Cevaplar.Org casino maxi

MEKTUBAT NOTLARI


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2003-02-08 13:10:51

Şehidlerin hayatı dünya hayatına benziyor, ama kedersiz ve zahmetsiz. Sh: 6

• “Mevt tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir. İdam ve adem ve fena değildir.” Sh: 7

Velilerin ruhları, keşif ehli zatlara görünebilir. Sh: 7

• “Mevt vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekandır, bir tahvil-i vücuddur, hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir.” Sh: 7

• “Yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yer altına giren insan da alem-i berzahta elbette bir hayat-ı bakiyye sümbülü verecektir.” Sh: 8

• “Sana ızdırap veren pek ihtiyar peder ve validen ile beraber ceddin cedleri sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı hayat ne kadar hikmet, mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin.” Sh: 8

• “Küre-i arz hareket-i seneviyesi ile ileride mecma-i haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor.” Sh:8

• Üstada göre cehennem iki kısım: 1-Cehennem-i Suğra: Yerin merkezindeki ateş kütlesi.

2-Cehennem-i Kübra: Arzın senelik çizdiği dairenin altında olan Cehennem-i Kübra ileride suğra Kübra’ya inkilab edecek. Sh:9

Cehennem-i Kübra dünya ateşinden farklı, nursuz olduğundan görülmüyor. Sh:9

• Bir görüşe göre uzaydaki alev kütleleri, Cehennem-i Kübra’dan besleniyor. Sh:10

• “Cennet ve cehennem şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Sh:10

Üstâd, sevdiği insana sevgisini hissettiriyor. Sh:13

• “Ehl-i dalalet ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle ittiham ediyorlar.” Sh:13

• “Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şey ile değişilmez.” Sh:14

• “Salahat niyetiyle sana verilen bir şey salih olmazsan kabul etmek haramdır.” İbn-i Hacer Sh:14

• “Eğer bütün eşya bir tek zata isnad edilse vücub derecesinde bir suhulet, bir kolaylık peyda eder. Eğer eşya müteaddit sanilere, esbaba isnad edilse imtina derecesinde bir suubet, bir müşkilat ortaya düşer.” Sh:17

• 3. ve 4. mektupta Üstâd’ın dağlardaki tefekkür ve terennümleri var. Dağlarda bu nevi inziva ve tefekkür kadimden beri ehl-i tefekkürün yaptığı bir şarj dönemi. Sh:17

• Hizmetimizde Rahim ve Hakim ismi tecelli etmiş. Demek bu hizmetin ferdi çok merhametli olmanın yanı başında, hikmetli ve hikmete uygun hareket etmek zorunda. Yoksa bu iki kanat olmadan uzun süre hizmet semasında tayeran edemez .Sh:19

• Üstâd, risaleleri Rahim ve Hakim isminin gölgesinde yazmış. Onun için nurlarda hem büyük bir şefkat, hem nurlu bir hikmet zuhur etmiş. Sh:19

• Üstâd, İmam Rabbani hazretlerinden “ Silsile-i Nakşi’nin kahramanı ve bir güneşi” olarak bahsediyor. Sh:22

• Üstâd, tasavvuf yolunda seyr ü sulükle alınan mesafeyi kısaltan Kur’ani bir yol bulmuş. Yalnız her risale okuyana bu yol açılmıyor. Üstâd ince bir nükte koymuş: DİKKATLE OKUYANLAR” Sh:23

• Üstâd hazretleri bu asrın manevi doktoru. Yazılan eserler hakkındaki kanaati de şu: “Şu zamanın yaralarına en münasip bir ilaç, bir merhem ve zülumatın tehacumatına maruz heyet-i İslamiye’ye en nafi bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.” Sh: 23

• Üstâd’a göre Risale-i Nur “İ’câz-ı Kur’an-ın manevi lemaatındandır.” Sh:23

• Üstâd’ın birbiri içinde beş gurbeti:

1-İhtiyarlık sırrıyla yetim-i akran olması

2-baharın gurubuyla mevcudatın ekserisinin onu bırakıp gitmesi

3-vatan ve akrabalarından uzak kalması

4-gecenin ve dağların garibane vaziyetleri

5- ahiret yurduna doğru hızla hareket etmede ruhunun garibane vaziyeti. Sh:24-25

• Üstâd 6. Mektub’ta psikolojik bir tedavi metodu da sunuyor: “Musibet karşısında tevekkül ile gülme, yani onu büyütmeme, o musibeti hafifleştiriyor. Şikâyet ise musibeti ikileştiriyor.” Sh:25

• Üstâd, Mevlana için; “Üstâdlarımdan” diyor. Sh:25

• Risale-i Nurdan istifadenin önemli şartlarından biri de; acz, fakr, tevekkül ve iltica ile onun önüne diz çökmek. Sh:26

Şefkat————> Rahim

Muhabbet——> Vedud isimlerine götürür. Sh:31

• Güneş, Esma-i Hüsna’dan 8 tanesine mazhar bir kandil. Sh:31

Hizmetteki başarılarımız, gayret ve şevkimiz; bir ikram-i ilahi, bir keramet-i Kur’aniye, bir inayet-i Rabbaniyedir. Nefsimizden bilmemek ve sahiplenmemek gerektir. Sh:32

• “Kerametin izharı zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise bir tahdis-i nimettir.” Sh:32

• Eğer bir şahıs hakkında Cenab-ı Hakkın ikramı ve inayeti onda şükür damarını harekete geçiriyorsa anlatılabilir. Ama gururunu okşayacaksa anlatılmamalı. Sh:33

• “Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki; dünyayı bir misafirhane-i asker-i telakki etsin ve öyle iz’an etsin ve ona göre hareket etsin.” Sh:33

• Üstâd, manevi makamlardan en büyük mertebenin “Rıza mertebesi” olduğunu söylüyor. Yani kulun Rabbinden, Rabbisinin de kulundan razı olması. Sh:33

• “Dünyaya ait işler kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye gayet sağlam elmaslar kıymetindedir” Sh:33

• İnsandaki hissiyatın mecazi ve hakiki olmak üzere iki ciheti var. Sh:33

• İnsandaki tüm hissiyatın ana hedefi; ahireti kazanmak, tebei olarak da dünyaya bakar. Sh:34

• “İslamiyet iltizamdır. İman iz’andır.” Sh:34

• “İmansız İslamiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslamiyetsiz iman da medar-ı necat olmaz. Sh:34

• Kur’an da geçen İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin meselelerini Üstâdın izahı: İmam-ı Mübin: Kader defteri, Kitab-ı Mübin: Kudret ve kaza defteri Sh:36-37

• "İmam-ı mübin mazi ve müstakbelin ve alem-i gaybın etrafında dal budak salan şecere-i hilkatin bir programı bir fihristesi hükmündedir." Sh:36

• "Levh-i mahv isbat ise; sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u azamın daire-i mümkinatta yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ne yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur." Sh:37

• “Ehl-i Hak olan Ehl-i Sünnet vel Cemaat” Sh:39

Kur’an’a muhalif olan medeni hukuk. Sh:40

• Üstâda göre bu zamanda maddeye karşı bir “Hırs-ı vahşiyane” var. Sh:40

• “Rahmet-i Rahmaniyenin en hürmetli, en halavetli, en latif, en şirin bir cilvesi olan şefkat-ı valide hakaik-i kainat içinde en muhterem, en mükerrer bir hakikattir.” Sh:40

• “Valide en Kerim en Rahim öyle fedakar bir dosttur ki… Sh:40-41

• “Mesail-i İmaniyenin münakaşa suretinde bahsi caiz değildir. Sh:42

• Üstâdın Risaleleri okumadaki mühim bir ölçüsü “gazete gibi okumayınız” Sh:42

• İnsanların kafalarına takılan bazı soru ve tereddütler kalpte iman esaslarının zayıflığından ileri geliyor. Sh:42

İnkar (ateizm):Bütün kainatı tahkir, bütün kainatı tezyif, mevcudatın Allah’ın varlığına dair şehadetlerini yalanlama, varlık aynalarında cilveleri görülen ilahi isimleri tezyiftir. Sh:43

• “Halk–ı şer şer değil, belki kesb-i şer şerdir.” sh:43

• “Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir.” Sh:43

• “Halk ve icat bütün neticelere bakar, kesb ise hususi bir neticeye bakar. Sh:43

• “Kömür gibi ervah-ı safileyi elmas gibi olan ervah-ı âliyeden temyiz ve tefrik için şeytanların hilkati ile ve sırrı teklif ve ba’sı Enbiya ile bir meydan-ı imtihan ve tecrübe ve cihat ve müsabaka açılmış. Sh:44

• “Hayat harekâtla kemalatını bulur, beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Sh:45

• “Mesail-i imaniyeyi mizansız mücadele suretinde cemaat içinde bahsetmek caiz değildir. Mizansız mücadele olduğundan tiryak iken zehir olur. Diyenlere, dinleyenlere zarardır. Belki böyle mesail-i imaniyenin itidal-i demle, insafta, bir müdavele-i efkar suretinde bahsi caizdir. Sh:45

• Üstâd hazretleri 13. Mektupta da belirttiği gibi beşerin zulümlü eli arkasında kaderi ilahinin rahmetini görüyor. Her meseleye o çerçeveden yaklaşıyor. Sh:46-47

• Üstâd günümüz politikası için şu tabiri kullanıyor: “Uçları ecnebi elinde olan dünya siyaseti” Sh:47

• "Kur’an-ı Hakimin hizmetinin bütün siyasetlerin fevkinde bir ulviyeti var ki, çoğu yalancılıktan ibaret olan dünya siyasetine tenezzüle meydan vermiyor." Sh:48

• "Haksızlığı hak zanneden insanlara karşı hak dava etmek Hakka bir nevi haksızlıktır." Sh:48

• "Bütün sergüzeşt-i hayatım şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor. Sh:48

• "İzzetle mevti zilletle hayata tercih edenlerdeniz” Sh:43

• "Siyasetten tecerrüd sebebiyle Kur’anın elmas gibi hakikatlerini propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine indirmedim." Sh:49

Velayet-i Kübra, Velayet-i Nübüvvetten gelen, berzah tarikine uğramayarak doğrudan doğruya zahirden hakikate geçip akrebiyyet-i İlahiyyenin inkişafına bakan bir velayet. Sh:51

• "Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz. İhtiyar-ı cüz-i susar." Sh:53

• Üstâdın yorumuna göre, Hz Ali’nin Hz Zübeyr ve Aişe ve Talha ile muharebesi içtihat muharebesi, Muaviye ile savaşı saltanat ve hilafetin mücadelesi, Hz Hüseyin’in Emevilerle mücadelesi ise din ile milliyet mücadelesi. Sh:53-54

• Üstâd hazretleri ahirzamanın dehşetli deccallerinden Süfyan’ı şöyle tanımlıyor: “nifak perdesi altında Risalet-i Ahmediyyeyi (SAV) inkar edecek Süfyan namında müthiş bir şahıs ehl-i nifakın başına geçecek, Şeriat-ı İslamiyenin tahribine çalışacaktır.” Sh:56

Fenaya gitmek, muvakkaten harici libasını çıkarıp vücudu maneviyye ve ilmiyye girmektir. Sh:59

• Üstâd, Eski Said döneminde “ bir miktar” siyasete girdiğinden bahsediyor. Ama bu uğraşının “beyhude “olduğunun farkına varmış. Sh:61

• Üstâd o zaman siyasete girme gayesini “siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet” olarak açıklıyor. Sh:61

• Üstâd hazretleri ehl-i hizmet için siyasetle uğraşmanın:

1-meşkuk

2-müşkilatlı

3-bir bakıma fuzuliyane

4-asıl hizmete mani

5-hatalı

6-çoğu yalancılık

7-bilmeyerek ecnebi aletine alet olma ihtimali olan bir yol olduğunu dile getiriyor ki hali hazırda da değişen bir şey yok Sh:61-62

• Üstâd’ın Eski Said dönemine ait terk ettiği dört şey:

1. Sigara

2. Gazete

3. Siyaset

4. Dünyevi, siyasi sohbetler Sh:62

• Üstâd, Eski Said döneminde günde sekiz gazete okurken, Barla’da sekiz senede bir gazete okumamış. Sh:62

İman hizmeti şu zamanda;

en mühim

en lüzumlu

en saf

en hakikatli bir hizmet. Sh:62

• “Fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez”. Sh:62

• Hizmet, günahlara kefaret olabiliyor. Sh:63

• Üstâd ırkçı fikirlere, “Avrupa’nın bir nevi Frenk illeti olduğundan bir zehr-i katil nazarıyla” bakıyor. Sh:63-64

• Üstâd, ehl-i hizmet için şu önemli ölçüyü veriyor: “teveccüh-ü ammeye mazhar olmak ve halkların nazarında şöhret kazanmak, benim gibi adamlara zarardır zannederim.” Sh:65

• “ Müftehirane, gizli bereketi izhar etmek kesilmesine sebep olur.” Sh:66

• “ Hak ve hakikat inhisar altına alınamaz.” Sh:70

• Üstâd üç sene Rusya esaretinde çekmediği sıkıntıyı üç ay Barla’da fazlasıyla çekmiş. Sh:75

• “Kazaya Rıza, kadere teslim İslamiyet’in bir şiarıdır .” Sh:77

Buluğ öncesi vefat eden çocuklar Cennette, ebedi sevimli. Cennete layık bir suretle daimi çocuk kalacakları ve ana ve babaların sevinç ve süruruna vesile olacaklarını Kur’an haber veriyor. Sh:78

• “Dünya madem fanidir değmiyor alaka-i kalbe.” Sh:79

• “Bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşehedatın mizanı kitap ve sünnettir ve mihenkleri kitap ve sünnetin desatir-i kudsiyeleri ve Asfiya-i Muhakkikinin kavanin-i kudsiyeleridir.” Sh:83

Vahdet-i Vücud bir meşreb

bir hal

bir nakıs mertebe . Sh:83

• Cenab-ı Hakkın Esma-i Hüsnasının had ve hesaba gelmez enva-i tecelliyatı var. Mahlukatın tenevvüleri o tecelliyatın tenevvüünden geliyor. Sh:86

Ehl-i dalaletin tutulduğu üç dal;

1 – şuursuz tabiat

2 - kör tesadüf

3 – cansız sebepler. Sh:87

19. Mektup, 12 saatte yazılmış, üç dört gün zarfında. Sh:89

“Resulü-i Ekrem (asm) çendan her hali ve her tavrı sıdkına ve nübüvvetine şahid olabilir; fakat her hali, her tavrı harikulade olmak lazım değildir. Sh:92

• “Sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın.” Sh:93

• Üstâd hadislerdeki aslın vahiy olarak, ilhamın bir çeşidi olarak Resulullah’ın kalbine geldiğini tafsilinin ise Nebi (asm)’a ait olduğunu yazıyor. Sh:93

• “Bazı hakikatler var ki, temsil ile fehme takrib edilir.” Sh:93

• “Bazen olur ki, haber-i vahid bazı şerait dâhilinde tevatür gibi katiyeti ifade eder. Hem bazen olur ki, haber-i vahid harici emarelerle katiyeti ifade eder. Sh:94

• “Fenn-i hadisin muhakkikleri, nekkadları O derece hadis ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekremin (asm)’in tarz-ı ifadesine ve üslup-u alisine ve sünnet-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesp etmişler ki, 100 hadis içinde bir mevzu-u görse “mevzudur “der. “Bu hadis olmaz ve peygamberin sözü değildir” der reddeder. Sarraf gibi hadisin cevherini tanır başka sözü ona iltibas edemez. Sh:95

• “Resul-i Ekrem(asm)’in istikbalden haber verdiği bazı hadiseler cüz-i birer hadise değil, belki tekerrür eden bir hadise-i külliyeyi cüz-i bir surette haber verir. Hâlbuki o hadisenin müteaddit vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra Ravi-i hadis o vecihleri birleştirir. Hilaf-i vahi görünür.” Sh:95

Resul-i Ekrem(asm)’in vahye istinaden;

1-Her asırda ehl-i imanın kuvve-i maneviyesini muhafaza

2-Dehşetli hadiselerde ümitsizliğe düşülmesini engellemek

3-Ehl-i beytine ehl-i imanı manevi raptetmek için Mehdi’yi haber vermiş. Sh:95

• Mehdiden evvel, çok Mehdi misal zatlar gelmiş ve hizmet etmişler. Sh:95

Hz Ali’nin hilafette dördüncü olmasının kaderi hikmetleri;

1-İlk başta olsaydı çok kabilelerde rekabet damarı tahrik olabilirdi. Buda yeni oturmaya başlayan devlet sistemini sarsabilirdi.

2-Hz Ali (ra) zamanındaki fitne ve hadiselerde ancak Hz Ali gibi bir kamet-i bala dayanabilirdi. Sh:99

Al-i Beytin fonksiyonu: İslam hakikatlerini ve Kur’an ahkâmını muhafaza. Sh:100

• “Saltanat-ı dünyeviye Al-i Beyte yaramaz. Vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslamiyeti onlara unutturur.” Sh:100

• Üstâd, Abdullah bin Zübeyr (ra) için “kahraman-ı âl-i şan” diyor. Sh:103

• Üstâd ünlü Moğol istilası için “Cengiz ve Hülagu’nun dehşetli fitnelerini” tabirini kullanıyor. Sh:104

• Üstâd, Haccac-ı Zalim’in yüz bin insanı öldürdüğünü naklediyor. Sh:105

• Üstâd hazretleri Şia’nın Ehl-i Beyt sevgisi için “menfi muhabbet” tabirini kullanıyor ki “sebeb-i hasarettir”. Sh:107

Kudüs feth edildiğinde bir veba hastalığı çıkmış, üç günde yetmiş bin can almış. Sh:111

• Üstâd, ehl-i beyt kanalıyla gelen rivayetlere yer veriyor ve bu silsile için “nurani yüksek silsile-i rivayet” tabirini kullanıyor. Sh:116

• Üstâd, Ebu Hureyre için şöyle diyor; “ Hoca-i kainat olan Fahr-i Alem aleyhissalatü vesselamın kudsi medresesi ve tekyesi olan Suffe’nin demirbaş bir mühim talebesi ve müridi ve kuvve-i hafızanın ziyadesi için dua-yı nebeviye mazhar olan. Sh:118

• Üstâdın, Hz Ebu Hureyre hakkında şu ifadesi çok güzel: “Medrese-i kudsiyye-i Ahmediyye olan Suffe’nin namdar, sadık, hafız bir şakirdi. Sh:119

• Üstâd, zaif hadislerin aynı konuda birbirini takviye edeceğini şu sözüyle açıklıyor: “kavi ile ittifak eden kavileşir.” Sh:119

• Arap yarımadasındaki açlık ve susuzluk sebebiyle bir ikram-ı İlahi olarak ekser mucizeler taam ve su hususunda, ihtiyacı binaen tezahür etmiş. Sh:120

• “Cemaatler içinde vukuu bulan hadiseler ahadi bir surette nakledilse, tekzip edilmediği vakit doğruluğunu gösterir.” Sh:120

• Üstâd Bedir savaşı için “menba-i mucizat” tabirini kullanıyor. Sh:139

• Üstâd, Hz Muhammed’in ve yaptığı inkılabın dünyanın gördüğü en büyük hadise olduğunu şöyle anlatıyor; “Nev-i beşerin en büyük hadisesi olan hadise-i Muhammediyye.” Sh:162

• Üstâd, Tevrat İncil ve Zebur’un tahrif olmasını şu sebeplere bağlıyor:

*Kur’an gibi icazları olamaması

*Tercüme edilirken yabancı kelimelerin içlerine karışması

*Müfessirlerin söz ve yanlış tevillerinin ayetlerin metnine girip, karışması

ve Allah düşmanlarının garazla bu kitaplara bazı tahrifatlar sokması Sh:163

• İncil’de Efendimize işaret eden Faraklit kelimesinin bir manası, Hakkı batıldan fark eden, ayıran demek. Sh:165

• “Resul-i Ekrem (asm)’ın Kur’an dan sonra en büyük mucizesi kendi zatıdır.” Sh:179

• Üstâd, Nebiler Sultanının (SAV) en büyük bir mucizesinin getirdiği şeriat olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ne misli gelmiş, ne de gelecek.” Sh:179

• Üstâd, Şakkı Kamer mucizesi için “mütevatir” ve “kati” tabirlerini kullanıyor. Sh:179

• Kur’an 40 vecihle mucizedir. Sh:181

• Üstâd İmam Şafii’nin bir münacatını sürekli evradları arasında okuduğunu zikrediyor. Ve bu münacatın Mısırdaki bir kıtlığın kalkmasına sebep olduğunu yazmış. Sh:184

• Resulullah (asm) Esma-i Hüsna’dan ism-i azama mazhar. Sh:184

Cahiliye Arapları arasında revaçtaki dört şey:

1. Belagat ve fesahat

2. Şiir ve hitabet

3. Kâhinlik ve gaibden haber vermek

4. Mazi hadiselerini ve tabiat vakıalarını bilmek. Sh:185

• Kureyşliler Kur’an’a harflerle savaş açamadıkları için, kılıçla savaşı seçtiler. Sh:186

• Musibetler, elem ve kederler hafızanın zayıflamasına sebep oluyor. Üstâd bunu izah sadedinde diyor ki: “Kuvve-i hafızam, musibetler neticesi olarak sönmüştü.” Sh:196

• “En ziyade insanı tahrik eden meraktır.” Sh:200

• Ahirette müminleri öyle bir istikbal bekliyor ki: “Şu dünyevi istikbal ona nispeten bir katre serap hükmündedir.” Sh:200

• Ahiret saadetine göre dünyevi bütün mutluluklar “Bir berk-i zailin bir şemsi sermede nisbeti gibidir.” Sh:200

• “Evet, nasıl ki onun (sav) Risaleti şu dar-ı dünyanın açılmasına sebebiyet verdi öylede O’nun ubudiyeti dahi öteki dârın açılmasına sebeptir. Sh:202

• Kur’ân’daki tekrarlar “tekerrür-ü ihtiyaçtan“ ileri gelmiş. Sh:204

• Kur’ân’daki tekrarlar “sureten tekrardır.” Yani her biri ayrı bir makamda olduğundan, asli itibari ile tekrar değildir. Sh:205

• “Kur’an kâinata, Kâinatın Sahibi namına bakar, bahseder, Fen ve hikmet ise bizzat mevcudata mevcudat hesabına bakar, bahseder.” Sh:203

Felsefenin(Dinsiz felsefe) ele aldığı meseleler Üstada göre “batınen kof, zahinen mutantan” Sh:206

• Üstâd, ünlü kelam âlemi Sadeddin-i Taftazani’yi “Muhakikin büyüklerinden” görüyor. Sh:208

• “İman ise, aklın ihtiyariyledir.” Sh:209

• Üstâd’ın, Resulullah’ı anlatırken kullandığı şu ifade çok güzel. “ Sema-i Risaletin kamer-i müniri olan Hatem-i Divan-ı Nübüvvet“ . Sh:210

• Arapça mühim bir kaide “ Elfadlü Maşehidet bihil adau” [ fazilet odur ki, düşmanlar dahi onu tasdik etsin.] Sh:214

• Resulullah(sav), kulluğunda ibtida ve intihayı cem etmiş. Sh:217

• “Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce mertebesi iman-ı billahtır.” Sh:222

• Marifetullahın içinde muhabbetullah, muhabbetullahın için ise bir lezzet-i ruhaniyye var. Sh:222–223

• “Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı onun yanında, her şeyin dizgini onun elindedir. Her şey onun emriyle halledilir. Onu bulsan her matlubunu buldun, hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.” Sh:224

• “Sizlere müjde. Mevt idam değil, hiçlik değil. Fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firakı ebedi değil, adem değil, tesadüf değil, failsiz bir in’idam değil... Belki bir Fail-i Hakim-i Rahim tarafından bir terhistir. Bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediyye tarafına, vatanı aslilerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır. Sh:226

• “Başında şuur ve yüzünde gözü bulunana şu kainat ve şu mevcudattaki nizam ve mizan ve tanzim ve tevzin; bir tek, yekta, Vahid, Ehad, Kadir, Mürid, Âlim, Hakim bir zatı vahdaniyet mertebesinde gösterir.” Sh:231

• “Malikiyet mertebe-i uzması tevhid-i Azam suretinde O’nundur.” Sh:231

• “Fıtrat- ı insandaki sıbgat-ı Rabbaniye hitap çiçeğini açtı.” Sh:234

Vâhidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Ehadiyet ise; herbir şeyde, Hâlık-ı Külli Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir. Sh:235

• “Bütün mazideki acaib-i kudreti olan vukuat şehadet eder ki; o Kadîr-i Mutlak, bütün istikbaldeki acaib-i imkânata muktedirdir. Sh:237

• “Şu kâinatın zîşuuru ve en mükemmel meyvesi ve neticesi ve gayesi, insandır” Sh:237

• “Kâinatın ruhu, nuru, mayesi, esası, neticesi, hülâsası hayattır.” Sh:238

• Üstâd Muhyiddin-i Arabi’yi sofiyenin ehl-i tahkiklerinden sayıyor. Vahdet-i vücudu, sofiye Allah’tan gayri varlık mertebelerini evham ve hayal derecesinde görmüşler. Sh:249

• “Bütün hakaik-i kâinat, o mahiyetin esma-i hüsnasından olan Hak isminin şualarıdır.” Sh:250

• “Hilkat-ı insaniye, hilkat-ı âlemden daha acibdir.” Sh:251

• “Şu dünyanın manevî güneşi olan hayat dahi, harab-ı dünya ile gurubundan sonra haşrin sabahında bâki bir surette tulû' edecektir. Sh:252

• “Bütün mevcudat bir tek Sâni'a verilse, birtek mevcud gibi kolay ve sühuletli olur. Eğer müteaddid esbaba ve tabiata isnad edilse; bir tek sinek, semavat kadar; bir çiçek, bir bahar kadar; bir meyve, bir bahçe kadar müşkilâtlı ve suubetli olur.” Sh:254

• “Vahdet ve iman yolunda, vücub derecesinde bir sühulet ve kolaylık var. Şirk ve esbabda, imtina derecesinde müşkilât ve suubet var.” Sh:257

• “Bütün eşyanın vâhidden sudûru, bir vâhidin hadsiz eşyadan sudûrundan çok derece eshel ve kolaydır.” Sh:257

• ”Sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir.” Sh:261

Ana-babaya itaat hayatın rahatına ve rızkın bereketine sebep. Sh:261

• Din ve dünya işlerinde başarı hukuk-u valideyne riayetle mümkün. Sh:261

Müslümanlar arasında düşmanlığa sebep olan 3 husus:

1-tarafgirlik

2-inad

3-hased Sh:262

• “İnsaniyet-i kübra olan İslâmiyet” Sh:262

• “Mü'min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır.” Sh:263

• “Tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbü ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.” Sh:263

• "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat, yalnız hak benim mesleğimdir, demeye hakkın yoktur. Sh:265

• “Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.” Sh:265

• Nasihatı damarlara dokundurmadan yapmak lazım. Sh:265

• En ziyade kendimize zarar veren yine kendi nefs-i emmaremizdir. Sh:265

• “Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.” Sh:265

• “Mü'minin şe'ni, kerim olmaktır.” Sh:265

• “Hased evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.” Sh:266

• ”Kaderi tenkid eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.” Sh:266

• “Birbiriyle boğuşanlar müspet hareket edemezler.” Sh:269

Maneviyat, ibadetin sıhhati ve ihlas, adavet ve inad ile sarsılır. Sh:270

• “Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.” Sh:271

• “Tertib-i eşyada bir teenni-i hikmet vardır.” Sh:272

• “Zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır.” Sh:273

• “Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır.” Sh:276

• “Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet edip darılacaktı” Sh:276

Fâsık-ı mütecahirin gıybeti olmaz. Sh:277

Gıybet, nasıl ateş odunu yer bitirir; gıybet dahi a'mal-i sâlihayı yer bitirir. Sh:277

• Üstâd hizmet kardeşliğinde zaman ve mekânın önemli olmadığını şu sözlerle ifade ediyor: “Biri şarkta, biri garbda, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler.” Sh:278

• Kulun musibetlerinde bir nevi hayır vardır. Sh:278

• “Cenab-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. Sh:278

• Üstâd risaleleri yazmada “tuluat-ı kalbiyeye” mazhar olduğunu söylüyor. Sh:279

• “Bazı şerait dâhilinde dua makbul olur.” Sh:279

İstiğfar manevî temizlenme vesilesi. Sh:279

• Örf-ü ülemada Sahabeye, Radıyallahü Anh; Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîne, Rahimehullah; onlardan sonrakilere, Gaferehullah; ve Evliyaya, Kuddise Sırruhu denilir. Sh:280

Sabır ise müşkilâtın anahtarıdır. Sh:280

İbadette sabır insanı makam-ı mahbubiyete kadar çıkarıyor. Sh:281

• “Kur'an’a ve imana ait her şey kıymetlidir, zahiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür.” Sh:282

• “Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır. Sh:283

• “Kanaat, ticaretli bir şükrandır, hırs hasaretli bir küfrandır ve iktisad nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır. İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır.” Sh:286-287

• “Yani her bir masnu' öyle bir mektub-u Rabbanîdir ki, umum zîşuur onu mütalaa eder.” Sh:287

• “Eşya zeval ve ademe gitmiyor, belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor; âlem-i şehadetten, âlem-i gayba gidiyor.” Sh:287

• “Mahlukatın tenevvü'leri ve ihtilafları, o tecelliyatın tenevvü'lerinden ileri geliyor.”Sh:288

• “İmansıza her şey madumdur, zulümatlıdır.” Sh:288

• “Şu mevcudat-ı seyyale, şu mahlukat-ı seyyare, Vâcib-ül Vücud'un envâr-ı icad ve vücudunu tazelendirmek için müteharrik âyineler ve değişen mazharlardır.” Sh:290

• “Sözlerdeki ekser temsiller; birer bürhan-ı yakînî, birer hüccet-i katıa hükmündedir.” Sh:291

• Cennet ehli dünyevi hadise ve maceraları sinemada seyreder gibi seyredecekler. Sh:294

• ”Dua bir sırr-ı azîm-i ubudiyettir.” Sh:299

İçtima-ı esbab, bir nevi duadır.Sh:299

• “Bütün kâinattan dergâh-ı İlahiyeye çıkan bir duadır. Esbab olanlar, müsebbebatı Allah'tan isterler.” Sh:300

• “Sebeb-i hilkat-ı âlemin birisi de duadır.” Sh:300

• “Dua, ubudiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir.” Sh:302

• Üstâd, Mevlid yazarı Süleyman Çelebi’nin “ehl-i velayet” olduğunu söylüyor. Sh.303

• “Nasıl Cenab Hakk'ın zât ve sıfâtında nazir ve şebih ve misli yoktur; öyle de şuunat-ı rububiyetinde misli yoktur. Sıfâtı nasıl mahlukat sıfâtına benzemiyor, muhabbeti dahi benzemez.”Sh:306

• “Cenab-ı Hak bize gayet karibdir, biz ondan gayet derecede uzağız.” Sh:306

• “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mi'racı, onun seyr ü sülûkudur.” Sh:306

• “Ehl-i velayetin seyr ü sülûku Mi'racı Nebevi’nin açtığı yolda bir yolculuktur.” Sh:307

• Üstâd, Peygamber Efendimiz (sav) için “zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar hiç bir tarih, onun gibi bir ferdi gösteremiyor ve gösteremez.” Sh:307

• Üstâd, mevlid ve mevlidi dinlemek için “zevkli, fahirli, nurlu, neş'eli, hayırlı bir müsamere-i ulviye-i diniyye” Sh:308

• “Tebeî ve sathî bir nazarla bakılsa, gayet muhal bir şey, mümkün görünebilir.” Sh:314

• Kur’an hizmetkarları şahsına teveccüh ettirirse me’hazin kudsiyeti kaybolur. Sh:319

Üstâd kendinde 3 şahsiyet olduğunu söylüyor:

1. Vazifedeki dellâllık şahsiyeti

2. Ubudiyetteki hali.

3. Şahsi durumu Sh:320

• Üstâd, acz ve fakrını bilmenin kulluğun esası olduğunu söylüyor. sh:320

• Üstâd şu hizmet ölçüsünü veriyor: “Sizi bütün bütün kaçırmamak için, bu şahsiyetimin gizli çok fenalıklarını ve sû'-i hallerini söylemeyeceğim.” Sh:320

Nefis cümleden süflî, vazife cümleden a'lâ. Sh:320

• “Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zalimleri, bunu İslâmlar içinde menfî bir surette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp onları yutsunlar. Sh:322

Milliyetçilikte;

1- bir zevk-i nefsanî var

2- gafletkârane bir lezzet var

3- uğursuz bir kuvvet var Sh:322

Menfî milliyetin özellikleri

1. şeametlidir,

2. zararlıdır

3. başkasını yutmakla beslenir,

4. diğerlerine adavetle devam eder,

5. hasımlaşmaya ve keşmekeşe sebebdir. Sh:322

• Üstâd, “İslâmiyet milliyetini” savunuyor. Sh:322

İslam ülkeleri şu zamanda

1. en ziyade birbirine muhtaç

2. birbirinden mazlum

3. birbirinden fakir

4. Avrupa’nın tahakkümü altında eziliyor. Sh:323

• Üstâd, Türk milletinin “1000 asırdır Kur’ana bayraktarlık yaptığını” söylüyor. Sh:324

• Müslümanlık Türklerin ruhuna işlemiş: “Yeryüzünde nerde Türk varsa müslümandır. Müslümanlığı kaybeden Türklükten de çıkmıştır. Sh:324

• "Körü körüne taklid dahi, çok defa maskaralık olur." Sh:324

• “Ekser enbiyanın Asya'da zuhuru, ağleb-i hükemanın Avrupa'da gelmesi, kader-i ezelînin bir remzi, bir işaretidir ki; Asya akvamını intibaha getirecek, terakki ettirecek, idare ettirecek; din ve kalbdir. Felsefe ve hikmet ise, din ve kalbe yardım etmeli, yerine geçmemeli. Sh:325

• “İslâmiyet'i Hıristiyan dinine kıyas etmek, kıyas-ı maalfarıktır, o kıyas yanlıştır.” Sh:325

Hıristiyan Avrupa’nın Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra dine düşman olma sebepleri;

1. Hıristiyanlığın 300 sene kadar iç savaşlara sebep olması

2. Zalimlerin elinde fakirleri ve mütefekkir kesimi ezmeye vesile olması. Sh:325

• “İslâmiyet'in esası, mahz-ı tevhiddir; vesait ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor.” Sh:325

Üstâd’a göre Anadolu:

1- Eski zamandan beri çok göçlere ve değişikliklere sahne olduğundan

2- Merkez-i Hükûmet-i İslâmiye bu vatanda teşkil olduktan sonra her taraftan diğer kavimlerde gelip yerleştiğinden, Levh-i Mahfuz açılsa ancak o zaman kimin hangi milletten olduğu anlaşılabilir. Sh:326

• Üstâd, Ziya Gökalp için: ”Menfî milliyetçilerin ve unsuriyetperverlerin reislerinden ve dine karşı pek lâkayd birisi” diyor. Sh:326

• “Kur'an-ı Hakîm'in cümleleri, birer manaya münhasır değil, belki nev'-i beşerin umum tabakatına hitab olduğu için, her tabakaya karşı birer manayı tazammun eden bir küllî hükmündedir.” Sh:328

• Üstâd “Rabbül Âlemin” tabirindeki âlemler için

1. Sema yıldızlarının her birinin birer âlem olabileceği

2. Yerdeki her bir cins mahlûkatın birer âlem olabileceği

3. Her bir insanın âlem sayılabileceği tesbitini yapıyor. Sh:329

• “Nefsini beğenen ve nefsine itimad eden, bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören, bahtiyardır. Sh:329

• “İman yalnız ilim ile değil, imanda çok letaifin hisseleri var.” Sh:331

• “Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır, bütün enbiyanın vârisidir; elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından hariç, hakikat ve necat yolu olamaz.” Sh:335

• “Peygamber'i işiten ve davasını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenab-ı Hakk'ı tanımaz.” Sh:336

• “Mu'cizatıyla, âsârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev'-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ı inkâr eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah'ı tanımaz.” Sh:336

Vehme ve bıkkınlığa düşen kimselere hizmetle alakalı manevi ikramlar ve hadiselerle takviye ve tahşidat yapılmalı. Sh:338

• Hizmet tokatlarının çoğu makam sevgisi ile hizmetten uzaklaşanlarda ve korkarak çekilenlerde görülüyor. Sh:339

• “Elfaz-ı Kur'aniye ve tesbihat-ı Nebeviyenin lafızları camid libas değil; cesedin hayatdar cildi gibidir.” Sh:340

• “Lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabînin câmiiyeti ve elfaz-ı Kur'aniyenin i'cazı öyle bir tarzdadır ki, kabil-i tercüme değildir! Belki "muhaldir" diyebilirim. Sh:342

• Üstâd Kur’an mealleri için şöyle diyor: “Tercüme dedikleri şeyler ise, gayet muhtasar ve nâkıs bir mealdir. Böyle meal nerede; hayatdar, çok cihetlerle teşa'ub etmiş âyâtın hakikî manaları nerede? Sh:342

• “Âlem-i İslâmda Ehl-i Sünnet ve Cemaat denilen ehl-i hak ve istikamet fırka-i azîmesi, hakaik-i Kur'aniyeyi ve imaniyeyi istikamet dairesinde hüve hüvesine Sünnet-i Seniyeye ittiba' ederek muhafaza etmişler.” Sh:342

• “Her hâdî zât, mühdî olamaz.” Sh:342

• “Hayalâtlara karşı kapısı açık olan rü'yaları, tahkikî bir surette mevzubahs etmek, tahkik mesleğine tam uygun gelmediğinden.” Sh:346-347

• Hadisleri anlamada küçük aklımız ve kısır anlayışımız ve dar fikrimiz ve sönük malumatımız miyar olamaz. Sh:351

• “Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, kabz-ı ervaha müekkel olan melaikelerin nâzırıdır.” Sh:351

• “Nuranî bir şey, hadsiz âyineler vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzât bulunabilir ve temessül eder.” Sh:351

Esrar-ı Kur'aniye’den tereşşuh eden Sözler, velayetten matlub olan neticeleri verebilirler. Sh:355

• “Kur'an’dan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesail-i ilmiye değil; belki kalbî, ruhî, hâlî mesail-i imaniyedir ve pek yüksek ve kıymetdar maarif-i İlahiye hükmündedirler. Sh:356

• “Her vakit Kur'an-ı Hakîm, hakikatleri ifade ettiği gibi, Velayet-i Kübra feyizlerini dahi ehil olanlara ifaza eder.”Sh:356

• Şu zamanda içtimai hayatta insan ister istemez dünyanın gaflet ve evhamlarına bulaşıyor. Sh:357

• Üstâda göre tarikatların içinde en mühim ve en müessiri “Nakşibendi” tarikatı. Sh:358

Üstâd Risale-i Nurdan ders alarak manevi terakki için şu şartları sıralıyor:

1. İhtiyaç hissetmek

2. Ciddi ihlas ile istimal etmek. Sh:358

Nurdan gelen feyze kanaat etmek, Üstâd’ın şakirtler üzerindeki hakkı. Sh:359

Risale-i Nur’un telif ve neşrindeki 3 keramet:

1. Te'lifinde fevkalâde sühulet ve sür'attir. Hattâ beş parça olan Ondokuzuncu Mektub iki-üç günde ve her günde üç-dört saat zarfında -mecmuu oniki saat eder- kitabsız, dağda, bağda te'lif edildi. Otuzuncu Söz hastalıklı bir zamanda, beş-altı saatte te'lif edildi. Yirmisekizinci Söz olan Cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleyman'ın dere bahçesinde te'lif edildi.

2. Yazmasında dahi fevkalâde bir sühulet, bir iştiyak ve usanmamak var

3. Okunması dahi usanç vermiyor. Sh:359

• Ahirzaman denen şu zamanda akıl ve ruhlar çok çabuk usanç duyabiliyor. Sh:359

• Üstâd, Risalelerden istifadenin bir anahtarını şöyle bir anahtarını veriyor: “ Hususan ihtiyaç hissedilse okundukça zevk alınıyor, usanılmıyor. Sh:359

• Üstâd 33. söz için “o risale, marifetullah ve İman-ı Billah için en kuvvetli ve en parlak bir risaledir.” Sh:360

• Üstâd kendisine zarar vermek için gelen casus vs memurları o gelmeden gece rüyasında yılan suretinde gördüğünü söylüyor. Sh:361

• “Canavar bir hayvana karşı kendini zaîf göstermek, onu hücuma teşci' ettiği gibi; canavar vicdanı taşıyanlara karşı dahi dalkavukluk etmekle za'f göstermek, onları tecavüze sevkeder.” Sh:361

• “Rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür.” Sh:362

• “Halık-ı Rahman’ın ibadından istediği en mühim iş, şükürdür.” Sh:366

Şükrün ölçüsü;

1. Kanaattır

2. İktisaddır

3. Rızadır

4. Memnuniyettir.Sh:366

Şükürsüzlüğün mizanı;

1. Hırstır

2. İsraftır

3. Hürmetsizliktir

4. Haram helâl demeyip rast geleni yemektir. Sh:366

Rahman ismi ism-i has olan Allah isminden sonra Mevla’nın en büyük ismidir.Sh:366

Rahman'ın en zahir manası Rezzak'tır. .Sh:366

Namaz şükür çeşitlerinin en câmii ve fihriste-i umumiyesi.Sh:366

• Üstâd, Haşir risalesi olan 10. söz için: “yüzer âyât-ı Kur'aniyeden süzülmüş bazı katarattır” diyor. Sh:369

• “Lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” Sh:369

• Üstâd, kendisinin daha sonra gelecek ve bid’alar zulümatını dağıtacak nurani zatlara zemin hazırladığını söylüyor. Sh:370

• “Velayetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus Lillah için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde ciddî, samimî tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatin şahs-ı manevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir, inayata mazhar olur.” Sh:372

• Üstâd, Barla’daki tecerrüd, sürgün ve inzivasını zulüm perdesi altında, bir inayet eseri olarak “Kur'anın esrarına hasr-ı fikr ettirmek ve nazarı dağıtmamak” Sh:375

• “Biz istihdam olunuyoruz.” Sh:375

• “Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'aniyenin lemaatındandır.” Sh:377

• “Risalelerde yirmi yerde kat'î hüccetlerle tesadüfü ve tabiatı nefyetmişiz ve Kur'an’ın kılıncıyla i'dam etmişiz, müdahalelerini muhal göstermişiz.” Sh:379

• “Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'dan gelen ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı netice veren bir silsile-i nuraniyeyi teşkil eden efrad, elbette din-i hak nurundan lâkayd kalmamışlar ve zulümat-ı küfre mağlub olmamışlar.” Sh:385

• “Ehl-i fetret, ehl-i necattırlar.” Sh:385

İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş'arîye göre ehl-i fetret küfre de girse, azaba maruz kalmaz. Çünkü teklifi doğuracak tebliğden uzak kalmışlardır. Sh:385

• Arap yarımadasında Hazret-i İsmail Aleyhisselâm'dan sonra Hâlid İbn-i Sinan ve Hanzele namında iki nebi geldiğine dair rivayet vardır. Sh:386

• “İmam-ı Rabbanî hem delile, hem keşfe istinaden demiş ki: Hindistan'da çok nebiler gelmiştir. Fakat bazılarının ya hiç ümmeti olmamış veyahut mahdud birkaç adama münhasır kaldığı için iştihar bulmamışlar veyahut nebi ismi verilmemiş.” Sh:386

• ”Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın peder ve vâlideleri ehl-i necattır ve ehl-i Cennet'tir ve ehl-i imandır.” Sh:386

• “Hususan Şaban ve Ramazanda, akıldan ziyade kalb hissedardır, ruh hareket eder. “ Sh:388

• “Zaman geçtikçe, Kur'an-ı Hakîm'in daha ziyade hakaiki inkişaf eder.” Sh:388

• “Kasemat-ı Kur'aniyede çok büyük nükteler var, çok sırlar var.”Sh:389

• “Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlahî bir şifredir. Has abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o abd-i has’dadır. Sh:389

• Üstâd “Her bir harf-i Kur'an, bir hakaik hazinesi hükmüne geçer; bazen bir tek harf, bir sahife kadar hakikatleri ders verir” diyor. Sh:393

• “Kur'anın değil âyetleri, kelimeleri, belki Nun-u Na'büdü gibi bazı harfleri dahi mühim hakikatların nurlu anahtarlarıdır.” Sh:395

• “Ramazan-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Sh:399

• “İnsaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır.” Sh:400

• “Açlık vasıtasıyla za'fını ve aczini hisseden kul, Rabbin emirlerine daha çabuk boyun eğiyor.” Sh:401

• “Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte her bir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır.” Sh:401-402

• “Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır.” Sh:402

• “Bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir.” Sh: 402

• “Orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır.” Sh:402

• “İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır.” Sh:403

• “Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.” Sh:403

• “Eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeğe kendilerini alıştırmışlar.” Sh:403

• “Ramazan-ı Şerifte mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır.” Sh:404

• “Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar.” Sh:404

• “Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm.” Sh:409

Hizmet ehlinin karşısına çıkan 6 ejderha;

1. maddi- manevi makam sevgisi

2. korku hisi

3. tama, geçim derdi

4. ırkçılık

5. enaniyet

6. tenbellik ve ten sevdası Sh:412-428

Makam sevgisi, çok kötü ahlakların kaynağı… Sh:412

• Üstâd, en büyük makam-ı manevinin rıza makamı olduğunu söylüyor. Yani Rabbin kulundan razı olması ve rahmetin kula teveccüh etmesi Sh:413

• Üstâd Avrupalıların kötü bir ahlakını işaret ediyor: “ eğlenceperest seyirciler.” Maalesef Türkiye’de bunda onlara taş çıkartacak duruma geldi. Sh:413

Ehl-i sefahat ve dalalet ile arkadaşlık dünyada; zarar, berzahta azab, âhirette düşmanlık. Sh:414

• Ehl-i dünya, özellikle ulemayı korku damarıyla gemliyorlar. Sh:415

• "Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil!” Sh:415

• Üstadımız, kendi ifadesiyle bizim “hizmet-i Kur'aniye’de arkadaşımız ve o hizmet-i kudsiyenin tedbirinde üstadımız ve ustabaşımızdır” Sh:416

• Üstad bir zamanlar güneş batmayan İngiltere için şu tabiri kullanıyor: “Cebbar bir hükümetin” Sh:417

Bir harp kaidesi: “"En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir!." Sh:417

• “Biz, kudsî hizmetimizde daima müsbet hareket ediyoruz.”Sh:419

• Üstad hazretlerinin, Cengiz ve Hulagu hakkında diğer bir tesbiti: “Hülâgu ve Cengiz gibi zalimlerin gaddarane sergüzeştleri Sh:421

• “İlhada giren ve Türkün hakikî bütün mefahir-i milliyesini taşıyan İslâmiyet milliyetinden çıkmak isteyen adamları Türk bilmiyoruz, Türk perdesi altına girmiş firenk telakki ediyoruz!” Sh:423

• Üstad kendisine her türlü zulmü reva görenlere şöyle hitap ediyor: “dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-ı Kur'aniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir.” Sh:424

• Üstad, vefatıyla birlikte hizmetin daha fazla inkişafını bildiriyor: “Cenab-ı Hak rahmetiyle öyle kardeşleri bana vermiş ki; vefatım ile, o hizmet bir merkezde yapıldığına bedel, çok merkezlerde yapılacak. Sh:424

• “İnsanda en tehlikeli damar, enaniyettir ve en zaîf damarı da odur. Sh:424

• “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz; sizi enaniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Sh:425

• “Şu asırda ehl-i dalalet, eneye binmiş, dalalet vâdilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Sh:425

• “Etrafına toplandığımız hizmet-i Kur'aniye, ene'yi kabul etmiyor. "Nahnü" istiyor. "Ben demeyiniz, biz deyiniz" diyor. Sh:425

• “Neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur'aniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılınçtır.” Sh:425

• “Ülema-üs sû' hakkında bir tehdid-i azîm var.” Sh:425

• "Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Sh:426

• “Çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.” Sh:426

• “Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Her bir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!..”. Sh:427

• Kur'an kelimesi, ebced hesabıyla bin üçyüz elli birdir. Hicri 1351 [miladi1935] senesinde ise;

1-Yazılan Risalelelerde Kuran’ı kelimelerinin birbirine tevafuku, aynı senede tezahür etti.

2-Kur'anın yeni bir tarzda yazılması, aynı senede oluyor.

3-Hatt-ı Kur'anı muhafaza için, Kur'an şakirdlerinin bütün kuvvetleriyle hatt-ı Kur'anîyi muhafazaya çalışması aynı senededir.

4-Önemli icaz nükteleri o sene keşfedildi.

5-Kur’an ile ilgili başka mühim hadiseler de o sene olmaya başladı. Sh:428

• “Avrupa'nın insaniyetperver maskesi altında vahşi reislerinin sağır kulakları çınlasın!”.. Sh:429

• “Ben rahmet-i İlahîden ümid ederim ki: Mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp başınızı dağıtacak!” Sh:432

• Üstad 1930’larda dahi, bu memleket-i Dar-ı İslam görüyor. Sh:433

Şu zaman da Türkçe ibadet girişimleri

1. za'f-ı imandan

2. ırkçılıktan

3. meyl-i tahribden geliyor. Sh:434-435

• “Füruat-ı İslâmiye, değişmeye kabil bir libas hükmünde değil ki; onlar tebdil edilse, esas-ı din bâki kalabilsin. Belki esas-ı dine bir ceseddir, lâakal bir cilddir. Sh:435

• Üstada göre mezheplerin ihtilafı; “Sahib-i şeriatın gösterdiği nazarî düsturların tarz-ı tefehhümünden ileri gelmiştir.” Sh:435

• “İslamiyet havasdan ziyade, avamın tahassüngahı olmuştur.” Sh:437

• “Ehl-i İslâm ne vakit dinine tam temessük etmiş ise, o zamana nispeten terakki etmiş. Ne vakit salabeti terk etmişse, tedenni etmiş.” Sh:438

• “İslâmiyet, sair dinlere kıyas edilmez.” Sh:438

• Üstad, 20. asrın ırkçılık asrı olmayacağını söylüyor. Sh:439

Mehdi;

1. büyük bir müctehid

2. müceddid

3. büyük bir kutup ve mürşid olacak. Sh:440

• Üstad, yeryüzünde bir nurani ağaç haline gelmiş seyyidler topluluğunun zuhur edecek Mehdi’nin etrafında temerküz edeceğini söylüyor. Sh:441

• “İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki; felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır.” Sh:442

• Üstadımız, tarîkatın gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mi'rac-ı Ahmedî'nin (A.S.M.) gölgesi altında kalb ayağıyla hakikatlerine erişilmesine vesile ulvi bir sırr-ı insanî ve bir kemal-i beşerî olduğunu söylüyor. Sh:443

• “Seyr ü sülûkun anahtarları ve vesileleri, zikr-i İlahî ve tefekkürdür. Sh:444

• “Velayet, bir hüccet-i risalettir; tarîkat, bir bürhan-ı şeriattır.” Sh:444

• Üstad, bazı firakı dalle’nin tasavvufu inkar ettikleri için hem kendileri hem başkalarının o nurlardan mahrum olmasına sebep olduklarını belirtiyor. Sh:445

• Üstad hak tarikatlar için “hazine-i uzma” ve “bir nevi âb-ı hayatı dağıtan o kevser menbaı” olarak bahsediyor. Sh:445

• “Sünnet-i Seniye dairesinde tarîkatın hasenatı, seyyiatına kat'iyyen müreccah olduğuna delil: Ehl-i tarîkat, ehl-i dalaletin hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmesidir.” Sh:445

• “Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.” Sh:445

• Alem-i İslâm’da kardeşliğin inkişafında en birinci rol oynayan tasavvuftur. Sh:445

• “Mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet” Sh:447

• “Velayet makamları içinde ‘Mehdi Makamı, Makam-ı Hızır “gibi makamlar var. Bazen bir zat o makamlara ulaşınca kendisini Mehdi veya Hızır zannedebiliyor veya çevresi onu öyle görebiliyor. Sh:447

• Üstad, Vahdet-i vücut meşrebinin noksan ve hatalı olmakla beraber, çok zevkli olduğundan o meşrebe giren velilerin ondan çıkmak istemediklerini ve en âli bir mertebe zannettiklerini söylüyor. Sh:449

• “Velayet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası, ihlâstır.” Sh:450

• “İhlas ile hafî şirklerden halas olur.” Sh:450

Mana-yı harfî olmak kaydıyla, bir mübarek zatı bir veliyi sevmek insanı muhabbetullaha götürür. Sh:450

• “Makbul bir insan hakkında en mühim bir ihsan-ı İlahî, ihsanını ona ihsas etmemektir; tâ niyazdan naza ve şükürden fahre girmesin.” Sh:451

• “Bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, şeriatı zahirî bir kışır, hakikatı onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir.” Sh:451

• “Tarîkatın en mühim esası, Sünnet-i Seniyeye ittiba' etmektir.” Sh:452

• “Muhkemat-ı şeriat olan farzların bir tanesine, evrad-ı tarîkat mukabil gelemez; yerini dolduramaz.” Sh:452

• “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyen muhaldir ki; hakikî envâr-ı hakikata vâsıl olabilsin.” Sadi Şirazi Sh:452

• Üstad Zemahşerî için “İtizal'de en mutaassıb bir ferd” tabirini kullanıyor. Sh:453

• Dalalet fırkaların Ehl-i Sünnete muhalefeti “ Ehl-i Sünnet'in yüksek düsturlarına kısa akılları yetişemediğinden ve geniş kavanin-i Ehl-i Sünnet, onların dar fikirlerine yerleşmediğinden” dir. Sh:454

Sofilerin düşebileceği 8 varta:

1. Velayeti Nübüvvete tercih, ondan üstün görmek

2. Bazı velileri sahabelerden üstün görmek

3. Adab ve evradı tarikatı Sünnet-i Seniyye tercih

4. İlhamı vahye karıştırmak

5. Keramete, rüyalara takılma, tarikatın gayesi ve maksadı yerine bunlarla meşgul olmak.

6. Velayet makamlarındaki asılları ve gölgelerini karıştırmak, şatahata düşmek.

7. Fahrı, nazı, şatahatı, teveccüh-ü nâsı ve merciiyeti, acz ve fakr meşrebine tercih.

8. Ahirette alınacak ve koparılacak velayet meyvelerini, dünyada yemesini ister Sh: 454-455

• “Sahabelerde öyle bir hâssa-i sohbet var ki, velayet ile yetişilmez ve Sahabelere tefevvuk edilmez ve Enbiyaya hiçbir vakit evliya yetişmez.” Sh:454

Adâb-ı şer'iyeye lâkaydlık bir vartadır. Sh:454

Tasavvuf yolunda vartalardan korunmanın yegane çaresi: “usûl-ü imaniyeyi ve esasat-ı şeriatı daima rehber ve esas tutmak” tır. Sh:455

Tarîkatın pek çok faydalarından 9 tanesi:

1. İstikametli tarikat vesilesiyle iman hakikatlerinin inkişafı

2. Kalp ve sair latifeleri işleterek insan-ı kâmil olmak

3. Evham ve şübehattan tahaffuz

4. Marifetullah ve o marifetteki muhabbetullahın zevkini, kavramakla dünyanın vahşetinden gurbetinden kurtulmaktır.

5. Ubudiyeti zevkine varmak

6. Tevekkül ve rıza mertebelerine erişmek

7. Nefsi emmare ve enaniyet tehlikelerinden kurtulmak

8. Tarîkatın verdiği feyizle niyetini güzelleştirilip dakikalarını ibadet hükmüne getirmek

9. İslam’ı yaşamak Sh:456–457

Kalb; Makine-i insaniyenin merkezi ve zenbereği. Sh:456

• “Bütün hak tarikler Kur’an’dan alınmıştır.Sh:458

• “Tarikatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor.” Sh:458

• “Acz meşrebi aşk yolundan daha kısa ve daha selametli bir yoldur.”.Sh:458

• Üstadımız aczmendi tarikinin esaslarını şöyle sıralıyor:

1. İttiba-i sünnet

2. Feraiz-i işlemek

3. Kebairfi terketmek

4. Namaz-ı tadil-i erkânla kılmak

5. Tesbihatı yapmak Sh:458

Bu meşrebde yapılması gerekenler;

1. Nefsini tezkiye etmemek belki ittiham etmek

2. Hizmet ve çalışmalarda nefsini koşturmak ücret vaktinde çekmek ve gizlemek.

3. Acz, fahri esas yapmak. Kemalini kemalsizlikte bilmek

4. Manayı harfi cihetiyle mahlukata bakmak Sh:459-460

• “Şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyakatim olmadığı halde bana verilen Bediüzzaman lâkabı, benim değildi; belki Risale-i Nur'un manevî bir ismi idi. Zahir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış.” Sh:465

20. asır bid’at zamanıdır. Sh:465

20 asır, şeriat-ı Muhammediyeye (A.S.M.) ve şeair-i Ahmediyeye (A.S.M.) ciddi bir tahribe sebep olmuş. Sh:466

• “Bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kal'aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan” Sh:466

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-8

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-8

351-İfrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Ms: 227 352-Âyâ

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-7

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-7

301-Bazen adavet, şiddet-i muhabbetten gelir. Mü: 7 302-Adaletin tevziinde adalet olmazsa

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-6

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-6

Ehl-i dalaletin cinayetleri, o kadar büyüktür ki: kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığ

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-5

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-5

201-Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor. Manevî hava da bozulsa, herkesin istidadına g

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-4

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-4

Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır.

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-3

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-3

Dua, ubûdiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Mektubat – 302

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-2

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-2

51-İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. L

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-1

NUR VECİZELERİNDEN BİR DEMET-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Risale-i Nur külliyatını tarayarak, bir vecizeler demeti oluşturduk

BARLA LAHİKASI NOTLARI

BARLA LAHİKASI NOTLARI

• “Serapa Nur olan Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın hak ve hakikatını, bu asır insan

BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNDEN KISA VECİZELER-3

BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNDEN KISA VECİZELER-3

1-Batıl şeyleri iyice tasvir safi zihinleri idlaldir-Mektubat 455 2-Hakikatı tanımayan hayalata

BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNDEN KISA VECİZELER-2

BEDİÜZZAMAN HZ.LERİNDEN KISA VECİZELER-2

Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir–16.

İnsanlar yalnız inandık demeleri ile bırakılıveriliceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?

Ankebut, 2

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an'ı cebren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur'an'ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir."

Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 20, 2920; Ebu Davud, Salat 315, 1333; Nesai, Zekat 68

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI