Cevaplar.Org

NÜKTELER-11

PEYGAMBERLER Peygamberlerin beşer seviyesine göre gönderilmeleri Yirmi-otuz kuzuyu idare etmek için birkaç kişi gerekirken yüz koyunu idare etmek için bir çoban kâfi gelir. Ve yine ilkokulda, her 30-40 öğrenciye bir öğretmen icab ederken, üniversitede 500 kişi bir hocadan ders alabilir.


Mehmed Kırkıncı

.

2020-01-14 11:03:23

PEYGAMBERLER

Peygamberlerin beşer seviyesine göre gönderilmeleri

Yirmi-otuz kuzuyu idare etmek için birkaç kişi gerekirken yüz koyunu idare etmek için bir çoban kâfi gelir. Ve yine ilkokulda, her 30-40 öğrenciye bir öğretmen icab ederken, üniversitede 500 kişi bir hocadan ders alabilir.

İşte, beşerin tufuliyet devrinde, muhtelif kavimlere aynı zamanda ayrı ayrı peygamberler gönderildiği halde, beşeriyet tekâmül edip tek bir muallimden ders alacak seviyeye gelince Mütekellim-i Ezelî, Peygamber Efendimiz'i (S.A.V.) bütün beşeriyete muallim olarak göndermiştir. O'nun okuduğu Hutbe-i Ezeliye, Devr-i Saadet'i tenvir ve tatmin ettiği gibi bütün asırları da nurlandırmıştır ve kıyâmete kadar da nurlandıracaktır

Kimse kendiliğinden peygamber olamaz

Hiçbir insan, kendi gayretiyle, kesbiyle, ilmiyle, iradesiyle Peygamber olamaz. Peygamberlerin, sohbet-i İlâhiyye ile bir anda eriştikleri kemâlâta diğer insanlar milyarlar senede ulaşamazlar.

Peygamberlerle diğer insanlar arasındaki bu mühim farkı da şöylece izah edebiliriz:
Bir sadrazam, padişahın raiyyeti namına, ona muhatap olup hiçbir ferdin kendi başına, vasıtasız vâkıf olamayacağı birçok esrâra vâkıf olur. Peygamberler de ulûhiyet dairesine ait birçok sırlara, hikmetlere mazhar olurlar.

Malûmdur ki, koyunlar, faraza irade sahibi olsalar, kendi hissiyat ve duygularını, anlayış ve kavrayışlarını ne kadar artırırlarsa artırsınlar, çobanlarının ilmine ve irfanına kavuşamazlar. Çobanın bir saatte kazandığı ilme ve mazhar olduğu feyze onlar, binlerce senede erişemezler.
Diğer insanlarla Peygamberler (Aleyhimüsselâm) arasındaki fark da buna benzer.

RUH

Beden-ruh tenasübü

Koyun fil kadar olsaydı, onu yatırıp kesemezdik, at da koyun kadar olsaydı, ona binemezdik. Hizmetimize verilen sair hayvanatı da bunlara kıyas ettiğimizde, bu hayvanatın bedenlerinin bir cihette kendi ruhlarına münasip tarzda, diğer bir cihette de bizim istifademize muvafık şekilde yaratıldığını bedahetle görürüz.

SEBEB-MÜSEBBEB

Müsebib'ül-esbab

Sebeplerin âcizliği ve şuursuzluğu bir yarım daire, müsebbebin mükemmeliyeti ve şuurlu olarak yapılmış olması da diğer bir yarım daire yapılırsa, meydana gelen dürbün gözlüğünden Müsebbibü'l-esbabın varlığı görülür.

Sermayesiz şirket

Parasız bin kişinin bir araya gelerek azîm bir şirket kurdukları ve bu şirketin her gün yüz milyar lira kazandığı söylense, bu iddia ne kadar ahmakane ve ona inanan kimse ise ne derece divâne olur.

Buna inanan kimseye divâne denilirse, hayatı, şuuru, fikri olmayan güneş, hava, toprak, su ve diğer anasırın bir araya gelip bir sistem kurduklarına ve her gün milyarlarca zîhayat meydana getirdiklerine inanan ve Hâlik-ı Kâinatı tanımayan kimseye ne isim verilecektir?

Kim nescediyor?

Bir tezgâhta dokunan halıdan, tezgâhın da, ipliklerin de haberdar olmaması gibi, ana rahmindeki bir çocuğun teşkilinden de annesi ve diğer maddî vasıtalar bihaberdir. Diğer taraftan, bir insan herhangi bir eseri yaparken, o eserini görmesi, onunla alâkadar olması ve üzerinde tasarrufatta bulunması icabetmektedir. Hâlbuki ana rahmindeki bir çocuğu, annesi ne görmekte ve ne de onun üzerinde herhangi bir tasarrufatta bulunmaktadır.

Bu hale göre, şu musannâ ve harika dokumanın Nessac'ını merak etmemek mümkün müdür? Bu merak ateşi ise ancak marifetullah ile söndürülebilir.

Perdenin inceliği Müsebbibü'l-esbab olan Cenâb-ı Hak en mükemmel müsebbebleri en âdi sebeplerle göndermiştir. Bu ise, esbab perdesinin inceliğinin bir ifâdesidir. Meselâ; Kadir-i Zülcemal, tavuğu yumurtanın eliyle, ağacı çekirdeğin eliyle, meyveyi ağacın eliyle ve nihayet insanı da kâinatın eliyle göndermiştir. Bu âciz sebeplerin bu hârika eserleri yapamayacağını idrak eden insan, esbab perdesini yırtmış ve iman ziyâsıyla marifet yıldızlarına kavuşmuş demektir. Artık o insanın yapacağı şey ebedî saadeti kazanmak üzere fıtratında dercedilmiş bulunan istidatlarını bu vadide sünbüllendirmek olacaktır. Sebepler perdesini yırtamayan kimse ise, yumurtanın içinde boğulan yavru gibi, bu kâinat içinde boğulup gidecektir.

Muhâller zinciri

Eşyanın kendi kendine olmasında şöyle bir muhal vardır:
Bir şeyin kendi kendini yaptığı tevehhümü, o şeyin kendi varlığından önce mevcut olması, var olmaya karar vermesi ve kendini yapmaya başlaması gibi birçok muhâlleri tazammun eder.

Tavuk mu, yumurta mı?

Tavuğu yumurtanın, ağacı çekirdeğin, insanı ise bir damla suyun yaptığını iddia etmek; bir eserin, meselâ; bir sobanın kendi ustasını yaptığını iddia etmek kadar, belki ondan ziyade hamâkatdır.

Sütü yaratan kim?

Hindistan cevizinin ağacı toprak yiyor, süt veriyor. Koyun ise ot yiyip, süt veriyor. Bir valide faraza et yiyip, süt veriyor. Demek ki bunların her biri birer sebepdir, sütü yaratan ise, ancak Rezzâk-ı Zülcelâl'dir.

Perdelerin arkası

Cenâb-ı Hakk'ın varlığı ve kâinattaki tasarrufları perdeler arkasında görünüyor. Meselâ, elmayı görüyoruz, beslenişi perdeler arkası; gözü görüyoruz, görme perdeler arkası; bedeni görüyoruz, ruhun faaliyetleri perdeler arkası ve nihayet umum kâinatı görüyoruz, tedbir ve tedviri perdeler arkasıdır.

Hangi şefkâtle?

Cansız bir şeyin şefkati olamayacağı herkesçe kabul edilen bedihî bir hakikattir. O halde, güneş hangi şefkatle bizi ışığından ve ısısından istifade ettiriyor? Deniz, hangi şefkatle balıkları besleyip, bize takdim ediyor? Toprak, hangi şefkatle nebatatı büyütüp bizlere uzatıyor? Diğer taraftan, mide hangi şefkatle yediğimiz gıdaları hazmettiriyor? Hava hangi şefkatle kanımızı temizliyor? Kan damarları hangi şefkatle hücrelerimize erzak taşıyor?

Bu cansız ve şuursuz şeylerin hiçbirine şefkat atfedilemeyeceğine ve gözümüz önündeki bu şefkat da inkâr edilemeyeceğine göre, bunlar Rabbimizin geniş rahmetine, hudutsuz keremine ayinedarlık ediyorlar demektir.

Devrin muhaliyeti

Tavuk yumurtayı, yumurta da tavuğu yaptığı takdirde tavuk kendi kendini yapmış olur. Bu ise muhaldir. Aynı şekilde, ağaç çekirdeği, çekirdek de ağacı yaptığı takdirde ağaç kendi kendini yapmış olur. Diğer canlılar da bu misâllere kıyas edilebilir.

Sebep ve müsebbeb

İnsanlar, san'atta ve fende ne kadar ileri giderlerse gitsinler kendilerinden daha üstün bir eser yapamazlar. Bu muhâldir. Bu hale göre, toprak kendisinden daha mükemmel olan ağacı nasıl yapabiliyor veya ağaç kendisinden daha mükemmel olan bir meyveyi nasıl inşa edebilir?

Bu eserler, zahiren ustaları gibi görünen şeylerden daha mükemmel olduklarından ağacın da, toprağın da ancak birer sebep, birer alet veya birer vasıta oldukları ve bu müsebbeplerin ve neticelerin bir Sâni-i Kâdir tarafından vücuda getirildikleri bedahaten anlaşılmaktadır.

Nasıl değişiyorlar?

Bir insan, çocukluğunda sadece sütle beslenmekle beraber, bedeninin bütün âza ve cihâzatı noksansız olarak o sütten yapıldığı gibi, büyüdüğünde ise, hangi gıda ile beslenirse beslensin, yine bütün âza ve cihâzatı teşekkül etmektedir. Buradan, hem sütün, hem de ekmeğin birer sebep olduğu ve dest-i kudretin mahiyet-i eşyayı mukteza-yı ilim ve hikmetine göre değiştirdiği bedaheten anlaşılmaktadır.

Yazılardaki mânâ ve hitap

Kalem, insanla yazı arasında bir perdedir. Yazılardaki mânâ ve imlâ ve muhataba hitap kalemi reddeder; bedahetle bir kâtibin varlığını gösterir. Aynı şekilde tabiat da bir perdedir. Meselâ, bir elma şekliyle, rengiyle, kokusuyla, tadıyla, vitaminiyle ve içindeki çekirdeğiyle mükemmel ve manidar olarak yazılmış bir kelime gibidir. Bu elma kelimesi rengiyle insanın gözüne, tadıyla diline, kokusuyla burnuna, vitaminiyle bedenin hüceyratına ve çekirdeğiyle de müstakbeldeki insanlara hitap etmektedir. Bu hitabı ve mânâyı ne ağaç, ne toprak, ne de kâinata verebiliriz.

Bu fiillerin fâili

Sebepler içerisinde en şerefli ve en ziyade ihtiyar sahibi insan olmakla beraber, bu insan kendi içişlerine karışamıyor. Elini boğazına soksa midesi bulanıyor, gözüne soksa kendini kör ediyor. Bütün insanlar kendi içerilerindeki bu hârika tasarrufattan habersiz olarak, dıştaki mes'elelerle alâkadar oluyorlar.
İnsanlar böyle olunca, hayvanatın, nebatatın ve cansız kürelerin kendi içişlerinden tamamen bihaber olacakları bedihîdir.
Her şey böyle olmakla beraber, her mahlûkta nihayet hikmetle tasarruf ediliyor. Bu mu'cizâne faaliyetlerin fâili, elbette hiç şüphe yok ki, bütün kâinatın Hâlikı olan Hakîm-i Zülkemâl'dir.

Tertip ve tanzim

Tek başına kalmış bir çark, bir motor, bir taş veya mücerred elektrik cereyanı kumaş dokuyamadıkları halde, bir araya geldiklerinde bir mensucat fabrikası oluyor ve bu fabrikada çeşitli kumaşlar istihsal ediliyor.

Bu bir araya gelme fiili, fabrikadaki bütün âletleri ve aralarındaki münasebetleri bilen ve umumun maliki olan bir zatı bedâhetle gösteriyor.
Aynı şekilde, tek başına kalmış toprak, güneş, hava, su, ay ve yıldızlar; insan, hayvan ve nebatat gibi mahsuller veremeyecekleri halde, bu cansız mahlûkat da bir tertip ile ve nihayet hikmetle bir araya getirilmiş ve kâinat kâmil mânâsıyla bir insan fabrikası halini almıştır.

Elbette bu şuursuz azîm cirimler, bir Müdebbirin tedbiriyle, bir Hakîm'in hikmetiyle ve bir Kadir-i Zülcelâl'in kudretiyle bu vaziyeti alıyorlar.

Perdenin inceliği

Müsebbibü'l-esbab olan Cenâb-ı Hak en mükemmel müsebbebleri en âdi sebeplerle göndermiştir. Bu ise, esbab perdesinin inceliğinin bir ifâdesidir. Meselâ; Kadir-i Zülcemal, tavuğu yumurtanın eliyle, ağacı çekirdeğin eliyle, meyveyi ağacın eliyle ve nihayet insanı da kâinatın eliyle göndermiştir.
Bu âciz sebeplerin bu hârika eserleri yapamayacağını idrak eden insan, esbab perdesini yırtmış ve iman ziyâsıyla marifet yıldızlarına kavuşmuş demektir. Artık o insanın yapacağı şey ebedî saadeti kazanmak üzere fıtratında dercedilmiş bulunan istidatlarını bu vadide sünbüllendirmek olacaktır.
Sebepler perdesini yırtamayan kimse ise, yumurtanın içinde boğulan yavru gibi, bu kâinat içinde boğulup gidecektir.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

Eşlerin Birbirinden Üstün Oldukları Noktalar: Kur’ân, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ ع

SORU SORMA AHLAKI

SORU SORMA AHLAKI

İlim talebesinin önem arz eden vazifelerinden biri bilmediği ve kapalı kalan hususları sormayı

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

Eğitimin esasını oluşturan ve öğrencinin eğitimde başarısı için temel dinamiklerden biri

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

Aile Nedir? Kur’ân-ı Kerim’de, insanın beden, ruh ve aile sağlığı konusunda ihtiyaç duy

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

-ALLAH’A KARŞI ADABI: 1-İmanlı, iffetli ve taatli olur. 2- Beş vakit namazını dürüst

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

lmi hocadan almak, sahih ilmin anahtarı ve ilim talebesinin kurtuluş adresi ve zaferidir. Ehliyetl

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

Allah (c.c) gerek Yüce Kitabı'ndaki birçok ayet-i kerimede ve gerekse Elçisi aracılığıyla bi

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

Gizli ve aşikâr bütün işlerde iyi niyet, samimiyet ve ihlas her Müslüman için özellikle âl

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

A. Bilinçli Olarak Faaliyet Gösteren Münafıklar Birinci grup, Oryantalizmin üretip özenle be

HAKKA TALİP OLANLARA ÖNEMLİ TAVSİYELER

HAKKA TALİP OLANLARA ÖNEMLİ TAVSİYELER

Hakka talip olana tavsiyem şudur: *Ey talip! Zenginlerle (ve idarecilerle) sadece, insanlara dokun

İSLÂM, BİLİME DÜŞMAN MIDIR?

İSLÂM, BİLİME DÜŞMAN MIDIR?

Oryantalistlerden Ernest Renan ve Gromer, İslâm dininin bilim düşmanı olduğunu ve felsefe ve i

Yeryüzüne iyi-yararlı kullarım vâris olacaktır.

Enbiya, 105

GÜNÜN HADİSİ

Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kim "üç kız" veya "üç kızkardeş" veya "iki kızkardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir."

Ebu Davud, Edeb 130, (5147); Tirmizi, Birr, 13 (1913)

TARİHTE BU HAFTA

*Eğriboz Adası'nin fethi(12 Ağustos 1470) *Kanuni Sultan Süleyman Han'in Tebriz'i fethi(13 Ağustos 1534) *Haçlı Ordusu'nun Kudüs katliami (15 Ağustoz 1099) *Gölcük Depremi(17 Ağustos 1999) *Misak-i Milli'nin TBMM'de de kabûlü(19 Ağustos 1920)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI