Cevaplar.Org

BAKIŞ AÇISI-8

Soru: "Hanefi'de kanın abdesti ifsat edip, Şafii'de etmediği mevzuunda Hz. Aişe r.a.'dan gelen bir hadisede Resulullah'ın a.s. alnına batan taş kan çıkarınca Aişe validemiz onu eliyle silmiş. Server-i kainat efendimizi de a.s. abdest almış. Hanefi demiş kan yüzünden abdest tazeledi, Şafii demiş Aişe'nin r.a. eli değmesine binaen abdest aldı. Bu olayın kaynağı nerede. Yani nerden iktibas edilmiştir? Hadis kitabında filan var mı?


Ebubekir Sifil(Doç. Dr)

esifil@yahoo.com

2020-07-15 09:00:03

Soru: "Hanefi'de kanın abdesti ifsat edip, Şafii'de etmediği mevzuunda Hz. Aişe r.a.'dan gelen bir hadisede Resulullah'ın a.s. alnına batan taş kan çıkarınca Aişe validemiz onu eliyle silmiş. Server-i kainat efendimizi de a.s. abdest almış. Hanefi demiş kan yüzünden abdest tazeledi, Şafii demiş Aişe'nin r.a. eli değmesine binaen abdest aldı. Bu olayın kaynağı nerede. Yani nerden iktibas edilmiştir? Hadis kitabında filan var mı?

Cevap: Böyle bir rivayetin varlığından haberdar değilim. Halk arasında yaygın olarak dile getirilmesine rağmen konuyla ilgili kaynaklarda böyle bir hadis tesbit edebilmiş değilim. Milli Gazete - 2 Ekim 2004

Ehl-i Sünnet ise, Sahabe'nin Efendimiz (s.a.v)'den ahz ederek özümsediği "hedy"i esas alan çizgi olması dolayısıyla hem göreceliği ortadan kaldırmak, hem de tepkiselliğin doğasından gelen handikapları bertaraf etmek için seçilmesi gereken en doğru zemindir.) Milli Gazete - 9 Ekim 2004

Ehl-i Sünnet'in Sahabe nesline yaptığı vurgu hem Kur'an ve Sünnet'in emri, hem de "Sahabe tavrı"nın "doğru İslam anlayışı"nın ortaya konmasında vazgeçilmez olduğu için son derece önemlidir. Daha önce de yazmıştım; Hz. Peygamber (s.a.v) terk-i dünya ettikten sonra, O'ndan bizzat öğrendiklerine dayanarak olabilecek en ideal şekliyle bu dini hayata geçiren ilk nesil olması dolayısıyla Sahabe'nin anlayış ve pratiği bizler için vazgeçilmezdir. Ehl-i Sünnet ulemanın, bu dinin anlaşılmasında temel bir fonksiyon icra eden Usul-i Fıkıh ilkeleri hiyerarşisinde Sahabe kuşağına bir yer açmış olması bu bakımdan hem tabii, hem de gerekli idi. Milli Gazete - 9 Ekim 2004

Aramızdaki ihtilaflı meseleleri konuşurken birbirimizi "tekfir" etme alışkanlığından kurtulmak zorundayız. Karşı tarafı "anlama" yerine "itham etme" moduna sabitlenmiş bir halet-i ruhiye ile varabileceğimiz bir nokta yok! Milli Gazete - 9 Ekim 2004

Eğer "tevessül"ü "sebeplere sarılma"nın bir çeşidi olarak görürsek –ki aslında ona bundan başka bir anlam yüklemek doğru değildir– meselenin o kadar büyütülecek bir yanı olmadığı anlaşılacaktır. Milli Gazete - 9 Ekim 2004

Sonuç olarak bir noktayı vurgulamak yerinde olacak: Tevessül meselesinde tarafların sıhhatinde ittifak ettiği rivayetler mevcuttur. Görüş ayrılıkları, bu rivayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği noktasında düğümlenmektedir.

Bir taraftan bu yazıları yazarken, bir taraftan da e-postalar göndererek beni "şirk"e düşmekle itham ve yeniden "iman"a davet edenlere karşılık vermek durumunda kalmamış olmam bir kere daha gösteriyor ki, meseleyi "ayrışma" konusu haline getiren, İbn Teymiyye/el-Albânî çizgisini benimseyenlerin müteşeddit tutumudur.

Birbirimizi "anlama"yı ve "sevme"yi ne zaman öğreneceğiz?!.. Milli Gazete - 16 Ekim 2004

Halk arasında tek rivayet olarak bilinmekle birlikte, araştırabildiğim kadarıyla dünyanın, bir öküzün ve diğeri balığın sırtında olduğunu ifade eden iki ayrı rivayet mevcuttur.

Bunlardan ilkini İbnu'l-Kayyım ("el-Menâru'l-Münîf", 78) ve Ali el-Karî ("el-Esrâru'l-Merfû'a", 430) zikretmiştir. Uydurma olduğu açıktır.

İkincisi ise İmam Ahmed'in "Kitâbu'l-İlel ve Maü'rifeti'r-Ricâl"inde , İbn Hibbân'ın "Kitâbu'l-Mecrûhîn"inde ve zayıf/illetli rivayetlerin zikredildiği daha başka eserlerde sevk edilmiştir. Senedinde bulunan Sa'îd b. Sinân için ez-Zehebî'nin "Mîzânu'l-İ'tidâl"ine (II, 143 vd.) bakılabilir. Belirttiğim yerde bu zat hakkında el-Buhârî'nin "Münkeru'l-hadis'tir" (ki İmam el-Buhârî bu tabiri, kendisinden Hadis rivayet etmenin helal olmadığı kimseler hakkında kullanır) ve en-Nisâî'nin "Metruk'tur" (terk edilmiş birisidir) dedikleri kayıtlıdır. ez-Zehebî yine aynı yerde, dünyanın bir kayanın üzerinde, kayanın ise balığın sırtında bulunduğunu anlatan ve bu zat kanalıyla gelen rivayeti zikreder. Bu rivayet de uydurmadır.

Bir rivayet uydurma olduktan sonra müteşabihattan olup olmadığı veya ne anlattığı üzerinde durmanın anlamı yoktur. Milli Gazete - 23 Ekim 2004

Hadislerin mana ile rivayeti denince ne anlaşılmalıdır? Buna cevaz veren ulama, kelimelerin anlamlarında herhangi bir kaymaya meydan vermeyecek tarzda eşanlamlı kelimelerin birbiri yerine kullanılması, hadisin orijinal ifadesinin açıklık-kapalılık durumuna dikkat edilip, bu noktada herhangi bir tasarrufta bulunulmaması, manayı aktarırken orijinal ifadede artırma veya eksiltme yapılmaması… gibi hususlara dikkat çekmiştir. Milli Gazete - 26 Ekim 2004

Burada bahse konu edilmesi gereken bir diğer boyut da, mana ile rivayetin muhtelif ilim dallarına yansımalarıdır. Fıkhî ihtilafların önemlice bir bölümünün bu noktadan kaynaklandığı malumdur. Ancak bundan daha önemlisi, itikadî sahaya taalluk eden kimi rivayetlerin Ümmet'in yüzyıllarına damgasını vuran ve halen devam etmekte olan bir ayrışmaya kaynaklık etmiş olmasıdır. Bilhassa müteşabihat alanına giren hususlarda bu rivayetlerin oluşturduğu yıkıcı etkiyi zaman zaman bu köşede örnekleriyle dile getirmeye çalışıyorum. Sıfatullah ile ilgili meseleler konuşulurken mana ile rivayet vakıasının mutlak surette göz önünde bulundurulması gerekmektedir… Milli Gazete - 26 Ekim 2004

Necdet Tosun'un adını verdiğim çalışmasındaki tesbitine göre Nakşbendîlik'te gizli zikir uygulaması Abdülhâlık Gücdevânî ile başlamıştır. Bu tarikatın Gücdevânî'nin ikinci kuşaktan halifesi Mahmud Encîrfağnevî ile devam eden kolunda, Bahâeddîn Nakşbend'e gelene kadar (yaklaşık iki asır boyunca) cehrî zikir uygulanmış, Hâce Nakşbend ile birlikte yeniden hafî zikre dönülmüştür. Milli Gazete - 30 Ekim 2004

Soru sahibi okuyucum, parasının şu anda bir devlet bankasında döviz hesabında bulunduğunu ve fakat faiz işletmediğini söylüyor. Kendisi faizle işletmese bile parasını faizle iş gören bir kuruma yatırdığı için, faiz sistemine dolaylı bir katkıda bulunmuş olmaktadır. Öncelikle parasını bu kurumdan çekmeli ve –başka türlü güvenceye alması mümkün değilse– hiç olmazsa faizsiz finans kurumlarını tercih etmelidir Milli Gazete - 4 Kasım 2004

Cevşen, Şia'ya ait bazı ikincil kaynaklarda zikredilmiş olmakla birlikte, ne Ehl-i Sünnet'in Hadis musannefatında, ne de Şia'nin temel kaynağı durumundaki "Kütüb-i Erba'a"da yer alır. (Soruda geçen "ehadis-i kütübiye" tamlamasının, "kütüb-i hadisiyye" şeklinde olması gerekiyor.)

Muhtevasının güzelliği ve ifadelerinin akıcılığı sebebiyle olmalıdır ki, ülkemizde de bazı çevreler tarafından benimsenip okunur hale gelmiştir. Özellikle Ahmed Ziyâuddîn Gümüşhânevî merhumun Mecmû'atu'l-Ahzâb'ında yer almasının bunda büyük payı vardır.

Cevşen'i benimseyip okumak için, faziletleri ve Hz. Peygamber (s.a.v)'e Cebrail (a.s) tarafından öğretilmesi konusunda Şii kaynaklarda nakledilmiş bulunan rivayetlerin doğru olduğuna inanmak gerekmez. Metnine hâkim olan çarpıcı güzellik dolayısıyla bu "dua"yı benimseyip okumak başka şeydir, onun Hz. Peygamber (s.a.v)'den rivayetinin sahih olduğunu söylemek daha başka bir şeydir. Milli Gazete - 6 Kasım 2004

Ehl-i Sünnet Kelam ulemasının kabulü ise Allah Teâlâ'ya herhangi bir şekilde mekân isnadının caiz/doğru olmadığı şeklindedir. O'nun Arş'ı istiva etmesini, Arş üzerinde mekân tutması şeklinde anlamak, ardından başka problemleri gündeme taşımaktadır. Doğrusu Allah Teâlâ'nın mekândan münezzeh olduğunu ve ilmiyle her yerde hazır ve nazır bulunduğunu söylemektir. Milli Gazete - 9 Kasım 2004

Hz. Peygamber (s.a.v)'in içtihadının caiz ve vaki olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Usul kitaplarında ayrıntılı bir şekilde münakaşa edilmiş olan bu meselede Ehl-i Sünnet Usul âlimlerinin kahir ekseriyeti Hz. Peygamber (s.a.v)'in kendisine vahiy gelmeyen konularda içtihad etmesinin caiz olduğunu söylerken İbn Hazm buna şiddetle karşı çıkmış, hatta Peygamberler'in, kendilerine vahiy indirilmemiş bir konuda içtihad ederek teşride bulunduğunu kabul etmenin "azim bir küfür" olduğunu söylemiştir. Ayrıca Mu'tezile'nin çoğunluğu da adem-i cevaz görüşünü benimsemiştir. Onlardan Kadı Abdülcebbâr ve Ebu'l-Hüseyin el-Basrî ise cevaz görüşünü tercih etmiştir. Milli Gazete - 9 Kasım 2004

Kur'an'ın murad-ı ilahiye uygun anlaşılmasının ve tatbikinin biricik garantisi Sünnet olduğu için Hz. Peygamber (s.a.v)'in hakemliğini ve belirleyiciliğine başvurmaktan imtina etmek son derece tehlikeli bir tutumdur. Milli Gazete - 9 Kasım 2004

Mezhep ehli ulema, mutlak içtihad dönemi sona erdikten sonra Ehl-i Sünnet'in temerküz ettiği bu dört mezhebin dışına çıkmayı, itikadî bir sapmanın alameti veya vesilesi saydığı için böyle bir sınırlamaya gitmiştir. Zira "mezhep", Din'i ve onun kaynaklarını anlama biçimini yansıtan bir sistemdir. Bu sistemin Fıkhî kabulleri (istinbat metodu) olduğu gibi İtikadî kabulleri de vardır. (Her ne kadar tarih içinde İtikadî sahada Ehl-i bid'at mezheplerden birini benimsediği halde Fıkhî sahada Sünnî amelî mezheplerden birini iltizam erdenler –söz gelimi itikada Mu'tezilî, amelde Hanefî olanlar– bulunmuş ise de, bu paradoksal manzaranın münferit tercihlere münhasır olduğunu söylemek durumundayız.) Milli Gazete - 18 Kasım 2004

Şu halde, amelî sahada dört mezhep dışında bir başka mezhebe ittiba eden kimsede –İtikadî sahada Ehl-i Sünnet olduğunu söylese de– bir "arıza" durumu olduğunu pratikten hareketle söylemek yanlış olmayacaktır. Milli Gazete - 18 Kasım 2004

Mezhep dediğimiz sistem, günümüzde yaygın olarak iddia ve zannedildiği gibi belli bir dönemde oluşup kemikleşmiş bir yapıyı ifade etmediği gibi, "mezhep ehli" ulema da "kör taklid"e saplanmış değildir. Tahkik ehli alimler vasıtasıyla devamlı surette gözden geçirilip içtihadların "tenkih" edildiği bu sistemde "müfta-bih" olan ve olmayan kaviller birbirinden titizlikle ayrılmıştır. Mezhepleri dinamik yapılar halinde yüzyıllar ötesine taşıyan da işte bu faaliyetlerdir. Milli Gazete - 2 Aralık 2004

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BAKIŞ AÇISI-16

BAKIŞ AÇISI-16

Misyonerliğin, sömürgeleştirme hareketlerinin bir öncü kuvveti olduğunu biliyoruz. İkinci Va

MUHAKEMAT DERSLERİ-8

MUHAKEMAT DERSLERİ-8

Ders: Muhakemat Dersleri (8.Ders), Birinci Makale, İkinci Mukaddime’nin devamı İzah: Prof. Dr.

BEN OLACAKTIM Kİİİİİ

BEN OLACAKTIM Kİİİİİ

Üniversite öğrencisi iken pısırık bir hayat yaşayan, “Ben asistan olunca İslami hizmetlere

ŞİFA-İ ŞERİF

ŞİFA-İ ŞERİF

Eser adı: eş-Şifâ bi-(fî)taʿrîfi ḥuḳūḳi (fî şerefi)’l-Muṣṭafâ’ Müellif:

“KUR’AN-I KERİM’E ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR” YANLIŞI

“KUR’AN-I KERİM’E ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR” YANLIŞI

Muhterem Müslümanlar! Mustafa, her seferinde “Kur’an’ın rehberliği”nde yürüdüğünü

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-7

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-7

Bizim köye bir hoca gelmişti. Ben ilkokula gidiyorum. Nasıl bir hoca idi bilmiyorum. Yalnız vaaz

DUA

DUA

Dolu gönderdin, sel gönderdin, zelzele, buz, kurak, kıtlık, ecel gönderdin… DÜŞMAN GÖNDER

KUR’AN NOTLARI-7

KUR’AN NOTLARI-7

-Huruf-u Mukatta 29 surenin başındadır. Bunların 27’si Mekki, ikisi Medeni surelerdir. S. 135

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

Hz. İbrahim(a.s) Kur’an ifadesiyle Hazreti İbrahim ulu’l azm peygamberdir ve ulu’l azm peyg

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

XXI. Mürtedlik (dinden dönme) ile ilgili bölümde geçen büyük günahlar 352-353. KEBİRE:

SÖZ SÖYLEMEDİN Kİ

SÖZ SÖYLEMEDİN Kİ

Geveze bir şahıs, hikmet ehli bir insanın yanına gidip faydasız sözleriyle hikmet ehlini bir s

SİTE HARİTASI