Cevaplar.Org

NÜKTELER-6

Hayatın Kıymeti Ve Gayesi Hayatının son dakikalarını yaşadığını bilen bir kimseye, bütün servetini verdiği takdirde ömrünün bir ay daha uzayabileceği söylense, elbette ki hiç tereddüt etmeden bütün servetini verecektir. Demek ki, bir ömür boyu kazanılan servet, bir ay ömre mukabil gelemiyor.


Mehmed Kırkıncı

.

2019-12-06 15:18:10

HAYAT

Hayatın Kıymeti Ve Gayesi

Hayatının son dakikalarını yaşadığını bilen bir kimseye, bütün servetini verdiği takdirde ömrünün bir ay daha uzayabileceği söylense, elbette ki hiç tereddüt etmeden bütün servetini verecektir. Demek ki, bir ömür boyu kazanılan servet, bir ay ömre mukabil gelemiyor.

O halde, hayatımızın kıymetini bu misâle göre ölçüp, ona göre değer­lendireceğiz.

Bir günü dünyalara değen ve göz, kulak, dil, akıl gibi küçük bir cihazı dahi kâinatla değişilmeyen insan hayatı, elbette ki ebedî saadetin kazanıl­ması için verilmiştir. Dünyevî işlerimiz ise beşeriyet itibariyle ferdî veya içtimaî hayatımızın devamı için yapmamız gereken birtakım faaliyetlerdir. Bu faaliyetler, hayatın gayesi olamaz.

"İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesidir" hakikatı­nın işaretiyle, insanı elma ağacının başındaki bir elmaya teşbih ettiğimizde şu hakikat kendini güneş gibi gösterir: Bu meyve sadece kendini beslemek için yaratılmamıştır ve bu meyvenin ağaç ötesi bir gayesi olacaktır.

Aynı şekilde, kâinat ağacının başında duran insanın da kâinat ötesi bir gayesi olacaktır. Böyle bir insanın yaratılışının gayesi, İman-ı billâh, Mârifetullah, Muhabbetullah ve Cenâb-ı Hakk'a kulluk etmek gibi ulvî maksatlardan başka ne ile izah edilebilir?

Âkıbetten korkmak

Dünyevî âkıbetten korkmak insan fıtratının icabıdır. Bir kimse otobüsle, gemiyle veya uçakla bir menzile müteveccihen seyahat etse, o menzile mutlaka ulaşacağını garanti edemez. Her an bir trafik kazası veya bir fırtına sebebiyle o seyahat sona erebilir ve o insan da ölümü tadabilir.


İşte aynı şekilde, Cenâb-ı Hakk'ın emir ve nehiylerine riayet etmekle Cennete müteveccihen yol alan bir mü'min de bu yolculuğun Cennetle son bulacağını garanti edemez. Her an mânevî bir musibet veya fırtına, insanı yarı yolda koyabilir. Bu seyahatta da âkıbetimizden daima korkmalı ve Rahîm-ı Zülcemal'in dergâhına iltica ve ondan istimdad etmeliyiz.

Ey yolcu dikkat et!

İnsan, halife-i arz olduğu için her hareketi zapt ediliyor. Bilindiği gibi, bir başkanın seyahati esnasında basın mensupları onu adım adım tâkip ederek, müspet veya menfî bütün hareketlerinin, sözlerinin ve davranışlarının pozunu alıyorlar. Bu sebeple o da, her hareketine dikkat ettiği gibi, değil bir cümle, bir tek kelime dahi menfî veya lüzumsuz söz söylememeye ihtimam gösteriyor.

Bununla beraber, aynı gün uçakla veya diğer vesaitle daha binlerce insan seyahat ettiği halde, onların hiçbirinin peşine gazeteciler takılmıyor.

Aynen bunun gibi, her bir insan da melekler tarafından devamlı murakabe altında tutuluyor ve bütün hareketleri ve sözleri zapt ediliyor. Bu durum, hayvanat ve nebatat için söz konusu olmuyor.

İşte, mezkûr başkanın yolculuk esnasındaki hassasiyetini, bizim de bütün ömrümüz boyunca göstermemiz lâzım geliyor. Tâ ki, ahirette kendimize ait menfî tablolarla karşılaşmayalım ve onlardan hesaba çekilmeyelim.

"Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork"

Ölümle, imtihan sayfası kapandığına göre, insanların Sırat Köprüsü'nden geçme veya geçememe keyfiyetleri, bu dünyada kabir kapısına kadar olan yolculuklarını sırat-ı müstakim üzere yapıp yapmamalarına bağlı oluyor. Peygamberlerin ve sahabelerin yürüdüğü bu yolda onların izlerini takip ederek, azamî hassasiyetle yürüyen kimseler, kıldan ince, kılıçtan keskin, diye tabir olunan Sırat Köprüsü'nden sühuletle geçebileceklerdir. Bu duruma göre asıl Sırat, bu dünya hayatımızdır.

O halde, dünyada Sırat üzerindeymiş gibi hareket etmeli ve adımımızı dikkatli ve itina ile atmalıyız. Zira, söylenen kötü bir sözü geri almak mümkün olmadığı gibi, isyanla geçirilen bir zamanı geri getirmek de imkân haricidir.

Ömür sermayesi

İnsanın bir mağazadan, mağazacıya verdiği para nisbetinde mal alacağı malûmdur. Beş lira ile bin liralık mal satın almayı kimse aklından geçirmez. Veya diğer bir ifadeyle, beş lirası olan bir kimsenin bin lirası olan kimseyle, o mağazadan aynı derecede nasip alacakları beklenemez. Aynı şekilde uhrevî ticaretteki kazancımız da başta ihlâs olmak üzere, sarf edeceğimiz mesai nisbetinde olacaktır.

Ömür sermayemizin en verimli zamanı olan gençliğimizi yalnız dünya işlerine harcayıp, ihtiyarlığımızı âhirete ayırmamız, ticaret bilmemekten başka bir şey değildir. Dünyevî işlerde bile durum böyledir. Gençliğini sefahatte geçiren bir kimse, ihtiyarlığında dünya işlerine teveccüh etse ne derece muvaffak olabileceği tahmin edilebilir. Nitekim devlet de memurlarını gençlik, olgunluk çağlarında çalıştırıp, ihtiyarlıklarında emekliye ayırıyor. Ömrümüzün sadece dünyaya bile yaramadığı için emekliye ayrılan kısmını âhirete ayırmamız bu uhrevî ticareti istihfaf etmek demektir.

Cenâb-ı Hakk'ın bize vermiş olduğu sermaye, hem dünyaya, hem de âhirete kâfi ve vâfidir. Bu noktada insanı, yanında değnekten atom bombasına kadar her türlü silâh bulunan bir avcıya teşbih edebilirsiniz. Bu silâhların her birinin kendine mahsus kullanma yeri vardır. Arslan için kullanılacak silâhın tavşan avlamada kullanılması zararlı olduğu gibi, bir şehre atılacak atom bombasını arslana atmak da zarar olacaktır. Biz de bu avcı gibi, hem dünya ve hem de ahiret saadetini avlayabilecek aletleri yerinde kullanabildiğimiz takdirde ömrümüzün her devresinde hem dünya, hem de âhiret işlerimizi beraberce devam ettirmemiz mümkündür.

Diğer taraftan, gençliğini Cenâb-ı Hakkın rızası yolunda sarfeden bir kimse, âhir ömründe ahirete daha ziyade çalışmak arzu eder. Bunun sebepi, imtihan müddetinin son dakikalarına gelmiş olmanın verdiği heyecan veya imtihan meydanının kapanmaya yaklaşması dolayısıyla zamanın kıymetinin daha bariz bir şekilde ortaya çıkmasıdır.

Bir öğrenci, bütün yıl boyunca ders çalışmakla beraber imtihana yakın günlerde çalışmalarını daha da hızlandırır.

HİZMET METODLARI

Umumî rahmeti celp yolu

Mü'minlerin ettiği dualar, tesbihler, tekbirler ve hamdler, âlem-i mânâda ittifak ederek umumî rahmetin celbine vesile oluyorlar. Bunun mücessem bir misâlini yağmur hâdisesinde görmemiz mümkün olmaktadır. Şöyle ki: Gökyüzünde sadece bir tek bulutun görünmesi halinde yağmur beklenmemekle beraber, bulutlar bir araya geldikçe yağmur yağma ihtimali kuvvet kazanmakta ve bir noktadan sonra da rahmet yağmaya başlamaktadır. Cemaat halinde çalışmanın tevfikat-ı sübhaniye medâr olacağına da bu misâl ile bakılabilir.

Manevî şirket

İnsanlar şirket kurarken varlarını ortaya koyarlar. Yoklarla şirket kurulmaz. Yani şirketteki her şahsın kaç liralık serveti olduğuyla alâkadar olunur, bu servetler bir araya getirilerek şirket teşekkül ettirilir. Yoksa her şahsa senin kaç liralık servetin yok, veya senin neden şu kadar paran yok, denilmez.

Şirket-i mânevîde de durum yukarıdaki gibidir. Şöyle ki: Her kardeşimizin müsbet tarafları, güzel hasletleri veya İslâmiyet için sarfettiği mesainin derecesi, onun sermayesi hükmündedir. Biz bununla alâkadar olmak durumundayız. Yoksa onların sadece noksan taraflarıyla alâkadar olursak veya niye daha fazla hizmet etmiyor? diye devamlı tenkid edersek, bu mânevî şirkete zarar vermiş oluruz.

İBADET

Aynı Ücret Mi?

Bir mağazada hem saman, hem de yağ satıldığını düşününüz. Bu ma­ğazadan saman alan ile yağ alan kimsenin aynı ücreti ödemeyecekleri malûmdur. Aynı şekilde, bu dünya mağazasından hayvanların istifadesiyle bizim istifademiz bir olmadığına göre, elbette ki bizden istenenin, hayvan­dan istenenle aynı olmayacağı bedihî bir mes'eledir.

İşte hayvan kendi vazifesini hakkıyla yerine getirdiği halde, biz ibadet vazifemizi yerine getirmezsek hesabımızın çok çetin olacağı muhakkaktır.

Oyun Mu İlim Mi?

Divâne bir çocuğun okula gitmeyerek oyunu ilme tercih etmesi gibi, fa­sık adam da günahı sevaba, eğlenceyi ibadete tercih ediyor.

Kendini Aldatan İnsan

Allah (C.C.) Gafûr-ur Rahîm'dir, deyip ibadetten kaçan ve fısk ve sefâhette yaşayanların Cennet beklemesi, padişahın emirlerine riayet et­meyip, dağlarda şakilik yapan bir kimsenin, padişahın merhamet sahibi olması dolayısıyla bir gün kendisini vali yapacağını ümit etmesine benzer.

Dünya işlerini takipte, Allah (C.C.) Rezzak-ı Zülcemâl'dir deyip yatma­yan insan, âhirete müteallik işlerde Allah'ın (C.C.) Gafûr ve Rahîm oldu­ğundan bahsederek yatmakla tezada düşmüş oluyor ve kendini aldatıyor.

İnsan ve Yükü

Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesine de in­san olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme ihtiyârı bize bırakılmış olsa idi hangisini seçecektik? Elbette ki insanlığı...

O halde, deve yükünü taşırken, biz niçin ibadetimizi yapmıyoruz?

Kime hizmetkârlık?

Sütünü kendi sahibi yerine başkalarına takdim eden veya benim sütüm, diye bizzat kendisi içen bir ineği, sahibi üç gün dahi beslemez, hemen keser.
İnsanın sütü de onun ibadetidir. Hâlik-ı külli şey'in mahlûku olan ve O'nun kâinatıyla beslenen bu insanların, şükürlerini ve ibadetlerini mevhum ilâhlara yapmaları veya bizzat nefislerine hizmetkâr olmaları halinde, ne derece divane olacaklarını bu misâle kıyas edebiliriz.

Hocasının verdiği vazifeyi, lüzumsuz gören talebe

İlkokulun birinci sınıfındaki bir talebenin, hocasından A harfini öğrendiğini ve kendisine bu harfi yüz defa yazmasının söylendiğini düşününüz. Bu talebe, hocasının bu sözünü yerine getirdikten sonra, kendisine ikinci bir vazife olarak bu defa da B harfini yüz defa yazması emredildiğinde, hocasına karşı itirazda bulunarak; Ben henüz A harfinin neye yaradığını anlayamadım ki, şimdi de B harfini yazayım, dese, ne derece haddinden tecâvüz etmiş olur!

Bu aceleci ve cahil çocuğa karşı hocası; Sen sabredersen bu A ile bir gün Ay'a gidebilirsin ve kendini ayılardan muhafaza edebilirsin, şeklinde nasihatta bulunsa, bu sözler haddizatında doğrudurlar. Nitekim insanlar ancak ilim yolunda sabretmekle Ay'a gidebilmişler ve kendilerini düşmanlardan muhafaza edecek şekilde silahlar yapmaya muvaffak olmuşlardır.

Bu derece ileri meseleleri aklına sığıştıramayan o çocuk, hocasının sözlerinden intibaha gelmeyerek, A yazmayı manasız, B yazmayı ise israf olarak kabul etse, elbette ki kendisini cehalet cehennemine terk etmiş olur.

İşte, insanlar da ebedî saadetten ve bu dünyadaki ibadetlerin o âlemde kendilerini ne gibi âlemlerde gezdireceğinden ve hangi azablardan muhafaza edeceğinden bihaber oldukları için bazı kimseler misaldeki çocuk gibi düşünmekte ve ibadetin bize ne faydası var, şimdiye kadar namaz kılanların eline ne geçti ki, ben de kılayım? şeklinde ahmakane iddialarda bulunmaktadırlar. ,

Bizim bu iddia sahiplerine karşı yapacağımız şey, misâldeki hoca gibi, hakikatı anlatmak ve istikbâli ilmen göstermektir. Bu noktada vazifemizi hakkıyla yapmaya azamî derecede dikkat ettikten sonra, neticeyi Hakîm-i Ezelî'ye bırakacağız. Zaten, bizim vazifemiz de budur ve bu noktaya kadardır.

Ekmek parası için mi?

Bir kamyonumuz olduğunu ve bu kamyonun her gün sâdece kendi yakıt parasını ve tamirat masraflarını çıkardığını düşününüz. Bu takdirde yapacağımız iş, kendine hizmetin dışında bir kârı olmayan bu kamyonu faaliyetten menetmek olacaktır. Bizim sadece dünya işlerine, yani ekmek parasına çalışmamız da bu misâle benzer. Demek ki insan, beşerî ihtiyaçlarını te'min etmenin dışında bir işle uğraşmak üzere bu imtihan dünyasına gönderilmiştir.

Yaratılış gayemiz

Her şey bize hizmet ediyor, o halde biz neye hizmet edeceğiz?
Bizim yapacağımız hizmetin, bize hizmet eden her şeyi alâkadar etmesi lâzımdır. Ne yememiz, ne içmemiz ve ne de dünyevî makamlarımız güneşi, ayı, yıldızları, nebatat ve hayvanatı alâkadar eder. Onlar bu gayeler için bize hizmet etmezler ve ettirilmezler.
Yukarıdaki sualin cevabı ancak ibadettir ki, Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'inde insanları ve cinleri ancak ibadet için yarattığını beyan buyurmuştur.
İbadet eden kimse, kendisine hizmet eden mahlûkatın ibadetlerini de terennüm etmekte ve onların da tesbih ettikleri Zât-ı Zülcelâl'i onlardan daha mükemmel tesbih etmektedir.
Kalbleri İslâm ve imana hizmet aşkıyla dolu, fakat ilim ve kabiliyetleri bu hizmete kâfi gelmeyen kimseler, bu hizmeti en iyi şekilde yapanlara hizmet etmeyi tercih ederler. Böylece onların hizmetlerinden hissedar olurlar. Aynen bunun gibi, insanın yaptığı küllî tefekkürü ve ibadeti yapamayan semavat ve arz da insana hizmet etmekte ve onun ibadetinden mânen sevinç duymaktadır. Bunun dışındaki mes'eleler, bize hizmet edenlerin hizmetlerini akîm bırakır.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KUR’AN’DA FASIK

KUR’AN’DA FASIK

Sözlükte fasık, belli sınırları aşan kişi demektir. Terim olarak fasık, Allah’ın emirle

İNKÂRCILARIN AMELLERİ VE GÖRECEKLERİ AZAP

İNKÂRCILARIN AMELLERİ VE GÖRECEKLERİ AZAP

1-İnkârcıların Amelleri Boşa Gider İnkârcıların amellerinin boşa gideceğini haber veren

HAŞR, CEHENNEM VE CENNETLE İLGİLİ HADİSLER

HAŞR, CEHENNEM VE CENNETLE İLGİLİ  HADİSLER

1. Haşr, hesap, şefaat ve sırât ile ilgili hadisler Buhârî ile Müslim’in rivâyetine göre

KARI-KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

KARI-KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

"O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır." (Bakara 2/228)

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-3

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-3

19.İstihlal (Bazı Haramları Helal Sayma) İle Meydana Gelen Küfür: Haramları helal saymanın

ÜÇ AYLARI DOĞRU ANLIYOR VE DOĞRU ALGILIYOR MUYUZ?

ÜÇ AYLARI DOĞRU ANLIYOR VE DOĞRU ALGILIYOR MUYUZ?

Üç ayların hem sevindiren hem de hüzün veren yönü vardır. Sevindiren yönü şudur: Birçok

ALLAH’A GİDEN YOLDA ENGELLERİ KALDIRMAK

ALLAH’A GİDEN YOLDA ENGELLERİ KALDIRMAK

Allah’a giden yoldaki dört engeli ortadan kaldırmalısın: 1. Hem kalbî hem de kâlıbî (bede

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-2

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-2

12.Allah’a Çocuk İsnat Etme İle Meydana Gelen Küfür: Allah’a çocuk isnat etmenin küfür

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-1

KÜFRE SEBEB OLAN SÖZ VE DAVRANIŞLAR-1

1.Küfr-i Hükmi: Kişinin Mü’min iken söylediği sözler ve işlediği fiiller nedeniyle küfr

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

Nefsini yukarıda sayılan kötü vasıflardan temizledikten sonra aşağıdaki güzel vasıflar ile

YEMEK ÜCRETİNİ ÖDEMEDEN GİDEN RAHAT BIRAKILIR MI?

YEMEK ÜCRETİNİ ÖDEMEDEN GİDEN RAHAT BIRAKILIR MI?

Mersin’de yemek mekânlarından birindeyiz. Bize hizmet veren garsonlardan birine tebessümlü bir

Araf suresi 164.ayet

"İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırla

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

*Topkapı sarayı müzeye dönüştürüldü.(2 Nisan 1924) *NATO'nun kuruluşu(4 Nisan 1949) *Gazi Osman Paşa Vefat Etti(5 Nisan 1900) *Orhan Gazi'nin Bursa'yı Fethi(6 Nisan 1326) *Ahmed Davudoğlu Hoca'nın Vefatı.(7 Nisan 1983)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI