Cevaplar.Org

ŞEYH HALİD-İ OHİNİ

Hicri 1334 yılı Şubat ayında Verkanıs’ta dünyaya gelen şeyh Halid, üç kardeş arasında en büyük âlim olarak tanınırdı. Bazı kimseler onu Şeyh Halid-i Oreki ile kıyaslıyordu.(M. Şefik Korkusuz)


Zübeyir Sarımurat

zubeyir65@live.com

2020-04-01 21:22:33

Hicri 1334 yılı Şubat ayında Verkanıs'ta dünyaya gelen şeyh Halid, üç kardeş arasında en büyük âlim olarak tanınırdı. Bazı kimseler onu Şeyh Halid-i Oreki ile kıyaslıyordu.(M. Şefik Korkusuz)

İlim tahsilini babası Şeyh Alâeddin Ohini'nin yanında yaptı ve ondan icazet aldı. Tasavvuf-i ameline de babasının yanında başlamasına ve on iki yıl babasının yanında amel etmesine rağmen babası kimseye hilafet vermediği gibi ona da hilafet vermedi. Şeyh Halid Efendi, babasının tavsiyesi üzerine abisi şeyh Mazhar efendiyle beraber Şeyh Mahmud-i Karaköyi'ye intisap edip, kısa zamanda ondan hilafet aldı.

Şeyh Halid Efendi Zokeyd şeyhlerinden olan Şeyh Mahmud'un kızıyla evli olup, beşi erkek, dördü kız olmak üzere dokuz çocuğu vardı. Erkek çocuklarının tamamı medrese ilimlerini tahsil etmişlerdi. Şu anda da biri Bitlis'te, ikisi Ohin'de olmak üzere üçü tedrisata devam etmektedir.

Şeyh Halid Efendi çocukken bile akranlarından apayrı özelliklere sahip idi. Küçükken de kimseye minnet etmezdi. Bir defasında annesi onu havuzun başında oturup ekmeğini havuzun suyuna batırdığını ve yediğini görüyor. "Oğlum Halid, ne yapıyorsun?" diye soruyor. Şeyh Halid Efendi de Kürtçe olarak "dayı nanıxeduxumbıav'ê, mınneta kesi nawê" "ekmeğimi suyla yiyorum, kimsenin minnetini çekmiyorum" cevabını veriyor.

Molla Nurullah ta şeyh Halid Efendi'yi şöyle anlatıyor: "Şeyh Halid, büyük bir âlim, şöhretli bir hoca idi. Döneminin en iyi âlimlerinden biriydi. İnsanlar onun ilminden faydalanıyordu. Özellikle de ilimde mahir olan âlimler. Üçüncü Halid diye adlandırılıyordu. (Mevlana Halid-i Bağdadi ve Molla Halid-i Oreki'den sonra). Büyük aşiretler arasında barışı tesis etme yönünden insanların en cesuru idi. Yine insanlardan dini yönden meydana gelen kusurlara karşı şiddetli bir şekilde mücadele ediyordu. Çok heybetliydi. Dedesi Şeyh Fethullah'ın heybetinin büyük dedeleri Hz. Ömer'in(r.a) heybetine benzemesi gibi, Şeyh Halid'in heybeti de dedesi şeyh Fethullah'ın heybetine benziyordu. Gerek Arapça, gerekse Farsça olsun, bütün tahsilini abisi Şeyh Mazhar gibi babasının yanında tamamlamıştı. İster sağlığında veya hastalığında isterse seferde veya hadarda (memleketinde-evinde) olsun hiçbir zaman ders vermekten geri kalmıyordu."

Şeyh Halid Efendi çok cesur idi. Öyle ki âlimler içerisinde onun gibi cesur kimse yoktu. Cömertliği de insanlar arasında meşhur idi. Şefkati, merhameti ve vefası üst düzey bir insandı. Bir yere gittiğinde orada bir dostu, bir tanıdığı olsa onu görmeden oradan ayrılmazdı.

Onun en büyük özelliği sahip olduğu derin ilmi idi. Molla Sadreddin Yüksel Hocaefendi onun sahip olduğu ilmi hakkında şöyle bir şehadette bulunuyordu. İbrahim Sarımurat hocadan nakledildiğine göre, Sadreddin Yüksel Hocaefendi bir defasında Ohin'e ziyarete gelmişti. Talebeler hocalarıyla beraber gezi amaçlı "Ganisark" denilen mesire alanına gitmişlerdi. Sadreddin hoca da onlara eşlik etmişti. Bu sırada Şeyh Mazhar Efendi'nin oğlu Şeyh Safvetullah Efendi, Suyuti diye meşhur olan kitap üzerine yazılan Ebu Talib haşiyesinden bir bölümün açıklamasını sordu. Sadreddin hoca bu müşkül bölümü biraz inceledikten sonra, Şeyh Alauddin'in kendi kitabını istedi. Çünkü onda Şeyh Alauddin Efendi'nin müşkül yerlere dair bazı açıklamaları olabilirdi. Şeyh Safvetullah Efendi, o konuyla alakalı şeyh Alauddin efendinin herhangi bir haşiyesinin olmadığını, yalnız yanlarında bulunan bir kitapta amcası Şeyh Halid Efendi'nin haşiyesinin olduğunu söyleyince, Sadreddin hoca "o kitabı getirin, ben Şeyh Halid'in haşiyesine bakmayacağım" dedi. Kitap kendisine verildiğinde, eliyle Şeyh Halid efendinin haşiyesini kapattı. Biraz mütalaa etti, bir mana veremeyince elini kaldırdı, Şeyh Halid Efendi'nin haşiyesine baktı sonra da dedi ki "Safvetullah! Şeyh Halid'in vermiş olduğu mana olmazsa burası izah edilmez, dedi ve talebelere döndü ve; "Ey talebeler! Demeyin 'molla Sadreddin o kadar meşhur olmasına rağmen buraya bir mana veremedi de, Şeyh Halid mana verdi.' Şeyh Halid'de olan halis zekâ hiçbirimizde yoktur. Fakat Şeyh Halid'in şeyhliği onun âlimliğini gizlemişti. İnsanlar Şeyh Halid diyor, Molla Halid demiyor. Eğer onun şeyhliği ön plana çıkmasaydı o, dünya çapında bir âlim olurdu."

Evet, onun şeyhliği ilmini gizlemişti ama o ilmi derecesinin yüksekliği yanında şeyhliğiyle de üst düzeyde idi. Hanımı bir defasında uyurken, kulağı şeyh Halid Efendi'nin kalbinin hizasına geliyor. Kalbi "Allah Allah" sesi çıkararak atıyor. Bu sesle uyanan hanımı şaşırıyor ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Şeyh Halid Efendi gözlerini açınca hanımının hayrette kaldığını görüyor ve "Neden taaccüp ettin? Kırk yıl boyunca Allah çeken bir kalp, atarken "Allah" sesi çıkarmasın mı? diyor.

Şeyh Halid Efendi dertlere, sıkıntılara, hastalıklara karşı metaneti, sabrı, dayanma gücü üst düzeyde olan bir insandı. Son zamanlarında kemik kanserine yakalanmasına ve şiddetli bir şekilde acı çekmesine rağmen onun hastalığından şikâyetine dair herhangi bir serzenişte bulunduğuna kimsenin şahitliği vuku bulmuş değildi. O, bu hastalığına ve acılarına rağmen namazını normal bir şekilde kılmaya devam ediyordu. Öyle ki doktoru namazını yatağında kılmasını yoksa kemiklerinin kırılabileceğini söylemesine rağmen. Bu durum da onun ibadete olan düşkünlüğünü, dini vecibelere olan hassasiyetini ortaya koymaktadır.

Şeyh Halid Efendi, Resûlullah (s.a.v.)'in sünnetine muhalefet etmekten şiddetli bir şekilde imtina ediyordu. Son zamanlarında hastalığı artmasına rağmen bu konudaki hassasiyeti devam ediyordu. Tedavi amacıyla Ankara'ya gitmişti ve oradaki amcası oğulları, amcasının torunları hizmetinden geri kalmıyor, hatta şeyh Halid efendiye hizmeti şeref sayıyorlardı. Bir defasında amcasının oğlu Muş eski milletvekili merhum Kazım Emre de duasını alırım diye hizmetinde bulunuyor ve şalvarını giymesine yardımcı oluyordu. Önemsemeden, önce sol bacağını şalvardan geçirmeye çalışınca, Şeyh Halid efendi önce sağ bacağını geçirmesini söyledi. Kazım Emre de "Allah senden razı olsun. Sen rahatsızsın, şalvarını giy de, nasıl giyersen giy" deyince, Şeyh Halid efendi kızarak; "Bu güne kadar Rasulullah (s.a.v.)'in sünnetine muhalif bir davranış içerisinde bulunmadım. Son zamanlarımda beni Rasulullah (s.a.v.)'in sünnetine muhalif bir harekette bulundurmaya mı niyetin var?" demişti.

Uzun yıllar boyu sigara içen Şeyh Halid Efendi, yine dini hassasiyetinin bir sonucu olarak sigarayı terk ediyordu. Şöyle ki bir defasında tütünü bitmişti. O da birisinden tütün istedi. İçtiği bu tütün değişik bir tütündü ve gece boyunca öksürmesine ve uyuyamamasına yol açtı. Geç uyuduğu için de, uyandığında teheccüd namazının vaktinin geçtiğini gördü. Bu durum karşısında çok müteessir oldu ve "kırk yıldır teheccüd namazım geçmiyordu. Bu sigara yüzünden teheccüd namazımı kaçırdım. Sigara içmek, teheccüd namazımı kaçırmaya değer mi?" diyerek bir daha sigaraya ağzını sürmedi. 

Yine onun dini hassasiyetinin ne seviyede olduğunu gözler önüne seren bir olay ve Şeyh Halid efendinin kerameti; Mutki'ye bağlı Kosvark köyünden Molla Kutbeddin anlatıyor: "Ben Ohin'de okurken Seydam rahmetli Şeyh Halid efendiyle beraber Ankara'ya gitmiştik. Oradan da İstanbul'a gidiyorduk. Şeyh Halid Efendi gece daha serin olur diye gece gitmemize karar verdi. Yola çıktık. Bolu civarlarına geldiğimizde bana dedi ki "git kaptana söyle, müsait bir yerde dursun, biz sabah namazımızı kılacağız." Ben de gittim şoföre aynısını ilettim. Şoför "tamam" dedi. Yaklaşık olarak on dakika daha gittik. Yine Seydam, "git şoföre müsait bir yerde namaz kılmamız için durmasını söyle" dedi. Ben tekrar şoföre gittim, durmasını söyledim. Şoför "sadece sizin için duramam" dedi. Şoförün dediklerini hocama anlatınca bu sefer "git ona söyle dursun namazımızı kılalım diyorum" dedi. Ben de şoföre gittiğimde durmayacağını söyledi. Biz de biraz tartıştıktan sonra hocamın yanına geldim. "Şoför ne diyor?" diye sordu. Ben de "durmayacağım" diyor deyince "yukarıdan cübbemi indir" dedi ve yerinden kalktı. "Nasıl durmuyor, Müslüman değil mi?" der demez, Allah şahittir, acil fren yapılmış gibi otobüs durdu, ama bu esnada otobüsten şiddetli bir gürültü koptu. Yolcular uyuyordu. Herkes kaza olduğunu zannederek, fena halde irkildi. Yolda büyük çapta fren izi meydana gelmişti. Biz dışarı çıktık, namazımızı kıldık. Bu esnada şoför yolculara; "ne olduysa, bunu bu şahıs yaptı" diyerek başından geçenleri anlatmıştı. Otobüse döndüğümüzde herkes sıraya girmişti, bazıları elinden, bazıları cübbesinden, bazıları da kolundan öpüyordu. Şoför de geldi, özrünü istedi ve kendisini affetmesini diledi. Hocam,

Şoföre; "Allah seni affetsin. Böyle durumlarda bir Müslüman namaz için durmanı istese, dur" dedi. Şoför de "tövbe ediyorum, bir daha böyle bir şey yapmayacağım" dedi. İstanbul'a vardığımızda şoför; "nereye gidiyorsanız, sizi oraya bırakacağım" dedi. Götürmemesi yönünde ne kadar ısrar ettiysek te, bizi gideceğimiz yere götürdü ve "bundan sonra hem namazımı kılacağım hem de birisi namaz için durmamı söylese duracağım" dedi. Hocamın elini öptü ve ayrıldı. Ben hocamın bu kerametine şahit oldum."

Şeyh Halid Efendi, bölgede meydana gelen husumetlerde barış adına büyük rol oynar ve husumetlerin büyümesini engellerdi. Onun, içinde olduğu hiçbir barış sonuçsuz kalmıyordu. Ayrıca civar köylerde cami ve medreselerin inşasına yönelik olarak büyük çaba sarf ederdi. 

Talebeleri

Kendileri birçok ilim talebesi ve halife yetiştirmiştir. Belli başlı talebeleri:

1-Molla Nurullah-ı Godişki: Yazmış olduğu şiirler ve manzum eserleriyle meşhurdur. Arapça, Farsça ve Kürtçe olarak kaleme aldığı şiirleri vardır. Hatta elfiyye adlı nahiv kitabının şerhi olan, Suyuti olarak bilinen "Behcetü'l-Merdiyye" kitabında imam Suyuti'nin elfiyyedeki eksiklikleri tamamlamak üzere nesir halinde yazdığı ve "tetimme" olarak geçen kısımları elfiyyeye uygun şekilde manzum olarak yazmıştır. Ayrıca beş bin küsur beytten oluşan şemail-i şerifi kaleme almıştır. Bunlar yanında çok sayıda da talebe yetiştirmiştir.

2-Mutkili Molla Muhammed Şirin: İyi bir âlim olup, Muş ve Çanakkale'de müftülük yapmıştır.

3-Arbolu Şeyh Mahmud: İlmiyle meşhur, hizmetiyle tanınmış bir zattır.

4-Molla Hüseyn-i Sisemi: Zühdü ve takvasıyla meşhur olup, birçok talebe yetiştirmiştir.

5-Molla Hüseyn-i Diyarbekri

6-Molla Abdusselam-ı Diyarbekri. Bunlar dışında da çok sayıda talebe yetiştirmiştir.

Halifeleri:

1-Şeyh Selim-i Zokeydi

2-Molla Abdurrahman Karaköyi

3-Molla Abdullah Karaköyi

4-Malazgirtli Molla Abdullah

5-Molla Ma'sum el-Godişki

6-Molla Hüseyn-i Şirvani.

Bu zatların tamamı gerçekten âlim, fazıl, zahid, muttaki ve hilafete layık olan insanlardır.

Şeyh Halid Efendi, kardeşler içinde ilk vefat eden kardeştir. Son zamanlarında yakalanmış olduğu kemik kanserinden yattığı Ankara'daki Çankaya hastanesinde vefat etti. Cenazesi Ohin'e getirilerek babasının yanına defnedildi. Vefatı esnasında da ilginç bir olay yaşandı. Vefatıyla beraber gerek kaldığı oda gerekse hastanenin tamamı olsun etrafı misk gibi bir koku kaplamıştı. Bu koku karşısında doktor ve hemşireler şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi. Aynı koku Ohin'deki odasında ve elbiselerinde de hissedilmişti.

Vefat tarihi: Hicri 1409, Miladi 25 Ocak 1986.

Not: Şeyh Halid Efendi'nin vefatından birkaç ay sonra, akrabalarından merhum Gıyaseddin Emre beyefendi'nin yazdığı ve o zaman Köprü Dergisinde yayınlanan bir yazıyı da bu vesileyle arz ediyoruz(cevaplar.org)

"Geçtiğimiz aylarda bir büyük tasavuf ehlini, Şeyh Hâlid el Faruki'yi kaybettik. Kendisi "Şeyhu'ş Şeria" ismiyle maruftu. Şeyh Alaaddin Efendi'nin oğlu ve Şeyh Fethullah Efendi'nin torunuydu.

Bilindiği gibi Şeyh Fethullah, Bediüzzaman ve ağabeyine hocalık yapmıştır. Bediüzzaman Said Nursi'nin ağabeyi Abdullah Efendi bu zattan icazet almıştır. Bediüzzaman Hazretleri ise onun yanına gelip tedrise, okumaya başladığı zaman, Şeyh Fethullah Efendi ona her kitaptan birkaç ders vererek, bir talebenin iki üç senede bitireceği kitapları iki üç ayda kendisine tamamlatmış olması, yanında bulunan büyük hocaların itirazlarına yol açmış, o da "Siz bunu bilemezsiniz. Bu Bediüzzaman'dır, zamanın bediidir" demiş ve Bediüzzaman ismi Şeyh Fethullah Efendi'den beri devam ede gelmiştir.

Şeyh Fethullah Efendi, çocuklarına ilimden başka hiçbir şey tavsiye etmemiştir. Hatta bazı hususları evlatlarına yasaklamıştır. Mesela, bürokrat olmayı, politika ve ticaretle meşguliyeti yasaklamıştır.

O günden bugüne kadar, evinde ilim tahsil edilmekte, talebelere ders verilmektedir. Ailenin bütün geliri, oraya dini ilimleri öğrenmeye gelen talebelere sarf edilmektedir.

Torunu olan Şeyh Halid el Faruki Efendi de bütün hayatını dedesi gibi ilme vakfetmiş ve 24 Ocak 1986'da vefat etmiştir. Son anına kadar yine ilim ve fetva ile meşgul olmuştur.

Bir zat, ona Köprü mecmuasını getirdiği zaman "Acaba Bediüzzaman Hazretlerinin Van müftüsü Ömer Efendiye yazmış olduğu küçük bir risaleden-ki o zaman Bediüzzaman Hazretleri tarafından bu küçük risaleye Kantar-ü'z Zeheb (Altın Köprüsü) denmiştir-mülhem olarak mı alınmıştır? diye sormuştur.

Tabii dergiyi getiren arkadaş âdem-i malumat beyan edince "İnşallah ondan alınmıştır; değilse bile güzel bir tevafuktur" demiştir.

Şeyh Halid Efendi hazretlerinin Türkiye'nin bütün vilayetlerinde dostları ve ihvanları olduğu gibi, İstanbul'da büyük bir mikyasta muhib ve mensubu vardı. Bu mensuplardan birisi, bu mübarek zat hakkında bize şu rivayeti yapmıştır.

"Bir gün İstanbul'da Yıldız Sarayının yakınında küçük bir camide, çok kalabalık bir kitle olarak Şeyhin etrafında toplanmıştık. Şeyh o gece sohbeti öylesine bir istiğrake ve vecde ve vecdi son noktasına vardırmıştı ki, biz adeta hemen içimizden içimizde şu dakika, bu dakika uçup gidecek hayaline kapılmıştık.

O arada kendisine hiçbir sual tevcih edilmemesine rağmen Bediüzzaman Hazretlerinden bahsederek şöyle demiştir; "O öyle bir zat ki, bütün pir ve emir ve sultanların, utbe-i âliyesine diz çökerek kendilerinden istifade etmeleri gerekiyor. Eğer bu zevatın gözleri hakiki göz ise. Çünkü bir göz tasavvur edin; kilometrelerce toprağı, denizi, taşı, kayayı gören bir göz tasavvur edin. Fakat bir sinek kanadı o göze düştüğü an, o görme hassasiyetini haleldar etmemişse, söylediğim gibi, bütün bu emir ve sultanların, birer talebesi olarak kabul edilmeleri için Allah'a niyaz etmeleri gerekmektedir."

Şeyh Halid Efendi'nin bütün âilesi, Bitlis'in Mutki kazasının Yukarı Koyunlu köyünde oturmaktadır. Gerek kendi çocukları, gerek ağabeyi ve kardeşi ve onların çocukları hepsi ilimle meşguldürler. Nadide bir kütüphane sahibidirler. Çünkü bu aile Faruki sülalesinden olup, Buhara'da yerleşen ve Medrese-i Mir-i Arabî'yi tesis eden büyük âlimlerin torunlarıdırlar. O zamanlar, o aileden olan âlimlere " zırhu'ş-şeria, re'süs şeria, sırru'ş şeria ünvanları verilmiştir.

O dönemlerden beri, bütün ecdatlarının eserlerini ve kitaplarını büyük bir titizlikle tavsiye etmektedirler. Eski kitapların her sınıfından görmek isteyenler varsa, oraya müracaat edebilirler. Bizim milli kütüphanelerimizde bulunmayan kitaplar vardır ve adedi 26.000'dir.

Bu muhterem aileyi Bediüzzaman vasıtasıyla tanırız. Şeyh Halid el Faruki Efendi hakkında bir şeyler yazmak istedik. Fakat ne yazarsak yazalım, gidip orayı görmeden ve birkaç gün melek hasletli olan o insanlar içinde bulunmadan onları tarif etmek çok zor oluyor. İslam yaşayışı ve o tatbikatı görmek isteyenlere tavsiyem odur ki, gitsinler orayı görsünler ve birkaç gün orada kalsınlar.

Şeyh Halid için Allah'tan rahmet, ailesi, efradı için de kudsi hizmetlerinin devamını dileriz." (Köprü Dergisi: Sayı: 100-Sh: 33)

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Eymen Akça, 2020-04-08 12:54:10

Allah gani gani rahmet eylesin. Şefaat, dua ve himmetlerine erişmeyi bizlere de nasip eylesin. Âmin.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ŞEYH ASIM EFENDİ

ŞEYH ASIM EFENDİ

Şeyh Alauddin’in üçüncü oğlu olup, Hicri 1341 yılının Mart ayında Ohin’de dünyaya gel

ŞEYH HALİD-İ OHİNİ

ŞEYH HALİD-İ OHİNİ

Hicri 1334 yılı Şubat ayında Verkanıs’ta dünyaya gelen şeyh Halid, üç kardeş arasında e

ŞEYH MAZHAR EFENDİ

ŞEYH MAZHAR EFENDİ

Şeyh Alauddin efendinin birbirinden değerli üç oğlu ile iki saliha kızı vardı. En büyük o

ŞEYH ALAUDDİN-İ OHİNİ

ŞEYH ALAUDDİN-İ OHİNİ

Ohin ve Ohin medresesi deyince ilk akla gelen isim Şeyh Alauddin Hazretleridir. Babası Şeyh Fethu

ŞEYH FETHULLAH-I VERKANİSİ

ŞEYH FETHULLAH-I VERKANİSİ

Nesebi Şeyh Fethullah hazretlerinin babasının adı şeyh Abdurrahim, dedesinin adı ise şeyh Ab

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-2

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-2

Dostu, hocamız, hafız Abdülfettah Ebu Gudde(rahimehullahi teala) ‘Safhatu Min Sabril Ulema’ a

MUHAMMED EMİN ER HOCAEFENDİ

MUHAMMED EMİN ER HOCAEFENDİ

Muhammed Emin Er, Zülfügül lakabını taşıyan Hacı Zülfikâr‘ın oğlu olup, milâdî 1914,

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-2

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-2

3. Çan Şeyhleri’nin Osmanlı Devleti ile İlişkileri Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri Çan camisind

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-1

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-1

İlim, basiret, salah ve takva ehli kimseler onu sena etmede ittifak etmişlerdir. Onun faziletleri

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-1

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-1

Seyyid Şeyh Ahmed Elçani hazretleri Kadiri tarikatı geleneğinden gelen bir ailenin mensubudur. 1

ŞEYH SAFFETULLAH-I OHİNİ(1939-1989)

ŞEYH SAFFETULLAH-I OHİNİ(1939-1989)

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Son devrin bilinmeyen büyük âlimlerinden merhum Şeyh Saffetullah-ı

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!

Nahl, 125

GÜNÜN HADİSİ

Harb bir hiledir.

Buhari, Cihad 157; Müslim, Cihad 18, (1740)

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI