifak-ı sükûti; bir şeyi duyduğu halde müdahale etmeyip zımnen kabul etmektir. Türkçede "sükût ikrardandır" cümlesi bu anlamda kullanılır. Eskiden beri pek çok İslam âlemi dünyanın yuvarlak olduğunu ifade etmesine rağmen, diğer İslam âlimlerinin bunlara itiraz etmemeleri, onların da kabul ettiğini gösterir." (Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Notları, s. 191, İzmir, 2014)

*"Eğer bir şübhen varsa "Makasıd" ve "Mevakıf"a git; maksada vukuf ve ıttıla' peyda edeceksin ve göreceksin: Sa'd ve Seyyid, top gibi küreyi ellerinde tutmuşlar, her tarafına temaşa ediyorlar."(Muhakemat, s. 56) Üstadın burada bahsettiği kitaplar; Sad-ı Teftazani'nin meşhur Şerh'ul Makasıd(3/177-189) adlı eseri ile, Seyyid Şerif Cürcani'nin Şerhu'l Mevakıf(7/145-147) adlı meşhur eserleri. Bu iki zat, kelam ilmiyle alakalı bu eserlerinde dünyanın yuvarlak olduğunu ifade etmişlerdir.

*"Eğer o kapı sana açılamadı; "Mefatîh-ül Gayb" olan İmam-ı Râzî'nin geniş olan tefsirine gir ve serir-i tedriste o dâhî imamın halka-i dersinde otur, dersini dinle." (Muhakemat, s. 56)

Not: Esrar-ı Kur'an adlı tefsirinde merhum Abdülaziz Çaviş şöyle diyor; "Müfessirlerden birçoğu bu âyet-i kerimeyi(Bakara:2/22) arzın kürevî olmadığı hakkında mevcûd olan fikir ve kanâate delîl ittihâz etmektedirler. Fahr-i Râzî bu tarz-ı istidlâli münâkaşa ettikten sonra: "Âyet-i kerîmenin bu yoldaki zehâb ve i'tikādın kat'î sûrette delâil-i müeyyidesinden olabilmesi cidden baîddir. Çünkü kürenin hacmi fevkalâde cesâmet peydâ edince her hangi muayyen bir kıt'ası üzerinde tutunmaya, gezip yürümeye müsâid olmak itibârıyla, satıhdan farkı olmayacak bir şekle girer" diyor.(Sebilürreşad Mecmuası, Sayı: 394, 6 Mart 1919)

Not: 2; Merhum Kadı Beydavi de ilgili ayetin tefsirinde diyor ki; "Allah yerküresini, yayılmış bir döşek gibi insanların üzerinde oturma­larına ve uyumalarına elverişli kıldı. Bu durum, yerin düz olmasını gerek­tirmez. Zira onun hacmi büyük olduğu için, küre şeklinde olması, üzerinde yaşamaya mani değildir"(M. Ali Sabuni, Safvetu't Tefasir, Cilt, 1, Bakara 22. Ayet-i kerimesinin tefsiri)

*"Eğer onun ile mutmain olamadın; arzı, küreviyet kabına sığıştıramadın; İbrahim Hakkı'nın arkasına düş"(Muhakemat, s.56) Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi(v.1780)'nin meşhur eseri Marifetname'de 43-77 sayfaları arasında bu meseleye değinilmektedir. (Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Notları, s. 192, İzmir, 2014)

*"Hüccet-ül İslâm olan İmam-ı Gazalî'nin yanına git, fetva iste... De ki: "Küreviyette müşahhat(sıkıntılı bir durum) var mıdır?" Elbette diyecek: "Kabul etmezsen müşahhat vardır." Zira tâ zamanından beri şöyle bir fetva göndermiş: "Kim küreviyet-i arz gibi bürhan-ı kat'îyle sabit olan bir emri, dine himayet bahanesiyle inkâr ve reddetse; dine cinayet-i azîm etmiş olur. Zira bu, sadakat değil, hıyanettir."(Muhakemat, s:57) İmam Gazali'nin bu değerlendirmeleri Tehafutul Felasife adlı eserindedir.' (Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Notları, s. 192, İzmir, 2014)

*"Eğer ümmisin fetvayı okuyamıyorsun, bizim hem-asrımız ve fikren biraderimiz olan Hüseyn-i Cisrî'nin sözünü dinle!.. Zira yüksek sesle münkir-i küreviyeti tehdid ettiği gibi, hakikat kuvvetiyle pervasız olarak der: "Kim dine istinad ile, himayet yolunda müdevveriyet-i arzı inkâr eder ise sadîk-ı ahmaktır, adüvv-ü şedidden daha ziyade zarar vermiş olur."(Muhakemat, s. 57 ) "Burada ümmisinden kasıt, "İslami ilimlere vakıf değilsin" diye anlıyorum ben.

Not. Hüseyin Cisri 1845-1909 tarihleri arasında yaşamış büyük bir allamedir. Merhum Mehmed Akif Bey Sebilürreşad mecmuasının 225. Sayısında onu o sırada Osmanlı Coğrafyasında ilmi kudretleriyle temayüz etmiş dört âlimden biri olarak sayar. (bkz. İsmail Hakkı Şengüler, Mehmed Akif Külliyatı, Cilt: 5, s. 258, Hikmet Neşriyat, İst.)

Mehmed Akif merhumun o saydığı dört âlimden biri olan merhum Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, Hüseyin Cisri'den tercüme ettiği Risale-i Hamidiyye'nin dipnotlarında merhuma olan sevgi ve hayretini dile getirmektedir. Mesela bir yerde der ki; "Kitabın yazarının ilim ve mütalaa bakımından eşsiz ve pek derin bir zat olduğu bu eşine rastlanmayan ilmi eserinden ve Şam bölgesinin ve diğer İslam ülkelerinin bütün meşhur ve büyük âlimlerinin belagatli ve takdir edici takrizlerinden anlaşılmış olmakla beraber, bir tevazu ile kendisini az bilgili ve kıt anlayışlı kimselerden sayması da büyüklüğünün bir alameti ve fevkalade olgunluğunun başka bir büyük delilidir."

"Bu değerli kitabı okudukça yazarını sevmekte, aklının kuvvetine şaşkınlık göstermekte ve muhterem Ahmed Mithat efendiye kadir bilir yüce himmetlerinden dolayı teşekkür borcunu ifade etmekteyim." (Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, Risale-i Hamidiyye Tercümesi, s. 168, Bahar Neşriyat, İst. 1973)

Üstadın bahsettiği mesele için bakınız; Risale-i Hamidiyye, s.388-389, Daru'l Eyman, Lübnan, 1998)

*"Eğer bu yüksek sesle senin yatmış olan fikr-i hakikatın uykudan kalkmadıysa ve gözün de açılamadı; İbn-i Hümam ve Fahr-ül İslâm gibi zâtların ellerini tut Muhakemat, s. 57 )

Kemalüddin İbn-i Hümam(v. 1457) Hanefi fakihi, usul ve kelam âlimidir. İskenderiye'de dünyaya gelmesine rağmen dedesi ve babası Sivaslıdır. Burhâneddin el-Merginânî'nin el- Hidaye adlı eserinin şerhi olan Feth'ul Kadir adlı şaheseri çok meşhurdur. Bu eserinde Kutuplarda nasıl namaz kılınacağını dünyanın yuvarlak oluşunu dile getirerek açıklıyor. Ben ibaresini birebir okudum.

Biliyorsun bir de bunun bir usul-i fıkıh kitabı var; Et Tahrir.. Bir de bu meseleyi isbat ettiği başka bir kitabı var; el Müsayere diye kelam kitabı var.. Neler anlatıyor orada..

Fahrul İslam dediği zat ise Hanefi mezhebinin meşhur usul-i fıkıh âlimlerinden Ali Pezdevi(v. Miladi 1010)dir.

*"İmam-ı Şafiî'ye git, istifta et."(Muhakemat, s. 57 ) İmam Şafii'den bu konuda fetva ise. Harika bir izah bu. İmam'ın bu konuda fetvası El Ümm adlı eserinde vardır. 

* De ki: "Şeriatta vardır: Bir vakitte beş vaktin namazı kılınır. Hem de bir kavim vardır, yatsı namazlarının vakti bazı vakitte yoktur. Hem de bir kavim vardır: Güneş çok günlerde gurub ve çok gecelerde tulû' etmez; nasıl oruç tutacaklar?

Hem de istifsar et ki: Şartın tarif-i şer'îsi olan sair erkâna mukarin olan şeydir. Nasıl namazda şart olan istikbal-i kıbleye intibak eder. Hâlbuki yalnız kıyam ve yarı kuudda mukarenet vardır?"

"Şart ne demek? Burası çok önemli(Ahmed Akgündüz hocanın en çok kullandığı cümle) Bir farzın içinde değil, ama farzın içinde olan rükünlerinden ayrılmaz. Usul-i fıkıhta okuduk ya..

Erkan dediği hem bir farz onsuz olmaz hem de onun bir parçasıdır. Mesela vakit namazın şartıdır. Ama rükün değildir. Burası çok önemli bir nokta. Yani vakitsiz namaz olmaz. Ama namazın bir parçası değildir. Fakat kıyam rükündür, hem de içinden bir parçadır.

Peki, kıbleye yönelmek şartlardan biri. Kıbleye yönelmek ise sadece kıyamda ve yarım oturmakta vardır. Secdede yok. Secdede yere bakıyorsun. Bu

"Emin ol, İmam-ı Şafiî mes'ele-i ûlâyı şarktan ve garbdan geçen dairenin müdevveriyetiyle tasvir edecektir. İkinci ve üçüncü mes'eleyi dahi, cenubdan şimale mümted olan dairenin mukavvesiyetiyle tatbik edecektir. Bürhan-ı aklî gibi cevab verecektir." 

İmam Şafii ilk meseleye doğudan ve batıdan geçen dairenin yuvarlak olmasıyla cevaplayacaktır. Bir vakitte beş vakit namaz olması dünyanın yuvarlak olmasıyla mümkündür. Çünkü mesela bir yerde güneş batar, oradakiler akşam namazını kılar. Aynı anda başka yerde fecir vakti gelir, oradakiler sabah namazına kalkar. (Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Notları, s. 194, İzmir, 2014)

İkinci ve üçüncü meseleyi güneyden kuzeye uzanan meridyen ile izah edecektir ki bu da dünyanın yuvarlaklığını gerektirir. Çünkü namazda secdeye varıyorsun, istikametin bir tarafı kıbleye değiyor, yuvarlak ya.. 

Hem de kıble mes'elesinde diyecek: "Kıble ve Kâ'be öyle bir amud-u nuranîdir ki; semavatı arşa kadar takmış ve nazmedip Küre-i Arz'ın tabakatını ferşe kadar delerek kâinatın muntazam bir amud-u nuranîsi olmuştur. Eğer gıtâ ve perde keşfolunsa, hatt-ı şakul ile senin gözünün şuaı, namazın herbir hareketinde ayn-ı kıble ile temas ve musafaha edecektir(Muhakemat, s. 57- 58 )

Hem de kıble meselesinde diyecek; Kâbe ve kıble öyle nurani bir sütundur ki yerin merkezinden semavatın arşına kadar uzanır. Eğer örtü ve perde açılsa çekül doğrultusu ile senin gözünün şuaı namazın her bir hareketinde kıblenin kendisi ile temas ve tokalaşacaktır.

Öte yandan, yazın bir kısmında kutba yakın bölgelerde yatsı namazı vakti tam girmemektedir. Kutuplarda ise altı ay gece ve gündüz olan yerler vardır. Bunlar da dünyanın yuvarlaklığıyla alakalıdır. Düz olsaydı, bu durumlar oluşmayacaktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUHAKEMAT NOTLARI-24

MUHAKEMAT NOTLARI-24

Ders: Muhakemat, Birinci Makale, 2. Mesele İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz *Bu ikinci mesele, bi

MUHAKEMAT NOTLARI-23

MUHAKEMAT NOTLARI-23

Ders: Muhakemat, Birinci Makale, Birinci Mesele İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz *Bu meselenin me

MUHAKEMAT NOTLARI-22

MUHAKEMAT NOTLARI-22

Ders: Birinci Makale, 12. Mukaddime(devam) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz İzah edilen kısım:

MUHAKEMAT NOTLARI-21

MUHAKEMAT NOTLARI-21

Ders: Birinci Makale, 12. Mukaddime(devam) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *“Fahr olmasın; za

MUHAKEMAT NOTLARI-20

MUHAKEMAT NOTLARI-20

Ders: Muhakemat, 20. Ders (1. Makale, 12. Mukaddime) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *“Lübb

MUHAKEMAT NOTLARI-19

MUHAKEMAT NOTLARI-19

Ders: Muhakemat, 19. Ders (1. Makale, 11. Mukaddime) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *“ Kelâ

MUHAKEMAT NOTLARI-18

MUHAKEMAT NOTLARI-18

Bir kelâmda, her fehme gelen şeylerde mütekellim muaheze olunmaz.” (Muhakemat, s. 44 ) Bir kela

MUHAKEMAT NOTLARI-17

MUHAKEMAT NOTLARI-17

Ders: Muhakemat (17. Ders), Birinci Makale, 9. Mukaddeme ’den devam İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgün

MUHAKEMAT NOTLARI-16

MUHAKEMAT NOTLARI-16

Ders: Muhakemat, 1. Makale, 9. Mukaddime İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *Bana göre bu 9. Muka

MUHAKEMAT NOTLARI-15

MUHAKEMAT NOTLARI-15

Ders: Muhakemat-15.Ders, (1.Makale, 8. Mukaddime, devam) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz İzah e

MUHAKEMAT NOTLARI-14

MUHAKEMAT NOTLARI-14

Ders: Muhakemat-14.Ders, (1.Makale, 8. Mukaddime) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz *Bediüzzaman

"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız"

Bakara, 183

GÜNÜN HADİSİ

İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.

(Tirmizi, 2649)

TARİHTE BU HAFTA

*Osmanlı'nın kuruluşu(27 Ocak 1299) *İlk Türkçe Ezan Fatih Camiinde Okutturuldu(29 Ocak 1932) *Osmanlı'da ilk Matbaa(31 Ocak 1729) *Ayasofya'nın Müzeye Çevrilmesi(1 Şubat 1935)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI