Cevaplar.Org

NÜKTELER-5

CÜZ’İ İRADE(İNSAN İRADESİ) İrade sahiplerinin şerefi Farz-ı muhal olarak, Cenâb-ı Hak bizim bu dünyaya geliş şeklimizi kendi ihtiyârımıza bırakarak bizlere hikmet lisanıyla bildirseydi ki; isterseniz sizi dünyaya öyle bir nevi mahlûk olarak göndereyim ki, sadece benim irademle işlerinizi görüp, benim dediğim şeyleri yiyiniz ve benim gösterdiğim yerlerde yaşayını


Mehmed Kırkıncı

.

2019-11-29 14:57:31

CÜZ'İ İRADE(İNSAN İRADESİ)

İrade sahiplerinin şerefi

Farz-ı muhal olarak, Cenâb-ı Hak bizim bu dünyaya geliş şeklimizi kendi ihtiyârımıza bırakarak bizlere hikmet lisanıyla bildirseydi ki; isterseniz sizi dünyaya öyle bir nevi mahlûk olarak göndereyim ki, sadece benim irademle işlerinizi görüp, benim dediğim şeyleri yiyiniz ve benim gösterdiğim yerlerde yaşayınız. Veya, sizi öyle bir tarzda göndereyim ki, siz benim takdim ettiğim her şeyin en iyisini kendi ihtiyâr ve iradenizle intihâb ediniz. Yani, kendi iradenizle her şeyin iyisini yiyiniz, iyisini işleyiniz... Bu durumda bizler elbetteki bu ikinci şıkkı seçecektik.
İşte, bahsedilen birinci nevi mahlûklar hayvanat, ikinciler ise insanlardır.
İnsana verilen cüz'î ihtiyârînin kıymet ve ehemmiyetine bu misâlle bir derece bakabilirsiniz.

DUA

İstidat lisanıyla dua

Bir elma çekirdeğinde, elma ağacı olma istidadı vardır. Fakat elinden tutulmazsa ağaç olamaz. Cenâb-ı Hakk'ın izniyle, toprak bu çekirdeği bağrına basmakta, hava ona yardım elini uzatmakta, yağmur imdadına koşmakta, güneş ise ışığını göndermektedir. Bütün bu haller, o çekirdeğin istidat lisanıyla ettiği duaya O Zât'ı Akdes'in cevap vermesinin ifadesidir.

DÜNYA

Dünyayı Kesben Değil, Kalben Terk Etmeli

İnsan dünyaya çalışmalı, muvaffakiyetin şartlarını hakkıyla yerine ge­tirmeli, fakat asla ona kalbini bağlamamalıdır.

Bilindiği gibi insan, ineğin sütünü sağar, etinden istifade eder, fakat onu odasının başköşesine bağlamaz. İneğin yeri oda değil, ahırdır.

Öyle de, insan dünyadan istifade eder, para kazanır, mal mülk sahibi olur. Bunlar dünya hayatı için gereklidir, fakat insan bunları vesile olarak bilmeli, gaye yapmamalıdır. İnsan parasını kalbine değil, kasasına koymalı. Keza, sarayını gönlüne değil arsasına kurmalıdır. Zira, kalb Samediyetin âyinesidir, marifet ve muhabbete mahal olmak için yaratılmıştır.

İnsan, Beytullah mesabesindeki kalbine servet, makam, teveccüh-ü nas gibi şeyleri koymamalı ve o kalbin nezahetine halel vermemelidir

Dünya

Dünya süslü, bezekli bir gelin gibi herkesin yüzüne gülmüş, fakat kimseyle evlenmemiştir. Dünyanın bu keyfiyetini anlayan zatlar, ona yüz vermemişlerdir

Nasihlerin "dünyayı sevme" demeleri

İnsanda zahirî duygular yanında, birçok hisler ve meyiller de vardır. Bu insana işitmeyi, görmeyi terk ettirmek mümkün olamayacağı gibi, inat etme, dünyayı sevme, hırs gösterme, demek de tesirsiz kalacaktır. Bir kimse dünyayı mutlaka sever. Sevmese, sevmediği yerde durmaması ve bu dünyayı terketmesi icabeder. Kendisi de dünyanın bir parçasıdır.

Dünya külçe altınsa, kendisi de altın yüzüktür. O halde, bir kimseye, "dünyayı sevme" demek, bir bakıma "kendini sevme" demektir. Buna göre böyle bir nasihat yerine, o kimseye dünyanın güzel olan yüzlerini, yani Cenâb-ı Hakk'ın isimlerine ayine ve ahirete mezraa olan yüzlerini sevmesini, fakat ehl-i dalâletin mâşukası olan yüzünü sevmemesini söylemek, hem hakikata muvafık, hem de tesirli olacaktır.

Sen de bir mecnunsun?

Mecnun, gölgeye âşık olduğu için bu adı almıştır. Bu haliyle Mecnun, gökte uçan kuşun yerdeki gölgesini avlamak için hırs ile saldıran bir kediyi andırmaktadır. Dünyevî istikbâl de Cennete nisbeten bir gölgedir. Mala ve câna karşı gösterilen hırs da meratib-i mâneviye, derecat-ı kurbiyet, zâd-ı âhiret ve âmâl-i sâliha'ya nisbeten gölgeye saldırma mesâbesindedir.

O halde, mecnunluk sadece Leylâ'nın Mecnun'una münhasır değildir. Gölgeye yapışan herkes mecnun olduğu gibi, bizi hakikî vazifemizden uzaklaştıran her şey de Leylâ hükmündedir.

Ebedî saadeti dünyada arayanlar

Dünya bizim için yaratıldığı halde yine de müteellim oluyoruz. Demek ki burası zevk ve safâ, rahat ve mükâfat yeri değildir. Bu dünyadan herkesin dert yanması, insanların hatâ ederek saadeti dünyada aramalarından ileri geliyor. Bir insan kavak bahçesinde yüz sene dolaşsa, bir tane dahi olsun, Hindistan cevizi bulamaz. Zira onun mekânı başka diyardadır.

Bir ördek yumurtasını, köydeki bir samanlıkta kuluçkaya yatan bir tavuğun altına koysanız, dünyaya gelen o yavru hemen su aramaya başlayacaktır. O yavrunun, deryayı samanlıkta bulamayacağı muhakkaktır. Elinden tutulmadığı takdirde, bu ördek yavrusu, samanlıkta gördüğü kirli bir su birikintisini derya zannedecek ve üzerinde oturup onunla kendisini avutmaya çalışacaktır.

İnsanlar da; misâldeki yavru gibi ebedî saadeti bu fani dünyada aramaktadırlar. Cenâb-ı Hak bu insanlara peygamberler (Aleyhimüsselâm) ve kitaplar göndererek, hakikî saadetin âhirette ve Cennette olduğunu ve oraya vâsıl olmanın yollarını beyan buyurmuştur.

Bu yolda gitmeyen ve dünyanın bir imtihan meydanı veya talimgâh olma keyfiyetinden gaflet eden kimseler, gayr-i meşrû lezzetlerle kendilerini avutmaya çalışmakta, böylece hem dünyada divâne olmakta ve hem de âhiretteki ebedî saadeti kaybetmektedirler.

ECDAT İnsanın kökü İslâmiyet toprağında bulunur ve gövdesi, elleri, yüzü de dallar gibi Kur'ân güneşine müteveccih olursa, o insan feyze mazhar olur. Böyle gür bir ağacın torunu, kökünü topraktan çıkarsa ve dolayısıyla da solup yaprak ve çiçek veremese artık bu torun dedesinin yapraklarıyla ve çiçekleriyle iftihar edebilir mi? Eğer etse bu iftihar kendisine bir fayda verir mi?

Dedelerimizi şereflendiren manâya gönül bağlamadığımız takdirde, onlarla kuru kuruya iftihar etmemiz de bizi terakki ettirmez ve bize bir şeref kazandırmaz.

GECE-GÜNDÜZ

Başımızı bekleyenler

Bazı kuş çiftleri, yumurtanın üzerinde sırayla otururlar, ta ki yumurta bozulmasın ve yavruları dünyaya gelebilsin. İşte, o erkek ve dişi kuş misâli, gece ve gündüz de nöbetle dünyamızın başını bekliyorlar. Ve böylece dünyadaki hayatiyetin bozulmamasına ve zîhayatların yaşamalarına vesile olmuş oluyorlar.

İki seyir

Cenâb-ı Hak bizlere, gündüz güneşi getirip zemini seyrettiriyor. Gece ise karanlığı getirip semâyı seyrettiriyor.

GURUR Gururu kimse beğenmez İnsan, kendinde olan kemâlâtı veya dünyevî rütbeyi Cenâb-ı Hakk'ın bir ikramı olarak bilse şükreder, nefsinden bilse gurur eder, gururu ise kimse beğenmez. Raiyetine karşı gurur eden bir vali bu gurur halini başbakandan görse, teessür eder. Vali, başbakandaki gururu beğenmediği gibi, ahali de valideki gururu beğenmez.

Bir mukayese

Şekerle elmayı mukayese ettikten sonra şeker fabrikasındaki gürültü ve haşmetle, elma ağacındaki sükûnet ve tevazuya dikkat ediniz.
Kendisinde cüz-i bir fazilet tezahür eder etmez gürültüsünden geçilmeyen insanlar bu misâldeki şeker fabrikasını andırır. 

Gurur mu, mahcubiyet mi?

Kendimizi bilmemenin bir neticesi olan gurur ve kibirden kurtulmak için şu hakikatı hatırdan çıkarmamamız lâzımdır:

İnsan, Cenâb-ı Hakk'a karşı hiçbir isyanda bulunmamış olsa dahi, şu koca kâinatın insana musahhar edilişinin mahcubiyeti ona yetmeli ve başını önüne eğdirerek onu gurur ve kibirden menetmelidir. Kâinatı bizlere hizmetkâr eden tecelliyat-ı esmâyı tefekkür ettiğimizde de,

Cenâb-ı Hakk'ın bütün isimleriyle bizim imdadımıza koştuğu ve bizimle her an alâkadar olduğu hakikatıyla karşılaşırız. Bu hakikat bizi bir kat daha mahcup eder ve artık gururlanma ve kibirlenme takatini kendimizde bulamayız.

Bu hakikatlar, hiçbir günah ve isyanımızın olmadığı faraziyesi açısından izah edilmiştir. Hâlbuki nice günahların sahibi ve nice isyanların failiyiz.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-2

Eşlerin Birbirinden Üstün Oldukları Noktalar: Kur’ân, اِنَّ اَكْرَمَكُمْ ع

SORU SORMA AHLAKI

SORU SORMA AHLAKI

İlim talebesinin önem arz eden vazifelerinden biri bilmediği ve kapalı kalan hususları sormayı

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

İLİM ALINACAK ÂLİMİN ÖZELLİĞİ VE SEÇİMİ

Eğitimin esasını oluşturan ve öğrencinin eğitimde başarısı için temel dinamiklerden biri

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

KUR’ÂN VE HADİS-İ ŞERİFLERDE MUTLU EVLİLİK PRENSİPLERİ-1

Aile Nedir? Kur’ân-ı Kerim’de, insanın beden, ruh ve aile sağlığı konusunda ihtiyaç duy

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

HÜR MÜSLÜMAN HANIMIN VASIFLARI:

-ALLAH’A KARŞI ADABI: 1-İmanlı, iffetli ve taatli olur. 2- Beş vakit namazını dürüst

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

İLMİ, SALİH VE EHLİYETLİ HOCALARDAN ALMANIN ZORUNLULUĞU

lmi hocadan almak, sahih ilmin anahtarı ve ilim talebesinin kurtuluş adresi ve zaferidir. Ehliyetl

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

İLİM TAHSİLİNDE ÂLİ HİMMET SAHİBİ OLMAK

Allah (c.c) gerek Yüce Kitabı'ndaki birçok ayet-i kerimede ve gerekse Elçisi aracılığıyla bi

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

İLİM TAHSİLİNDE VE ÖĞRETİMİNDE İYİ NİYET

Gizli ve aşikâr bütün işlerde iyi niyet, samimiyet ve ihlas her Müslüman için özellikle âl

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

ORYANTALİST TEZLERİ İSLAM DÜNYASINDA YAYMAYA ÇALIŞAN ÜÇ GRUP

A. Bilinçli Olarak Faaliyet Gösteren Münafıklar Birinci grup, Oryantalizmin üretip özenle be

HAKKA TALİP OLANLARA ÖNEMLİ TAVSİYELER

HAKKA TALİP OLANLARA ÖNEMLİ TAVSİYELER

Hakka talip olana tavsiyem şudur: *Ey talip! Zenginlerle (ve idarecilerle) sadece, insanlara dokun

İSLÂM, BİLİME DÜŞMAN MIDIR?

İSLÂM, BİLİME DÜŞMAN MIDIR?

Oryantalistlerden Ernest Renan ve Gromer, İslâm dininin bilim düşmanı olduğunu ve felsefe ve i

O halde sabret. Sonunda kazanacak olanlar, elbette Allah'tan korkup sakınanlardır.

Hûd, 49

GÜNÜN HADİSİ

Hastayı ziyaret edin, açı doyurun, esiri kurtarın.

Riyazü's-Salihin

TARİHTE BU HAFTA

*Eğriboz Adası'nin fethi(12 Ağustos 1470) *Kanuni Sultan Süleyman Han'in Tebriz'i fethi(13 Ağustos 1534) *Haçlı Ordusu'nun Kudüs katliami (15 Ağustoz 1099) *Gölcük Depremi(17 Ağustos 1999) *Misak-i Milli'nin TBMM'de de kabûlü(19 Ağustos 1920)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI