Cevaplar.Org

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-1

Tarih nice yiğitlere, kahramanlara, davası için varını, yoğunu ortaya koyan emsalsiz iman erlerine şahitlik etmiştir. Bunların en önemli ortak noktası; kendileri için bir şey istemeden, ülkesi ve milleti için, din-i mübîn-i İslâm için, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle, gece gündüz demeden gayret etmeleri, gerektiğinde tehlikeye atılmaları,


Orhan Küçük(Prof. Dr)

kucuktr@hotmail.com

2020-07-08 09:59:51

Tarih nice yiğitlere, kahramanlara, davası için varını, yoğunu ortaya koyan emsalsiz iman erlerine şahitlik etmiştir. Bunların en önemli ortak noktası; kendileri için bir şey istemeden, ülkesi ve milleti için, din-i mübîn-i İslâm için, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle, gece gündüz demeden gayret etmeleri, gerektiğinde tehlikeye atılmaları, icab ettiğinde yetkilileri uyarmaları, meyve verdikleri için zaman zaman taşlanmaları, vatanı kendilerinden çok sevmeleri ve bu sevginin ateşini zaman zaman soğuk hücrede bastırmalarıdır.

Mehmet Kırkıncı Hocam da, Erzurum'un yetiştirdiği, dünyaya mal olmuş böyle ender şahsiyetlerden biriydi.

Hocam'ın temel karakteristiği dava adamı olması, kendini Risale-i Nurların neşrine ve böylece vatana, millete, imana ve Kur'an'a hizmete adamasıydı. Bu konuda yer ve zaman mefhumu da yoktu.

Hocam, 1960 darbesi sonrası götürüldükleri Sivas'taki cezaevindeki bir hatırasını şöyle nakletmişti:

Orada namaz kılmayıp, bizim namazımız kılınmış deyip belki de hafife alarak namaz kılmayan Alevilere:

- "Ben şimdi Hz. Ali Efendimize gücendim, niye sizin namazınızı kılmış da, bizimkini kılmamış!"deyip, işin hakikatini ders vermiş, nerede olursa olsun iman hizmeti şuurunu asla elden bırakmamıştır.(1)

Hocam, medrese usulü ders almış, risaleleri ve üstadı duyduktan sonra iştiyakla eserlere sahip çıkmış 1955 senesinde yanında talebesi Molla Zekeriyya olduğu halde, Üstad'ı Isparta'da ziyaret etmiş, üstadın duasına mazhar olmuş ve sonra memleketine dönerek nur hizmetine dört elle sarılmıştır.(2)

O günün koşullarında halk Risale-i Nurları tanımıyor, bu metod yeni bir yöntem olarak ortaya çıkmış, kimisi çok endişeli yaklaşıyor, takip var, tecessüs var, imkânlar kısıtlı, ulaşım zayıf, iletişim noksan fakat inanç var! Hocam da bu inançla yollara düşüyor, ilçe ilçe, köy köy, il il risaleleri anlatmaya çalışıyor. Yer yer rica ediyor evlerde ders yapıyor, yer yer medreselere, dergâhlara misafir oluyor. Zikri, hatme-i hacegânı dinliyor, sonra "ben de şu eserden okuyabilir miyim?" diyor ve derdini okuyor. Mucizât-ı Ahmediye okuyor, Asa-yı Musa okuyor, Haşir bahsini okuyor.

Hocam bir kere temelde tüm zamanı hizmetle geçen bir âlim, hoca ve fikir adamıydı. Kapısı Kümbet'te herkese açık, sabah namazından itibaren belli gruplarla farklı dersler okur, gelenlerle çay içer, risale okur, namazlarını kılar, belli zamanlarda halk ile iç içe olurdu. Her gün bir programı vardı. Gider umumi ders, esnaf dersi, talebe dersi nevinden risale dersini yapar, icab ederse il dışına gider, dersini okur, mesajını verir, yine Kümbet'e dönerdi. Bütün hayatı bu şekilde iman, Kur'an ekseninde devam ederdi. Okur, anlatır, yazardı…

Teşbihte hata olmasın; bir ayağı Kümbet'te Nur Dersi'nde, diğer ayağı da âlemle irtibat halinde idi. Bu minvalde pek çok örnek var. Hatırımda kaldığı kadarıyla, kendi anlattığı şu hatırasını paylaşabilirim: Sadece Risale-i Nur değil, dini kitapların basılması ve okunmasını yasaklayan, genel içerikli bir kanun hazırladığı ve meclise sunulacağını kendisine haber verilince, Ankara'ya gitmiş ve Meclis'te genel kurula geçmek üzere iken dönemin yetkilerine ulaşarak mevzuyu anlatmış. Başbakan:

- Benim içerikten haberim yok, bir baktırayım! demiş ve bu madde kanundan çıkarılmış. (3)

Farklı zamanlarda sorumluluk alarak yetkililere ulaşmış, mektup yazmış veya temennilerini bildirmiştir.

Kenan Evren'e; 1980 darbesinden sonra, 1982 yılında dine ve ahlâka önem verilmesi, okullarda zorunlu din dersi okutulması tavsiyesi ile mektup yazmıştır.

28 Şubat'ta belli kesimler bir taraftan tarikat ve cemaatleri aşağılayıp bir taraftan İran korkusu pompalarken, Hocam gereğini yerine getirdi ve sorumluluk alarak açıklama yaptı:

"Bazı hadiseleri büyütmek doğru değil, çünkü bazıları habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapıyor. Tarikatların bu ülkeye faydadan başka bir şeyi olmamıştır. Tarikatlar korkulacak şey değildir."

"Aslında o insanlar şeriatın ne olduğunu bilmiyor. Şeriat korkulacak bir şey değildir. Gusül abdesti almak, bir dostla selamlaşmak, tokalaşmak, sohbet etmek dahi şeriattır.

"Türkiye İran olamaz, çünkü orada insanlar mollaya bağlanır, o öl dese ölür. Mollalar her şeydir. Onlar Şia'dır. Bizde ise bağlandıkları, inandıkları insan hata yaparsa, vatandaş onu uyarır. Uyarmak zorundadır. İran'da böyle değildir. Orada ruhbanlık sınıfı vardır. Hiç kimse Türkiye'yi İran yapamaz."

90'larda bu mevzular sıcaklığını korurken, bir sohbeti sonrasında, parkasıyla vs. o gruba yakın olduğu izlenimi veren biri Hocamın yanına, oturduğu divana yaklaştı. Ben de koştum, yanında durdum. Genç, Hocama şeriatla ilgili bir şeyler sordu, yönetimle, siyasetle ilişkili, biraz Dar'ul Harp konusunda bir şeyler söyledi. Hocam birkaç husus ifade etti. Son tahlilde:

- Yalan söylemezseniz şeriattır, söylerseniz şeriat değildir. Haram yemezseniz, namaz kılarsanız şeriattır, haram yerseniz, namaz kılmazsanız şeriat değildir diyerek, siyaset meselelerinden çok, şahsi amellere dikkat edilmesi gereğini ders verdi. Genç kalktı, refakat ettim, gitti.

Kendisinin birkaç yönünü ifade etmem gerekirse şunları söyleyebilirim: Kümbette hocalarla kelam, mantık, fıkıh okur, aynı zamanda gençler gelir, onların uzun sorularına, yorucu anlatmalarına katlanır, incitmeden cevap verir.

Bütün ihtilallerden nasibini alan Hocam, 1980 ihtilalinden sonra, "ihtilale sevinecek hale gelmiştik" anlamında, "ihtilal olunca ortalık duruldu" demesi üzerine, yıllarca eleştirilmiş, iman hakikatleri ile tanışmasına vesile olduğu kişiler tarafından bile hedefe konmuştur. Oysa bu konuda bana söylediği kanaati:

-"En kötü yönetim, yönetimsizlikten iyidir, en kötü devlet, devletsizlikten iyidir" biçimindedir.

Hocam aynı zamanda bir ülke sevdalısı, Osmanlı hayranıydı. Karayolu ile Hacca giderken, Suriye üzerinden gittikleri için, Şam civarında olabilir, bir yerde mola veriyorlar. Orada su içecekler, ihtiyaçlarını karşılayacaklar. Oradaki birileri Hocamlara ters davranmış. Hocam orada durumu sormuş, "bu tavrınız nedir?" demiş.

- Siz bizi sömürdünüz demişler.

Böyle denince, anlamazlıktan gelmiş;

- Neyi sömürmüşüz, siz kimsiniz, biz kimiz? 

- Yine, Siz bizi sömürdünüz, demişler.

Hocam ısrar edince, ağızlarındaki baklayı çıkarmışlar:

- Osmanlı bizi sömürdü.

Hocam, içi boş, slogan biçiminde dolduruşa geldiklerini anladığı kişilere sormuş:

- Öyle mi? Osmanlı sizi sömürdü mü? Ben Osmanlı'nın torunuyum, dedemin size borcunu ödemeye geldim. Dedem sizin neyinizi sömürmüş söyleyin!

Ses yok, Hocam tekrar etmiş:

- Dedem sizin neyinizi sömürdüyse söyleyin, size ödeyeceğim!

Yine kem küm olunca, içi boş, slogan biçiminde dolduruşa geldiklerini anladığı kişilere:

- Sizin neyiniz var da Osmanlı sizi sömürsün? Açlıktan ölüyordunuz, hurmanız vardı, o da size yetmiyordu, Devlet-i âl-i Osman size bakıyordu. Petrol derseniz, yeni bulundu. Siz kimsiniz de, sizi Osmanlı sömürecek!(4)

Ahh Hocam ah!

Hocam aynı zamanda gönül adamıydı, dert dinlerdi, sohbet eder, sohbeti edilirdi.

Bayburtlu değerli alim İnam Hoca ile hukuku iyiydi. İnam hoca rahmetli olunca, Kırkıncı Hocam, İnam Hocanın yeğeni, emekli imam hatib ve has bir nur talebesi olan Halis Kılıçarslan hocaya:

- Hoca rahmetli oldu, sen buraya gel demişti. O da;

- Sizin yanınızda İnam Hoca olmak lazım demiş, tevazuu elden bırakmamıştı.

Aynı Hocam yanına götürdüğüm gençlere uzun uzun katlanmıştı. Hediye kitap da alarak imzalatmak üzere Hocam'a gittiğimiz gençler uzun uzun anlatmak istiyorlar, soru soruyorlar, ben "evet gençler" diyorum, ama heyecanlanıyorlar, kalkmak istemiyorlar, Hocam bunları sabırla dinliyor, "yaa tebi tebi" diyor, sorulara cevap veriyor, Boynukalın ağabey de tebessümle eşlik ediyordu.

Hocam'a bir taraftan siyasiler geliyor fikir danışıyor, ya fırça yiyor ya tebrik alıyor, bir taraftan da halkın içinde olduğundan, yer yer esnaf ziyareti yaptığından avam, usûl erkân bilmeden soruyor veya yüklenebiliyordu.

Süleyman Demirel Başbakanlığı döneminde Hocamı ziyaret ediyor. Hocam bir yerde; yeis mani-i herkemaldir, deyince Demirel hemen heyecanla kalemini çıkarmış; "nasıl dediniz Hocam nasıl, bir daha söyleyin, demiş.

Hocam da; ben demiyorum, Bediüzzaman diyor, demiş ve izah etmiş.

Bir keresinde ben yanındayken siyasiler geldiler. Ülke iyi yönetilmiyordu. Hocam yetkili olanını önüne oturttu, ders verdikten sonra büyük sağ eli ile başının üstüne birkaç kere vurdu:

- Akıllı olun, akıllı olun, akıllı olun!

Biraz daha sert vursa neredeyse yere çakacaktı. Sonra ben siyasinin paltosunu tuttum gitti.

Aynı Hocam bir dükkâna girdiğinde kendisine:

- Hoca sen ey geldin. Söyle bahim biz evde bi teneyinen idare edemezken, cennette 80 teneyinen nasıl baş edeceyıh? 

Diyen avami tutuma keskin mantığıyla şöyle ders verir:

- Sene('Sana'nın Erzurumcası) ne? Onu cennete giden düşünsün.(5)

Evet, Hocam zamanında esnaf ziyareti yapardı. 15-20 sene evvel ben bir mağazada idim, oraya girdi. Elini öptük, oturdu. O zaman kart yok, taksit var.

- Orhan gardaşıma ne istiyorsa verin' dedi, kefil oldu.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BAKIŞ AÇISI-16

BAKIŞ AÇISI-16

Misyonerliğin, sömürgeleştirme hareketlerinin bir öncü kuvveti olduğunu biliyoruz. İkinci Va

MUHAKEMAT DERSLERİ-8

MUHAKEMAT DERSLERİ-8

Ders: Muhakemat Dersleri (8.Ders), Birinci Makale, İkinci Mukaddime’nin devamı İzah: Prof. Dr.

BEN OLACAKTIM Kİİİİİ

BEN OLACAKTIM Kİİİİİ

Üniversite öğrencisi iken pısırık bir hayat yaşayan, “Ben asistan olunca İslami hizmetlere

ŞİFA-İ ŞERİF

ŞİFA-İ ŞERİF

Eser adı: eş-Şifâ bi-(fî)taʿrîfi ḥuḳūḳi (fî şerefi)’l-Muṣṭafâ’ Müellif:

“KUR’AN-I KERİM’E ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR” YANLIŞI

“KUR’AN-I KERİM’E ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR” YANLIŞI

Muhterem Müslümanlar! Mustafa, her seferinde “Kur’an’ın rehberliği”nde yürüdüğünü

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-7

ŞİFA TEFSİRİ NOTLARI-7

Bizim köye bir hoca gelmişti. Ben ilkokula gidiyorum. Nasıl bir hoca idi bilmiyorum. Yalnız vaaz

DUA

DUA

Dolu gönderdin, sel gönderdin, zelzele, buz, kurak, kıtlık, ecel gönderdin… DÜŞMAN GÖNDER

KUR’AN NOTLARI-7

KUR’AN NOTLARI-7

-Huruf-u Mukatta 29 surenin başındadır. Bunların 27’si Mekki, ikisi Medeni surelerdir. S. 135

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

Hz. İbrahim(a.s) Kur’an ifadesiyle Hazreti İbrahim ulu’l azm peygamberdir ve ulu’l azm peyg

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

BÜYÜK GÜNAHLAR-16

XXI. Mürtedlik (dinden dönme) ile ilgili bölümde geçen büyük günahlar 352-353. KEBİRE:

SÖZ SÖYLEMEDİN Kİ

SÖZ SÖYLEMEDİN Kİ

Geveze bir şahıs, hikmet ehli bir insanın yanına gidip faydasız sözleriyle hikmet ehlini bir s

SİTE HARİTASI