Cevaplar.Org

ZAYIF ATIN KIBLESİ OLMAZ

Anadolu’da bir söz ve deyim olan "zayıf atın kıblesi olmaz" cümlesindeki "zayıf" kelimesi, "şişman" kelimesinin zıddı olmayıp bilakis "kavî" (güçlü, kuvvetli ve dirâyetli) kelimesinin zıddına müsemma kılınmıştır.


Ali Haydar Çetintürk

cetinturkalihaydar@gmail.com

2020-10-01 08:26:44

Kısa bir takdim

Değerli hocamız Ali Haydar Çetintürk beyefendi'yi youtubede yayınlanan "Kızıl İcaz" dersleriyle tanıdım. Elimizdeki Kızıl İcaz şerhleri yardımıyla bu dersleri "Kızıl İcaz Notları" olarak yayınlamak arzu ettiğimiz için kendisiyle bir telefon görüşmesi yaptık. Çok içten ve sevecen bir insanla bu vesileyle tanışmış olduk.

Hocamıza çalışmalarını cevaplar.org'da yayınlamak istediğimizi de bu vesileyle ilettik. Kendileri de inşallah her hafta bir yazı olmak üzere yazılarını gönderebileceklerini belirttiler. Bu hafta ilk yazısını neşrederken kendilerine hoş geldiniz diyoruz. Salih Okur/cevaplar.org

ZAYIF ATIN KIBLESİ OLMAZ

Bismillahirrahmanirrahim

Makaleme başlamadan evvel başlıktaki üç kelimeyi biraz deşelemek istiyorum.

Bu kelimeler "zayıf" "at" ve "kıble" kelimeleridir.

Anadolu'da bir söz ve deyim olan "zayıf atın kıblesi olmaz" cümlesindeki "zayıf" kelimesi, "şişman" kelimesinin zıddı olmayıp bilakis "kavî" (güçlü, kuvvetli ve dirâyetli) kelimesinin zıddına müsemma kılınmıştır.

"At" ise cihad meydanlarında kişneyen ve nallarıyla ateş çakan kıymetli bir binektir. Binâenaleyh kişneyenlerle anıranları aynı kefeye koymak, atlara karşı büyük bir saygısızlıktır. Çünkü kişneyen'in dünyaya getirdiğine tay, anıran'ın doğurduğuna ise sıpa denir.

"Kıble" ise kendisine doğru dönülen cihet, yön ve taraf olup, (1) namazda da Kâbe'ye doğru dönüldüğü için Kâbe de kıbledir.

Duâ da ise kıble, semâ olduğu için eller yukarı doğru döner. Avuç içinin semâya dönmesi, Allah'a (cc) mekân tayin etmez. Tıpkı namazda bedenlerimizin Kâbe'ye doğru dönmesinin mekâna isnad etmemesi gibi.

"Zayıf atın kıblesi olmaz" sözündeki zayıf at, haddizatında insandır. Böyle bir insanın kıblesinin olmaması ise farklı mekânlarda, farklı zamanlarda, farklı farklı şekiller ile tezâhür eder.

Zira iki türlü at vardır. Birincisi; arpasının azlığından sebep, zayıf düşüp yalpaladığı için kıblesini şaşıran attır ki bu mazurdur. İkincisi; ise arpasını az bulduğu için veya mayasından kaynaklanan huysuzluğundan sebep kıblesini şaşırandır. Bu ise haindir.

İhanet belki de zafiyetlerin en büyüklerindendir. Adamı pazar tezgâhına çevirir. Mesela insanlar arası ilişkilerde bu zafiyet, çok yüzlülük olarak ortaya çıkar. Şöyle ki, ikiyüzlü insan pazar tezgâhı gibidir, öne iyilerini koyar ama arkası hep çürüktür.

Bu zihniyetin "fedâkârlık" anlayışı da farklıdır, zira birisi "fedâ" ederken diğeri "kâr" ediyorsa böylelerine "fedâkâr" değil "tüccar", ameline de ticaret denir.

Bu zihniyetin pazar tezgâhı çürük olduğu gibi sütü de ekşidir. Bunların dostlarına muhabbetleri laftan ibarettir. Çünkü muhabbet ve meveddet maya gibidir, sütü bozuklarda tutmaz.

Şeytanın sponsorluğunda miyop, miyop ileriyi göremedikleri için, huzur buldukları insanlarda kusur bulmak için müfettişliğe soyunup, söyleyecek sözleri olmadığı için, yüksek sesle konuşan bu sütçüler, birilerine çamur atarken önce kendi ellerinin kirleneceğini de düşünemezler.

Düşünemedikleri için, anılarımızla geçmişe, hayallerimizle de geleceğe doğru yaptığımız zaman yolculuğunda tekere taş koyarak, gülün güzelliğini göremeyip, dikenine takılıp kalırlar.

Hâlbuki dünyada iki tane kusursuz insan vardır; Biri ölmüş, diğeri ise doğmamıştır. Kusur müfettişleri ise şu üç şeyi fark edemezler, gülüşünüzün arkasındaki kederi, öfkenizin ardındaki sevgiyi ve sessizliğinizin ardındaki nedeni.

Maalesef karakter para ile satın alınan bir meta' değildir. İnsanların karakter ve amelleriyle baş başa kalacağı kabir çukurunun kıblesi ise bellidir.

Pusula ve kıblesini şaşıranların o çukura indirilip, kendi biçtikleri elbiseyi giydiklerinde kıble tayinine gerek kalmayacaktır. Zira terzi dükkânı olan dünyada ölçüsünü veren o çukura indiğinde boyunun ölçüsüyle karşılaşacaktır.

İnsanlar eğlendikleriyle arkadaş olurlar, anlatabildikleriyle dost olurlar, ağlayabildikleriyle ise kardeş olurlar. Kardeşliğin rafa kaldırıldığı ve doya doya ağlamayı özlediğimiz bu asırda, gözyaşlarının gönüllerini ıslattığı kardeşleri mumla arar hale geldik.

Gül güzeldir sevilir, gece sırları örter, kim istemez gözyaşıyla gönül yıkayan kardeşe sahip olmayı! Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dost ve kardeşi de tüm dertleri ve noksanlarıyla sevip, kabullenebilmektir.

Yoksa atların ve arabaların aksi istikamete koşulduğu yerlerde, arkadaşlık ve dostluğun adı kadavra, kardeşliğin adı ise palavradır.

"Zayıf atın kıblesi olmaz" sözünün mefhûmu muhâlifi, "arpası az olan kuvvetsiz atın kıblesi çok olur" demektir. Çünkü sağa sola yalpaladığı için istikametini tayin edemez.

Kıblesi olmayanın yaptığı fiiller (davranışlar) ise hebâ olmaya mahkûmdur. Kıblenin şuurlu bir biçimde tayini ile "fiiller", "amele" dönerler. Çünkü "fiil" ile "amel" aynı gibi görünse de aralarında ince bir nükte gizlidir.

Şöyle ki, "fiil", bilgi ile olsun veya olmasın meydana gelen iş ve davranıştır. (2) "Amel" ise o işin ve davranışın şuurlu bir biçimde isteğe bağlı olarak yapılmış halidir. (3)

Bir insanın dilinde tat, kalbinde de fesat varsa onun davranışları "fiildir". Şayet o insanın dili kalbinin tercüman'ı ise onun fiilleri de "ameldir". Çünkü kalb, niyet edilip, karar verilen yerdir. Kararlı fiile ise amel denir.

Zayıf atın zafiyeti imanında, amelinde veya karakterinde ortaya çıkar. Bir de o zayıf ata binenler vardır ki , "bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete" deyiminde olduğu gibi, bindikleri atın kendilerini götüreceği bir kıblesi olmadığı için varacakları yer kendileri için her vakit sürpriz olmaya devam edecektir. Kalbi, kafası ve vücûdu aynı çizgide buluşamayan insanların ulaşacakları netice de farklı olacaktır.

Allah (cc) için hicret eden ile kadın veya dünya için hicret edenin ulaşacağı sonucun farklı olması sürpriz değil bilakis hakikatın ta kendisidir.

Bir hadis-i şerifte Efendimiz (sav) şöyle buyurdular;

إِنَّمَا اْلاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ إِلَى امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ .

 

"Ameller (in karşılığında alınacak sevap) niyetler iledir. Her bir kimse için ancak niyet ettiği şey vardır. Bir kimsenin hicret (inden maksadı) Allah (cc) ve Rasûlü (sav) ise, onun hicreti Allah'a (cc) ve Rasûlünedir (sav). Bir kimsenin hicreti nâil olacağı bir dünya (menfaatı) veya kendisiyle nikâhlanacağı bir kadın ise, onun hicreti, hicretine sebep olan şeyedir." (4)

Bu hadis-i şerif'in şerhinde İsmail Hakkı Bursevi hazretleri niyetin ve bir işte kararlılığın ne kadar elzem olduğunu şu sözleriyle dile getirmiştir; "Bir işin, amel ve ibadetin başında, ortasında ve sonunda niyetler kontrol edilmelidir. Şöyle ki;

a) Başlangıçta: Yapmak üzere olduğumuz işi ne için yapacağımızı onunla ilgili hükümleri, iyice bir gözden geçirmeli, gönlümüzü iç âlemimizi bu ibadete hazırlamalıyız. Niyet ve maksadımızın rızâ-yı Hak olduğuna kâil olduktan sonra o vazifeye başlamalıyız. Zîrâ huzûr-u Hakk'a ulaşan ancak samîmi ve hâlis niyet ile yapılan zikir ve amellerdir.

b) Ortasında: İbadet ve zikirlerimizin ortalarında kalp derûnumuza bir nazar atfetmeliyiz. Acaba başlangıçtaki aşk ve heyecanımız devam ediyor mu? Kulluktaki samîmiyet ve istikrârımızı, mâneviyata, yola olan bağlılığımızı koruyabiliyor muyuz? Yoksa alışkanlık hâline geliyor da yaptıklarımızda aşk ve vecdimiz yerine rehâvet ve uyuşukluğa mı terk ediyor?

c) Sonunda: Biliyorsunuz, îtibâr dâimâ sonadır. Binaenaleyh temel ve başlangıç ne kadar mükemmel ise âkıbet ve son da o nisbette güzel olur. Âdeta bayram olur. Böyle olunca da yapmaya çalıştığımız her ibadet, görev ve ödev bizi Rabbimize götüren bir vasıta olur.

Bu ibadetler vesilesi ile o huzûr-u hazrete dâimâ sefer halinde oluruz. En sonunda ise dost bizi yanına ve katına alarak diğer dostları ile birlikte cem' ve haşr ederek ölümsüzlük âlemine pervâz ettirir.

Allah'ım! Bu hâli idrak ettirdiğin dostların arasına bizleri ilhâk eyle. Âmîn, Yâ Muîn.. (5)

Demek ki insan zâhiren büyük bir amel olan hicreti gerçekleştirmiş olsa bile, niyeti farklı ise amelinin sonucu da farklı olacaktır. Binaenaleyh kıbleyi (hedefi) belirleyip, o hedefe kilitlenmekten başka çare kalmamıştır.

Nakşıbendî hazretleri (k.s) buyurdular ki; "Dertlerinizi tek dert (yapıp bir) e indirin." O dert ise Allah'a (cc) kavuşma derdidir. İşte o derdi dert edinip, o hedefe doğru kıbleyi şaşırmadan yürüyen küheylan ile sütçü beygirleri asla bir olamazlar.

Rabbim bizleri ve cümle ümmet-i Muhammed'i kıblesinden dönmeyen küheylanlardan eylesin. Fırtınalı havalarda ters dönen şemsiyelerden eylemesin.

"Pertev-i ikbâledir herkesteki şevk-i şitâb,

Gör ki bir pervane kalmaz, şem'a vaktaki söner.

Farkı yoktur şimdi bir şemsiyeden bir dostun.

Ki havada bir fena sûret görünce ters döner! (6)

Vesselam.

Dipnotlar

1-El-Mevârid, sh: 1196

2- Râğıb el-İsfehâni, Müfredât, sh: 801, Fiil maddesi

3-Râğıb el-İsfehâni, Müfredât, sh: 728, Amel maddesi

4- Buhârî, Bedü'l Vahy 1; Müslim, İmârât; 155

5- İsmail Hakkı Bursevî, Şerh-i Hadîs-i Erbaîn, s. 32

6- Tarih Ve Düşünce Dergisi Yıl:2004, Temmuz, Sh: 67 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakır, 2020-10-01 12:56:42

muhterem hocamıza hoş geldiniz diyoruz kıymetli kaleminden nezaket zerafet incelik hikmet rikkat dikkat kokuları geliyor yazılarınızın devamını temenni ederiz

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ENGELSİZSİNİZ

ENGELSİZSİNİZ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... Hiç bir engel, Allah’a (Celle Celaluhu) kul olmaya e

İSLAM’DA KADININ CEMİYET İÇİNDEKİ YERİ VE ROLÜ

İSLAM’DA KADININ CEMİYET İÇİNDEKİ YERİ VE ROLÜ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Kadın bir elmanın iki yarısından birisidir. Kadın va

İSLAM’DA MÜSPET (POZİTİF) HAREKET

İSLAM’DA MÜSPET (POZİTİF) HAREKET

“Anla yavrum, ne haklı davadır; Tatlılık zorluktan evladır.” Yukarıdaki mısralar, La

TARİHTEKİ AYASOFYA

TARİHTEKİ AYASOFYA

Not: 1 Şubat 1934 tarihi Ayasofya Caminin müzeye çevrilme tarihidir. Bu vesileyle Muhterem Ali Ha

ECDADA KÖPRÜ OLMAK

ECDADA KÖPRÜ OLMAK

Bakara sûresinin 134 ve 141. ayetlerinde mükerrer olarak, geçmişlerimizin hatalarından sorumlu

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-4

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-4

SEKİZİNCİ NOKTA Eğer söylenirse: İstiğase edenin işi, müşriklerin işi gibi değil midir?

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-3

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-3

BEŞİNCİ NOKTA Eğer biri derse; “Kabir ehline hitap eden ancak onların sebep ve yapan oldukla

EMANETİN ZAYİ EDİLMESİ

EMANETİN ZAYİ EDİLMESİ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Ebû Hureyre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edilen Buh

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-2

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-2

Eğer denirse; “Allah'tan başkası, diriltir ve öldürür dememiz caiz midir?” Biz deriz: Evet

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-1

TEVESSÜL VE İSTİĞASE HAKKINDA ON NOKTA RİSALESİ-1

Bu on noktayı yazan: Seyfi Asrî (hafizahullahu teala) Çarşamba günü Öğlen ile ikindi arası

KISA KISA NOTLAR-3

KISA KISA NOTLAR-3

Çocuk ölü doğduğunda isim vermeye gerek yok. *Avukat suçluyu savunursa günahkâr olur. *Bir

Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.

HAŞR, 1

GÜNÜN HADİSİ

Hafızasında Kur'an'dan hiçbir ezber bulunmayan kişi harab olmuş bir ev gibidir

Tirmizi, Sevatbu'l-Kur'an 18, 2914

TARİHTE BU HAFTA

*Mimar Sinan Vefat Etti(8 Nisan 1588) *Devletin dini İslam'dır Hükmü Kaldırıldı.(10 Nisan 1928) *Mareşal Fevzi Çakmak Vefat Etti. (10 Nisan 1928) *İlk Uzay Mekiği Fırlatıldı. (12 Nisan 1981)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI