Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-6

Cezayir *Cezayir’de Arap Baharı yaşanmadı peki ya sonuç? 77 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkûm Reis dördüncü dönemde de Muradiye Sarayına kurulmaya hazırlanıyor! Ses ve görüntü yok. Seçimler sırasında görüntüsü alınan Buteflika tekerlekli sandalyede görülüyor. Sosyal medya üzerinden alay konusu oldu. Bu tezgâhı kuran kimilerinin, onu tekerlekli sandalyesi üzerinden ABD’yi yöneten Franklin D. Roosevelt’e


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2019-09-22 12:26:47

Cezayir

*Cezayir'de Arap Baharı yaşanmadı peki ya sonuç? 77 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkûm Reis dördüncü dönemde de Muradiye Sarayına kurulmaya hazırlanıyor! Ses ve görüntü yok. Seçimler sırasında görüntüsü alınan Buteflika tekerlekli sandalyede görülüyor. Sosyal medya üzerinden alay konusu oldu. Bu tezgâhı kuran kimilerinin, onu tekerlekli sandalyesi üzerinden ABD'yi yöneten Franklin D. Roosevelt'e benzetmek hoşlarına gidebilir. Ama ikisi bir değil. Roosevelt tekerlekli sandalyeye mahkûm olsa da diğer melekeleri sapasağlamdı. Buteflika ise dünyadan geçmiş görülüyor. Maalesef Arap dünyasını Celal Talabani ve Buteflika gibi hasta ve hareketlerinde başkalarına muhtaç insanlar yönetiyor. Cezayirli ünlü siyaset adamlarından Abdullah Caballah şer'i olarak böyle bir adamın ülkeyi yönetmesinin caiz olmadığını söylemişti. Ama şer'i şerife bakan kim? Keza 1990'lı yıllarda GIA karşısında AIS'ı yöneten ünlü komutan Medeni Mezrak da aynısını söylemiş ve İslami ölçülerde Buteflika gibi birisinin sağlık sorunları nedeniyle ülkeyi yönetemeyeceğini ifade etmiştir. Lakin bu tezgahı kuranlar için gam değil. Zaten ülkeyi Buteflika değil onun adına yönetiyorlardı. Kardeşi Said Buteflika ve askerler onun adına ülkeyi yönetiyorlardı. Melekeleri ölmüş adam ve rejim halkının melekelerini de öldürüyor.

*Cezayir'de halk demokratik sürece yabancılaşmış ve bütün çağrılara rağmen seçimlere katılım çok düşük seviyede seyretmiştir. Berakat adlı sivil toplum hareketi seçimlerden önce katılımı yüzde 15 civarında beklerken sonrasına bazı kaynaklar umutsuz seçimlerde katılımın yüzde 23 civarında seyrettiğini belirtmişlerdir. Halkı salak yerine koyarsanız ve seçeneksiz bırakırsanız o da sizi sandığınızla ve oyunuzla baş başa bırakır!

*Cezayir'de sadece iki kurum dikkati çekmektedir. Ordu ve istihbarat. Üçüncüsü yok. FLN veya benzeri partiler de eski güçlerinde değil. Tabii eğilimler yok edilince kurumlar gelişememiş ve halk da suni veya göstermelik demokratik sürece yabancılaşmıştır. Bunun bir adım sonrası pamuk ipliğine bağlı istikrarın kaybedilmesidir. Cezayir halkının geleceğini karartmak için onu mazisinde gömüyorlar. 1991 sonrasındaki karanlık on yılı hatırlatıyorlar. Aslında bunu yapanlar o sürecin de sorumluları. Arap Baharından yakınanlar o süreci de öldürmüşlerdi. Şimdi halka yol da vermiyor yol da açmıyorlar. Firavun gibi 'benim gördüğümü, göreceksiniz' anlayışını temsil ediyorlar. 

*Darbe süreçleri veya tek adamlar halkın gelişmesini sekteye uğratıyorlar. Ama bunda halkın da kabahati var. Hakkı aramayı usulünce beceremiyorlar. Hatta diktatör heveslilerine hulus çekiyorlar. O zaman halklar ve sistemler gelişmiyor ve kadük kalıyor. Cezayir fotoğrafında olduğu gibi.

*20'inci yüzyılda halk adına yapılan devrimlerin neredeyse tamamı çalınmıştır. Cezayir Devrimi de bu hırsızlamadan uzak değildir. Fransa bu ülkede devrim kisvesi altında karşı devrimi örgütlemiştir. Cezayir'de tutunamayacağını anlayan Fransa bu sefer oyunu değiştirmiş ve Hizb-i Fransa üzerinden devrim saflarına sızmış ve zamanla kontrolü eline geçirmiştir. Böylece devrimin şevketini ve rüzgarını kırmış ve hecinleştirmiştir. Zira daha Paris'te iken Suudlulara sataşmış ve onları ' çöküntü/döküntü' olarak nitelendirmiştir. Humeyni Şiilerin tarihi kin birikimini şahsında somutlaştırmış ve eline imkân geçince de gereğini yapmıştır.

*Yanlış bir nazariye olsa da Cezayir devriminden sonra sosyalist model uygulanırken bazı Cezayirliler bunu Hazreti Ömer'e dayandırmak istemişlerdir.

Cihad

Cihad-ı manevi ve fiili cihad hizmetin meratibiyle ve devreleriyle alakalı bir durum ve tutumdur. İkisinin öncüleri ve temsilcileri farklıdır. Bir olsalardı yine Risale-i Nur ifadesiyle birbirlerini cerh etmemeleri mümkün olmazdı. Ya da kaçınılmaz olurdu.

*Cihadı sadece kitale hasretmek indirgemeciliktir. Gönülleri kitale hazırlamak da cihattır. Gaziyi giydirmek mali cihat olduğu gibi ölü sineleri diriltmek de en büyük cihattır. Bundan dolayı usul kaidesidir: Ma la yetimmu'l vacibu illa bihi fehuve vacip. Görevi tamamlayan her şey görevdendir. Farzın yapılmasına ve icrasına hizmet eden her şey farzdır. Bu kapsamdadır.

Çağrı Filmi

*Burada tasvir ve temsille birlikte peygamberlerin hukuku çiğnenmiş oluyor. Bu anlamda Mustafa Akkad'ın çekmiş olduğu Risale filmi Hazreti Peygamberi tasvir etmediği halde büyük tepki çekmişti

Çanakkale Savaşı

*Mehmet Niyazi Özdemir Bey'in Çanakkale Mahşeriyle anlatmaya çalıştığı yüzyıl önceki Çanakkale mahşeri bugün Şam bölgesinde yaşanıyor. 20'inci yüzyılın melheme veya mahşerlerinden birisi Çanakkale'de yaşanmıştı. Yüzyıl sonra bu mahşer veya melhemelerden bir diğeri Şam'da yaşanmaktadır.

*Çanakkale bizim ruhumuzun zaferiydi. Son büyük savaştı. Belki de son büyük Haçlı hamlesi idi. 

*Çanakkale ile alakalı birinci okuma biçimi kendi değerlerimize bağlı okuma biçimidir. Mehmet Akif'den Mehmet Niyazi Özdemir'e kadar milli şuura bağlı yazarlar meseleyi bu mecrada, zeminde eğilmişlerdir. İkinci okuma biçimi ise İttihatçılardan Kemalistlere uzanan okuma biçimidir. Son örneğini Turgut Özakman'ın yazılarında görmek mümkündür.

*Çanakkale zaferi için birçok şey söylenebilir. Başta, ilahi yardımın bir zaferidir. Yaşanılan Çanakkale melhemesidir. Melheme destan anlamına gelmektedir. Lakin bu destan veya melheme mucizelerle bezenmiştir. Gelişigüzel bir mesele değildir. Savaşın seyrini değiştiren yaşanılan mucizelerdir. Mühim harplerde ilahi yardımlar tevarüt etmiş peş peşe akmıştır. Mümin kulların yardımına gelmiştir. Bedir'de ve sair savaşlarda hep böyle olmuştur. Allah müminlerin iradesini çelikleştirmiş ve onun yanında hissi mucizelerle de desteklemiştir. Hissi ve manevi destekler daima mümin kulların yarı garı olmuştur.

*Bedir'de, Afgan cihadında bu ilahi yardımlar görüldüğü gibi, aynı zamanda Çanakkale'de de tekerrür etmiştir. 18 Mart günü (1915) yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı tayin edici düzeydedir. Winston Churchill 1930'da ""Revue de Paris" dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu: "Birinci Dünya Harbi'nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır.

Seddülbahire dikilen 26 mayın savaşın seyrini değiştirmiştir. Hatta Çanakkale'de İngiliz orduları kumandanı Hamilton'un "sizin ordularınız içinde beyaz atlı, sarıklı insanlar savaşıyordu" dediği ifade edilmektedir. İşte bu ilahi yardımları konu eden isimlerden birisi olan Beşir Ayvazoğlu'dur. Bir yazar kafilesinin Çanakkale cephesinde tanık oldukları bir ilahi mucizeye konu etmiş, dile getirmiştir. Ömer Seyfettin'in de müşahitleri ve tanıkları arasında olduğu bu mucize gökyüzünde beliren 'fethün karib' yazısı ve ayetidir. Allah, yazar kafilesine zaferin yakın olduğunu böyle gökyüzüne ilahi bir mahya halinde ' fethün karib/Zafer yakındır' yazdırarak müjdelemiştir. Yazarlar heyeti veya kafilesi bunu bizzat müşahede etmiş ve aralarında tartışmışlar yaşanmıştır. İş burada da kalmamış yazarlar bu müşahedatlarını, gözlemlerini kaleme de almışlardır.

*Beşir Ayvazoğlu, Yeni Şafak'ın verdiği Çanakkale ekindeki yazısında meseleyi şöyle tasvir etmektedir : "Edebi heyet arasında yer alan Ömer Seyfettin henüz arabasından inmemiştir ve heyecanlı bir ses işitir: "Havaya bakın, arkadaşlar, havaya bakın!" Arabanın penceresinden başını çıkarıp gözlerini yukarı kaldıran Ömer Seyfettin çok parlak ve açık mavi gökyüzünde hiçbir şey göremez. Fakat aynı heyecanlı ses ısrarlıdır, "Bakın, 'fethün karib' görmüyor musunuz?" Edebi heyet üyeleri merakla gökte gösterilen noktaya bakmaktadırlar. Ömer Seyfettin de arabadan inip onların yanlarına gider ve gösterilen noktaya bakınca şeffaf bir kurdele gibi ince, belirsiz bir duman yığını görür. Kafiledekilerden kimi bu duman yığınında beliren şekillerde 'fethun' kelimesindeki ' ha' harfini, kimi 'karib'in 'kaf'ını gördüğünü, kimi de "fethun karib"in net bir şekilde okunduğunu iddia etmektedir…"

 Sonrasında Beşir Ayvazoğlu kendi hükmünü şöyle veriyor :" Müjde" hikâyesinde anlatılanları yakın zamanlara kadar Ömer Seyfettin'in muhayyilesinin ürünü olarak görüyordum. Aynı geziye katılan ve izlenimlerini İkdam gazetesinde anlatan Hamdullah Suphi Tanrıöver'in yazdıklarını okuyunca, bu hadiseden onun da söz ettiğini fark ettim…" Çanakkaleyi müminlerin kararlılığı ve Allah'ın yardımı geçilmez kılmıştır.

*20'inci yüzyılın destanı Çanakkale idi. 20'inci yüzyıl kapılarını ve perdelerini Çanakkale savaşı ve destanıyla birlikte açmıştır.

*Vaktiyle Çanakkale mirasına sahip çıkanlar Anzaklar ve İngilizler olmuştur. Son yıllarda Türk çocukları da Çanakkale'nin değerini yeniden keşfettiler. Çanakkale'nin manevi olarak da geçilmez olduğunu ortaya koymuşlardır. Buranın mirasını yeni Haçlılara bırakmamaya karar verdiler. Manevi seferberlik hareketi başlatıldı ve Çanakkale üzerinden bu toprakların önemi hatırlatıldı. Şimdi Çanakkale'nin nöbetini Türk çocukları tutuyor. Buna mümasil bir şekilde Filistinliler de kıt imkanlarıyla Aksa'nın nöbetini tutuyorlar.

Darbeciler

Darbeciler duble ahmaktır. Kuvvetleriyle sarhoş olurlar. Apoletleri sökülünce de ayakları yere değer. Ayrıca toplum içine de çıkamazlar. Zira toplumla paylaşacakları bir hasletleri kalmamıştır. Statiklik onları kendi potasında eritmiştir. Askerlik mesleği halktan kopuk olmasa aslında bunlardan hiçbirisi olmayacaktır. Normalleşeceklerdir. Halk içtimai potadır. Ondan uzaklaşmak fıtrata ve öze yabancılaşmaktır.

Darwinizm

 Darwinizm ilim adına üretilmiş hurafelerden başka nedir ki? Modern insanın tabiat namına ürettiği hurafelerden birisidir. Onların dediği ile bizim dediğimiz arasındaki temel fark, onların ilimleri meçhule ve tabiata bağlamaları bizim ise Allah'a bağlamamızdır.

Dava -Dava Adamı

Son sıralarda İslami camia dava adamlığı yerine kariyerizme yönelmiştir. Bu da bir sapmadır ve ağız tadımızın kaçmasının temel nedenlerinden birisidir. Müslüman fıtri ve aynı zamanda pratik adamdır ve kendisini fildişi kulelerine hapsetmez.

*Bir yargı veya hükmün veya davanın isabetli olması için iki şey lazım; Birisi samimiyet, ikincisi de ölçülü veya ölçülere uygun olmasıdır. Nassları vakıaya doğru olarak yansıtmaktır.

Davet Çizgisi

İslami camia 1980'li yıllarda hangi dönemde yaşadığımızı sorarlardı. Kimileri Mekke yani davet döneminde yaşadığımızı söyler kimileri de buna itiraz eder ve Medine döneminin nesh mi olduğunu sorarlardı? Bu tartışmanın tarafları, toptancılık ile aşamacılığı birbirine karıştırmaktadır. Kimilerine aşamalılık (merhalecilik), dini cüzlere ayırma veya parçalama olarak görülmüştür. Halbuki, İslam hukukunun defaten uygulanması noktasında Ömer Bin Abdulaziz ile oğlu arasındaki tartışmada Ömer Bin Abdulaziz oğluna 'defaten gelen defaten gider' demiştir. Aşamalı gelişme sünnetullaha uygundur. Hicr Suresi 91'inci ayetinde dinin parçalanması uyarısı farklı bağlamdadır. "Onlar ki, Kur'an'ı kısım kısım yaptılar…" ayeti farklı bir bağlama işaret ediyor. Buradaki uyarı iman ve iltizam noktasında kısımlara ayırmaktır. Şartlar ve Sünnetullah noktasında bu zorunludur.

*Ali Abdurrazık gibi inkarcılar Medine döneminde bile devlet organlarının tam teşekkül etmediğini savunarak İslam'ın bir yönetim biçimi vazetmediğini söyleseler de güneş balçıkla sıvanmaz. Tarih ortadadır. Peygamberimiz, mizanla ve kadiple (kılıçla/asa ile) gönderilmiştir. Bu komple bir sistem ve cihat anlamına gelir.

* Mekke/Medine dönemi tartışmasında sünnetullah ve şartlar gereği gelişme yine aşamalı olmak zorundayız. Zaten biz acele etsek de gelişmeler aşamalı tecelli ediyor.

*Hilafetin yıkılmasından sonra Müslümanlar iç kaleyle ve iman kalesine çekildiler. Hamle gücünü külliyen kaybettiler. Esbap külliyen sukut etti. Hilafetle kaim bütün kurumlar da tatile uğradı. İslam'ın etrafındaki zırhlar yıkıldı. Müslümanlar Mekke'deki gibi yeniden ikinci gurbet dönemine girdiler. İslami düzen aşamalı olarak geliyor, aşamalı olarak gidiyor.

*İslam ümmetinin üstünlüğü, marufu emir münkeri nehyetmesiyle kaimdir. Bu görevini ihmal ettiğinde işlevsel olan üstünlüğünü de kaybeder. Garantili bir üstünlük değildir. Görevin ifasıyla alakalıdır.

*Araçları öne çıkartan siyasi yöntem, daveti ve İslam'ı gölgelemiş, tali unsurları öne çıkarmıştır. Kışır öne çıkmış, öz kaybolmuştur. Temel yerine sonuca odaklanılmıştır. Yeniden özü ortaya çıkarmak gerekiyor. Yoksa İslamiyeti güçlendirme adı altında İslamiyet küllendirilmektedir.

*Güç edinme çabaları zafiyete yol açmaktadır. Şahıslar ve cemaatlerin egosu öne çıkmaktadır. Zekeriya Ensari bu anlamda hareket ve cemaat asabiyetinden veya ucubundan bahsetmektedir. Hareket mensupları böylece kendilerinde ümmetin kalan fertlerine yukarıdan bakma cesareti bulabilmektedir. Bu da hem ferdi hem de cemaat egosunu beslemektedir. Sonuç ise ümmetin ve Müslümanların zararına oluyor ve Hutbe-i Şamiye'de ifade edildiği gibi Müslümanlar arasındaki manevi rabıtaları kırıyor, köreltiyor ve Müslümanları birbirine düşürüyor veya en azından yabancılaştırıyor. Buna karşı agah olmak ve yöntem pusulasını düzeltmek gerekmektedir. Bunun için tortulardan kurtularak halis dine yeniden avdet etmeliyiz. Allah rızası ve ihlası yegane pusula yapmalıyız. Kuruyan gönlümüzü ve bu dünyayı ancak bu şekilde yeşertebiliriz. Fıtrata dönme çağrısı, bu mahzurları bertaraf etmeye matuf olarak gündeme gelmiştir.

*Zekeriya Ensari, hareketten yeniden başa dönmemiz gerektiğini söylüyor. Sahabe mesleğini esas alan İmam Rabbani de 'yolların sonu başa dönmektir' diyor. Yaşantımızla İslamiyet'e ayine olabiliriz. Yoksa onu temsil etmek kimsenin haddi ve harcı değildir.

*Araçlar da yıpranan elbiseler gibidir. İbn Haldun'un ifadesiyle doğarlar, gelişirler ve ölürler. Hak sabittir, araçlar dinamiktir. Bu nedenle de büyükler ve eslafımız şöyle buyurmuştur: Dur haysü dare'l hakk. Kıblen hak olsun ve yüzünle onun döndüğü yere dön. Mevlana da bunu pergel benzetmesiyle anlatır. Hak ile deveran et. Zamanı şaşma zamanda da kalma.

*Çağı yakalamayı ve onun ötesine geçmeyi ancak İslam vaat eder. Mümin de bu vaadi gerçekleştirmeye namzet serdengeçtidir. Bunu geçmişte İslamla mücehhez bir ruhla başarmıştır istikbalde de başaracaktır. Medine İmamı İmam Malik'ten rivayet edilen bir kibar sözde reçete şöyle tespit edilir: La yasluhu ahiru hazihi'l ümme illa bima saluhe bihi evveluha. Bu ümmetin sonu ve ahire de ancak öncekilerin yolunu tutarak, reçetesini izleyerek düzelir. Bunun için de Allah'ın boyasıyla boyanmalı ve peygamberin cilasıyla cilalanmalıdır. Ancak bu yolla körelmiş himmetleri ayağa kaldırmak mümkündür. Bu cilayı ve tiryakı yiyen bünyeler yeniden ayağa kalkacak ve dinamizmini kazanacaktır.

*Zamana göre görev ve vacip değişir mi sorusuna(1) Şah Veliyyullah Dehlevi 'el İnsaf' adlı eserinde çok güzel bir biçimde cevap verir. Sözgelimi önceleri hadis tedvinine müsaade edilmediği halde sonra müsaade edilmiştir. Bu durum, anın vacibine bir örnektir. Demek ki 'anın vacibi' sadece sufilere ait bir deyim olmayıp fıkhı bir boyutu da vardır. Gramerin(nahv-sarf) tanzimi de böyledir. Demek ki vacip, duruma ve zamana göre değişebilir.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-1

YAVUZ BÜLENT BAKİLER’DEN DİL İKAZLARI-1

“Türkçe ağzımızda anamızın sütü gibi helâl ve güzel olmalı” Yahya Kemal Beyatlı K

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-13

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-13

Evet, İslam âlemi umudun son kertesinde yaşıyor. Umutların tükendiği noktadayız. Bu beşer

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-12

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-12

Hayata biraz sloganlarla değil gerçeklerle bakalım. İran Devrimi İsrail devletinin yarı yaş

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-11

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-11

İkinci Dünya Savaşı Birinci Dünya Savaşının tortuları İkinci Dünya Savaşını tetiklemi

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-10

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-10

Hindistan Hindistan siyasi ve dini heteredoksinin buluşma, uğrak yeri veya himaye merkezidir. S

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-9

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-9

Fransa Fransa’da yasaklar Yahudileri korumak, Müslümanları ise cezalandırmak için vardır.

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-8

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-8

Fatıma Mushafı Bu efsanelerden ikisi kayıptır, bu kayıplardan birisi Mushaf-ı Fatıma’dır.

İSLAMİYET, CAMİLERE VE TÜRBELERE HAPSOLACAK MÜNZEVİLER DİNİ DEĞİLDİR.

İSLAMİYET, CAMİLERE VE TÜRBELERE HAPSOLACAK MÜNZEVİLER DİNİ DEĞİLDİR.

1-Camiler ilim merkezleri olmalıdır. Camiler, sadece namaz kılınan kurumlar değil, aynı zaman

DEPREMDEN DEĞİL, DEPREMİN DİZGİNLERİ ELİNDE OLANDAN KORKALIM!

DEPREMDEN DEĞİL, DEPREMİN DİZGİNLERİ ELİNDE OLANDAN KORKALIM!

Her deprem sonrası deprem uzmanı ve yer bilimci hocalara mikrofonlar uzatılır, bilgiler alınır

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-7

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-7

Deccal Görüldüğü gibi Mesih ve asimetrisi Deccal’ın buluşma/kapışma noktası Filistin ve

BİR YILDIZ POPÇUNUN KONSERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

BİR YILDIZ POPÇUNUN KONSERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Duydum ki ünlü bir pop şarkıcısı Antalya’da bir konser vermiş. 49 yaşındaki bu popçu sah

Kim Allah'a ve Rasûlü'ne îman etmezse, (bilsin ki) biz inkâr edenlere alevi çılgın bir ateş hazırladık.

(Fetih, 13)

GÜNÜN HADİSİ

Sehavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil sehavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI