Cevaplar.Org

BENİM GÖZÜMLE-1

Değerli ziyaretçilerimiz, Ebubekir Sifil hocamızın bilgisayarımdaki dört senelik yazı ve söyleşilerini seri bir okumayla bir şahıs indeksi hazırladım. Ebubekir Hocamızın 2003-2007 seneleri arasındaki gazete, dergi yazıları ve kendisiyle yapılan söyleşilerden oluşan bu notlar,


Ebubekir Sifil(Doç. Dr)

esifil@yahoo.com

2020-05-27 13:21:54

Değerli ziyaretçilerimiz, Ebubekir Sifil hocamızın bilgisayarımdaki dört senelik yazı ve söyleşilerini seri bir okumayla bir şahıs indeksi hazırladım. Ebubekir Hocamızın 2003-2007 seneleri arasındaki gazete, dergi yazıları ve kendisiyle yapılan söyleşilerden oluşan bu notlar, bize genel bir bilgi verecek mahiyetinde. Ancak inşallah bundan sonra 2007'den sonraki yazıları da gözden geçirerek bu arşivi genişletmek arzu ediyorum.

Ehl-i Sünnet perspektifi ile konu ve eşhasa nazar eden Sifil hocamız, çok titiz ve önyargısız olarak düşünce ve kanaatlerini okuyucularıyla paylaşıyor. Kalem ve kelam ahlakına çok dikkat eden bir şahsiyet. Şahsen ben kendisinden çok istifade ediyorum, çok da sevgim var. 

Elbette her konuda o isabet edecek ve her konuda aynı şeyleri düşünmek zorunda değiliz. Biz insanları değerlendirirken fikir namusuna verdiği öneme bakıyoruz.

Kendisinden notları yayınlama hususunda telefonla izin aldık. İnşallah her hafta bölümler halinde neşredeceğiz. Bu vesileyle bu notların istifadeye medar olmasını diliyor, hocamıza bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyorum. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org

Abdülhakim Arvasi

Seadet-i Ebediye isimli malum ve meşhur eserde (413 vd.) zikredildiğine göre Seyyid Abdülhakim Arvasi, kendisine yöneltilen bazı soruları muhtevi bir mektubu cevaplandırırken bu meseleye de temas etmiş ve Ehl-i Sünnet âlimlerin eserlerinde mevzu hadis bulunmadığını söylemiştir. Seyyid Abdülhakim Arvasi'ye nisbet edilen –ve es-Sehâvî, Ali el-Karî gibi âlimlerin kadrini tenkis ettiği dikkat çeken– bu mektup gerçekten ona ait ise, orada bazı eserleri savunmaktan imtina ettiği görülüyor. Mesela İhyâ'nın pek çok bahsinin olduğu gibi –muhterem hocam Prof. Dr. Bilal Saklan'ın tesbitine göre– içerdiği rivayetlerin yarıdan fazlasının da kaynağı olan Kûtu'l-Kulûb, "dinin temel bilgilerini bildiren bir kitap olmadığı" ve "Melahim" türü kitaplar, "dinin temelini kuran kitaplardan olmadığı" gerekçesiyle Seyyid Abdülhakim Arvasi tarafından müdafaaya değer bulunmamış. Milli Gazete - 22 Mart 2003

Abdülfettah Ebu Gudde

Merhum Abdülfettâh Ebû Gudde'nin, Hadis ilmine yaptığı unutulmaz hizmetler meyanında Nûh b. Ebî Meryem hakkında en duyurucu tahkikatı yapan kişi olarak da anılması bir ilim ve vefa borcudur. Milli Gazete - 15 Temmuz 2003

İşgal edilen ülkesini savunmak için kimilerinin "intihar eylemi", kimilerinin de "şehadet eylemi" dediği eylem tarzından başka bir imkânı bulunmayanların bu hareketinin hükmü konusunda günümüz araştırmacıları farklı görüşler benimsemiş görünüyor.

Yıllar önce Konya'ya geldiğinde merhum Abdülfettâh Ebû Gudde'ye de bu soru sorulmuştu. Bu durumda eylemin adına "intihar eylemi" denmesinin yanlış olduğunu söylemiş ve bunun kesinlikle "şehadet eylemi" olduğunu, üzerine basarak vurgulamıştı. Milli Gazete - 16 Aralık 2004

Eser ve şahıs isimlerinin zabtı konusunda –haklı olarak– özel bir hassasiyet gösterdiğini bildiğimiz Abdülfettâh Ebû Gudde merhum.. Milli Gazete - 6 Şubat 2006

Bu seri yazının başlarında naklettiğim "müceddit" tanımını esas aldığımızda, asrın mücedditlerinden birisinin merhum Abdülfettâh Ebû Gudde olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. H. 1417 (m. 1997) yılında vefat etmeden çok daha önceleri özellikle Hadis ilimlerine yaptığı hizmetlerle dünya çapında ün yapmış bir âlim olduğunda dost-düşman herkes müttefiktir. Bıraktığı eserler ve yetiştirdiği talebeler de bunun en sadık şahididir. Milli Gazete 5 Mart 2006

Adnan Oktar(Harun Yahya)

Harun Yahya'nın bir önceki yazıda alıntıladığım ifadelerinde görülen en önemli eksiklik, –yine bir önceki yazıda değindiğim gibi– konuyu son derece kısa ve muğlak ifadelerle geçiştirmesidir. Milli Gazete 25 Kasım 2003

* Harun Yahya'ya göre hiçbir mü'min cehenneme girmeyecektir; cehenneme girenlerin tamamı kâfirdir. Milli Gazete 25 Kasım 2003

Harun Yahya'nın, "cehenneme giren hiç kimsenin oradan bir daha çıkamayacağı" iddiası, modern zamanlara özgü bir "moda" olan "Kur'an müslümanlığı" (ya da daha doğru ifadesiyle "meal müslümanlığı") akımına niçin ısrarla karşı durmamız gerektiğine açık bir örnek teşkil ediyor. Kur'an'ı, başka hiçbir kaynaktan yardım almadan "gereği gibi" ihata edebileceğini, onu bir bütün olarak "murad-ı ilahi"ye uygun tarzda kavrayabileceğini söyleyenler, aslında ne söylediklerinin çok da farkında değiller... (Harun Yahya'nın "tam olarak" bu tavırda olup olmadığı bir bahs-i diğer.) Milli Gazete 29 Kasım 2003

Harun Yahya'nın kaleminden çıkan Hazreti İsa'nın Geliş Alametleri ise (birinci baskı, Aralık-2003) çok daha geniş kapsamlı bir çalışma. Ekim 2003'te neşrettiği Hazreti İsa Gelecek isimli kitabın birkaç katı hacminde genişletilmiş versiyonu olarak nitelendirebileceğimiz bu çalışma, Temmuz 2003'te yayımladığı Mesih Müjdesi'nin ardından konuyu adeta taçlandırmış. Hz. İsa (a.s)'ın ref' ve nüzulüyle ilgili ayet ve hadisler yanında pek çok âlimin eserinden hatta Kitab-ı Mukaddes'ten istifade edilerek hazırlandığı görülen bu kitaplar, Harun Yahya'nın diğer eserlerinde olduğu gibi görsel bakımından da oldukça ilgi çekici.

Bu mesele açılmışken, Harun Yahya'nın çalışmalarında da kendisine atıf yapıldığı görülen –ve bu köşede daha önce söz konusu ettiğim– Kelde b. Zeyd ve Esme'l-Mesâlik adlı kitap hakkında şu ana kadar tatmin edici bir açıklamaya ulaşamadığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Konuyla ilgilenen ve bazı dokümanlara ulaşmamı sağlayan kardeşlerime buradan teşekkür ediyorum. Milli Gazete - 31 Ocak 2004

Adnan hoca ekibinin son zamanlarda "Ahir zaman", "Kıyamet alametleri", "Nüzul-i İsa (a.s)", "Mehdilik"… meselelerine ağırlık verdiği dikkat çekiyor. Ehl-i Sünnet'in aktüalite ile de kesişen bu hususlardaki kabullerini, gerçeği eğip bükmeden yansıtmaları şayan-ı tebrik bir duruş gerçekten. Özellikle Nüzul-i İsa (a.s) meselesinin "şahs-ı manevî" yorumlarıyla sulandırılmaya çalışıldığı böyle bir dönemde, Bediüzzaman merhumun eserlerinde bu tür bir yoruma dayanak bulunmadığını ortaya koymaya matuf olduğu anlaşılan çalışmaların altı çizilmeli. Milli Gazete - 31 Temmuz 2005

Söz buraya gelmişken bir-iki noktaya dikkat çekme ihtiyacı hissediyorum. Sözünü ettiğim yayınların yanında gönderilen kitapçıklarda, Ahir zamanda meydana gelecek hadiseler Bediüzzaman merhumun anlatımları merkezinde ve değişik eserlerden iktibaslarla nakledilmiş. Ancak öyle teknik detaylara girilmiş ki, konu hakkında yeterli bilgisi olmayan bir okuyucunun kafasının karışması işten değil.

Söz gelimi Hz. Mehdi'nin, "zamanının en büyük müçtehidi" olarak mevcut bütün Fıkhî mezhepleri kaldıracağının ve sadece kendi içtihadını kaim kılacağının söylenmesi, siyaseti dindar İsevîler'e bırakacağının ileri sürülmesi ve bunun hangi aşamada olacağının tartışılması, yeryüzüne indiğinde Hz. İsa (a.s)'ın, Hz. Mehdi'ye (sadece indiği andaki namazda değil, anlaşılan, bütün sahalarda) tabi olacağının iddia edilmesi vs.

Oysa açıktır ki, bunların tümü birer yorumdur ve "mutlak hakikat" gibi takdim edilmeleri doğru değildir. Medya marifetiyle halkın da tartışma gündemine sokulmuş bulunan bu meselelerde böyle sübjektif yorumları öne çıkartmak ne kadar doğrudur, bir daha düşünülmesi gerekir!. Milli Gazete - 31 Temmuz 2005

Ahmed Bin Hanbel

Yine bu tarz kitaplar bize, İmam Ahmed b. Hanbel'in durduğu yerin, "Selefî"kardeşlerimizin çizgisiyle örtüşmediğini görme imkânı veriyor. Mesela ez-Zehebî'nin Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'sında (XI, 212) naklettiğine göre İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (s.a.v)'in saçıyla "tevessül"de bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir. Milli Gazete - 1 Temmuz 2003

Ahmed Cevdet Paşa

Ahmet Cevdet Paşa, engin devlet tecrübesi (Evkaf, Maliye ve Adliye nazırlığı görevlerinde bulunduğunu hatırlayalım), İslamî ilimlere vukufiyeti (bir ara Şeyhülislamlık makamına getirilmesi söz konusu olmuştu) ve dirayeti ile öne çıkan en parlak simalarımızdandır.

 Ancak onu önemli kılan, sadece bu müstesna özellikleri aynı anda taşıması değil, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin en kritik dönemlerinde, hadiselerin bizzat içinde yer almış, hatta hadiselere vaziyet edilmesinde birinci derecede rol oynayacak konumda bulunmuş birisi olmasıdır.

Daha enteresanı, bir "Tanzimat paşası" olarak, Mustafa Reşit Paşa'nın yanında yer alanın da, Sultan II. Abdülhamit'in 30 küsür sene başarıyla uyguladığı "İslam Birliği" siyasetinde kendisine fikrî/lojistik kaynaklık edenin de aynı Cevdet Paşa olması...

Osmanlı Devleti'nin en önemli "kırılma noktaları"nı yaşadığı zaman dilimlerinin bizzat müşahidi olarak Tanzimat hareketinden "Tanzimat-ı Hayriye" diye bahseden, akabinde İslam dünyasının son zirve kanun kodifikasyonu olan Mecelle'nin hazırlanmasında şüphesiz en büyük fiilî katkıyı sağlamış olan Ahmet Cevdet Paşa, Modernleşme maceramızın bugünkü sürecinin sağlıklı değerlendirilmesi için bulunmaz bir kaynak iken, kendisinden yeterince istifade edemediğimiz ortada. Milli Gazete - 24 Mayıs 2003

Osmanlı Devleti'nin modernleşme sürecindeki ivmesinin yükseldiği bir dönemde, eteğini modernleşme rüzgârına kaptırmamış bir ilim ve devlet adamı olarak Cevdet Paşa'nın değerlendirmeleri, gözlemleri, teklifleri ve "duruşu" bizim için bugün kesinlikle bigâne kalınamayacak öneme sahip. Olaylara "medeniyet" ufkundan bakabilen böyle bir "değer"i görmezden gelmenin tek anlamı olabilir: Kendimizi imkânsızlığa ve çıkmazlara mahkûm etmek... Milli Gazete - 24 Mayıs 2003

Fıkhî kaidelerin tesbiti İbn Nüceym ile başlamış, ancak onun ardından cüz'î bazı ilaveler dışında bu alanda kayda değer bir çalışma yapılmamıştır. Hanefî mezhebinin "muamelat" sahasındaki fetvalarının kodifikasyonu ve mukarrer kaideler halinde tesbiti ancak Mecelle ile mümkün olmuştur.

"Kavâid", Usul ile füru arasında yer alan bir sahadır. Usul'den hareketle fer'î meselelerin çözümünün mukarrer kaidelere bağlanması, hem konunun ilgililerine büyük kolaylıklar sağlar, hem de oldukça zor bir uğraştır. Bu bakımdan Mecelle bir Usul kitabı olmaktan çok kanun kitabıdır.

"Muamelat" sahasına giren bütün konuları ihtiva etmediği halde –kaleme alındığı dönemden bu yana– ikmali yolunda herhangi bir faaliyet görülmediği dikkate alındığında Mecelle'nin ne denli önemli bir çalışma olduğu daha iyi anlaşılacaktır. İslam'ın reformizasyonu/modernizasyonu bahis konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanların, Mecelle'yi –bırakalım "aşma"yı– anlayacak ve yorumlayacak çaptan bile mahrum olduğu bir vakıadır....

Mecelle, ancak konunun uzmanlarının istifade edebileceği bir eserdir. Ali Haydar Efendi tarafından "Düreru'l-Hükkâm" adıyla ve Mes'ud Efendi tarafından "Mir'âtu'l-Mecelle" adıyla şerh edilmiş ise de, yine de alt yapısı olmayanların istifade edebileceğini söylemek zordur. Milli Gazete - 20 Temmuz 2004

-Devam Edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-1

BİR KIRKINCI HOCA GEÇTİ-1

Tarih nice yiğitlere, kahramanlara, davası için varını, yoğunu ortaya koyan emsalsiz iman erle

DİLİMİZE BİR ŞEY OLDU

DİLİMİZE BİR ŞEY OLDU

Okumasını ve yazmasını unutalı, dilimiz kuş diline döndü. Aslına bakılırsa kuş dilinden

MUHAKEMAT NOTLARI-15

MUHAKEMAT NOTLARI-15

Ders: Muhakemat-15.Ders, (1.Makale, 8. Mukaddime, devam) İzah: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz İzah e

BAKIŞ AÇISI-7

BAKIŞ AÇISI-7

Ulema, Sahabe arasında içtihad seviyesine ulaşmış olanların sayısının 30'u bulmadığını

ÂLİMLERE VE KENDİSİNDEN ÖNCEKİ MÜSLÜMANLARA KARŞI SAYGISIZLIĞI

ÂLİMLERE VE KENDİSİNDEN ÖNCEKİ MÜSLÜMANLARA KARŞI SAYGISIZLIĞI

Muhterem Müslümanlar! Mustafa İslâmoğlu kasıtlı ve planlı olarak hem âlimlere hem de kendi

ANLAMADAN KUR’AN OKUMANIN FAYDASI VAR MI? ÖLÜYE KUR’AN OKUNUR MU?

ANLAMADAN KUR’AN OKUMANIN FAYDASI VAR MI? ÖLÜYE KUR’AN OKUNUR MU?

Sordular: -Hocam, Kur’an’ı anlamadan okumanın faydası yoktur, diyenler var. Bir de bazı ho

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-13

MAHMUD TOPTAŞ HOCAMIZDAN GÜLDESTE-13

Okullarımız da, arkadaşlarımıza (ki, siz onların dilinden daha iyi anlarsınız) Müslümanca,

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-11

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-11

Eşref Ali Tehanevi(Hintli büyük allame ve sufi) İmam Rabbani ve izindekilerden sonra, geçen y

ŞİRK SAYILAN AKIMLAR (1)

ŞİRK SAYILAN AKIMLAR (1)

1-Politeizm: Yunanca poly (çok) ve theoi (tanrı) sözcüklerinden türeyen politeizm, sözlük an

BÜYÜK GÜNAHLAR-7

BÜYÜK GÜNAHLAR-7

112. KEBİRE: Yıldızların tesirine inanmak. Yağmur yağdıktan sonra, falanca yıldızın doğ

BENİM GÖZÜMLE-7

BENİM GÖZÜMLE-7

İmâmu'l-Harameyn el-Cüveynî İmam el-Gazzâlî'nin hocası olan ve özellikle Kelam sahasında

Allah kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

Tâ Hâ, 8

GÜNÜN HADİSİ

"Tutumlu kişi asla fakir olmaz."

Taberani

TARİHTE BU HAFTA

*Rumelihisarı Açıldı(9 Temmuz 1452) *Nurettin Topçu'nun Vefatı(10 Temmuz 1975) *Mısır, İngilizler Tarafından İşgal Edildi.(11 Temmuz 1882) *Kanuni'nin Tebriz'i Fethi.(13 Temmuz 1534) *Hz.Aişe(r.a.) Validemizin Vefatı(14 Temmuz 678)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI