Cevaplar.Org

KÜFÜR VE ÇEŞİTLERİ

I-Küfür Nedir? Küfür kelimesinin sözlük anlamı: Nimeti inkâr etmek, örtmek, çirkin sözler söylemek, sövmek ve sövgü demektir. Küfür kelimesinin terim anlamı: Allah’ın varlığını, birliğini, peygamberlerini ve peygamberleri aracılığıyla bildirdiği esasları inkâr etme durumu, imansız olma hali anlamına gelir. Küfür kelimesi, iman kelimesinin zıddıdır.


Ali Bozkurt

alibozkurt.02@hotmail.com

2020-02-21 08:40:18

I-Küfür Nedir?

Küfür kelimesinin sözlük anlamı: Nimeti inkâr etmek, örtmek, çirkin sözler söylemek, sövmek ve sövgü demektir.

Küfür kelimesinin terim anlamı: Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberlerini ve peygamberleri aracılığıyla bildirdiği esasları inkâr etme durumu, imansız olma hali anlamına gelir. Küfür kelimesi, iman kelimesinin zıddıdır.

Kâfir kelimesinin sözlük anlamı: Bir şeyin üstünü örten demektir. Bu anlamda dünyadaki varlıkları örttüğü için geceye, tohumun üzerini örttüğü için de çiftçiye kâfir denir.

Kâfir kelimesinin terim anlamı: Allah'a, peygamberlerine ve son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)'in, Allah'tan alıp insanlara bildirdiği dini esaslara, bu esaslardan bir kısmına veya birine inanmayan, doğru olduğundan şüphe eden, bu esasları güzel ve yerinde bulmayan kimseye kâfir denir. Kâfir kelimesi, mü'minin kelimesinin zıddıdır.

İmanın tarifi açısından mezhepler arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları:

Ehl-i Sünnet mezhepleri: İman kalp ile tasdiktir.

Ebu Hanife'nin de içinde bulunduğu bazı âlimler: İman, kalp ile tasdik dil ile ikrardır.

Cehmiyye ve Neccariyye: İman marifettir, yani bilmektir. Marifetin zıttı cehalet, imanın zıttı ise inkârdır.

Mürcie ve Kerramiye: İman, dil ile ikrardır.

Hariciye, Mutezile ve Şia: İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve ameldir. Bu görüşe göre amel, imandan bir parçadır.

Bu tanım ile aynı görüşü paylaşmış gibi görünmelerine rağmen iman konusunda Hariciye, Mutezile ve Şia arasında şu farklar bulunmaktadır:

Hariciye: Büyük günah işleyen kâfir olur.

Mutezile ve Şia: Büyük günah işleyen imandan çıkar, ancak kâfir olmaz; iman ile küfür arasında bir yerde bulunur. Bu duruma el-menziletü beyne'l-menzileteyn denir. Büyük günah işleyen kişi, tövbe etmeden ölürse ahirette kâfir muamelesi görerek ebediyen kalmak üzere cehenneme konur.

İmanın artıp eksilmesi hakkındaki görüş ayrılıkları:

Selefiye: İman artar eksilir.

Maturidiye ve Eş'ariye: İman artmaz ve eksilmez; ancak kuvvetli veya zayıf olabilir.

II-İnanıp İnanmama Her İnsanın Kendi İradesine Bırakılmıştır

Bu durum bir ayet-i kerimede şu şekilde açıklanmaktadır:

"Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!"(1)

Bu ayet, Diyanet Tefsirinde şöyle açıklanmıştır: 'Burada da Resûlullah'ın onlara şu gerçekleri hatırlatması istenmektedir: Bu din, Allah katından gelmiş bir dindir. Bunun karşısında zengin-fakir, güzel-çirkin, ünlü-ünsüz, güçlü-güçsüz ayırımı yapmaksızın herkes eşittir. Kur'an, insanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeksizin herkese aynı şekilde ve eşit olarak hitap eder. Dileyen ona inanır, dileyen de inkâr eder. İnananın faydası, inanmayanın da zararı kendisine aittir. İnsanlara inanmaları için herhangi bir baskı yapılamayacağı gibi, putperest zenginlerin keyfi için Allah'a samimiyetle inanan fakirler de ihmal edilemezler ve Peygamber'in huzurundan uzaklaştırılamazlar. Âyet, inkâr edenlerin uhrevî sorumluluğunu ayrıca vurgulamakla beraber, aynı zamanda din özgürlüğü konusunda önemli bir dayanak oluşturmakta, dünyada inananlar kadar inanmayanların da temel insan haklarına sahip olduğuna işaret etmektedir. Allah insanı akıl ve irade gibi hakkı bâtıldan ayırma yetenekleriyle donatmıştır. İnsan bu yeteneklerini kullanarak gerçeğin ve iyinin arayışı içinde olmaz, aksine bâtılda ısrar ederse kalbi iyice kararır. Allah'ın onu zorla doğru yola sevk etmesi mümkünse de bu durum O'nun vermiş olduğu yetki-sorumluluk, ceza-mükâfat düzeniyle uyuşmaz. Bu yüzden, "Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin" buyrulmuştur.'(2)

Bu ayette Allah'tan olan gerçekten bahsedilirken Ashab-ı Kehf hakkındaki bilgiler kastedilmektedir. Şu var ki İnsanlar, gerek Ashab-ı Kehf gerekse diğer konularda Kur'an'da bildirilen hususlara inanıp inanmamakta serbest irade sahibidirler. İsterlerse hür iradeleriyle imanı, değilse küfrü tercih ederler.

III-Küfrün Çeşitleri

Küfrün meydana geliş şekilleri dört başlık altında özetlenmiştir:

1.Küfr-i İnkârî:

Kişinin Allah'ı, peygamberlerini ve peygamberlerin bildirdiği dini esasları kabul etmeyip kalbiyle ve diliyle inkâr etmesine küfr-i nkârî denir.

Kur'an, bu tür inkârcıları şöyle anlatır:

"Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar."(3)

Ayette, "Küfre sapanlar" yani inkâr edenler diye ifade edilenler kimlerdir?

Diyanet Tefsiri bu sorunun cevabını şöyle vermektedir: 'Âyetin niteliklerini verdiği "inkâr edenler", hak din karşısındaki olumsuz düşüncelerini ve tutumlarını gizlemeyen, tercihlerini açıkça inançsızlık ve red yönünde kullanan, zaman geçtikçe inkârcılıkla şartlanan, başka düşüncelere ve inançlara (bu arada hak dine) kulaklarını, göz ve gönüllerini kapayan kimselerdir.'(4)

İnkârî anlamda küfre sapanlar, inkârlarını gizlemeyip açıkça beyan ederler. Bu tür insanları, batıl görüşlerinden vazgeçeme konusunda ikna etmek bir hayli zordur.

2.Küfr-i Cuhûd: Kişinin, inanılması gereken hususları kalbi ile bilmesine rağmen bile bile inkâr etmesine, küfr-i Cuhûd denir.

Küfr-i Cuhûd'u anlamak için Cahd terimine de dikkat çekmek gerekir:

Sözlükte cahd; bir şeyi bildiği halde inkâr etmek anlamına gelir.

Terim olarak cahd; inanılması gereken dini hükümleri bildiği halde kabullenemediği için kısmen veya tamamen inkâr etmek demektir.

Bir ayet-i kerimede bu tür inkârcıların durumu şu şekilde anlatılmaktadır:

"Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat'tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah'ın lâneti inkârcıların üzerine olsun."(5)

Şu izah, konuyu yeterince açıklığa kavuşturmaktadır: 'Medine'deki yahudiler yakında yeni bir peygamber geleceğini, Tevrat'ı tasdik eden yani tevhid ve diğer temel itikad konularıyla dinin aslî hedeflerinde Tevrat'la uyuşan, ayrıca Tevrat'ın son peygamberle ilgili müjdesini doğrulayan (Râzî, III, 180) yeni bir kitap indirileceğini biliyor; bu peygamberin ve getirdiği kitabın tevhidi yeniden hâkim kılarak, Yahudiliğin de düşmanı olan putperestliği ortadan kaldıracağına, böylece Mûsâ'nın dinini yeniden güçlendireceğine ve bu suretle kendilerinin de Medine müşrikleri karşısında üstün duruma geçeceklerine inanıyorlardı. Yahudiler, Evs ve Hazrec adlı Medineli Arap kabileleriyle savaşıp yenildiklerinde onlara, "Sizinle asıl beklediğimiz peygamber gelince hesaplaşacağız ve o zaman sizi yeneceğiz" derlerdi (İbn Atıyye, I, 178). İşte bekledikleri peygamber ve kitap geldiğine göre onu Araplar'dan önce kendilerinin kabul etmeleri gerekirdi. Fakat onlar inkâr ettiler. Çünkü bu peygamber, umduklarının aksine, İsrâiloğulları'ndan değil Araplar arasından gönderilmişti.'(6)

Kur'an'da cahd, ilahi nimete karşı gösterilen nankörlük ve Allah'ın nimetini inkâr anlamında kullanılmaktadır:

3.Küfr-i İnadî:

Kişinin, Allah'ı kalben bilip diliyle de ikrar etmesine rağmen, azgınlık, kibir ve kavmiyetçilik gibi nedenlerle İslamiyet'i din olarak kabul etmemesine küfr-i inadî denir.

İnadî bir şekilde kâfir olanlar, dini hakikatler ispat edildiği ve kendileri de bunları görüp bildikleri halde azgınlıkları ve dünya menfaatleri nedeniyle inkârı tercih eden bedbahtlardır. Ebu Cehil gibi birçok müşrik bu kabildendir.

Doğu Roma İmparatoru Herakleios'un da bu şekilde inkârı tercih ettiği kabul edilmektedir. Vukuundan dokuz yıl kadar önce bir mucize olarak Kur'an'da(7) haber verildiği gibi, ehl-i kitap olan Doğu Roma ordusu, M. 624 yılında Mecusi olan Sasani ordusunu yenmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in elçisi Dıhye ile görüşen Bizans İmparatoru Herakleios, doğruyu öğrenip Resulullah için; "Eğer O'na ulaşabileceğime inansaydım, yolculuğun en dayanılmaz şartlarına bile göğüs gererek kendimi O'nun yüce huzuruna atacak, mübarek ayaklarını öz ellerimle yıkayacaktım!" demesine rağmen mevkisi kaybetmemek için Hıristiyan olarak kalmaya devam etmiştir.

Firavun'un, Hz. Musa tarafından gösterilen açık ve reddedilmeleri mümkün olmayan mucizeleri, bizzat görmesine rağmen inkâra devam etmesi de inadının bir sonucudur.

Arap dâhilerinden olan Ümeyye bin Salt da doğruyu bildiği halde hırsı nedeniyle iman etmemiştir. Ümeyye bin Salt hakkındaki şu bilgi oldukça ibretlidir: "Kutsal kitaplarda geleceği haber verilen peygamberin kendisinin olmasını beklerken risâletin Hz. Muhammed'e verilmesini kıskanarak ona inanmadı, kendisine ve İslâm'a karşı düşmanca bir tavır içine girdi, hatta Resûl-i Ekrem'i münazaraya davet etti."(8)

4.Küfr-i Nifak:

Kişinin diliyle iman esaslarına inandığını söylediği halde kalbiyle bu esasları tasdik etmemesine küfr-i nifak denir.

Küfr-i Nifak'ın ne olduğu şu ayet-i kerimeden net olarak anlaşılmaktadır:

"İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde «Allah`a ve ahiret gününe inandık» derler."(9)

Dipnotlar

1-Kehf-29

2-DİB Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 551-55

3-Bakara-6

4-DİB Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 75

5-Bakara-89

6-DİB Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 155-156

7-Rum Suresi, 2-6 ayetler

8-TDV İslam Ansiklopedisi, C: 42, S: 303

9-Bakara-8

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ABDULLAH BİN SEBE DİYE BİRİ YOK MUDUR?

ABDULLAH BİN SEBE DİYE BİRİ YOK MUDUR?

Bazıları, Taberî'nin İbn Sebe ile ilgili aktardığı rivayetin senedinde Seyf b. Ömer et-Temim

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-3

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-3

Allah’ın emirlerini yerine getirip; yasakladıklarından da kaçınma gibi anlamlara da gelen “

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

Eşlerin Birbirinden Üstün Oldukları Noktalar: Kur’ân, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ ع

SORU SORMA AHLAKI

SORU SORMA AHLAKI

İlim talebesinin önem arz eden vazifelerinden biri bilmediği ve kapalı kalan hususları sormayı

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

Eğitimin esasını oluşturan ve öğrencinin eğitimde başarısı için temel dinamiklerden biri

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

Aile Nedir? Kur’ân-ı Kerim’de, insanın beden, ruh ve aile sağlığı konusunda ihtiyaç duy

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

-ALLAH’A KARŞI ADABI: 1-İmanlı, iffetli ve taatli olur. 2- Beş vakit namazını dürüst

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

lmi hocadan almak, sahih ilmin anahtarı ve ilim talebesinin kurtuluş adresi ve zaferidir. Ehliyetl

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

Allah (c.c) gerek Yüce Kitabı'ndaki birçok ayet-i kerimede ve gerekse Elçisi aracılığıyla bi

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

Gizli ve aşikâr bütün işlerde iyi niyet, samimiyet ve ihlas her Müslüman için özellikle âl

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

A. Bilinçli Olarak Faaliyet Gösteren Münafıklar Birinci grup, Oryantalizmin üretip özenle be

Çünkü Allah, haktır. O'ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz batıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok büyüktür.

Lokman, 30

GÜNÜN HADİSİ

İslam hakkında.

"İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe'ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak" Buhari-İman:1

TARİHTE BU HAFTA

*Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın Şehit düşmesi (19 Ağustos 1691) *Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce Yakılması(21 Ağustos 1969) *Sakarya Savaşı (22 Ağustos 1921) *Hz. Ebu Bekir (634) ve Ebussuud Efendi'nin (1574)[23 Ağustos]

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI