Cevaplar.Org

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-1

Değerli Ziyaretçilerimiz! Dört sene oldu, değerli âlim Mehmed Kırkıncı hocamızın üful edişi. İstedik ki, kendilerinin rahle-i tedrisinden geçmiş bir zatın ifadeleriyle onu analım, yâd edelim. Bu vesileyle, üç sene evvel, hocamızın vefatının 1. Yıldönümünde Esenler Belediyesi ve Suffa Vakfı işbirliği ile düzenlenen anma toplantısında çok veciz ve akıcı bir konuşma yapan Doç. Dr. Mehmed Göktaş beyin ifadelerini yazıya geçirelim.


Mehmet Göktaş(Yrd. Doç. Dr)

goktas_m@hotmail.com

2020-02-26 08:59:44

Takdim

Değerli Ziyaretçilerimiz! Dört sene oldu, değerli âlim Mehmed Kırkıncı hocamızın üful edişi. İstedik ki, kendilerinin rahle-i tedrisinden geçmiş bir zatın ifadeleriyle onu analım, yâd edelim. Bu vesileyle, üç sene evvel, hocamızın vefatının 1. Yıldönümünde Esenler Belediyesi ve Suffa Vakfı işbirliği ile düzenlenen anma toplantısında çok veciz ve akıcı bir konuşma yapan Mehmed Göktaş beyin ifadelerini yazıya geçirelim.

Mümkün mertebe yazı üslubuna çevirmeye çalıştığımız ve dipnotlarla zenginleştirme gayretinde olduğumuz bu konuşması için Göktaş hocamıza teşekkürlerimizi sunuyor, Mehmed Kırkıncı Hocamıza da bir kere daha Cenab-ı Hak'tan rahmetler diliyoruz. Ruhu şâd olsun. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org

O ERLER Kİ...
O erler ki, gönül fezasındalar,
Toprakta sürünme ezasındalar.

Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
Namazda arka saf hizasındalar.

İçine nefs sızan ibadetlerin,
Bir biri ardınca kazasındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,
Ezel senedin imzasındalar.

Bir ân yabancıya kaysa gözleri,
Bir ömür gözyaşı cezasındalar.

Her rengi silici aşk ötesinde renk;
O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;
Sadece Allah ' ın rızasındalar.(N.F.K)

…İmam Hatip lisesinde iken "Kader Nedir", "Hikmet Pırıltıları", "Nükteler" kitaplarıyla kendisini gıyaben tanımıştım. Ama 1984 senesinde Erzurum Üniversitesi İlahiyat Fakültesine gittiğimde, bizzat tanıma şerefine nail olduk. 32 yıl boyunca yanında bulundum ve istifade ettim.

Çok arzu ederdim-tabii burada yakınında olanlar var, olmayanlar için söylüyorum-keşke yakinen tanıyabilseydiniz, çok, çok, çok güzel bir insanı tanımış olacaktınız.

Evet, İslam'a, Kur'an'a, imana, ilim ve irfana adanmış koskoca bir ömür.

…Kadim şehir Erzurum.. Erzurum Hazret-i Ömer(radıyallahu anh) zamanında İslam'la şereflenmiş..Hepiniz bilirsiniz, Abdurrahman Gazi diye Erzurum'un manevi bir muhafızı vardır, bekçisi vardır. Künyesi de Abdurrahman'dır. Ermenistan'la Bizans arasını açmak, onların ittifakını kesmek adına, onların birlik olup, Müslümanlar üzerine hücum etmesini engellemek adına orada görevlendirilmiş bir kumandan sahabedir.

On iki yaşında Hz. Peygamberi(aleyhissalatu vesselam)görmüştür. Kabrini gördüğünüzde, biraz büyüktür. Ben hayatını okuduğumda onu "yürürken, deve sırtında giden bir adam gibi görünen bir adam" olarak tavsif ederler.

İşte Erzurum böyle bir şehirdir. Evet, Anadolu'nun zirvesi ve ehl-i İslam'ın kilididir Erzurum. Bir gün Erzurum'da yine böyle güzel bir konferans salonunda Erzurumlulara hitap ederken, dedim ki; "Erzurum'un neyi meşhur?" ben kendim Hatay, Kırıkhanlıyım. Orada dinleyenlerden bir kısmı dediler ki; "Cağ kebab", diğer bir kısmı dediler ki; "kadayıf dolması." Dedim "hayır, bilemediniz. Erzurum'un neyi meşhur biliyor musunuz?

"Erzurum kilidi mülki mülk-i İslamın

Mevlaya emanet olsun Erzurum

Erzurum derbendi ehl-i imanın

Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum.

Müşkil halleyleyen uleması var

Safa bahşeyleyen fuzalâsı var

Şöhret-şiâr yine küberâsı var

Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum

İşte Erzurum'un müşkül halleyen uleması var; Ta Kadı Darir'den,(1) İbrahim Hakkı hazretlerine, Alvarlı Efe'ye, Solakzâde Sadık Efendilere, Sakıp Efendilere ve Mehmed Kırkıncı Hocalara varıncaya kadar böyle safa bahşeyleyen fuzalası var, müşkül halleyen uleması var.

Hocamız 1928 yılında Erzurum'un Güllüce Köyünde dünyaya geliyor. Babası Hacı Celal Efendi, ismiyle müsemma, celalli bir insan. Biz 1989 yılında Hacca gittiğimizde, Erzurum ribatında kendisini ziyaret etmiştik. 

1940 yılında iki evladı Mehmed ile Musa'nın tahsil hayatı için köyden Erzurum'a nakl-i mekân ederler. Ve çocuklarının iyi bir âlim olmasını ister. Ve çok samimi olduğu Hattat Mustafa Efendi'ye çocuklarını (2)teslim etmek arzu eder. Ama o sırada Hacı Mustafa Efendi İstanbul'da meşhur Elmalılı Hamdi Yazır'dan ders almaktadır. Sekiz ay sonra Erzurum'a avdet eder. (3)Ve Kırkıncı Hocamız 12 yaşında ilk tahsiline başlar.

Ve artık tahsil-i ilme devam eder. Babasını tavsiyesi üzerine kesinlikle memuriyet ve ticarete yönelmez. Bütün ömrünü ilme ve milletin manevi ömrünü tezyine hasreder.

Bir ara icazetini aldıktan sonra Bayburt eşrafı yanına gelir ve kendisinin Bayburt'a müftü olmasını ister. Kırkıncı Hocamız da hem maişet olarak hem de ilminin bir neticesi olarak, orada görev yapmak ister. Ama babasını kesinlikle buna rızası yoktur; "sen bütün ömrünü talebe yetiştirmeye hasredeceksin. Senin maddi hiçbir şeye ihtiyacın yoktur" der. Allah o babadan razı olsun ki, ne yapmıştır Kırkıncı hocamız, bütün ömrünü medresede ilme, eser yazmaya hasretmiştir. (4)

Kırkıncı Hocamızın temayüz etmiş özelliklerinden bir tanesi de şudur; vefa timsali bir talebe ve dosttur.

Bakın Hattat Hacı Mustafa Efendi; Kırkıncı Hocamız kendisinden dört sene ders okumuştur. 1944 yılında Hacı Mustafa Efendi Medine'ye hicret eder ve orada vefat eder. Allah gani gani rahmet etsin.

İlk tahsil hayatına başladığı zaman, bir gün Hacı Mustafa Efendi kütüphanesinden bir kitap çıkartır. O kitap Bediüzzaman hazretlerinin İşarat'ül İ'caz adlı kitabıdır. Der ki; "Bu eser Bediüzzaman hazretlerinin harpte, avcı hattında kaleme aldığı bir eserdir. Okuma seviyesine geldiğinizde inşallah bu eseri size okutacağım." İlk defa hocamızın kulağına Bediüzzaman ismi çalınmıştır artık. (5)

Ve daha sonra hocası Hacı Faruk Efendi. Kendisi beyzadedir. İki sene kendisinden ders okurlar. Kendisi "Hayatım Hatıralarım" kitabında anlatıyor. Zor yıllardır 40'lı yıllar, Allah kimsenin başına vermesin. Faytonların açtığı izlerden o karlı yollardan ne yapar, kardeşi Hacı Musa ile beraber Faruk Efendi'ye gider ve ilim tahsil ederler.(6)

Bir gün bir ders esnasında bir zat gelir ve Bediüzzaman Hazretlerinin selamını getirdiğini söyler. (Bediüzzaman Hazretleri 1907'de İstanbul'a gitmek üzere Van'dan Erzurum'a geldiğinde, Hacı Faruk Efendinin evinde kalmıştır.)

Ve Hacı Faruk Efendi hürmetinden ayağa kalkar ve Bediüzzaman'ın selamını ayakta alır. İkinci defa Kırkıncı Hocamızın âlemine Bediüzzaman ismi nakşolmuştur.

Ve artık içinde bir merak uyanır. Ve kendisinden 1955-60 yılları arasında Mantık, İlm-i Kelam ve Usul-i Fıkıh dersleri aldığı zat ise, Erzurum'un meşhur âlimlerinden Solakzâde Sadık Efendi'dir.

Bunların ismi anıldığında hocamız hemen hürmetle "bunların ismi anılmış, hemen üç ihlâs, bir Fatiha sizden istiyorum" derdi ve hocalarını baş tacı ederdi. Kırkıncı Hocamızın böyle bir vefa özelliği de vardı.

İşte kendisinin hem Solakzâde Sadık Efendi'den, hem de 1942 yılında tanıdığı Erzurum'un meşhur maneviyat mimarlarından biri olan Alvarlı Efe hazretlerinin tavsiyesi üzerine dört yıl Ağrı'da kendisinden okuduğu Molla Nadir Efendi'den aldığı medrese icazetleri bulunmaktadır. Biz buna hem nakli ilimlerde, hem de akli ilimlerde almış olduğu icazetler diyoruz.

Alvarlı Muhammed Lütfi Efe ve Çöğenderli Hacı Salih Efendi, bunlar Erzurum'un maneviyat sultanlarından ikisi..1942'de Alvarlı Efe hazretlerini tanır. Efe Hazretlerinin "Hülasat-ul Hakayık" adında şiirlerini ihtiva eden çok güzel bir tasavvufi eseri vardır. Ki, ben ona "çağımızın Yunus'u" diyorum. Şiirlerinden birçoğu bestelenmiştir, çoğunu biliyorsunuz.

Kırkıncı Hocamız da zaman zaman bu eserden mırıldanırdı;

Beni benden cüdâ kılsan

Nolur ya Rab! Nolur ya Rab!

Hak yoluna feda kılsan,

Nolur ya Rab! Nolur ya Rab!"

Bunu sürekli dilinde tekrar ederdi. Ve Allah bu duanın bereketi hürmetine kendisini kendisinden cüda kılmış ve Hak yoluna feda kılmıştır.

Çöğenderli Salih Efendi için de "keşke kendisini görseydiniz. Bunların yüzleri nurani, sözleri Rabbanidir" derdi. Ve bu insanlara da derin hürmet beslerdi.

Çöğenderli Salih Efendi zaman zaman Kümbet medresesine gelir, "hele uşaklar, hele oradan, Lem'alar'dan bana bir okuyun" dermiş. Lem'alar'dan okurlarmış. Sonra Hacı Salih Efendi-Kırkıncı hocamızın tabiriyle- Müceddid-i A'zam, Firdevs-i Aşiyan, Hz. Üstad Bediüzzaman" dermiş. Ve Bediüzzaman hazretlerinin 27 sene çekmiş olduğu çileler için "Bu nasıl bir sabırdır" diye takdirlerini ifade edermiş.

Sene 1947..Ve artık Kırkıncı Hocamız Bediüzzaman hazretlerine bir mektup yazar ve ondan eserlerinden ister. Üstad, Hüsrev Altınbaşak adlı talebesinin vasıtasıyla El-Hüccetu'z Zehra adlı risaleyi gönderir.

Şunu ifade etmek istiyorum; Bediüzzaman hazretlerini ve Risale-i Nurları tanıdıktan sonra "Sözleri kendi malı gibi kabul etmek ve en büyük vazife-i hayatiyesini onun neşir ve ilanı bilmek" prensibi Kırkıncı Hocamızın ruhunun her köşesine nakşettiği şaşmaz bir prensibidir.

Bakın değerli dinleyenlerim, kıymetli büyüklerim. Şunu ifade edeyim; Bediüzzaman Hazretleri, İhlâs Risalesinde; "Evet bahtiyar odur ki; kevser-i Kur'anîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir. (Lem'alar, s.166) Ben burada şunu söylüyorum; işte muhterem Mehmed Kırkıncı Hocamız bütün o medrese müktesebatını Nur'un tatlı havuzu içinde eritmiş bahtiyarlardandır. Bütün o müktesebatını Risale-i Nur'un anlaşılmasına ve anlatılmasına hasretmiş bir kahramandır. 

Bakın Bediüzzaman hazretleri şunları söylüyor; "Evet Risale-i Nur, medreseden çıkmış, ilim içinde hakikata yol açmış. Hakikî sahipleri ve taraftarları medreseden çıkan hocalar olduğuna binaen.."(Emirdağ Lahikası-1, s. 129)

"Madem Nur Risaleleri medrese malıdır. Siz de medreselerin hem esası, hem başları, hem şakirdlerisiniz; onlar sizin hakikî malınızdır."(Emirdağ Lahikası-2, s. 11) İşte Kırkıncı Hocamız bu manaya tam manasıyla masadak olmuş güzel bir insandır.

1955 yılında içindeki hasret büyür ve üstadı ziyarete karar verir. Ve Isparta'da üstadı ziyaret eder ve duasına mazhar olur. Risale-i Nurları defalarca mütalaa eder. Nurların en derin meselelerini harika misallerle izah etme, onları anlama ve anlatma hususunda nadir talebelerden biri olmuştur. Onun bu mevzuları anlatırken verdiği misaller dinleyenlerin akıllarını tatmin eder ve onları hayrette bırakırdı.

Mesela tefekkürle ilgili muhtelif rivayetler var."Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır" (bk. Aliyyu'l-Kārî, Esrâru'l-Merfû'a, 175; Aclûnî, 1/310) "Bir saat tefekkür altmış sene nafile ibadetten daha hayırlıdır" (İbn Hibban, Deylemî, Zeyneddin Iraki) gibi. Şimdi bir bakıyorsunuz, bazıları ceffe'l kalem "ya böyle şey olur mu" diye atıyorlar.

Kırkıncı Hocama bunu sorduklarında şöyle nadide, şöyle çok güzel bir cevap vermişti; "Bakın efendiler, bu hadislerin hepsi sahihtir ve sağlamdır. Ama bu hadislerin muhatabı kimdir? Mesela bir un fabrikası düşünün. Bir tanesi günde yüz torba un çıkarıyor. Onun tefekkürü o kadar. Bir başka fabrika günde 10 bin çuval un çıkarıyor, onun tefekkürü o kadar. İşte buyurun bakın, kâinattan Halıkını soran bir seyyahın müşehedatı olan Bediüzzaman'ın tefekkürü ile bizim tefekkürümüz bir mi? Kesinlikle bir değil. İşte birinin bir saat tefekkürü, karşıda altmış senelik ibadete denk geliyor. Veya Hz. Peygamberin tefekkürü ile bizim tefekkürümüz bir mi?" der ve bu meseleleri böylece o kadar güzel bir şekilde anlatırdı.

Ve Bediüzzaman hazretlerine aşk derecesinde bağlıydı ve "bu arz küresi Bediüzzaman hazretlerinin ayağını öpmekle müftehirdir" derdi.

Hızlı geçiyorum.. 1960'lı-70'li yılar. Büyük imkânsızlar içinde, başta Doğu Anadolu olmak üzere memleket coğrafyasını karış karış dolaşma ve Kur'an hakikatlerini anlatma gayreti içerisinde geçmiş, aşkla geçen yıllar.

Kendisi anlatıyordu; "otobüse biniyoruz. Otobüsün içerisinde soba yanıyor. Bir tarafta keçiler var, koyunlar var." Tahta koltukların üzerinde, Ağrı'ya, Diyadin'e, Van'a, Kars'a..Doğu bölgesinde karış karış gitmediği yer yok..Bakın bu insanlar o günün şartlarında böyle bir mücadeleyi vermemiş olsalardı-Allah korusun- belki bugün yaşamış olduğumuz o dehşetli hadiselerin çok daha beterini yaşamamız kaçınılmazdı. Evet bunlar Anadolu'yu mayalayan insanlar..

Türkiye Üniversitelerinin ilk camii…Bakın bu önemli.. Şimdi camisi olmayan hiçbir üniversite yok. Diyanet İşleri başkanımız Mehmed Görmez beyefendi geldiler, üçüncü cami açıldı. Bu fakir kardeşiniz de açıldığı günden bu yana orada sohbet ediyor, Cenab-ı Hakk binler şükürler olsun.

Atatürk Üniversitesinin içerisinde üç tane mabedimiz var, camimiz var ki, biraz önce size konuşan değerli milletvekilimiz(Prof. Dr. Muzaffer Gülyurt) de o camilerden bir tanesinin dernek başkanıydı, yapılmasına ön ayak oldu.

Bakın, Mehmed Görmez Hocaefendi geldi, dedi ki; "biz üniversitedeki camileri önemsiyoruz. Türkiye'deki diğer üniversite camilerinin masraflarının üçte birini biz veriyoruz. Ama biz bu camiye üçte iki verdik."

Takdim konuşmasını da rektör hocamız bana bırakmıştı. Dedim ki; "sayın hocam, eksi 20 derece altında o alınlarını buzlu zemine secde eden delikanlıları görseydiniz, kabanlarının üzerinde secde edenleri görseydiniz, üçte ikisini değil, üçte üçünü de verirdiniz."

-devam edecek-

Dipnotlar

(1)Mustafa Darir Efendi

(2) Mustafa Necatiddin Dumlu; Erzurum Merkez'e bağlı Serçeşme köyünde 1912-13 yıllarında dünyaya geldi. 1991'de Medine-i Münevvere'de vefat etti. Geniş bilgi için bkz. Mihr Ali Süleyman, Bir Nefes, Merkür Yayıncılık, İst.2004, Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, Cilt:3, s. 141-166, Kadir Mısıroğlu, Benden Tarihe Haberler, s.18-20)

3-Bu meseleyle alakalı bkz. Mihr Ali Süleyman, Bir Nefes, s. 25

4-Geniş bilgi için bkz. Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s. 206, Zafer Yayınları, İst. 2013

5-Aslında hocamız Üstadın ismini köyünde duymuş ama herhalde yakinen ilk tanıması Mustafa N. Dumlu efendi ile olmuş denebilir. Kendisi diyor ki; "Küçüklüğümde, köyümüzün büyükleri arasında Bediüzzaman lakabıyla şöhret bulan bir zâttan sık sık söz edilirdi. 1941 yılında köyden şehre taşındığımızda, aynı zâtın, şehir halkı arasında da takdirle yâd edildiğine şahid oldum. Bu hâl, ruhumda O'na karşı derin bir muhabbet ve alâka uyandırdı."(Mehmed Kırkıncı, Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım? s. 11, Kültür Ve Eğitim Vakfı Yayınları, Erzurum, 1990)

(6)-Musa Efendi, Sadık Efendi'ye değil, Sakıp Danışman Hocaefendiye verilmiş. Kırkıncı Hocamız, Mustafa Necati Efendi'nin Erzurum'dan ayrılışından bahsederken buna değiniyor; "Ben kendisini çok sevdiğim için bu habere çok üzüldüm. Sohbetine gelen bütün cemaat, gitmesine karşı çıkıyordu. Neticede 1944 yılında beni Hacı Faruk Efendi'nin yanına, kardeşimi de Sakıp Efendi'nin yanına verdi ve Türkiye'den ayrılıp Peygamber Efendimizin (sav.) komşuluğunu tercih ederek Medine-i Münevvere'ye yerleşti." (Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, s. 26, Zafer Yayınları, İst. 2013.) Yalnız Kırkıncı Hocamız -tarihini bilmesek de- Sakıp Efendi'den de okumuştur. Sakıp Efendiyle alakalı yazdığı bir yazısında buna şöyle değiniyor; "Hocaefendi'nin rahle-i tedrisinde, feyz ve irfanından az da olsa istifade etmiş biri olarak"(yazının tamamı için bkz. Rıfkı Danışman, Erzurum Müftüsü Sakıp Danışman, s. 23-27, şahsi basım, tarihsiz)

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-4

Şimdi, ilim, hikemi şiir, fikir, marifet ve üslub; üslub-u hâkim. Bunları çok severdi. Mesela

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-3

Kadirşinastı. Bütün İslam cemaatleri sever ve sevdirirdi. Bakın biz çok dinledik; günde beş

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-2

Erzurum’da Kurşunlu medresesi var. Şeyhülislam Feyzullah Efendi zamanında bina edilmiş. Onun

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-1

NUR’UN MÜTEVAZI ÇEHRESİ; MEHMED KIRKINCI HOCAM-1

Değerli Ziyaretçilerimiz! Dört sene oldu, değerli âlim Mehmed Kırkıncı hocamızın üful edi

KIRKINCI HOCAMI ANMA VESİLESİYLE BİR KAÇ SÖZ

KIRKINCI HOCAMI ANMA VESİLESİYLE BİR KAÇ SÖZ

İmam Hatip Lisesine kaydettirdikten sonra, medrese usulü Arapça tahsilimi de tamamlayayım diye b

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

Nûr, 38

GÜNÜN HADİSİ

"Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!"

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır'ın Vefatı(27 Mayıs 1942) *İstanbul'un Fethi'nin 550. yıl dönümü(29 Mayıs 1453) *Ayasofya'da ilk Cuma Namazı kılındı.(1 Haziran 1453)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI