Cevaplar.Org

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-3

Abdulhamid Bin Badis(Cezayirli düşünür) *Şam’da Behçet el Bitar, Cemaleddin Kasımi, Mısır’da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Fas’ta Allal el Fasi ve Cezayir’de Abdulhamid Bin Badis gibiler reformcu selefiler arasında sayılabilirler. Bununla birlikte yelpazeleri çok geniştir ve onları bir akım ve çatı içinde değerlendirmek adeta imkânsızdır


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-05-01 08:10:17

Abdulhamid Bin Badis(Cezayirli düşünür)

*Şam'da Behçet el Bitar, Cemaleddin Kasımi, Mısır'da Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Fas'ta Allal el Fasi ve Cezayir'de Abdulhamid Bin Badis gibiler reformcu selefiler arasında sayılabilirler. Bununla birlikte yelpazeleri çok geniştir ve onları bir akım ve çatı içinde değerlendirmek adeta imkânsızdır.

* Cemiyeti Ulema'nın kurucusu Abdulhamid Bin Badis Selefi ekole mi mensuptur yoksa çağdaş Mutezile akımını mı temsil etmektedir? Buradaki tartışma Muhammed Abduh ile ilgili tartışmanın bir devamı ve türevidir. Bin Badis tefsirinde yararlandığı kaynakları açıklarken Razi'nin Mefatihu'l Gayb'ı ile Zemahşeri'nin Keşşaf'ını da saymaktadır. Muhammed Abduh'un tefsir geleneğindeki baş ucu kitabı Keşşaf'tır. Ondan dil aracı olarak yararlanmanın ötesinde modernizme kapı ve anahtar yapmıştır. Bin Badis de tefsirinde ise bu kaynaklardan yararlanmakla birlikte Keşşaf'ın yönteminden değil dil ustalığından yararlanmıştır. Bin Badis'i savunanlar onun Muhammed Abduh gibi modernist olmadığını ifade ediyorlar. Burada elbette bir iltibas var. O da şudur: Muhammed Abduh Mutezile'den modernizme köprü kursa da çok kimlikli bir kişiliktir. Dolayısıyla ondan etkilenenler bu kimliklerinin bazılarından etkilenmektedirler. Bu açıdan Bin Badis'i tefsir anlayışında selefi mi yoksa Mutezileyi mi esas aldığı tartışma konusu olmuştur. Kısaca sevenleri tefsir anlayışında Bin Badis'in Muhammed Abduh ekolünden uzak olduğun savunmaktadır.

* Bin Badis'in tasavvufa mesafeli oluşu ise daha ziyade Reşid Rıza'nın anlayışına tekabül etmektedir.

Abdülkadir Akçiçek(mütercim)

Bir başkası ise şiir gibi çevirileriyle temayüz eden Abdülkadir Akçiçek'tir ki, çevirilerinden çok istifade ettim. Abdülkadir Geylani ile İmam Rabbani ile milletin kitabiyat üzerinden buluşmasına vesile ve köprü olmuştur. Abdulkadir Geylani'nin Fethürrabbani kitabını İlahi Armağan ismiyle çevirmiş ve çok da tutulmuştur. Akçiçek'in çevirileri o günlerin ortamını halavetlendirmiştir (tatlandırmıştır). Onlarca müelliften onlarca çevirisi bulunan Abdülkadir Akçiçek en nihayet 22 Ocak 1989 tarihinde Hakka yürümüştür. Geride sadaka-i cariye hükmünde çeviriler bırakmıştır.

Abdülkadir Cezairi(19. Asırda Cezayir Milli Kahramanı)

Abdulkadir el Cezairi'nin masonluğa girip girmediği tartışmalı bir husustur. Lakin masonlar bu imajı yaymak ve böylece kendilerini meşrulaştırmak ve ötesinde İslamın kahramanlarını manevi anlamda tezyif ve hatta linç etmek isterler. 

Abdülkadir Geylani

Günümüzde yine Geylani'nin torunlarından olan Ebu'l Hasan en Nedevi Ricalü'd da've (Davet Adamları, Kayıhan Yayınları) serisinde Geylani'den bahsetmiş bulunuyor. Keza yine Geylani ailesinden Macid Arsan Geylani, Hakeza Zehare Cilu Salahaddin Hekeza Adeti'l Kuds ( Salahaddin Nesli Böyle Zuhur Etti ve Kudüs Böyle Geri Alındı) kitabında Geylani'nin ıslahçı ve siyasi rolünden bahsetmekte ve müdellel bir biçimde Nureddin Zengi-Salahaddin Eyyübi'nin manevi zemininin hazırlayıcılarından olduğuna temas etmektedir.

Keza Libyalı meşhur yazarlardan Muhammed Ali Sallabi de bazı eserlerinde Geylani hakkında geniş analizler yapmış ve bu analizleri müstakil bir kitap olarak da basılmıştır. 

 Muhammed Mahmud el Kadiri Bey yazmış olduğu yeni kitabın bütün bu anılan kitaplardan daha fazla analiz ve bilgi yüklü ve farklı yönleri olduğunu anlattı. Elbette Şah-ı Geylani büyük sufidir ve onun yanında âlim ve hukukçudur ve onun ötesinde büyük ıslahçılardan birisidir. Çığır açan şahsiyetlerdendir. Bundan dolayı cezbe kaynağı ve vesilesidir.

Benim Abdülkadir Geylani hazretlerine yönelik ilgim Muhammed Mahmut el Kadiri Bey'in de dikkatini çekti. Nedenini ve kaynağını sordu. Küçüklükten çevremden ve okumalarımdan edindiğimi söyledim. Bizzat hizmetleri ve mazhar oldukları inkişaf benim de olmak üzere herkesin ilgi nedenidir. Bu gibi zevat İslam'ın hucceti sayılırlar. Dolayısıyla müminlerin muhabbetini hak ederler.

* Abdulkadir Geylani, döneminde Mısır'a ve onun ötesinde yer yer Şam'a hâkim olan ve ona kadar uzanmış olan Ehl-i Beyt istismarcısı Fatımileri yıkmak ve tepelemekle meşguldür. Daha doğrusu bu çığıra manevi destek vermekte ve siyasileri yönlendirmekte ve yüreklendirmektedir. Bundan dolayı Şiiler onun Ehl-i Beyt mensubiyetini çakma veya intihal sayarlar. 

Abdülkadir Hatip(Iraklı âlim)

Bağdat'ta ondan ilim ve feyz alan İhsan Musli bir menkıbesini şöyle anlatmaktadır: "Bir cuma hutbesinde ağzından hissi kable'l vuku olarak şunlar dökülmüştü; ''Türk Milleti Müslüman bir millettir. Allah ve Rasülü'nün yolundan hiç sapmadan mücadele ettiler. Türklerin İslama hizmeti büyüktür. Öyle zannediyorum ki, Türkler ''Türkiye'' bir savaşa girebilir. Bu savaş, Allah'ın izni ile Türklerin lehine olacaktır. Türklere dua edelim...''

Bu hutbeden yıllar sonra Türkiye, 1974 Kıbrıs savaşına girdi ve başarılı oldu. Bir Osmanlı hayranı olan allame Abdülkadir el-Hatip, 8 Eylül 1969 yılında, yatsı namazını müteakip, el-Bendenici Tekkesi zikir halkasından döndükten sonra, Azamiye'deki evinde Hakk'a yürümüştür. Bu tekke Osmanlı padişahı Sultan 4. Murad Han tarafından yaptırılmıştır (http://www.ortadogugazetesi.net/ makale.php?makale=abdulkadir-el-hatibi-rahmetle-aniyoruz&id=13318)…"

Abdülkadir Udeh(Mısırlı Hukukçu ve İhvan lideri)

Amerikan İslam'ına göre, kadının parlamentoya girip girmemesine dair fetvalar sormak caizdir. Abdesti bozacak hususlarla ilgili sorular serbesttir. Lakin İslam hukuku ve İslam siyasi sistemi hakkında sormak caiz değildir ve mer'i sisteme göre kırmızı çizmeyi geçmek ve çizmeyi aşmaktır. Herhalde Abdulkadir Udeh'in 1954 yılında idamı, İslam ceza hukukuna dair yazdıkları ve hukuki taleplere cevap veren eserleri nedeniyle olmalıdır.

Abdülkerim Zeydan(Iraklı âlim)

 İmam-ı Şafii gibi hayatı Mısır, Yemen ve Irak üçgeninde geçti. Ama Mısır yerine Yemen'de vefat etti. 1992 yılından itibaren gönüllü olarak sürgün yeri olan Sanaa'da veya Yemen'de yaşasa da, ülkesini unutmadı ve ona karşı bağlılığını sürdürdü. Ülkesinin haberlerini an be an takip etti ve iştiyakını ve özlemini hiçbir şey söndüremedi. 

Kendisi Yemen'de olsa da naaşı sevdiği beldesi, selamet yurdu Bağdat'a taşındı. Bahsettiğimiz zat, 20'inci yüzyılın önemli ilim simalarından birisi olan Irak Müftüsü Emced Zehavi'nin talebelerinden Abdulkerim Zeydan'dan başkası değil.

Bir zamanlar İslam âlemi çapında meşhur olan bu zatın adı sanı geçmeyince vefat ettiğine hükmetmiştim. Son sıralarda tartışmalı bazı görüşleri nedeniyle yaşadığından haberdar olmuştum. Baas'ın şamarını yedi ve gadrine uğradı ve bu nedenle de Muhammed Ahmet Raşid gibi sevdiği ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve kendisini gölgeleyecek bir sema aramaya başladı. Muhammed Ahmet Raşid başta BAE'yi seçti lakin Ahmet Kubeysi gibi sarayların adamı değildi ve yapısı gereği olamazdı da. Saddam ile BAE sarayları arasında mekik dokumadı. Kimseyi memnun etmek için konuşmadı. Bu nedenle de kendini Malezya gibi ülkelere atmak zorunda kaldı. İslam ahirzamanda gurbet demekti ve samimi müntesipleri de bu gariplik ve gurbetten ve sürgünlerden nasiplerini aldılar.

Zeydan yüzyılın önemli ilim adamlarından birisiydi. Iraklı Muhsin Abdulhamid, Taha Cabir Alvani ve Muhammed Ahmed Raşit kademinde önemli bir ilim adamıydı. Neredeyse 20'nci yüzyılı deviren nadide şahsiyetlerdendi. Zamanın allamelerine talebe olmuştu. Bunlardan birisi İstanbul'dan Bediüzzaman'ın arkadaşlarından olan Irak İmamı olarak da anılan Hanefi Müftüsü Emced Zehavi'den başkası değildir. Mısır'da ise Muhammed Ebu Zehra gibi çağının önemli ilim adamları önünde diz çökmüş ve dirsek çürütmüştür. Yine hocalarından olan Abdulkadir Hatip de Emced Zehavi gibi tahsilini İstanbul'da yapmıştır.

*Üstatları arasında Necmettin Vaiz, Muhammed Mahmud Savvaf, Ali Hafif, Abdulkerim Saika gibi zevat da vardır. Yeni kurulan şeriat fakültelerinde ders vermiştir. Kahire'de 1962 yılında doktorasını aldıktan sonra bilahare Bağdat Üniversitesi Şeriat Fakültesinin dekanı olmuştur. Fıkıh ve usul alanında göz dolduran çalışmalar yapmıştır; El Veciz fi usuli'l fıkh gibi. 'Kaza ve kader ve ferdin davranışları üzerine etkileri' gibi mühim konularda kalem oynatmıştır.

Günümüzde kadına dair en şümullü ve kapsamlı çalışmalardan birisini kadın ve hadis konusunda Mısırlı Abdulhalim Ebu Şakka yaparken kadın ahkâmı üzerinde ise ansiklopedik düzeyde Abdulkerim Zeydan yapmıştır ve 1997 yılında bu çalışması nedeniyle İslami çalışmalar alanında kendisine Faysal ödülü verilmiştir. Söz konusu ödül Türkiye'de pek bilinen bir ödül değildir. Mevdudi, Ebu'l Hasan en Nedevi gibi isimler de İslam'a hizmet dalında söz konusu ödüle layık görülmüşlerdir.

Mahatır Muhammed, Aliya İzzetbegoviç ve Başbakan Erdoğan gibi isimlere verilen bu ödül 1986 yılında aynı zamanda ahlakiyat alanında İslami çalışmalarından dolayı ülkemizden Mikdat Yalçın'a da tevdi edilmiştir

*Talebeleri Zeydan'ın kuvvetli bir hafızaya malik olduğuna tanıklık ederler. Bununla birlikte mevkii ve makam düşkünü değildir. Bilakis makam ve mansıp konusunda zühhad (zahitler) arasındadır. Dünyalığa iltifat etmemiştir. Parlak kariyerine rağmen Yemen'de Abdulmecid Zindani'nin kurduğu İman Üniversitesini seçmesi tesadüf değildir. Onun mahviyatkârlığıyla açıklanabilir. Yine tanıyanları tekellüf ve riyadan uzak olduğuna tanıklık etmektedirler.

* Bir dönem Irak'ta Muhsin Abdulhamid gibi Müslüman Kardeşler kolu başkanlığını (Murakibu'l amm) yürüten Zeydan, önceleri tarikatlara meyletmişse de sonradan daha selefi bir çizgiye kaymıştır. Bir zamanlar Bağdat'ın misafiri olan Faslı Takiyyüddin Hilali gibi hayata sufi olarak başlamış ve selefi olarak bitirmiştir. En azından kimilerine göre böyledir. Tahavi'nin akidesini kısaltarak çoğaltmış ve Irak Müslüman Kardeşler mensupları arasında dağıtarak; okunmasına vesile olmuştur. Bununla birlikte Tahavi selefiler tarafından kendilerine mal edilse bile Hanefi fakihlerinden birisidir ve Mehmet Zahid Kotku hazretleri de bu kitabını Türkçeye çevirmiştir.

* Muhammed Ahmet Raşid gibi Abdulkerim Zeydan da Baas zulmünden kaçtığı gibi ardından Baas'ı aratan sekter bir rejimin gölgesi altında ülkesine dönememiştir. Ömer Süleyman Aşkar ve Said Havva gibi Abdülkerim Zeydan da erken dönemde İran devrimi ve Şia tehlikesi konusunda toplumu uyaran isimler arasında yer almıştır.

Abdulkerim Suruş (İranlı düşünür)

Abdulkerim Suruş, Ali Şeriati'nin devamı sayılan İranlı bir düşünürdür. Son sıralarda Şiilikten ayrılarak Mutezile mezhebine intisap etmiştir. Hâlâ arayışı istikrar kazanmış ve tatminsizliği dinmiş değildir.

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm.

Bakara, 2/186

GÜNÜN HADİSİ

Gerçek Müslüman

Müslüman, dilinden, elinden müslümanlar selâmette kalan kimsedir. (Buhari, Kitabü'l İman -Abdullâh b. Amr b. Âs)

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI