Cevaplar.Org

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-1

Nesebi Şeyh Alâuddîn el-Ohinî hicri 1299 (M.1881) yılında Bitlis’e bağlı Norşin (Güroymak) ilçesinde dünyaya gelmiştir.(1) Bölgenin tanınan mutasavvıf ve âlimlerinden olan Şeyh Fethullah el-Verkanisî’nin (ö.1317/1899) oğludur. Şeyh Fethullah, Siirt’in Baykan kazasının Verkanis köyünde doğduğundan, bu köye nisbet edilmektedir. El-Verkanisî’nin Mardin’de medfun olan Sultan Şehmus’un soyundan geldiği bilinmektedir.


Rıdvan Seletli

ridvanseletli@gmail.com

2020-08-17 08:01:46

Nesebi

Şeyh Alâuddîn el-Ohinî hicri 1299 (M.1881) yılında Bitlis'e bağlı Norşin (Güroymak) ilçesinde dünyaya gelmiştir.(1) Bölgenin tanınan mutasavvıf ve âlimlerinden olan Şeyh Fethullah el-Verkanisî'nin (ö.1317/1899) oğludur. Şeyh Fethullah, Siirt'in Baykan kazasının Verkanis köyünde doğduğundan, bu köye nisbet edilmektedir. El-Verkanisî'nin Mardin'de medfun olan Sultan Şehmus'un soyundan geldiği bilinmektedir. Şeyh Fethullah'ın dedelerinin Siirt'in Baykan İlçesinin Verkanis köyüne sonradan yerleştiği bilinmektedir. Bölgedeki yaygın kanaate göre Sultan Şehmus, Hz. Ömer'in soyundan olduğundan, bu aileye yörede Ömerîler denmektedir.(2)

Şeyh Fethullah el-Verkanisî, medrese eğitimi ve öğrenimini bitirdikten sonra bölgede Üstad-ı A'zam ve Seydâ ünvanıyla bilinen Nakşibendî Tarikatının önde gelenlerinden olan Şeyh Abdurrahman et-Tağî (ö.1304/1888) hazretlerinin sohbetine katılmıştır. El-Verkanisî, hocasının takdirini kazanıp, halifesi olmuştur. Aynı zamanda hocasının kızı ile evlenmiştir. Uzun süre tedris faaliyetlerini kendi köyü olan Verkanis'te devam ettirip sonra Bitlis'in Mutki kazasına bağlı olan Ohin(Koyunlu) köyüne yerleşmiştir. Orada kurduğu medresede talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Hicri 1317 (M.1899) yılında Bitlis'te vefat etmiştir. Kabri Bitlis'tedir.(3)

Çocukluğu

Daha önce de belirttiğimiz gibi Şeyh Alâuddîn, Bitlis'in Norşin (Güroymak) ilçesinde hicri 1299 (M.1881) senesinde doğmuştur.(4) Şeyh Alâuddîn'in viladeti, uzun zamandır çocuk sahibi olamayan babası Şeyh Fethullah'a ve hane halkına büyük bir sevinç getirmiştir. Zira birkaç senedir çocuk sahibi olamayan Şeyh Fehullah'ı, ilmini miras bırakabilecek evladının olmaması kaygısı sarmış, buna binaen bir izdivaç daha yapmıştır. Lakin ikinci izdivacından kısa bir müddet sonra, ilk zevcesinden olan oğlu Şeyh Alâuddîn'in viladeti ile üzüntüsü sürura dönüşmüştür. Bundan sonra neslinden ilmini idame ettirecek bir evladı olmuştur.(5)

Şeyh Alâuddîn herkesçe sevilen sayılan, terbiyeli, zeki ve seçkin biridir. Biraderi, Şeyh Maruf Efendi naklediyor: Bir gün pederim ağabeyime sual etti: "Üstad-ı A'zam (Şeyh Abdurrahman et-Tağî)'dan dersini aldın mı?" O da cevabında: "Evet" deyip dersini başından sonuna kadar anlattı. Şeyh Alâuddîn'in kendi anlatımına göre; "Üstad (Şeyh Abdurrahman-i Tağî) vefat hastalığında iken odasının kapısının açık olduğunu gördüm ve içeriye girdim. Beni gördüğüne çok sevinerek "Gel evladım" dedi. Ve beni döşeğinin üstüne oturttu. Ardından zevcesine "Benim için soyduğun narı getir ve ona ver" dedi. Zevcesi ona: "Çocuğa farklı bir nar getireyim" dediği vakit, Üstad, "Hayır, benim için soyduğun narı getir" dedi. Ve narı getirip bana verdi."(6)

Çocukluk yıllarında pederi kendisine: "Üstad-ı A'zam (Şeyh Abdurrahman-i Tağî)'dan duyduğun şeyleri kesinlikle unutma! Zira Üstad'ı gören çocuklar, diğer çocuklardan farklıdır" demiştir.

Şeyh Abdurrahman-i Tağî'nin kerimesi olan Şeyh Fethullah'ın zevcesi şöyle nakletmektedir: "Herkes gibi, bazen hane sakinlerini Şeyh Fethullah'a şikâyet ederdim. Günün birinde Şeyh Alâuddîn hakkında şikâyette bulundum. Buna mukabil Şeyh Fethullah da "Onu şikâyet edip gözümden düşürme, başka kimi şikâyet edersen et" dedi. Şeyh Alâuddîn'in çocukluk yılları devamlı bu şekilde itinalı korumalarla geçmiştir.(7)

Norşin'de dünyaya gelen Şeyh Alâuddîn sekiz yaşına kadar Norşin'de kalmıştır. Babası Şeyh Fethullah'ın Şeyh Muhammed Diyauddin'e hilafet icazeti verip daha sonra geldiği Ohin köyünde dört sene kaldıktan sonra babası ile beraber Bitlis'e gitmiştir.(8)

Eğitim Hayatı

Şeyh Fethullah'ın ilk erkek çocuğu olan Şeyh Alauddîn, ilmi tahsiline babasının mürşidi olan üstadı, Şeyh Abdurrahman-i Tağî'nin yanında çocukluk yıllarında başlamış olup, kendisi için gerekli olan tüm bilgileri ondan almıştır. Daha sonra babasının yanında ilim hayatına devam etmiştir.(9)

 Doğu medreselerinde ders kitabı olarak okutulan Hüsamkatî(10) kitabına kadar babasının yanında okumaya devam etmiştir. İlmi tahsil hayatına daha sonra Bitlis'te ikamet eden eniştesi Üstad Molla Abdulkerim el-Hizanî'nin yanında devam etmiştir. İlmi icazetini ise ilim yolunda birlikte yürüdüğü Şeyh Mahmud-u Karakuyi ile beraber adı geçen hocalarından aynı gün almışlardır. Hocaları Molla Abdülkerim: "Şayet Rabbim, vermiş olduğum bu iki icazeti kabul ederse, her ikisini de Allah'a (c.c.) takarrub vesilesi olarak addedeceğim" demiştir.(11) Şeyh Alâuddîn ilim tahsil ederken bazen kendisi için gerekli olan kitapları kendi eliyle yazmış ve öylece okumuştur.(12)

Şeyh Alâuddîn, Hocası Molla Abdülkerim hacca gittiği vakit, babasının yanında "Risaletü'l-vad'iyye"(13) Kitabını okumuştur. Hocası hacdan döndükten sonra hocasıyla beraber İsparit mıntıkasının Çıronan (Mutki'nin) köyüne gidip ilim tahsiline orada devam etmiştir. Şeyh Alâuddîn orada ilim tahsiline devam ederken babası Şeyh Fethullah hazretleri rahatsızlanmıştır. Hastalığı şiddetlenince o zamanın askeri birlik komutanı, Şeyh Alâuddîn'i ve hocasını Bitlis'e getirmek için iki binek göndermiştir. Şeyh Alâuddîn ile hocasının Bitlis'e ulaştıkları gün babası Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Şeyh Fethullah hazretleri vefat etmeden önce oğlu ile hocasını üzüntülü görünce şöyle demiştir; "Eğer iyileşirsem ikinizin babası benim, iyileşmezsem babanız Şeyh Muhammed Diyauddîn'dir."(14) Ve onlara manevi yönden yetiştirilmeleri için Şeyh Muhammed Diyauddîn'e gitmelerini işaret etmiştir.

Şeyh Alâuddîn kısa bir müddet, Üstad Bediüzzaman (Said Nursî)'ın yanında da ilim tahsil etmiştir. Merhum yeğeni ve Muş eski milletvekili olan Gıyaseddin Emre'nin Bediüzzaman'ı ziyareti esnasında aralarında geçen şu diyalog bizi aydınlatmaktadır; "(Bediuzzaman) Bana amcam Şeyh Alâuddîn'in durumunu sordu. Ben de kendisinin vefat ettiğini söyledim. O da Şeyh Alâuddîn Efendi'nin vefatının Doğu ve Güneydoğu halkı için büyük bir kayıp olduğunu söyledi." Üstad Bediüzzaman, Şeyh Alâuddîn'ne ders okuttuğunu şöyle aktarmaktadır; "Ben üstadım Şeyh Fethullah Verkanisî'nin yanında ikamet ederken Şeyh Alâuddîn de o vakit "Netâicü'l-efkâr"(15) adlı kitabı okumaktaydı. Üstadım Şeyh Fethullah, Şeyh Alâuddîn'i bana teslim etmişti. Ben de kendisine birkaç ders okutmuştum. Bu suretle Şeyh Alâeddin hakiki talebelerimdendir." diyerek kendisinden övgü ile bahsetmiştir. "O sağ olsaydı Doğu'ya gelmem gerekmeyebilirdi. Lakin artık Doğu'ya dönmeyi düşünüyorum" demiştir."(16)

Şeyh Alâuddîn on yedi yaşında iken babası Şeyh Fethullah el-Verkanisî vefat etmiştir. Yaşı henüz çok genç olmasına rağmen hocasının da desteğiyle babasından boşalan medrese ve tekkeyi idare ederek ayakta tutmuştur.(17)

Şeyh Alâuddîn'in ilmi yüksek düzeyde olup, herkes tarafından takdir edilmiştir. Pederinin vefatından sonra medresede müderrislik yapmaya başlamıştır. Ve bu görevini hakkıyla yaparak çok sayıda talebe ve âlimin yetişmesine de vesile olmuştur. Hayatının her döneminde ilim tahsiline çok değer ve önem veren Şeyh Alâuddîn bu durumu ömrünün sonuna kadar devam ettirmiştir. Onun hazır olduğu mecliste âlimler sorulan sorular karşısında sessiz kalıp onun yanıt vermesini beklemiştir. Verdiği yanıtlara da kimse itiraz etmemiştir.(18)

Şeyh Fethullah'tan bu yana Bitlis bölgesinin saygın medreselerinden biri olan Ohin Medresesi Şeyh Alâuddîn'in katkılarıyla daha da fazla bilinir olmuştur.(19)

Birçok ilim talebesi yetiştiren Şeyh Alâuddîn, ilmi mevzulardaki vukufiyeti sayesinde bölgedeki âlimler arasında büyük bir itibar elde etmiştir. Bilhassa Şafiî fıkhında muhtasar olup dolayısıyla üslubu ağır ve anlaşılması güç olan kitaplar arasında bulunan Kadı Zekeriyya el-Ensarî'nin Menhecu't-Tullâb'ı ile Ahmed b. Hacer el-Heytemî'nin Tuhfetu'l-muhtâc adlı eserlerini çok iyi çözümlemekle meşhur olmuştur. Öyle bir duruma gelmiş ki, yörede Diyarbakır/Hazrolu Hacı Fettah Hocaefendi ve Şeyh Alâuddîn'in ardından hiçbir hocanın "Tuhfe" ve "Menhec"'in ibarelerini çözümleyemediğine dair yaygın bir kanaat oluştuğu belirtilmiştir.(20) Bundan dolayı bölgedeki bazı ehli ilim Şeyh Alâuddîn'i Şafii âlim Ahmed b. Hacer el-Heytemî'ye nisbetle "Heytemiyyu zemanina"(zamanımızın Heytemisi) ve "el-Heytemî" olarak nitelendirmiştir.(21)

-devam edecek-

Dipnotlar

(1)Şeyh Muhammed Asım, el-Ohinî, Birketu'l-Kelimat fî Menâkibi Ba'di's-Sâdât, Şarkiyat Araştırmaları Derneği Kütüphanesi yazmalar bölümü, s.133; Korkusuz, M. Şefik, Nehri'den Hazne'ye Meşayihi Nakşibendi, Pak Ajans Yayıncılık, İstanbul, 2010, s. 268; Ayrıca aile şeceresi için bk. M. Şefik Korkusuz, a.g.e., s. 177-178.

(2) Sahip, Beroje, "Şeyh Fethullah el-Verkanisî, Bazı Fıkhî Görüşleri ve Fıkhî Anlayışı", Uluslararası Dünden Bugüne Tatvan ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri, 721-742, İstanbul, 2008, s. 722. Şeyh Fethullah'ın büyük dedesi olan Sultan Şehmus'un adı Şeyh Musa ez-Zûlî'dir. Abdulkadir Geylani zamanında yaşamıştır. Zûlî tarikatının kurucusu olarak bilinmektedir. Türbesi, Mardin Mazıdağı İlçesi sınırları içerisinde, Mardin-Diyarbakır Karayolu üzerindeki Şeyhan mevkiindedir. (bkz. Beroje, a.g.b.,1 nolu dipnot; Korkusuz, a.g.e., s.178); Mehmet, Bilen, Ohinli Şeyh Alâuddîn ve Hadis Usulüne Dair Manzumesi, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 37, Erzurum 2012, s. 88.

(3) Sahip, Beroje, a.g.e., s.722-723; Korkusuz, Meşayihi Nakşebendi, s. 211.

(4) M. Törehan, Serdar, İstiklale Açılan İlk Kapı Bitlis, Uğurluel Matb. Malatya 2017, s. 250; Ömer Tayfur Yücel, Şeyh Muhammed Diyâuddîn'in Hayatı Ve Tasavvufî Görüşleri, Bsma Yük. Lis. Tezi, Ankara, 2015, s. 57.

(5) M. Törehan, Serdar, Bitlis'in Sarıklı Kahramanları, s. 102; M. Törehan, Serdar, Bitlis Erenleri -2, s.387; Korkusuz, a.g.e., s. 268.

(6) M. Törehan, Serdar, Bitlis Erenleri -2, Ekim Ofset, İst. 2017, s. 387.

(7 ) Korkusuz, a.g.e, s. 268; M. Törehan, Serdar, Bitlis Erenleri -2, s. 387-388; M. Törehan, Serdar, Bitlis'in Sarıklı Kahramanları, s. 103.

(8) M. Törehan, Serdar, Bitlis Erenleri -2, s. 388.

(9) Serdar, a.g.e., s. 388.

(10) Medreselerde Molla Câmî'nin (ö.898/1492) el-Fevaidu'd-Diyâiyye adındaki İbn Hacib'in (ö.647/1249) el-Kafiye'si üzerine yazmış olduğu şerhi bitirdikten sonra öğrenciler ilmi mantıka ibtida ederler. İlm-i mantıka yönelik Esiruddin el-Ebherî'nin (ö.663/1264) İsâgûcî adındaki kitabı, Hüsamuddin el-Kâti'nin (ö.760/1358) şerhi ile beraber ders kitabı olarak okunmaktadır. Doğu medreselerinde el-Kâti'nin yazmış olduğu bu şerh kısaca Hüsamkâti adıyla bilinir. Bkz. Öztoprak, Sadreddin, Şark Medreselerinde Bir Ömür, Beyan Yay, İstanbul, 2003, s. 187; Yalar, Mehmet, "Tatvan ve Çevresinde Tarihi Medrese Geleneği", Uluslararası Dünden Bugüne Tatvan ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri, 643-658, İstanbul, 2008, s. 654.

(11) Yücel, a.g.e., s. 57.

(12) Muhammed Asım, el-Ohinî, a.g.e., s. 135; Korkusuz, a.g.e., s. 269.

(13) Aduddin el-İcî'(ö. 1355) nin, Vaz' ilmine dair olup medreselerde okutulan eserlerdendir.

(14) Serdar, a.g.e., s. 388.

(15) Şeyh Mustafa b. Hamza Kuşadalı, (ö. H. 1085) tarafından İmam Birgivi' (ö. H. 981) nin Nahiv ilminde meşhur olan "İzharu'l-esrar fi'n-nahiv" kitabının şerhi olup, Medreselerde okutulan sıra kitaplarındandır.

(16) Gıyaseddin, Emre, Medreseden Meclise, Meclisten Yassıadaya, Kent Yayınları, İst. 2006. s. 55.

(17) Serdar, a.g.e., s. 389.

(18) Mehmet, Ardıç, Bitlis Ve Çevresinde Yetişen Mutasavvıflar Ve Tasavvuf Kültürünün Oluşması, Bsma. Yük. Lis. Tezi, Van, 2009, s. 52; Serdar, a.g.e., s. 389.

(19) Bkz. Çiçek, M. Halil, "Tatvan ve Çevresinde İlmi Çalışmalar ve Ohin Medresesi Örneği", Uluslararası Dünden Bugüne Tatvan ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri, 565-585, İstanbul, 2008, s. 571. Çicek, yörenin meşhur iki medresesi Norşin ve Ohin medreselerini birbirine kıyaslamasının akabinde Ohin medresesi ile ilgili şu malumatları veriyor: " Norşin ve Ohin medreseleri, medreseler arasında marka haline gelmişlerdi. Birinciliğin Norşin'de olmasıyla birlikte Ohin ikinci sırada yer almaktaydı. Bölge genelinde Ohinli olarak bilinen Şeyh Alâuddîn, Şeyh Cüneyd, Şeyh Halid ile Diyarbakırlı Molla Abdusselam-i Hundufi gibi bir takım karizma sahibi ilmi şahsiyetler Ohin medresesini marka haline getirmiştir. Bilhassa 20. Yüzyılın birinci yarısından sonra Ohin medresesi adını duyurmuştur. Ohin Medresesini diğer medreselere karşı avantajlı kılan ve zamanımıza dek bir biçimde mevcudiyetini devam ettirmesine katkı sağlayan bir takım unsurlar vardır. Bu unsurların en önemlisi şeyh ailesinden devamlı müderris olan kişilerin var olagelmesi ve ailenin de bu durumu devam ettirebilmek için çaba göstermiş olmasıdır. Ayrıca aile fertlerinin bir takım siyasî hadiselere karışmamış olması da Ohin medresesinin prestijinin artmasına katkı sağlamıştır. Örneğin Norşin medresesinin kapanmakla karşı karşıya kaldığı zamanlarda Ohin medresesinden medrese ehli arasında kaliteli bir âlim olarak tanınan Şeyh Halid, (Şeyh Alâuddîn'in oğlu) ve Şeyh Safvetullah (Şeyh Alâuddîn'in torunu) gibi bazı önemli kişilere ders vermekteydi. Bu şekilde Norşin medresesine canlılık ve dinamizm katmaktaydılar. Şeyh Fethullah'dan bu yana Ohin medresesi, Norşin'in ardından bölgenin en saygın medreselerinden biri addedilmeye başlanmıştır. Üstte de değinildiği gibi orada yetişen Şeyh Fethullah'ın oğulları Şeyh Alâuddîn ve Şeyh Cüneyd ile torunlarından Şeyh Halid, Ohin medresesini markalaştırmıştır. Bu zatlar bölge halkının nezdinde Ohin medresesinin ilerlemesine önemli katkılarda bulunarak saygınlık kazandırmışlardır. Şeyh Fethullah'ın da yörenin ilim ve tasavvuf ehli arasında önemli bir itibarı ve ağırlığı bulunmaktaydı. Her iki oğlunun da zekâsı, ilmî birikimleri ve başarıları, medresenin prestijini arttırmış, kendisinden mümtaz bir medrese olarak söz ettirmiş ve ilim ehlinin Ohin'e rağbet etmesini de sağlamıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hocalar kabiliyetli talebeleri oraya yönlendirmeye başlamıştır. Ohin medresesi sistem tarzı, ders programı ile çalışma metodu yönünden başka medreseler gibi aynı sistemde çalışmaktaydı. Gramer kitaplarının ilk sırada bulunmasıyla birlikte, Kâzî Beyzâvî Tefsiri, Celâleyn Tefsiri, Sahihi Buharî, ile nahiv ilminde ağdalı tarzıyla bilinmekte olan İmtihânu'l-Ezkiya kitapları okutulmaktaydı. Ayrıca tasavvufî edebiyat kitaplarından Mevlana Halid el-Bağdadî'nin (ö. 1243/1827) Farsça Divan'ı ile tasavvuf edebiyatından olup lakin çok zengin ilmi müktesebat ve kültür yüküne sahip Molla Ahmed el-Cezerî'nin (ö.Takribi olarak 11.yüzyılın son çeyreği) Kürtçe Divanı gibi farklı eserler de okutulmaktaydı. Çoğu serhat medreselerinde olduğu gibi Ohin medresesinde de Farsça dil ve edebiyatına da farklı bir önem verilmekteydi. Aslında Mevlana Halid'in Divanı'nın ders verilmesi de bu durumu ifade etmektedir. Farsça, Kürtçe ve Arapça lisanlarıyla Siyer-i nebi de 5559 ve Şemail-i şerife ile ilgili olarak da 5565 beyit yazmış ve bununla beraber büyük bir divan da yazan Tatvanlı Molla Nurullah (ö.1423/2003) ile İstanbul'da ilim ehli arasında Kazî Beyzavî Tefsiri'ne olan hakimiyeti ve Arap Dili ve Edebiyatındaki derinliği ile adından söz ettiren Çanakkale il Müftülüğünden emekliye ayrılan Mehmed Şirin DOĞAN Hoca Ohin medresesinde yetişmişlerdir. Haddizatında bu durum, Ohin medresesindeki müfredat programının ne kadar önemli olduğunun net bir göstergesidir. İlaveten ileride de görüleceği üzere Ohin medresesinden yetişmiş olan hocaların yazmış oldukları eserlerin sayısı da Ohin'in ilmi müktesebatının azımsanmayacak derecede olduğunu ortaya koymaktadır. Van şehir merkezinde emekli imam-hatip İbrahim Sarımurad'ın ifade ettiğine göre Ohin medresesinde talebe olduğu takriben 1960 yılında 80 ile 100 arası talebe bulunmaktaydı. O tarihlerde müderrisler Şeyh Alâuddîn'in oğullarından Şeyh Halid (ö.1986) ve Şeyh Mazhar'dı (ö.1989). Ohin medresesinin işleyişini bizlere sözlü olarak nakleden sözlü tarih aktarıcılarının beyanlarına göre talebe sayısının fazla olmasından dolayı talebelere grup grup ders verilmekteydi. Bir grup on talebeden oluşmaktaydı. Medresede okuyan talebelerin yemekleri Şeyhgilin evinden gelmekteydi. Fakat o vakitlerde imkânlar kısıtlı olduğundan talebelere yanlızca haftada iki gün yağlı yemek verilebilmekteydi. Diğer vakitlerde ise ekmek ve ayran gibi sade yiyecekler verilmekteydi. Yani kutu la yemut idi." (Bkz. Çiçek, M. Halil, a.g.b., s.571-573 ).

(20) M. Halil, Çiçek, "Tatvan ve Çevresinde İlmi Çalışmalar ve Ohin Medresesi Örneği", Uluslararası Dünden Bugüne Tatvan ve Çevresi Sempozyumu Bildirileri, 565-585, İstanbul, 2008, s. 572.

(21) el-Ohinî, a.g.e., s. 139.

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

serkan çakir, 2020-08-17 16:34:53

çok kıymetli ve ilim taliplileri için ölçü değerinde bilgiler ve anektodlar için kıymetli hocamıza teşekkür ediyoruz ve yazının devamını beklemekle beraber kıymetli meşayıhların hayatlarını ve rehber olacak yön tarif edici bu tarz yazıları bekliyoruz

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-3

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-3

Yaşadığı Ortam Şeyh Alâuddîn, Osmanlı İmparatorluğunun son zamanları, Birinci Dünya Sa

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-2

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-2

Tasavvufi Yönü Şeyh Alâuddîn, evvela pederinin yanında Nakşibendî Tarikatına girmiştir. F

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-1

ŞEYH ALÂUDDÎN EL-OHİNÎ, HAYATI VE ESERLERİ-1

Nesebi Şeyh Alâuddîn el-Ohinî hicri 1299 (M.1881) yılında Bitlis’e bağlı Norşin (Güro

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -5. BÖLÜM-

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -5. BÖLÜM-

“Hasan Basri Çantay, tasavvufun ruhu ve ahlâkı üzerindeki etkilerinin görüntüsü olarak sâ

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -4. BÖLÜM-

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -4. BÖLÜM-

Türk Edebiyatının önemli şâirlerinden olan Hasan Basri Çantay, klasik formlarda yazılmış

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -3. BÖLÜM-

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -3. BÖLÜM-

TASAVVUFA OLAN İLGİSİ Hasan Basri Çantay çocukluğundan itibaren tasavvufa merak salmıştı

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -2. BÖLÜM-

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -2. BÖLÜM-

ÜSTAD MEHMED ÂKİF’LE DOSTLUĞU VE MİLLETVEKİLLİĞİ Büyük şâirimiz Mehmed Âkif’le ol

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -1. BÖLÜM-

HASAN BASRİ ÇANTAY (1887-1964) -1. BÖLÜM-

Son devrin önemli âlim ve entelektüellerinden olan Hasan Basri Çantay, çok yönlü kültüre sa

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -2. BÖLÜM-

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -2. BÖLÜM-

Şer’iyye ve Evkaf Vekilliğinden çekilen Mehmed Vehbi Efendi, hiçbir partiye girmeme konusunda

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -1. BÖLÜM-

KONYALI MEHMED VEHBİ EFENDİ (1861-1949) -1. BÖLÜM-

Şer'iye ve Evkaf Vekili bulunduğu sırada Vekâletin resmî atlı arabasına bir gün bile binmem

SOLAKZÂDE SÂDIK EFENDİ (1884-1960) -2. BÖLÜM-

SOLAKZÂDE SÂDIK EFENDİ (1884-1960) -2. BÖLÜM-

Eser yazmaktan daha çok talebe yetiştirmeye önem veren Sadık Efendi'nin ferâiz konusunda basıl

SİTE HARİTASI