Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-13

Evet, İslam âlemi umudun son kertesinde yaşıyor. Umutların tükendiği noktadayız. Bu beşer planında böyledir. Bu, sürecin büyüklüğündendir.


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2019-11-14 11:16:13

İslam âlemi

*Evet, İslam âlemi umudun son kertesinde yaşıyor. Umutların tükendiği noktadayız. Bu beşer planında böyledir. Bu, sürecin büyüklüğündendir.

*İslam ümmeti birlik ve beraberliğini kaybedeli beri yeni bir cahiliyet ve Mekke dönemiyle daha karşılaşmıştır. Buna gureba dönemi diyoruz. Bu gariplerin arasından yine İslam boy verecek ve filiz sürecek; İslami kimyalarına kavuşan Müslümanlar yeniden eski şevketlerine kavuşacaklardır. O zaman yeni bir küresel hicreti daha idrak etmiş olacağız. Bu İslam'ın ikinci küreselleşmesi olacaktır.

*Müslümanlar yaklaşık 200 yıldan beri parya vaziyetindeler. Her gayri Müslim topluluğun şamar oğlanına dönmüşlerdir. Arap Baharıyla birlikte yeniden silkelenmek istediler; dünya başlarına yıkıldı ve çöreklendi. Kimse Müslümanları kendi haline bırakmak istemiyor.

*İslami sistemde meşruiyetin temel iki kaynağı vardır. Bunlardan birisi İslami kurallara tabi olmak, ikincisi de halktan onay almaktır. Buna tefviz-i ilahi ve tefviz-i beşeri diyebiliriz. Yani ilahi icazet ve halk icazeti. Bu açıdan tabana yayılmayan ve halkın benimsemediği örgütlü kalkışmalar İslam dünyasında netice vermemiştir. Ama halk bazlı hareketler kısa sürede (Mısır ve Tunus) meyvesini vermiştir.

*Bir İngiliz siyaseti olarak Araplara Türk, Türklere de Arap nefreti aşılanmıştır. Yaklaşık olarak İngilizler tarafından bu nefret, 1881'de Mısır'ı işgallerinden itibaren pompalanmaktadır. Vahdettin Han, Hatıratında bu meseleye veya milletlerin Osmanlı'ya öfkesine temas eder. Bu öfke günümüzde küreselleştirilmiş ve İslam fobya halinde ete kemiğe bürünüp karşımıza çıkmıştır.

*Bugün de aynı iki arazla karşı karşıyayız. İran'dan gelen tefrika seli ve İslam dünyasının bahtsız hali. Ehl-i Beyt mesleğini siyasete ve saltanata alet ederek; suiistimal ile, suret-i haktan görünerek her türlü kaypaklık ve sinsilik ile İslam dünyasının altını oymuştur. Bugün de vaziyet aynıdır. Suriye, Irak, Yemen, Lübnan kaynayan ve ötesinde fokurdayan kazan halindedir. Bunun kıvılcımları bütün İslam dünyasını kavurmaktadır. Tarihi unuttuğumuz için bizden intikam alıyor, iki de bir tekerrür ile kapımızı çalıyor ve kendisini bize hatırlatıyor.

*Gerçekten de sadece 1960'lı yılların Mısır'ına değil dünyasına da geri dönmüş bulunuyoruz. Her tarafta patlak ve çatlak var. Her yerde İslam'a ve Müslümanlara saldırı çığ gibi. Her yerde Müslümanlar kıyımdan geçiriliyorlar.

*Merhum Faslı ulemadan Ferid Ensari'nin beyan ettiği gibi inşallah bu çileler ümmetinin özüne dönüş yolunda ödediği bedeller olacaktır. Çileler müjdelerin öncüsü makamındadır. Akıbet Charlie'cilerin değil muttakilerin olacaktır. Kısaca bu fitneler, imtihan sırrı ve temhis (ayıklanma, durulma) sırrıdır.

*Batı ile İslam dünyasının fetihten hezimete doğru yeni ve altüst bir karşılaşma biçimi sonrasında Batılılar dini anlamda da Müslümanların rehberleri konumuna yükselmişlerdir. Buna kamaşma hali ( inbihar) de denilmektedir. Psikolojik hezimetle birlikte onların üstün insan oldukları zımni biçimde kabul edilmiş ve dolayısıyla öz kültür değersizleşmiştir. Şahsiyet aşınması yaşanmıştır. Bu açıdan Batı ile karşılaşma İslam dünyasında pozitivizm eğilimlerini körüklerken dini alan da bundan nasibini almıştır.

*Daha önce din adına reaksiyon duyulan Batı zamanla sevimli hale gelmiştir.

*Siyaseten şerrin kaynağını İslam'da arayanlar ve bulanlar pek çok. Günümüzde bir takım taassup tortusundan kurtulamayan Hıristiyanlar böyledir. Bununla birlikte şerri İslam ile irtibatlandırmak isteyenlerin başında Yahudiler gelmektedir. Paris baskını (Charlie Hebdo) bir kez daha bunu ispat etmiştir.

*Batı İslam'a yönelik hazımsız hamleler başlattıkça şer hayra dönüşmekte ve İslam'a olan ilgili çığ gibi artmakta ve tavan yapmaktadır.

*İslam karşıtlığıyla tepki çeken 'Fitne' adlı filmin yapımcılarından Arnoud van Doorn, Müslümanlığa geçiş yaptıktan sonra hacca gitmiş ve böylece manevi olarak yeniden doğmuştur. Hollanda'da aşırı sağcı ve İslam düşmanı Özgürlük Partisi'nin eski yöneticilerinden olan Doorn, hacdan döndükten sonra duygularını paylaştı. Bir zamanlar İslam'a karşı düşmanlık beslediği için vicdan azabı çektiğine işaret eden Doorn, "Böyle bir yapımda yer aldığım için pişmanım. Günahlarımın af olması için kutsal topraklara gittim. Umarım Allah beni bağışlar ve tövbemi kabul eder." ifadelerini kullandı. Hac ibadetini yerine getirirken huzur bulduğuna işaret eden Doorn, hayatının en güzel günlerini Mekke ve Medine'de geçirdiğini dile getirdi. Yaklaşık bir yıl önce Müslüman olan Doorn, Twitter'da "hayata yeni bir başlangıç yaptığını" söyleyerek, kelime-i şehadet getirmişti.

*Fransa'da İslam düşmanlığını şiar edinen aşırı sağ içinden de İslam'la yeniden hayat bulanlar eksik olmuyor. Bu kahramanlardan birisi de Ulusal Cephenin eski üyelerinden Maxence Buttey. Allah kalbini İslam'a açıyor, ısındırıyor o da parti bağlantılarını geride bırakarak İslamiyet'e koşuyor. Ulusal Cephe (FN )üyesi Maxence Buttey (23), önce bir video ile Müslüman olduğunu duyuruyor. Parti yönetimi de "dinini başkalarına dayattığı " bahanesiyle Buttey'in bölgesel komite üyeliğini geçici süreliğine askıya alıyor. Paris'in banliyölerinden Seine-Saint-Denis'ten seçilen Buttey, suçlamalara Facebook üzerinden verdiği cevabında, Kuran-ı Kerim'den çok etkilendiğini ve Müslüman olduğunu, kimseye bir dayatmada bulunmadığını bildirdi.

*Son Charlie Hebdo baskını ve ardından gelen gerilim ve fitne ortamı yeni yüzleri ve gönülleri İslamiyet ile tanıştırıyor. Şer suretinde gelişen hayırhah süreç ünlü bir yapımcıyı daha İslamiyet ile buluşturdu, şereflendirdi. Isabella Matic de kutlu kervanın yolcuları arasına katıldı. Isabella Matic sosyal paylaşım siteleri üzerinden yaptığı bir açıklamayla birlikte kelime-i şahadet eşliğinde İslamiyet'e girdiğini ilan etti. Isabella Matic'in İslamiyet ile şereflenmesi ve ikinci kez manevi doğumu Charile Hebdo saldırısı ve ardından gelen çirkin çizimler sonrasına denk geldi. Eskiler bu durumu ' rubbe darretin nafia/ bazı zararlılar faydalıdır' ifadesiyle anlatır ve izah ederlerdi. Bugün Batı'da İslamiyeti tercih etmek ve onun kalesine sığınmak hem iman kazanmayı hem de özgürlüğü beraberinde getiriyor. Zira Batı'da totaliterleşme eğilimi kazanan ve kitleşen aşırı sağ karşısında zorunlu olarak tek özgürlük limanı ve kalesi İslamiyet. Özgürlük isteyenler İslamiyet'e koşacak. İman isteyenler de. Aşırı sağın ve totaliterleşme trendinin panzehiri İslamiyet. Sadece çeşitlilik ve genişliği İslamiyet vaat ediyor ve ötesinde teminat altına alıyor. İslamiyet Avrupalılar için hem iman hem de özgürlük anlamına geliyor. Ötekisi ise Avrupa'nın ortaçağa ve irticaya geri dönüşünü simgeliyor.

*Paris meselesi de şer murat edilmekle birlikte Müslümanların toparlanmalarına ve tepkilerini organize etmelerine vesile olabilir. Elbette Müslümanlar, küresel bir kıskaca alınmak ve enerjileri tüketilmek isteniyor. İslamiyet hem siyasi hem askeri hem de manevi bir saldırı altındadır. Paris'te yapılanlar Müslümanların manevi değerlerine yapılan açık bir saldırıdır. Bu anlamda manevi zeminde de İslamiyet anlatılmalıdır.

*İslam dünyasının üzerine de ölü toprağı serpilmiş gibidir. Cumhuriyet rejimi veya değerleri adına Paris'te hançere yırtanlar karşısında İslam dünyası sessizliğe bürünüyor. Kendi topraklarında horlanan, aşağılanan Müslümanları Batı'da izzet arayabilir veya bulabilirler mi? Demek ki Müslümanların asıl belası üzerlerine çöreklenen istibdat zinciridir. Müslümanları aşağılayan istibdat zincirinin kırılması elzemdir.

*Maalesef günümüzde İslam âlemini doğrudan İngiliz ve Amerikan vatandaşları yönetiyor. İran'a Maliki'den daha yakın addedilen Irak'ın yeni Başbakanı Haydar İbadi İngiliz uyruğu taşıyor. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani Ahmedzai de Amerikan uyruğu taşıyor, eşi ise Maruni. Lübnan asıllı Hıristiyan bir aileden geliyor. Sızmalarla birlikte İslam âlemi görüldüğü gibi içeriden çökertilmiş bulunuyor

*ABD Kaide üzerinden bir düşmanlık mühendisliği kurguladı. Bu İslam âlemini içeriden çökertme ve enerjisini içeriye boşaltma planı ve projesidir. 11 Eylül'den sonra Kissinger veya benzerleri İslamın düşmanını kendi içinde aramasını salık verdiler. Suriye savaşıyla birlikte yeniden İran-Irak savaşındaki gibi Şii-Sünni dünyayı kutuplaştırdılar. Zaten İran buna çan atıyor ve dünden teşne idi. Çünkü azınlık olması nedeniyle ABD tarafından bugüne kadar kollandı.

*Yahudilik gibi İslam âleminde Bahailik ve Kadiyanilik gibi akımlar veya kültler ve sectler Batı tarafından üretildiği gibi yine onlar tarafından kollanıyor. Tervic ediliyor. Müslümanlar karşısında şımartılıyorlar. Fitne unsuru olarak önlerine konuluyor. Müslümanlar böylece sefalarını ve dinginliklerini kaybederek enerjilerini tali kavgalarda ve vadilerde boşa harcıyorlar.

*İslam dünyası ancak kendisine dayanarak ya da asimetrik bir hamle ile ayağa kalkabilir. Batı'nın dinamikleri ve sütunları üzerinden ayağa kalkmak mümkün olsaydı bugüne kadar mesafe alırdık.

*Suriye konusunda İslam dünyası üzerine ölü toprağı serpilmiş durumda. Ne İslam İşbirliği Örgütü ne de Arap Birliği bir işe yarıyor. Kendilerine faydası yok. Bundan dolayı Suriye halkının faydasına bir şey yapmıyorlar ve yapamazlar. Kuruluş amaçlarına ters. Bir şeyi sürüncemede bırakmak istiyorsan komisyona havale et demişler. Bunlar o tarz komisyonlar. İrade olmazsa çokluğun bir faydası olmaz. Nebil Arabî veya Ekmeleddin İhsanoğlu'nu siyasi münasebetlerde değil de daha ziyade sosyal münasebetlerde görüyoruz. Mesela düğünlerde ve sünnetlerde! Yiyip içip eğleniyorlar. Keyifleri bol olsun. Onlar deve kuşu gibi başlarını kuma gömdükçe kriz açılmıyor bilakis derinleşiyor.

*Temenniden öte Araplar ve Müslümanlar okuyan bir toplum değil. Zihni atalet veya tembelliğimiz ise karşı tarafın sermayesi haline gelebiliyor. Her şey okumaktan ibaret değil ama zihinlerimizi zinde tutmak ve güdülmemek için zihin jimnastiği yapmak ve bu vesile ile okumak zorundayız. Böylece eksiğimizi kısmen de olsa telafi edebiliriz.

*Said Havva'nın Cundullah Sakafeten ve Ahlaken adlı eserinde ifade ettiği gibi, İslami camia için hayati meselelerden birisi sağlıklı bir kamuoyu meydana getirmektir. Maalesef Türk aydınları da Arap aydınlarının da anın görevini kavrayabildikleri pek söylenemez. Bu husus veya kusur Türk aydınlarında daha bariz olarak görülmektedir. 

*Bessam Nasır isimli es Sebil yazarı (http://www.assabeel.net/essays/item/44466- ) 'Allah'ın kulları, Sünni tasavvufa buyurun' başlıklı yazısında Müslümanların birbirleriyle ilişkisinin İslami olmadığını ve cemaatlerin işlevinin de İslami anlayıştan uzak olduğunu ve tali cemaatlerin birbirlerine ve dolayısıyla ana cemaate perde ve duvar olduklarını ifade etmektedir. Ümmete şeyhlik, liderlik, hizip perdesiyle baktığımızı ve dolayısıyla bu suretle Müslüman kitlenin birbirine yabancılaştığını ifade etmektedir. Bu da bizi, Kur'an-ı Kerim'in nehiy etmiş olduğu ' niza ederseniz başarısız olur ve rüzgârınızı kaybedersiniz' uyarısına muhatap kılmaktadır. Müslümanların şevketinin kırılması ve güçlerinin potansiyelden fiiliyata dökülememesinin temelinde böyle infiratçı tutumlar yatmaktadır. Tali etiketler, çatılar birbirine yabancılayarak; ana çatı altında buluşmayı engelliyor. Bu da İslam'ın şevketini gölgeliyor. Dolayısıyla cemaatler İslam'ın gücü değil güçsüzlüğü haline dönüşmüş oluyorlar.

*Cemaat enaniyeti ve lider kültü gibi hastalıklı yaklaşımlar ümmet bağını ve genel bağı zedeliyorlar. Hâlbuki ümmet bağı bütün bağlardan üstün ve diğer tali bağların meşruiyeti de bu bağa hizmet etmesiyle kaimdir. Bessam Nasır'a göre, bu fiili ayrıştırma ameliyesi sonucu tali cemaatler kendi mağaralarında yaşıyorlar. Fil tarifi gibi hepsinin İslam tarifi de birbirinden ayrışıyor. Kur'an-ı Kerim'e geçirgenliği kaybeden kitaplar ve ümmete ulaşmayı engelleyen ve geçirgenliğini kaybeden tali cemaatler meşruiyetlerini kaybeder. Ya da meşruiyet dereceleri azalır.

*Şimdi Müslümanlar fiili olarak birkaç kategoride ele alınıyorlar. Cihatçılar ve siyasal İslamcılar ve geleneksel Müslümanlar. Müslümanların siyasal bir sistem oluşturmasını istemeyen dünya güçleri hangi yolla olursa olsun kontrolden çıkmadan İslamcıların önlerini kesmek istiyor. Bu nedenle iki tarzla da mücadele ediyorlar.

*İslam tarihinde gözden geçirmeye 'mizaniyat kültürü' denilmektedir. Bu anlamda dört mezheple ilgili değerlendirmeler konusunda Abdulvehhab Şarani, Mizan olarak bilinen bir muhakeme kitabı telif etmiştir. Katip Çelebi de hasım iki ekolü temsil eden Kadizadeler ile Sivasiler arasındaki ilmi ve dini tartışmalara dair bir derkenar yazmış ve ilmi muhakeme yürütmüştür. Katip Çelebi'nin bu husustaki kitabının ismi de ilginçtir: Mizanü'l hak fi İhtiyari'l ehak/ En doğruyu bulmada hak tartısı.

*Napolyon'un yaptığını günümüzde Obama yapmakta. Hilafeti bir nevi dünyayı bölmek olarak takdim etmeye çalışmaktadır. Onun dışında terörü ve ılımlı İslam'ı yine kendisi tanımlamakta. İslam'a karşı tam bir dini-siyasi mühendislik icra edilmektedir. Bir taraftan sömürgeciliğe karşı olan İslam anlayışını karalıyorlar ve ona karşı panzehirini üretmeye çalışıyorlar. Buna da ılımlı İslam diyorlar. Mahmut Muhammed Şakir kendi dönemlerinde İslam'a yönelik olarak yapılan karalama kampanyasını 'tebşiu'l İslam' adını veriyor. İslamı çirkinleştirmek anlamına geliyor. Ilımlı İslam dedikleri şeyle birlikte İslam dünyasına ruhen ve fikren sızıyorlar. İkinci kademede ise İslam'ın kalbini parçalamayı tasarlamaktadırlar. Bunu da becerdiler. Şimdi ise Müslümanların yeniden silkelenmesini engellemeye çalışıyorlar. Durdurulan medeniyetlerin yeniden harekete geçmesine mani olmaya çalışıyorlar. Sürekli tahnit ile bizi mumya haline getiriyorlar.

*Fikri merkezimizi ve derinliğimizi kaybettik. Dostu düşmanımızı tanıyamaz hale geldik. Bundan dolayı birliğimizi kaybettiğimiz gibi yabancıların müstebah sahası ve operasyon alanı haline geldik. Hatta Obama gibi şapşalın teki bile bize karşı yerli yabancı Haçlı yığınlarını seferber edebiliyor.

*Zillet, kıllet ve illet diye bir tekerleme var. Müslümanlar azınlık olmadıkları halde hakka yapışanların azlığı ve organize olmamaları nedeniyle azınlık durumuna düştüler. Amerikalı eski papaz olan sonradan da İslamiyeti seçen Yunus Estes'in ifade ettiği gibi, dünyanın çeyreği Müslüman lakin bu hal, Müslümanları küçüklü büyüklü herkesin hedefi durumuna düşmekten alıkoymuyor. IŞİD bahane edilerek İslam dünyasının çevresini sarıyorlar. Dünyada IŞİD zulmünden başka zulüm yok mu? Terör bahanesiyle İslam dünyasını çevrelemek istiyorlar. Buna ister Ahzap kuşatması, küresel Medine kuşatması deyin isterse Kureyş refleksi deyin; bugün ne kadar da düne benziyor.

*SSCB'nin çökmesi ve 11 Eylül süreciyle birlikte Müslümanlar böyle bir küresel kuşatma veya Kureyş hamlesiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Kureyş'in planları ve refleksleri küreselleşmiş bulunuyor. Hazreti peygamberi örnek alan ve onun yolundan yürüyen ve Allah'ın inayetine mazhar olan Müslümanlar bu son kuşatmayı da kırabilirler.

*Günümüzde hem insanlığın hem de İslamiyet'in gurbeti yaşanmaktadır. İslam kendi mensupları arasında yabancı ve hatta mazlum konumdadır.

*Maalesef güçlerini seferber edemediklerinden Müslümanlara gelen vuruyor giden vuruyor. Küresel coğrafyada kum torbasına döndüler. Çeçenistan'da da öyle Kırım'da da öyle. 

*Muhammed el Behiy'in ifadesiyle, Osmanlı gibi ortak bağın kopmasıyla birlikte temel ve ümmetin ortak meseleleri yüz üstü kalmıştır. Tabakat veya eksen veya kamp mücadelesinde İslam dünyası devre dışı bırakılmıştır.

*21'inci yüzyıl ise Arap Baharı ile açılışını yapmış ve Kudüs ve Aksa destanıyla yoluna devam edecektir. Arap Baharı, Aksa destanının bir mukaddimesidir. Raid Salah gibi murabıtlar da bunu söylüyorlar. Mescid-i Aksa'nın kurtuluşunun Emevi Camii'nin kurtuluşundan geçtiğini ifade ediyorlar. Bu kurtuluş zincirini veya halkasını Ayasofya'dan başlatmak da mümkün. Bunlar guraba döneminin garip mescitleri. Mevlevilerin tabiriyle ümmetin bu ortak mescitleri gureba devresinde hamuşan yani suskunlar yurdu ve mabetleri haline gelmişlerdir.

*Artık bundan böyle ABD'nin imajını kimse düzeltemez. Kimse bundan böyle İslam dünyası ile Batı arasında samimi ilişkiler beklemesin. Sisi gibi köşesi olmayanlarla gayri samimi ilişkiler kurabilirler. Bununla İsrail'in suni ömrünü biraz daha uzatabilirler. Lakin bu şöyledir. Her zaman kazanan bir defa kaybettiğinde tam kaybeder. Adalet geciktikçe cezası büyür. Adalet geldiğinde iflah etmez. Hak sillesinin sadası yoktur! Bir vurdu mu, devası yoktur.

*Tekraren söylemek gerekirse; mesele, Şiilerin kırılması değil şevketlerinin kırılması ve bu suretle, azgınlıktan normal hacimlerine inmesinin sağlanmasıdır. Sünni dünyanın önündeki en temel meselelerden birisi budur. Diğeri de İsrail ve ona destek olan güçlerle final hesaplaşmaya girmektir. *Silkelenmek ve gayretimiz, İslam dünyasının makûs talihini mesut talihe evirecektir.

*Muhammed Muhammed Hüseyin'in, ' İslam ve Batı Medeniyeti' kitabı gelenekçilerin el kitabıydı. Yazar da gelenekçi ekolün fikir rehberlerinden sayılır. Lakin bu küreselleşme hususunda hata ettiği kesin. Bununla birlikte, ben de kendisinden çok istifade ettim. Söz konusu kitabı klasikler arasına girmiştir. Lakin her yiğidin bir tökezlemesi olur. Elbette Batılı veya kapitalist veya komünist küreselleşme modelleri üzerine çekincelerimiz vardır ve bakidir. Bununla birlikte evrensel İslam'ın küreselleşmesi bir vaad-i haktır ve ilahidir. Muhammed Muhammed Hüseyin'in hilafına Arap dünyasında İslam'ın küreselleşmesi etrafında birçok kitap kaleme alınmıştır. Sudanlı Muhammed Ebu'l Kasım Hac Muhammed'in 1979 yani hicri 1400 yılında yazmış olduğu ve uzun bir tefekkür ve araştırma döneminin mahsulü olan İslam'ın İkinci Küreselleşmesi (Alemiyyetü'l İslam es Saniye) günümüzde İslam'ın küreselleşeceğini müjdelemektedir. Geminin içindekiler kavga etse bile gemi akıntı istikametinde seyretmektedir. Fransız oryantalist Olivier Roy de 'Küreselleşen İslam' başlıklı bir kitap kaleme almıştır. Bu da intakı hak olsa gerek.

Keza Ümmü Hani Binti Salahaddin Zeynelabidin adlı bayan yazar da ' İnnehu'l fecrü ya ümmeti/Ümmetin bu gör düğünüz fecrin doğuşudur' kitabı da bu müjdeyi ispata adanmış kitaplardan birisidir. Kamil Ebu Sakar da, ' Küreselleşmeye İslami Bakış' adıyla küreselleşme ve İslam ilişkisini irdelemiştir. Mutlak küreselleşme ile tedafü kanunu arasında bir çelişki vardır. Lakin İslam'ın küreselleşmesiyle tedafüü ( itişme kanunu/ güçler dengesi kanunu) arasında bir çelişki yoktur.

*İslam potansiyel olarak insanlığın kâffesine gönderildiği gibi bunun fiili olarak tahakkuk edeceği devre de vardır ve toz duman arasında şekillenmektedir. Kâinatın yaratılması da sisler içinde olmuştur. İnsanlığın sonu başlangıcına benzeyecektir. Farklar ortadan kalkacak ve insanlık ebedi değerler etrafında yeniden ve belki son kez buluşacak ve kenetlenecektir.

*Aslında Osmanlı'nın yıkılması ve İsrail'in kurulmasıyla birlikte birkaç nekbe ve felaket yaşanmıştır. Bunlar pandoranın kutusunun açılmasını beraberinde getirmiştir. Osmanlı sonrasında üç felaketi peş peşe şöyle sıralayabiliriz: İsrail Devletinin kurulması, İran Devrimi Soğuk Savaşın bitimiyle birlikte bölgeye yönelik Amerikan müdahale ve işgalleri.

*İslam dünyası yeni bir kurtuluş savaşıyla karşı karşıyadır. Bunun merkez üssünde de Türkiye bulunmaktadır. Vizyon budur. Misyon da bunu tahakkuk ettirmektir.

*20'inci yüzyılı şekillendiren kavram ise 'terörist Müslüman' deyimi ve bunun yaygınlaştırılmasıdır. Bunun üzerinden İslam nefreti sistemleştirilmiştir. İslamfobyanın birinci nedeni Müslümanları terörle ilişkilendirmektir. Yüzyılımızda Türk nefreti yerine doğrudan İslam nefreti üretilmiş ve yerine geçirilmiştir. Müslümanlar her yerde ya doğrudan Batılı sömürgeler tarafından mağdur ediliyorlar ya da çoğunluklara veya azınlıklara kurban ediliyorlar. Orta Afrika Cumhuriyeti, Angola ve Myanmar'da Müslümanlar çoğunluk tarafından ezilirken Suriye ve Lübnan gibi ülkelerde ise azınlıklar tarafından parya muamelesi görmektedirler. Gerekçesi, Müslümanların her yerde payimal edilmesi ve kafalarını kaldırmalarına müsaade edilmemesidir. Bugün Müslüman terörle özdeş hale getirilmiştir. 19'uncu yüzyılda Türk'ün barbarlıkla eşitlenmesi gibi. Bunun arkasında yine siyasi mühendislik faaliyetleri ve çalışmaları yatmaktadır. Dr. Kevin Barrett, Myanmar'da Müslüman azınlığa karşı rejimin bizzat ABD tarafından desteklendiği ifade edilmektedir (http://www.fath-news.com/cont/12237 ). Yahudiler ve Batılılar terör yaftasını manevi bir silah olarak kullanıyorlar. 

*Müslümanların bugünkü hallerinin nedeni Müslüman kalıbında Yahudi yüreği ve sıfatı taşımalarıdır. Müslümanların bu kadar sürünmesinin nedeni Müslüman bedende dolaşan Yahudi ruhlardır. Kabe İmamı Su'ud es Şuraym bu durumu çok veciz bir şekilde özetlemiş ve şunları söylemiştir :" Judaizer veya Siyonistleşmiş Araplar, Hamas'a nispet ve garez olsun diye Gazze'de katliam yapan İsrail'i destekleyerek Müslüman bedeninde Yahudi ruhu taşımış oluyorlar…" Kâbe İmamı Su'ud es Şuraym yaraya parmak basmış ve çuvaldızı kendimize ve iğneye başkalarına batırmıştır.

*Müslümanlarla gayri Müslimler arasında küresel ilişkiyi üç kalıpta ele almak mümkündür. İslam'ın ve adaletinin hâkim olduğu ve değerlerinin küreselleştiği bir dünya düzeni. İslam'ın hâkim olduğu ve İslam barışının dünyayı kanatları altına aldığı bir sistem. Dünya için ideal olan ortam budur. Müslümanların İslamı yaşama ve yaşatma azmine ve ehliyetine haiz olmaları halinde bu düzen hayal değil. Birinci nesil veya İslam kuşağı Bizans ve Sasanileri önüne katarak bu sistemi gerçekleştirmiştir. Hadisler ve ayetler (tefsirler) bunun ahirzamanda bir kez daha gerçekleşeceğini ortaya koyuyorlar. İslâmî Düşünce Enstitüsünün Danışmanı olan merhum Sudanlı Muhammed Ebu'l Kasım Hac Muhammed'in 1979 yani hicri 1400 yılında yazmış olduğu ve uzun bir tefekkür ve araştırma döneminin mahsulü olan İslâm'ın İkinci Küreselleşmesi (Alemiyyetü'l İslâm es Saniye) ve benzeri kitaplar yaklaşmakta olan döneme işaret ediyorlar. Yeni dönemin ayak seslerini oluşturuyorlar. Bu da İslam düşmanlarını teyakkuza sevk ediyor. Müslümanlarla gayri Müslimler arasında ikinci boyuttaki ilişki düzeyi ise tedafü düzenidir. Güçler dengesi ve bu denge içinde Müslümanların ve diğer din mensuplarının da rahat nefes almasıdır. Kur'an bu statüye birçok ayette parmak basmakta ve işaret etmektedir

*Vahdettin Han hatıratında Osmanlı'ya karşı küresel bir öfkeden bahseder. Soğuk savaştan sonra bu küresel saldırı kaldığı yerden yeniden başlatılmıştır. İngilizler yine burada aktif ve faal bir rol oynadılar. Thatcher, tehlikenin kızıldan yeşile döndüğünü söyledi. John Major, Mitterrand ile birlikte Bosna krizinin uzamasına ve yüz binlerce Boşnak asıllı insanın ölümüne neden olmuştur. Ardından üçüncü ideolojiden bahsederek dikkatleri üzerine toplayan ve sempati toplayan Tony Blair, Bush II ile birlikte yeni Haçlı Seferinin İngiliz ayağını temsil etmiştir. Yahudi asıllı olmasıyla iftihar eden David Cameron ise kimyasal silah kullanma meselesinde Şam'ın cezalandırılması noktasında topu taca atarak zaten isteksiz olan Obama'yı yalnız ve kararsız bırakmıştır. Şimdi Tony Blair, Bush döneminde yarım kalan misyonun ya da İslam dünyasının işinin bitirilmesini istiyor. İslam dünyasında siyasal İslam'a karşı küresel bir saldırı açılması ve bu noktada Rusya ve Çin ile işbirliğine gidilmesini istiyor. Ortak müdahaleyi savunuyor

*Mahmut Muhammed Şakir'in dediği gibi üç boyutlu bir saldırıdan bahsetmek mümkündür. Bunlardan birisi oryantalist saldırıdır. İkincisi ise misyonerliktir. Üçüncüsü de sömürgeciliktir. Misyonerlik ve oryantalizm sömürgeciliğin keşif kolları ve araçlarıdır. Sömürgecilik ajanlarına ise Lawranceler diyoruz. 

*Küresel kalleşliğe karşı sinelerdeki vicdanlar intibaha geliyor. Mısırlı Kıptilerden Michael Seydhem muhariplerine rağmen İslam'ın yayılacağını müjdelemektedir. Facebook hesabından şunları yazmıştır: Gidin, İslam'la harp edin! Kimse sizi yolunuzdan çevirmeyecek. Bununla birlikte bilin ki, yeryüzü ateşinizle dolsa bile hiçbir fikri ve inancı durduramayacaktır. Düşünce ve inanç inadına zulümle birlikte büyüyecektir…"

*Yaşadığımız günlerde her meselede ehli hak ve hakikat az ve yalnızdır. Lakin yalnızların hamisi Allah'tır. Onları zafere iletecek de o'dur. Günümüzde hakikate cibilli taraftarlık kaybolmuştur. Bundan dolayı hakkı savunanlar gureba takımı arasına yani topluma yabancı düşenler sınıfına girerler.

*Bugün Müslümanlar Ahzap kuşatmasının altında olsa da Allah yeryüzünü çalkalamakta ve İslam'ın zaferleri için yeryüzü iklimini hazır hale getirmektedir. Yeryüzü televvün halindedir. Arap Baharını ezdiklerini düşünenler ise kaderin fetvasıyla hak ile yeksan olacaklardır. Onların masumlar üzerine zaferleri haklarında kaderlerine ve yok oluşlarına fetva vermekten başka bir şey değildir.

*İslam dünyası bugün İsrail üzerinden Deccal ekseni ve Çin-Rusya üzerinden de Yecüc Mecüc ekseniyle karşı karşıyadır. Kısa sürede kendi iç düzenini tamamladığında Deccal düzenini temsil eden modern Bizans'ı ve Yecüc Mecüc düzenini temsil eden modern Sasaniler olan Çin ve Rusya'yı dürüp tarihin çöplüğüne atacaktır.

*Bir gün yeniden Dicle kıyılarında kahvemizi yudumlayacağız. Doğu Perinçek'in rağmına İmam-ı A'zam Camiinde ve Emevi Camiilerinde sadece namaz kılmayacağız, hutbelerimiz de yeniden okunacak. İslam dünyası İsrail ve İran fetretini aşacaktır. Tuğrul Bey'in şanlı tuğralarının akisleri bölgede yeniden parlayacak ve Basasiri gibi dönek ve kaypaklar tarihin rüzgârı önünde savrulup gidecektir. Kasım Süleymani gibiler de Suriye cephesinde Hürmüz'ün akıbetine uğrayacaktır. 

* İmam Rabbani hazretlerinin de ifade ettiği gibi bir sünnet gittiğinde yerine bir bidat yerleşir. Bu itibarla Müslümanlar günlerini ve hasletlerini unuttuklarında ithal değerlerle karşı karşıya kalırlar. Pagan, küfür, bidat ehlinin ahlakını kabule yatkın hale gelirler. Dünyaya hayvani ve behimi duygularla bakmaya başlar, kendilerini zevk ve hazza kaptırırlar. Böylece ahlakın binası yıkılır ve çatısı çöker.

*'Şeytanlaştırma tabiri' son zamanlarda sık kullanılan kavramlardan birisi. Nijerya'da akla ziyan Boko Haram adlı bir örgütün 200 ile 300 kadar kız öğrencinin kaçırılması sonrasında gündeme gelmesiyle alakalı olarak Serdar Demirel Bey bir yazısında bu tür örgütlenmelerin dünyada Müslümanları şeytanlaştırmak için başvurulan yöntemlerden birisi olduğuna dikkat çekti. Bu aynı zamanda İslamfobyanın araçlarından da birisidir. Bu tür eylemler İslam nefretini azdırma ve kışkırtma araçları arasında bulunuyor. Dünya yüzeyinde İslam'ı ve Müslümanları karalamanın en kolay yollarından birisi budur. Bu yönde algı operasyonlarında bu tür örgütler dolgu malzemesi veya konu mankeni olarak kullanılıyor. Mısır'da 1977 yılında Enver Sedat döneminde benzeri bir örgüt türemişti. Bu örgüt kendilerine Cemaatü'l Müslimin adını veriyordu. Bu anlamda Mısır karakterli bu hareket sonraki yıllarda Almanya'da aktif hale gelen Anadolu Federe İslam Devleti adlı yapıyı hatırlatıyordu. İsam Attar gibi bir takım davetçiler bu grubun kendilerine Cemeatü'l Müslimin adını vermesine itiraz etmişlerdir. Hem yadırgamış hem de itiraz etmişlerdir. Zira bütün Müslümanlar adını temsil eden bir ismi kullanıyor. Halbuki, bunun için diğer Müslümanların onayını almış değil. Dolayısıyla geniş temsil hakkını müsadere ediyor. Umumun hakkı üzerine tekel kuruyor. Cemaatin kendisine verdiği isim mahzurlu olduğu gibi devletin veya istihbaratın kendilerine verdiği isim de aynı şekilde algı operasyonuna hizmet etmektedir. Hicre ve Tekfir grubu. Toplu çılgınlık halini yansıtan ve psikolojik veya sosyolojik anlamda patolojik bir vakıa olarak incelenmesi gereken bir örnek veya yapı iken İslami bir mesele olarak takdim edilmektedir. 28 Şubat sürecinde benzeri bir tezgâh da Aczimendiler grubu olarak ortaya atıldı. Tam bir akıl tutulması yaşanıyordu. Risale-i Nur mesleğinden bir tarikat türetiliyordu. Besbelli ki kaynağı yanlış seçmişlerdi. Demek ki bunun gerisindeki kurgucular, algı operasyonunu Nurcu kesimler üzerinden yürütmeyi amaçlıyordu.

*Kimilerine göre günümüzde ümmetin iki kutbu var. İran ve Türkiye. İslam dünyasının geleceğini bunlar arasındaki işbirliği veya ihtilaf ortamı belirleyecektir. Bu suretle ya iki yakası bir araya gelecek ya da ayrılık derinleşecek ve ümmet bedbaht olacaktır! Bu bakış açısına göre, Araplar bu tarihi süreçte devre dışı. Arapların yokluğunu çeşitli tarihi olaylara ve devrelere bağlayanlar var.

*21'inci yüzyılı dikey olarak inşa edecek Arap ve Türk beraberliğidir. Bunun köprüsü Suriye'dir. Bundan dolayı da mesele Suriye'de tıkanmıştır. Ortaklığın diğer ayaklarından Mısır ise Allah'ın nurunu söndürme babından püskürtülmüş ve geriye götürülmüştür. İnşallah daha güçlü şekilde geri gelecektir. Türkler ümmetin siyasi gücü Araplar da entelektüel gücüdür. Geleceğin zeminini döşeyecek olan bu birliktelik ve ortaklıktır.

*İslam dünyası günümüzde iki iç musibetle karşı karşıya. Bunlardan birisi mezar yıkıcıları diğeri de tabir caizse mezar tapıcıları. İki taraf da mezarlar üzerinden birbirlerini kışkırtıyorlar. İran ise yayılmacı ve zemin kazanma siyasetini Osmanlı döneminde olduğu gibi atabet-ı mukaddese veya türbe siyasetine bağlıyor. Keşke böyle bir türbeleri diyar-ı küfürde olsa da onun vesilesiyle İslam topraklarını küffarın elinden kurtarsalar! Birinci Şah Abbas döneminde Bağdat'a girdiklerinde ilk yaptıkları iş İmam-ı A'zam'ın ve Abdulkadir Geylani'nin kabrini tahrip etmek olmuştur. Şimdi de başımıza türbe düşkünü kesildiler. İkinci ahmakları Esat ordusu da Humus'ta Halid-i İbni Velid türbesine ve benzerlerine Safevilerin aynısını yaptı. Şimdi Seyyidetü Zeynep Türbesi ve benzerleri üzerinden durumdan vazife çıkartıyorlar. IŞİD ise Vehhabilerin yolundan giderek Rakka'da Veysel Karani'nin türbesini yıktı. İslam dünyası olarak, tarihin hortlakları üzerinden aklın son sınırlarında dolaşıyoruz. Gözü dönmüşler karşısında Osmanlı'ya ihtiyaç daha da artıyor. Kimi temsil ediyorsa; Sistani gibiler gözlerini kırpmadan safderun kitleleri ölüm tarlalarına gönderiyor. Yeni Safevi şevketini kırmadan İslam dünyasına huzur yok. Veliyyi sefih düzeninden raşit halifeler düzenine geçmeden denge ve sağduyu avdet etmeyecektir. *İslam pencereleri, kapıları bütün asırlara açıktır. Bütün yüzeyleri taramaktadır. Zamanın ve mekânın bütün ufuklarını kapsamaktadır. Osmanlı sınırların efendisi ise, İslam sınırsızlığın mesajıdır. Durdurulmuş İslam medeniyetini harekete geçirmek bizim elimizde. Sırt döndüklerimizi, kıymet vermediklerimizi hatırlamak kâfidir.

*İslam dünyasında fikri ve dini rehberi Sünnilikte, siyasi rehberlik te Türklerdedir. Süheyl Zekkar'ın dediği gibi Türklerin eli değmeden Ortadoğu durulmayacaktır. Yanlış tarafta duranlar önce kazanır sonra kaybederler. Doğru tarafta duranlar ise önce kaybederler, sonra kazanırlar. Ve'lakibetü lilmüttakin.

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ATEİST BİR PROFESÖRÜN ALLAH’I İNKÂR EDEN VİDEOSU ÜZERİNE

ATEİST BİR PROFESÖRÜN ALLAH’I İNKÂR EDEN VİDEOSU ÜZERİNE

Ateist bir profesörün bir videosuna rastladım. Birçok insanın gözü önünde sıkılmadan, ür

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-16

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-16

İstibdat *Bir müstebit gidiyor ama istibdat yerli yerinde kalıyor ve sayıyor’ diyen Dr. Ahmet

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-3

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-3

16- UMARIM – KAHRETSİN!: “Başta devlet televizyonlarımız olmak üzere bazı yayın kuruluşl

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-15

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-15

Ürdünlü spastik bir çocuk İsrail’i bitiş gününü de söylüyor. 13/7/2022. Elbette en d

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-2

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-2

7- “GERİYE İADE EDECEĞİZ” denmez. Çünkü İADE ETMEK zaten GERİYE VERMEK demektir. Mese

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-14

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-14

İslami Camia(Türkiye’deki) *Bir zamanlar İslami camiada, İslam’ın hangi döneminde yaşad

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-1

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-1

“Türkçe ağzımızda anamızın sütü gibi helâl ve güzel olmalı” Yahya Kemal Beyatlı K

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-13

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-13

Evet, İslam âlemi umudun son kertesinde yaşıyor. Umutların tükendiği noktadayız. Bu beşer

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-12

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-12

Hayata biraz sloganlarla değil gerçeklerle bakalım. İran Devrimi İsrail devletinin yarı yaş

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-11

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-11

İkinci Dünya Savaşı Birinci Dünya Savaşının tortuları İkinci Dünya Savaşını tetiklemi

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-10

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-10

Hindistan Hindistan siyasi ve dini heteredoksinin buluşma, uğrak yeri veya himaye merkezidir. S

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

"Nerede olursan ol, Allah'tan kork! Kötülüğün ardından onu silecek bir iyilik yap! İnsanlara iyi ahlakla davran!"

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI