Cevaplar.Org

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-2

Abdurrezzak Nevfel(Mısırlı âlim) Bu mesleği(ilmi İ’caz) tek başına Bediüzzaman’a atfetmek de doğru değil. İstisnalar olsa da genel bir çığırdır. Bu çığırın günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birisi Abdurrezzak Nevfel idi. Hatta daha da ileri giderek şunları söylemek


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2020-04-21 18:24:27

Abdurrezzak Nevfel(Mısırlı âlim)

Bu mesleği(ilmi İ'caz) tek başına Bediüzzaman'a atfetmek de doğru değil. İstisnalar olsa da genel bir çığırdır. Bu çığırın günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birisi Abdurrezzak Nevfel idi. Hatta daha da ileri giderek şunları söylemek mümkün: Günümüzde tefsirde başlı başına ilmi i'caz ekolü var. Sözgelimi Zağlul Neccar ile merhum Muhammed Mütevelli Şaravi tefsirde ilmi i'caz ekolünün iki süvarisidir. İslam tarihi içinde de geniş bir temsil yelpazesi vardır. Müspet ilim ile Kur'an ilimlerini mezcetme hususunda Bediüzzaman'ın seleflerinden birisi de Hüseyin Cisr efendidir.

Abdülaziz Bayındır

Günümüzde kaderiye yeniden hortlamıştır. Sözgelimi Süleymaniye Vakfından bir zat ve onun gölgesinde deveran edenler gaybı bilmeyi ve kader konusunu kademe kademe reddeden bir gelişme seyri takip etmişlerdir. Kaderin bugünkü anlamda Abbasiler döneminde benimsendiğini ileri sürmüştür. Önce evliyaların cüz'i veya sınırlı olarak gaybı bildiklerini reddetmiş ardından peygamberlerin de mutlak olarak gaybı bilmek bir tarafa mutlak olarak gaybı bilmediklerini ileri sürmüştür. Ardından Allah'ın da gaybı bilmediğini iddia etmiştir. Böylece kendi silahıyla kendisini vurmuştur.

Abdülaziz Bin Suud(Suudi Krallığının kurucusu)

 Mekke baskınını yapanlar da Suudi Arabistan'ın kurucusu Kral Abdulaziz'in Deccal olduğuna dair bir kanaat oluşmuş ve emperyalizmin işbirlikçisi haline gelen Suud yönetiminin kör yalancı yani Deccal rejimini temsil ettiğini ileri sürmüşlerdir. Abdulaziz ve Suud hanedanlığının İslam'ın arkasına gizlendikleri ve Selefilik metodunu da istismar ettiklerini ileri sürerek bu rejimin tağut rejimi olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk dalga İhvan İngilizlere karşı çıkarken, üçüncü dalga İhvan da ABD'ye karşı çıkmıştır. Baskıncılar, ABD ile ilişkilerin kesilmesini ve bu ülkeye yönelik olarak petrol ambargosu uygulanmasını istemişlerdir. Yayınladıkları bir beyannamede, hadislerde belirtilen A'var Deccal sıfatının Al-i Suud Abdulaziz'e tamamen mutabık olduğunu savunmuşlardır.

* İngilizler Osmanlı'dan kurtulmak için Şerif Hüseyin iktidarını desteklemişler; ondan kurtulmak için de İbni Suud'u yeğlemişlerdi. 

* İbni Suud, otoritesine karşı gelen ve İngilizler karşısında kendini zora sokan İhvan'ı destekleyen kabilelere karşı sindirme hareketi başlatmış ve 30 Mart 1929 Sebile savaşında onların ileri gelenlerini tepelemiştir.

* İngilizlerin yardımıyla İbni Suud, Şerif Hüseyin'i Hicaz'dan kovduğu gibi, uluslar arası sisteme aykırı davranan ve cihat dahil birçok İslami değerin içini boşalttığını, tatil ettiğini düşündüğü kraliyete karşı bayrak açan İhvan'ı da yine İngilizlerin desteğiyle tepelemiştir. Hizbü't Tahrir'in liderlerinden Abdulkadim Zellum, Suud rejiminin İngilizlerle işbirliği yaparak hilafetin zayıflamasına katkı sunduğunu ifade etmiştir. Bu oldukça yerinde bir tespittir. Tek faktör olmasa da Osmanlı'yı zayıflatan faktörlerden birisi Hicaz isyanları olmuştur. Lakin Vehhabiler kendilerinin Osmanlıların nüfuzu altında olmadıklarını ve dolayısıyla bir isyanın söz konusu olmadığını savunuyorlar. Elbette beyhude bir savunma.

Abdülfettah Ebu Gudde

İlginçtir, asrımızda Suriye'de tanınmış muhaddisler veya hadis âlimleri yetiştirmiştir. Bunlardan birisi Zahid el Kevseri'nin talebelerinden Halepli Abdulfettah Ebu Gudde'dir. 

Abdülhamit Han(2.)

 Garaudy'nin ifadesiyle Batı ayın zamanda karaktersiz ve kalleştir. İttihatçılardan Ahmet Rıza bundan dolayı geç de olsa İkinci Abdülhamit Han'ı keşfeder. Batılılara güvenilemeyeceğini fark eder. Batıcıların kampı yerine onun kampına geçer.

* Osmanlı'nın çökmesini ve yıkılmasını erteleyen önemli amillerden birisi de dirayetli padişahlardan Sultan Abdülaziz ve ardından gelen Sultan İkinci Abdülhamit Han'ın tahta cülusu olmuştur. Bu, 'hasta adam' olarak tabir edilen Osmanlı'nın ölüm iyiliği, son parlaması olmuştur. 

* Bu itibarla Sultan Hamit'in başarısını sadece otoriterliğine veya istibdadına bağlamak doğru olmaz. Kısmen böyle olsa da götürdükleri de vardır. İki ucu keskin bir bıçak gibidir. Bıçak sırtı bir durumdur. Hatta bu nedenle İnönü ile Sultan Abdülhamit karakterini karşılaştıran solcular olmuştur. Her ikisi de ülkeyi savaşa veya savaşlara sokmamak için gayret etmiştir. Bununla birlikte genel tereddiden Sultan Hamit sorumlu tutulamaz.

* Sultan Hamit hafiye teşkilatı ve sansürcülükle tanınmıştır. Fakat buna rağmen kan dökmekten ve harbe girmekten özenle kaçınmış ve muhalifleri ayartmayı esas alan bir politika izlemiştir. Tabir caizse müşfik istibdadı, ihtiyatı ise devletin ömrünün uzamasına vesile olmuştur. Geçmişte 'adil müstebit' formu ve deyimi bir çözüm formülü olarak ortaya atılmıştır. İstibdatla adaleti bir arada mütalaa etmeyenler haliyle bu terkibe karşı çıkabilirler. Lakin bazen şartlar istibdat olmasa da kararlılığı gerektirir. Şartların üzerinden müstebiddi adil kalktığında ortalığı kaos kaplar ya da en koyu istibdat gelir. Sultan Abdülhamit'in ardından çoğulculuk ve meşrutiyet adına yola çıkanlar en koyu istibdadı getirmişlerdir. Bu nedenle Bediüzzaman gibiler bilahare asıl istibdadın âtide tecelli ettiğini söylemişlerdir.

*Sultan Abdülhamit Han'ın büyüklüğü şüphe götürmez bir gerçektir. Lakin teknik düzeyde modernizasyon yapsa da, bunu idareye yansıtamamıştır. Umumi bir sinerji ve toparlanma meydana getirememiştir.. Bunda devrin şartları etkili olduğu gibi, kuşkusuz kendi tutukluğunun payı da vardır.

* Son günlerde Bediüzzaman hatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ekseninde dikkat çekici iki makale yayınlandı. Bunlardan birisi Türkiye gazetesinden Fuat Bol'un sataşma ürünü ve yüklü yazısıydı. Makaleden ziyade karalama dense sezadır. İkinci yazı da Serdar Demirel beye ait. Burada Fethullah Gülen meselesi üzerinden şuur altı bir hesaplaşmanın yapıldığı da farz edilebilir. Fethullah Gülen'den çıkılarak meselenin ucu Bediüzzaman'a dayandırılıyor. Bu elbette haksızlık. 'Bir kavmin aşırılığı sizi adaletsizliğe götürmesin' kuralını da açıkça ihlal ediyor. Ne tarafından bakarsanız bakın haksızlık kokuyor. Meşrep takıntısı veya tutkusu İkinci Abdülhamit muhabbeti ile ambalajlanmış. Bütün tali unsurlar yok sayılarak, İkinci Abdulhamit Han tarihin doğru tarafına Bediüzzaman ve benzerleri ise tarihin yanlış tarafına oturtuluyor. Hatta özelde İkinci Abdülhamit Han'ın genelde Osmanlı'nın yıkılması bu faktöre ya da ulemanın muhalefetine bağlanmış.

* Fuat Bol, Sultan Hamit'in devrilmesindeki çığırda Bediüzzaman ve Akif'i de sorumlu tutmuştur. Hâlbuki her ikisi de her devrim muzdaripleri arasındadır. İdeal taşımak suçsa onların suçu da idealist olmaktır. Realist olmak meziyet ise Sultan Abdulhamit Han'ın meziyeti de realist olmasıdır. Hakikat iki uçlu bir bileşkedir. 

* Hem Fuat Bol hem de ardından benzeri bir makale yazan Serdar Demirel 'Erdoğan'la tekerrür eden tarih' yazısında, Sultan Abdulhamit döneminde yaşanan durumun günümüzde Erdoğan'a karşı tekerrür ettiğini ifade etmişlerdir. Hâlbuki Bediüzzaman veya Akif ile Fethullah Gülen'in organize yapısını hatta seciyelerini karşılaştırmak yanlış ve yanıltıcı olur. Burada sapla saman birbirine karıştırılıyor. Adeta yargısız infaz yapılıyor. Fuat Bol yazısında talihsiz ifadeler kullanmıştır. Bunun nedeni İkinci Abdulhamit Han muhabbetinden ziyade meşrep takıntısı olsa gerek. Hâlbuki gerçek onun görmek istediği kadar yalın ve çıplak değildir. Akif ve Bediüzzaman gibiler muhalefet etmeseydi, Osmanlı yıkılmaz ve İkinci Abdulhamit ebedi olarak devletin tepesinde kalırdı anlayışı her şeyden evvel gülünçtür.

* İkinci Abdulhamit'i ulema muhalefetinin yıktığını söylemek gereksiz ve yetersizdir. Sansürcülüğünde haklı noktaları olsa da Er Risaletü'l Hamidiyye yazarının bile bu sansürden şikâyet etmesi manidardır. Reşit Rıza'nın muhalefetini onaylamam ve savruk bir adamdır. Lakin Hüseyin Cisr Efendi gibilerin şikâyetini de yersiz saymam. Sultan Hamit'te devletin bekası hakkındaki korku, tutku, muhafazakârlık, tutukluluğu beraberinde getirmiş bu da bazı atılımların önüne geçmiştir.

* Sultan Hamit şahsi başarısından dolayı belki iktidarda kalsa da sistemsizlikten dolayı da yıkıldı. Dönemin Demirel'i olan Küçük Said Paşa gibiler de zor zamanda velinimetlerine sırt döndüler. Sultan Hamit'i muhalifleri değil, bendeleri yıktı. 

* Fatih Altaylı istibdat analizi üzerinden İkinci Abdulhamid'i mahkûm etmeye ve ilaveten onun istibdadı üzerinden mutlak istibdadı kurtarmaya çalışmaktadır. Öncelikli olarak İkinci Abdulhamid devrindeki istibdat köklü veya totaliter bir istibdat olmayıp sınırlı bir istibdattır. İkinci olarak, Abdulhamid Han kan dökmekten kaçınan ve bu hususta titiz davranın müşfik bir padişahtır. Hatta şefkati vehimli veya vehham kişiliğinin kusurlarını kapatan ve örten bir fazilettir. Vehimli kişiliği ne kadar olumsuz yönüne işaret ediyorsa, müşfik yönü de faziletine işaret etmektedir. Kişiliğinde despot yönler var mıdır, bilinmez. Lakin olsa bile onu istibdadın kıyısına getiren darbecilerdir. Mithat Paşa ve şürekâsının derbederliği ve darbeciliği bir şekilde vehmini ve dolayısıyla istibdada meylini artırmıştır. İstibdat bir bileşkedir. Bediüzzaman bunu Münazarat'ta aşiretlere anlatmaktadır. Sağlıklı kamuoyu kurulamazsa istibdat çöreklenir. İstibdat mecra bulamazsa gelişemez.

* İkinci Abdulhamid Han'ın hal'ini tebliğ eden heyette neredeyse bir Türk bile yoktur. Bununla birlikte Küçük Said gibi bendeler bile İkinci Abdulhamid Han'a dirsek göstermesine ve sırt çevirmesine rağmen Sultan'ı Meclis-i Mebusan'da sadece tek bir Rum vekil savunabilmiştir. Manidardır. Tarih bu tür ibretlerle doludur. İnsanların madenleri dinleriyle orantılı değil dinleri madenleriyle orantılıdır. Bundan dolayı Müslüman kisvesinde karaktersizlik mayası taşıyanlar bir hayli çoktur. Talihsizlik dönemlerinde bunların madeni iyice su yüzüne çıkmaktadır. Meclis Reisi Gazi Ahmed Muhtar Paşa padişahın tahttan indirilmesi hususunda kanun teklifi verir. Tarihte görülmemiş bir garabet örneği olarak fetvâ Mecliste oylanır. Mebusların müspet oy vermekte çekinmesi üzerine kürsüye gelen Talat Bey komitacı kimliği ile mebusları tehdit ederek muhaliflerin ayağa kalkmasını ister. Kimse ayağa kalkmaz. Sadece İstanbul mebusu Rum Yorgiyadis Efendi kalkıp, "Yazıktır! Günahtır!" diye bağırınca, "Alçak, hâin, mürteci!" haykırışlarıyla yaka paça Meclisten atılır.

* Küçük Said Paşa velinimeti İkinci Abdülhamit Han'ı İttihat ve Terakki'nin önüne yem olarak atmıştır. Hâlbuki onu Meclis-i Mebusan'da son savunanlardan birisi bir Rum mebustur.

* Arap dünyası yeni bir tartışma ile çalkalanıyor. Konusu, Sultan Abdulhamit kahraman mıydı yoksa sahte kahraman mı? Eski köye yeni adet kabilinden, tartışmayı başlatanlar, 'Sultan İkinci Abdulhamit Han aslında sanıldığı gibi kahraman bir adam değildi' diyorlar. 'İhanetin, bakış açısı'na indirgendiği ve öyle algılandığı bir dönemde Sultan Abdulhamid Han'a kabrinde saldırı görülmemiş bir şey değil.

* Elbette tarihi cüzi okumalara tabi tuttuğunuzda Sultan İkinci Abdulhamid Han'ın bazı kusurlarını yakalayabilirsiniz! Lakin bu tarz kusurlar kadı kızında bile bulunur! Bununla birlikte onun reflekslerini çözemeyen ve anlamayan İttihatçılar iktidara geldikten sonra gerçekleri acı deneyimler ve kayıplarla öğrenmişlerdir. Devir kaht-ı rical devridir. Bu dönemde Mithat Paşa gibilerine güvenmesini bekleyenler Mithat Paşa'nın da suçunu da Sultan Abdulhamid'e yüklüyor ve yıkıyorlar. Hidiv İsmail'in borç batağına saplanmasının ve ardından Mısır'ın İngilizlerin kucağına düşmesinin baş müsebbibi Sultan Abdulhamid Han olmayıp bilakis Mithat Paşa'nın kendisidir. Mithat Paşa'nın 19 Ekim 1872'ye kadar sadece iki ay ve 19 gün süren sadaretinin en mühim olayı Hidiv İsmail Paşa'ya verilen 28 Eylül tarihli harici istikraz fermanıdır ( Osmanlı'ya Veda: (1808-1923) Yılmaz Öztuna, s. 127).

*Gerçekten de Sultan Abdulhamid Han aşılamayan bir kamet ve çıtadır. Şarkın şanlı sultanı Salahaddin Eyyübi nasıl ki aşılamayan bir çıta veya kamet ise, Sultan Abdulhamid Han da böyledir. Ama kalplerinde hastalık olanlar her türlü kulpu uyduruyorlar.

* Abdulhamid düşmanları belki de keşke diye şöyle temenni ederler: Sultan keşke bu kadar dik durmasaydı ve tarih önüne sonradan gelenleri rezil etmeseydi! Filistin'den bir parça olsun satsaydı da, aşılamayan model olmasaydı. Ağırlığının altında ezilmeseydik! Her hain herkesin de kendisi gibi hain olmasını ister. Bu nedenle de itibarsızlar itibarlılara itibarsızlaştırma kampanyası açarlar. Osmanlı taksit taksit yıkılmıştır. Hala da yıkılmaya devam ediyor. Bu demektir ki ihanet de sadakat de hala devam etmektedir. Şerif Hüseyin gibilerini aklamak için İkinci Abdulhamid Han'ı karalamak gerekir. Onlar da bunu yapıyorlar. Cüceleri kahramanlaştırırken devleri de cüceleştiriyorlar. Fedva Nuseyrat ile Halit Harup, Emanuel Karasu'nun Hıristiyan versiyonu olan ve onun gibi bir mason olan Necip Azuri'yi göklere çıkartırken, II. Abdulhamid Han'ı yerden yere çalıyor. Masonların namına mı yoksa İngilizlerin namına mı? Nusayrat da Harup da tarih cahili ama tarihin yargıçları gibi davranıyorlar. Ama yargıç olmaya yetmeyen çaplarıyla ancak cellat olabiliyorlar! Fedva Nusayrat ile Halit Harub'un yazdığının aksine Necip Azuri'yi idama mahkûm eden Sultan Abdulhamid Han olmayıp, bilakis yoldaşı İttihatçılar olmuştur. Necip Azuri Mısır'da İngilizlerin himayesinde 1916 yılında ölümüne kadar başına geçtiği mason mahfilini güçlendirmiş ve mahfiline yeni üyeler devşirmiştir. Hüsna Hayek'in teyit ettiği gibi Sultan Abdulhamid Han Yahudilerin oranını bırakın yüzde 11'e yükseltmek, aksine onlara bir dönüm arazi bile satmamıştır (http://www.odabasham.net/show.php?sid=74130 ) O dönemde Tunus'da ulemanın Fransız pasaportu alanların cenazesinin Müslüman kabristanına defnine izin vermemesi gibi El Hac Emin el Hüseyni'nin de ifade ettiği gibi Filistin'de de Yahudilere toprak satanlara kâfir muamelesi yapılmış ve ölülerinin Müslümanların kabristanına defnedilmesine izin verilmemiştir. İkinci Abdulhamid Han döneminde Filistin'de bulunan Yahudilerin sayısı beş bini geçmemektedir.

Theodor Herzl, 1904 yılında İngiltere'de yapılan Dördüncü Siyonizm Kongresinde bütün gayretlere rağmen İkinci Abdulhamid Han'ı Yahudilerin Filistin'e dönme konusunda ikna edemediklerini, ayartamadıklarını itiraf etmiştir. Buna mukabil Halit Harup fiiliyatta Yahudileri teskine daha da öte memnun etmeye çalışan İkinci Abdulhamid'in Ebu Şamat üzerinden tarihe mesaj gönderdiğini ve bu mektuplarla tarih önünde sahasını aklamaya çalıştığını ileri sürmektedir. Irkçılık veya İslam düşmanlığı anlaşılan gözüne ve gerçek tarihi görmesine perde olmuş. Ve iddialı bir makamda yüz yıllık Abdulhamid efsanesini yerle bir ettiklerini ileri sürüyor. Araplar bu gibi durumlarda şu deyime başvururlar: Ya natihan cebelen yevmen litühinehu eşfik ala'r re'si la ale'l cebeli. Dağı ufalamak için başını dağa vuran adam! Dağa değil, başına acı! Abdulhamid Han'a vurmak ve onu yıkmak isteyen adam tarihçi değil tarih maskarası olur. Lakin Türk milliyetçileri gibi Arap ırkçılarının da Abdulhamid Han'dan alıp veremedikleri var. Kahramanlığı onları rahatsız ediyor. Bu dert yüzünden Yahudilerle hesaplaşmak yerine Sultan Hamid ile hesaplaşmayı yeğliyorlar. Ama kafalarını çarptıkları yer çetindir. Abdulhamid Han'ı muallâ mevkiinden indiremez ve yerinden oynatamazlar. Olan kafalarına ve kalemlerine olur.

* Hazreti Hasan'ın yolundan yürüyen merhum İkinci Abdulhamid Han da feragat mesleğini esas almış lakin bu da ülkeyi çocukların ve ayak takımının eline düşürmüştür. İlk anda bu feragat ülkeyi kanlı bir girdaptan ve atmosferden korusa da, neticede siyasi sübyanlık egemen olmuş ve siyasi sübyanlığı temsil eden İttihatçılar imparatorluğu batırmıştır.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-19

Hz. İbrahim(a.s) Kur’an ifadesiyle Hazreti İbrahim ulu’l azm peygamberdir ve ulu’l azm peyg

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-18

Hüseyin el Cisr(Suriyeli âlimlerden ) 19’uncu yüzyıldan itibaren Batı ile eklektik ve sentez

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-17

Humeyni Dünyaya turlayan başka bir süreç ise Şeytan Ayetleri romanının orada burada tefrika

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan Turabi(Sudanlı mütefekkir) İslam dünyasının hâlâ mühim siyasi ve entelektüel liderl

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-16

Hasan el Benna Hasan el Benna’nın projesi, arzulanan İslami itidal cemaati gerçekleştirmektir

KORONA VİRÜSÜYLE İLGİLİ YAZDIĞIM MAKALELERDEN BİR ÖZET

KORONA VİRÜSÜYLE İLGİLİ YAZDIĞIM MAKALELERDEN BİR ÖZET

Gözle görülemeyecek kadar küçük bir varlık nerde ise dünyayı dize getirdi. Bir küçük var

İMAM LEKNEVİ’NİN MUHARREM AYI HUTBESİ

İMAM LEKNEVİ’NİN MUHARREM AYI HUTBESİ

Hamd, fehimlerin(anlayışların) hakikatına ulaşamadığı ve akılların künhüne(özüne, asl

MUSİBETLERİN EN BÜYÜĞÜ: MÜSTEHCENLİK

MUSİBETLERİN EN BÜYÜĞÜ: MÜSTEHCENLİK

Görüyorum, duyuyorum, şaşıyorum. Bir kısım kadınların ancak evlerinde ve yatak odalarınd

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-15

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-15

İbn-i Haldun İbni Haldun Mehdi’nin zuhuruna işkilli ve inkâr alûd bir mesele olarak yaklaşm

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-14

PERSPEKTİFE GİREN ŞAHISLAR-14

Gladstone(20. Asır başında İngiliz sömürge bakanı) Gladstone'a göre Türkler şöyle tasvir

AYASOFYA’NIN EHEMMİYETİ VE BİR SIRR-I HİKMETİ

AYASOFYA’NIN EHEMMİYETİ VE BİR SIRR-I HİKMETİ

Ayasofya’nın kiliseden camiye, camiden müzeye ve müzelikten yeninden camiye dönüşmesinin bar

"İyilik ve takva üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız."

Mâide, 2

GÜNÜN HADİSİ

Takat getirebileceğiniz ameli alınız.Allah'a yemin olsun ki siz usanmadıkça Allah usanmaz.

Müslim, Kitabu Salati'l-Musafirin ve Kasriha

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI