Cevaplar.Org

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-4

Ayasofya *Ayasofya’nın açılması, ezanın aslı suretine çevrilmesinden sonra ikinci adım olmasına rağmen ne hikmetse devamı getirilememiştir. Neden acaba? Fatih, Akşemseddin’in müjdelediği gibi İstanbul’u ilk fetheden komutan olmuştur. İkinci kez ise Mehdi tarafından fethedileceği müjdelenmiştir


Mustafa Özcan

mustafaahmetozcan@gmail.com

2019-09-01 10:39:06

Ayasofya

*Ayasofya'nın açılması, ezanın aslı suretine çevrilmesinden sonra ikinci adım olmasına rağmen ne hikmetse devamı getirilememiştir. Neden acaba? Fatih, Akşemseddin'in müjdelediği gibi İstanbul'u ilk fetheden komutan olmuştur. İkinci kez ise Mehdi tarafından fethedileceği müjdelenmiştir. Ayasofya kilise iken Fatih tarafından camiye çevrilmiştir. 1935 yılından itibaren de cami statüsü müzeye çevrilmiştir. Acaba bugüne kadar açılamamasının hikmeti bu mabedin Mehdi tarafından açılacak olması mıdır? Elbette bugünden yarına bir şey söylemek zor. Lakin zaman kaydını izhar ederek, vukuundan sonra gerçekleri bize gösterecektir. Bununla birlikte, Bediüzzaman'ın bahsettiği gibi Mehdi'nin görevlerinden birisi şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Ayasofya da şeair-i İslamiyeden veya İslam'ın sembollerinden birisi olduğuna göre o kutlu zuhuru mu beklemektedir? Ya da Said Havva'nın hilafet mevzuunda söylediği gibi, Mehdi gelmeden bunların tahakkuk etmesinin önünde bir engel yok mudur? Hilafet de gelebilir ve Ayasofya da açılabilir. Bunların açılması büyük zuhurun mukaddime ve alametleri de olabilir. Eğer olmuyorsa, durum onun gelmesine talik edilmiştir de denebilir.

*Bartholomeos'un dayandığı tezlerden birisi şudur. Ayasofya'nın geçici statüsü değiştirilecekse veya tadil edilecekse kiliseye geri çevrilsin! Aslında bu İstanbul'u işgal eden İngilizlerin tarihi ve tatlı rüyasıdır. Ara bir formülle Ayasofya Amerikalılar ve İngilizlerin dayatmasıyla müzeye çevrilmiştir. Şimdi de Bartholomeos'un dayatmasıyla kiliseye çevrilmesi gündeme geliyor.

*Enver Paşa, ' İngilizler İstanbul'a girer ve Ayasofya'yı Kilise haline getirmek isterlerse; İstanbul'da taş üstüne taş bırakmayız, Ayasofya'yı onlara yar etmeyiz.' demiştir. Lakin ondan sonra gelenler gerek İngilizlerin varisi Amerikan telkinleriyle gerekse kendi iradeleriyle Ayasofya Camiini hamuş haline yani suskun hale getirip bırakmışlardır. Ezan onların pençesinden kurtarılmış ama Ayasofya hala a'raf ve berzahtadır.

* Kurtuluş sürecindeki ilk halka Ayasofya Camiidir. İkincisinde Halep ve üçüncüsünde Şam Emevi Camiidir. Dördüncüsü ise Kudüs ve Mescid-i Aksa'dır. Hala kurtuluş süreci Ayasofya'da tıkanmış bulunuyor. Birileri hala lafla peynir gemisini yürütmeye kalkışıyor.

*Son sıralarda dindar çevreler özellikle Risale-i Nur talebeleri Fatih'in bir mirası ve emaneti olan ve bu emanete vurgu yapan üstadları Bediüzzaman'ın da adeta vasiyetini yerine getirmek için iştiyakla Ayasofya'nın yeniden cami statüsüne dönüştürülmesi meselesi üzerine ciddiyetle eğiliyorlar ve çabalıyorlar. Sa'y ve gayretleri meşkûr ola! Elbette hakları. Onun ötesinde bütün Müslüman camianın da bir görevidir. Süleyman Hilmi Tunahan, Osman Yüksel Serdengeçti gibi zevat-ı kiram da aynı vurguda bulunmuşlardır.

*Ayasofya İslam mülkünün tapusudur. Tartışmaya da gerek yoktur. Ayasofya açılmadan Türkiye'de İslam'ın ve Müslümanların statüsü askıda/muallaktadır. Ayasofya'nın açılması ise bu muallâk veya arizi sürecin ve devrenin ortadan kalkmasıdır. Bu sürecin ve arizi devrenin ortadan kalkması fetih çapında bir meseledir. Bunun için zaman zaman siyasiler, üzerinde çok manevra yapmışlar ve kendi popülizm dalgalarına bunun üzerinden malzeme devşirmek istemişlerdir. Lakin bu manevi fethi ifaya çapları yetmemiştir. Zira bu misyonun sahipleri değildirler.

*Ayasofya'nın müze olma statüsü A'raftaki Türkiye'nin sembolüdür. Türkiye'nin İslami statüden çıkarıldığının resmidir. Bundan dolayı, Akşemseddin tarafından, Mehdi'nin İstanbul'u alması müjdesi, yeni bir fetih olarak telakki edilmiştir. Arnold Toynbee'nin deyimiyle Ayasofya durdurulmuş medeniyetin (arrested civilization ) durdurulmuş mabedidir. Durdurulmuş statünün bir parçasıdır.

*Her şeyden önce Ayasofya'yı aslı statüsüne çevirmek bir irade meselesidir. Bu da bir olgun zaman (vakt-i merhun) ve ayrıca doğru adam meselesidir. 

*Fatih'ten sonra Ayasofya'yı açacak kişi şüphesiz statüyü değiştireceği için ikinci fatih olmaya namzettir. Bu ara statü ara formüllerle aşılamaz. Külli bir fetih olmalıdır. Yazar Mehmet Doğan bu ara statüye tarihi delilleriyle şöyle ortaya koyuyor :" Ayasofya Sevr görüşmelerinin konuları arasında yer almıştır. İngiliz Hariciye Nazırı Lord Curzon ile Fransız mevkidaşı Berthelot'un 12.22.1919'da Ayasofya için "eğer tefrik edici bir muamele gerekliyse... Bütün mezhep ve itikatların eşit çıkarlara sahip bulunduğu tarihî bir anıt olarak muamele edilebilir ama hiçbir inanç tarafından ibadet amacıyla kullanılamaz" kararı aldıklarını biliyoruz. (bkz. Paul C. Helmerich: Sevr Entrikaları, sf. 152)… Ayasofya camilikten çıkarıldıktan 6 ay sonra İngiliz Kralı 8. Edward tarafından ziyaret edildi! Böylece, büyük otoritenin bir kararının daha Türkiye'de hayata geçirildiği bizzat görüldü.

*Demek ki Ayasofya meselesi A'raftaki statünün veya ara statünün aşılmasıyla alakalıdır. Bunu aşmaya heveslenen ama bedel ödemeden bunun suhuletle tecelli etmesini dileyen düzinelerce siyasetçi olmuştur. Bununla birlikte bu bir heves meselesi değil nasip meselesidir. Ehil olma meselesidir. Bunun için temelde iki şeye ihtiyaç var. Birincisi ihlâs ikincisi de çelikleşmiş azim ve iradedir. Bugün ise Ayasofya meselesinde safların karıştığını görüyoruz.

*Fehmi Koru meselenin hiçbir dış boyutu olmadığını söylerken, Mehmet Doğan ve Murat Bardakçı doğrudan veya zımni olarak meselenin Türkiye'nin küresel statüsüyle bağlantılı olduğuna parmak basıyorlar. Fehmi Koru, meselenin küresel bir statüyle bağlantılı olmadığını yazmakla birlikte Ayasofya'nın açılmasının gereksizliğine (!)de temas ediyor! Acaba bu Bilderberg toplantısından kalma bir kanaat veya tortu mudur? Ya da özüne yabancılaşmanın bir başka alameti mi? Bilemiyoruz. Lakin dindarların bu gibi temel meselelerde istikametlerini kaybettiklerini ve asude duygularını ve safiyetlerini yitirdiklerini görebiliyoruz. Mesele dindarlar arasında icma meselesi değil atışma, çekişme meselesi haline gelmiştir. Onlara göre, önemli olan mabedin açılması değil, kimin açacağıdır! Demek ki hedef değil aktör daha ön planda. Mesele mabedin açılmasıyla ilgili bir vazifeşinaslık veya özlem değil, aksine kahraman olma durumu ve populizm üretme meselesidir. Mesele ucundan bucağından çekiştirilip duruluyor. Bir taife Ayosofya üzerinden içeride ve dışarıda kışkırtma yapıyor. İçeride ' açamazlar' diye tempo tuttururken, dışarıda da hükümeti bu meselenin üzerinden İslamcılıkla suçluyor ve bu mesele üzerinden hükümeti biraz daha yalnızlaştırmak istiyor. İçeriden ve dışarıdan tazyik ediyorlar! Tırstırmaya çalışıyorlar! Öbür taraftan da bu meselede hevesli olan hükümetin Murat Bardakçı'nın ifadesiyle meselenin zorluğu karşısında temkin statüsüne geçtiği ve frene bastığı anlaşılıyor. Üzerine rehavet çökmüş olmalı! Zaten tasarladığı çözüm de parçalı bir çözüm olmaktan öteye gitmiyor. Bu durumda Ayasofya'nın açılması vaktinin gelmediği anlaşılıyor. Zira Ayasofya'nın ikinci fatihinin ortalıkta olmadığı görülüyor. Baasçılık

*Lenin'in ifadesiyle komünizm siyasi bir çocukluktur. Baasçılık da komünizmin Arap dünyasında çocuğu ve iz düşümüdür. İdeolojik bir miyopluk ve siyasi çocukluktur.

Bahailik

*Bahailik ve Kadiyaniliğin ortak teması dünyaya barış iklimini egemen kılmaktır. Bunun için de savaşlara ve felaketlere son vermektir. Fakat nasıl? Kısa yoldan mazlumun teslim olmasını hızlandırarak! Güçlünün veya zalimin yanında yer alarak, dünyayı esenliğe çıkarmaktır. Günümüzde Bahailik ve Kadiyanilik paralel yapı olarak İslam âlemine karşı kullanılmaktadır. Adeta merkez üsleri İsrail'dir. Cihadı dünya barışının önünde engel olarak görüyorlar. Hâlbuki cihat barışın araç ve anahtarlarından birisidir. Mevlana, Mesnevi'yi anlatırken 'inananlara Nil gibi berrak su, Kıptilere ise kan görünür' demiştir. Cihat saldırganı bertaraf eden bir barış aracıdır. Zorbalık değil zorbalığa karşı adaletin kılıcıdır. Cihada karşı çıkanların zorbalarla bir pazarlığı olmalıdır.

Basın

*Son sıralarda Ortadoğu'nun bataklık olduğuna dair genel bir kanaat var. Bu yeni temcit pilavı aslında Türk basınının içine düşmüş olduğu şizofrenin veya kutuplaşmanın getirdiği basit bir kurnazlık veya kaypaklık girişimi. 

*Özal ise Türk basını gibi bir basının gölgesinde dünyada hiçbir iktidarın muvaffak olamayacağını söylemişti.

*1981 yılında İslam'ın nasıl basın veya haberler yoluyla çarpıtıldığını çarpıcı bir eser ile ortaya koyan Edward Said olmuştur. Haberlerin Ağında İslam kitabıyla ( çeviri Alev Alatlı) Batı basınının haberlerindeki İslam imajına temas etmiştir. Bunu abartma, genelleme ve çarpıtma şeklinde ifade edebiliriz. Basın için müftünün keçisinin çalınması önemli değil, müftünün keçi çalması önemlidir. 

*Türk basını Suriye olayları karşısında bütünüyle sınıfta kaldı. İran tehlikesinin sınırımızda olmasına rağmen sanki biz başka bir gezegende yaşıyoruz. Sağ olsun basınımız bizi iyi bir şekilde işletiyor, uyutuyor. Türk basını kadar bu noktaya kör olan bir basın tahayyül edemiyorum. Yemen'de Husiler (Ensarullah-Adamlar Allah'ın bütün isimlerini veya kurbiyet menzillerini tekelleri altına alıyorlar) Sanaa kapılarına dayandıklarında ilk işleri olarak Abdulmecid Zindani'nin İman Üniversitesini kuşatmak ve basmak olmuştur. Bunları Türk basınından değil İngiliz basınından takip edebiliyoruz. Irak burnumuzun dibinde, hala bu ülkeyi başkalarının gözlüğüyle takip ediyoruz. Yemen'den hiç haberimiz yok. Bununla birlikte ülkemizde İran'ın beşinci taburu olanlar gelişmeleri İran gözlüğüyle okuyabiliyorlar. Bu imkândan mahrum değiller. Onlar için üretilmiş kaynak bol. Lakin ortadaki Sünni bir vatandaş için hiçbir kaynak yok. Bundan da başta hükümet olmak üzere hepimiz sorumluyuz.

Batı

*Samuel Huntington Batı'nın üstünlüğünü şöyle ifade eder: Batı dünyaya fikirlerinin, değerlerinin ya da dininin yüceliğinden dolayı değil bilakis en sistematik şiddet kullandığı için hâkim olmuştur

*Garaudy'nin ifadesiyle Batı aynı zamanda karaktersiz ve kalleştir. İttihatçılardan Ahmet Rıza bundan dolayı geç de olsa İkinci Abdülhamit Han'ı keşfeder. Batılılara güvenilemeyeceğini fark eder. Batıcıların kampı yerine onun kampına geçer.

*Batı ırkçılıklı vahşetin harmanlandığı bir coğrafyadır. Roma gibi bugünkü Batı da savaşlarla ayakta durmaktadır. Belki sonu da, Mesih'in ifade ettiği gibi 'silah çeken silahla ölür' meseline uygun olacaktır.

* Cezayir'den Afganistan'a kadar da Batılılar laik kesimlerin zafer kazandıkları sahte seçim süreçlerine destek vermekte ve İslamcıları yere savuran darbelere alkış tutmaktadır. Dolayısıyla Batı oyunun kurallarına sadık ve bağlı kalmamıştır. Oyunun teknik kuralında sahtecilik yapmakta ve ideolojik kurala ise bağlılık göstermektedir. İdeolojik olarak İslamcılara düşmandır ve demokrasiyi de bu kural çerçevesinde benimsemektedir. Hatta iktidarların laik olması bile ikinci derecede önemlidir. Onlar için birinci derecede önemli olan Batı'ya bağlılıktır. Değerleri ise esnektir, dolaşımdadır.

*Batılılar hakları olmadığı halde İslamiyeti kendi ölçülerine göre tanımlamaya çalışıyorlar. İslama beşeri bir çerçeve çiziyorlar. Bu noktada dinler ile coğrafya arasındaki alışverişi zorlama yoluyla dini tanımları biçimlendirme hususunda devreye sokmak istiyorlar. Elbette coğrafya ile dindarlığın şekillenmesi arasında bir münasebet var. Lakin bu alış veriş biçimlenme suretinde gelişir. Biçimlendirmeye girdiğinde işin rengi değişir. Şekillenme veya teati/alışveriş değil, bayağı bir dayatma olur. Avrupa birincisine değil ikincisine, yani biçimlendirmeye talip.

*Batı ve Avrupa sistemi İkinci Dünya Savaşı sonrası yenilendi ve yeniden tesis edildi. 1991 sonrasında 45 yıl sonra yenilendi.

*Avrupa 30 yıl savaşlarıyla birlikte laikliğe adım attı. Böylece Kilise'nin tasallutundan kurtulmasına kurtuldu ama laikliğin ve Siyonizm'in öncüleri olan masonluğun ve benzeri yapılanmaların pençesine düştü. Merhum Garaudy'ye göre, Endülüs modeli canlı olabilseydi belki Batı kendisine bir çıkış kapısı, yolu bulabilirdi. Batı'nın Kiliseden sekülerizmin pençesine düşmesi Siyonizme destek vermesini kolaylaştırdı. Osmanlı'nın yıkılması ve Lozan'la birlikte İslam dünyası da aynı potaya düştü veya aynı çizgiye gelmiş oldu.

*Gece gündüz insan hakları vaazı veren Batı uygulamaya gelince vicdanının üzerine yatmıştır. Batı bir bütün olarak siyaseten Mısır'da insanlık olarak da Suriye'de iflas etmiştir. Bu durum karşısında Uluslar arası Af Örgütü bile AB'yi utanmaya davet etti.

*Aslında İslam güneşi Batı'ya doğdu. Ve doğalı da nice vakit oldu. 'Rönesans' dedikleri şey aslında İslam tesirini gölgelemek için uydurulmuş bir kavramdır. Ama satır aralarında Batı'nın İslam sayesinde aydınlandığını kabul ediyorlar. Bu bağlamda, önemli Alman müsteşrik ve oryantalistlerden Sigred Hunke, Batı'nın Üzerine Doğan İslam Güneşi adlı kitabında esasında bunun parametrelerini ortaya koymaktadır.

*Batı'nın da Doğu'nun da kendisine has yanlışları var. Bu anlamda, Batı'yı potansiyel olarak fazla idealize etmek de akıl karı değildir. Bununla birlikte ahirzaman çalkantısı içinde ABD gibi bazı Batılı ülkelerin İslam dünyasıyla sürtüşe sürtüşe Müslüman olması uzak bir ihtimal değildir. Tarihte Moğolların başına geldiği gibi. Lakin bu daha ziyade temenni ve tefaül babındandır ve bir de hadislerin ruhundan elde edilen hususlardır. Elbette gerçekleşmeden bunun üzerine hüküm verilemez. 

*Küreselleşme trendiyle birlikte Avrupa'da dengeler değişti. İnsani ve sosyal değerler vahşi kapitalizmin kurbanı oldu. Almanya gibi ülkeler Soğuk Savaş boyunca tanıştıkları sosyal devlete veda etme aşamasına geldiler.

*İmam Ahmed Müsned'inde Rumların ve Batılıların helakinin kıyametle birlikte olacağı haber verilmektedir. 

*Dönek ve yalancı Obama, Hıristiyanların yüzyıllarca kendi içlerinde savaştıklarını sonrasında da durulduklarını hatırlatmıştır. Hariciler gibi doğru bir sözü yanlış maksadına alet ediyor. Avrupa'da din ve mezhep savaşlarını sona erdiren Westphalia Barışı, Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları'nın sonunda Ekim ve Mayıs 1648 tarihlerinde imzalanmıştır. Bununla birlikte Kilise tasallutu bitmiş onun yerini laiklik tasallutu almıştır. Din savaşlarının yerini sömürge savaşları almış ve Avrupa'da hem siyasi hem de dini sistem Siyonizm dalgalarına açık hale gelmiştir.

*Westphalia Barışından sonra Batı sistemi Beynelmilel Yahudiliğin ( akabinde Siyonizm olmuştur) tesirlerine maruz kalmıştır. Referans sistemi altüst olmuştur.

*Fransız Filozof Regis Debray, Tunus ziyareti sırasında yeni kitabını tanıtmış. Kitabın başlığı şu: Batı'dan geriye ne kaldı? Bu soruya cevap verenlerden birisi Hindistanlı düşünür Pankaj Mishra. Bu soru etrafında "Batı modeli iflâs etti" başlıklı makalesinde, bu tespiti analiz ediyor. Hindli yazar yapısal anlamda Batı'nın iflas ettiğini söylüyor. Esasen Batı çoktan ahlaken iflas etmiştir. Bunu ortaya koyanlardan birisi de bizzat batılılaşma akımının merkezinde yer alan ittihatçıların önemli simalarından Ahmet Rıza Bey'dir. Batı'nın Doğu Politikasının Ahlaken İflası adlı çalışması bu yönde vardığı kesin kanaati ortaya koyar. Mishra, Batı modelinin iflasıyla ilgili analizinde yapısal argümanlar sunar.

*Mishra; Atatürk, Nehru, Nasır, Nkrumah, Mao, Sukarno benzeri yirminci yüzyıl seküler ve sosyalist "Batı yakalayıcıları" ile günümüzde korumacı devletçiliği global kapitalizm ile ikame ederek Amerikan hayat standardına erişmeyi hedefleyen "modernleştirmecilerin," son tahlilde, "başarılması imkânsız" projeleri üstlendiklerini ileri sürmektedir…" Kısaca ideolojinin ötesinde Batıcılık varoşsal bir yıkımı temsil eder.

*Batılılaşma akımı geride yıkıcı etkiler ve izler bırakmıştır. Batı yolunda kendi değerlerinden kimliğinden ve özünden feragat edenler Batı'nın kültürel yeniçerileri haline gelmişlerdir. Batılılaşma yapay azınlıklar ve kutuplaşmalar üretmiştir.

*Hadi Bureyk, Batı'nın medeniyetimizin karşısına ilimle mücehhez bir biçimde çıktığını ve gücün onu bileştirdiğini ifade etmektedir.

*Değerler açısından, manevi açıdan Batı'nın iflas ettiğini ifade eden Fransız Filozof Regis Debray bununla birlikte yine de tek yekpare yapının Batı olduğuna parmak basmaktadır. Çin, Asya'da bir çekim gücü oluşturamamaktadır. Batı pusulasını kaybetmiş olsa da onu hala en güçlü yapan birkaç dinamik vardır. Debray'e göre bunlar şunlardır: NATO merkezli ve AB çatılı olarak Batı iç bütünlüğüne sahiptir. Küreselleşmeyi elinde tutmaktadır. Organize ve güçlü olması hasebiyle dünyanın yüzde 10'u yüzde 90'a hükmetmektedir. İnsanlığın ilimde ve sermayede kıblesidir. Hala insanlığı kendisine cezp etmektedir. Geçmişte hiçbir imparatorluğa nasip olmayan bir biçimde yönü bütün ufuklara açıktır. Basın yayınıyla birlikte kamuoyu teşkil etme becerisine en fazla haiz olan kitledir. İlmi ve teknolojik gelişmesi tekelleşmesine imkân veriyor ve ürettiği silahlarla birlikte rakip tanımıyor.

*Kutsalı kalmamış Avrupalılar kutsalı kalmamış bir İslam tanımı istiyorlar ya da bekliyorlar. Müslüman topluma veya temsilcilerine bunu dayatmaya yelteniyorlar.

*Avrupa sağı kabuk değiştirdi ve anti semitik kamptan semitik kampa geçti. Ya da anti semitizm mesleğini terk ederek philosemite hale geldi. Anti Semitizm yerine İslam düşmanlığını ikame ettiler. İslamfobik hale geldiler. Bu nedenle de Marine Le Pen ülkesinin bir nevi İslam işgaline maruz kaldığını iddia etmiştir

*Filistin meselesi, Suriye meselesi ve Arap Baharının akıbeti şunu göstermiştir ki, bugünkü Batı, emperyalizmin devamıdır. Varisidir. İslam dünyasına yar olmamaktadır. Bundan dolayı güvenilir bir dost ve müttefik değildir. Rusya'nın yayılmacılığıyla uğraşmaktansa İslam dünyasına çullanmayı ve yağmalamayı yeğ tutuyor.

*30 Eylül 2005 tarihinde Danimarka'da yayınlanan Jyllands Posten gazetesinin işgüzarlığıyla birlikte Hazreti Peygamberle (S.A.V.) alakalı olarak bir karikatür skandalı ve krizi baş göstermişti. Ardından kriz Norveç gibi diğer İskandinav ülkelerine sıçratılmış ve ardından Fransa gibi ülkelerde de bazı basın yayın organları bu hakaret ve kin korosuna katılmışlardı. Bu dalgayı en geniş sınırlara ulaştırmak ve yaygınlaştırmak istiyorlardı. Bunların Batı'da baş göstermesi kin birikimine ve İslam düşmanlığının yeniden nüksetmesine hamledilebilir. Batı'da bu akım Voltaire gibilerden beri devam etmektedir. Yazılı basının gelişmesiyle birlikte kinlerini tatmin etmek isteyenlerin başvuracağı yöntemlerden birisi Hazreti Peygamber'e basın yoluyla hakaret olmuştur. Peygamberimizi karalamak için ortaçağda Hıristiyanlar ona sahte tanrı (veya İslam'a, çakma din) anlamında Mahound veya Mahoun ifadesini yakıştırmışlardı. İngilizlerin himayesinde Selman Rüşdi Şeytan Ayetleri kitabında bu kullanımı tekrar sahneye sürmüştür. Selman Rüşdi İngilizlerin himayesinde İslam'a ve aziz peygamberine hakaret etmiştir. Sonra bu karikatür krizi Batı'da bir dalga halini aldı. Batı, tabir caizse İslam'ın deplasmanı olduğundan dolayı etkileme imkânımız veya oranımız gücümüzle alakalı ve sınırlı. Kabul etmesek de onaylamasak da içimize sindiremesek de bu karşı hamlelere bir dereceye kadar 'kanıksadık'. Bildiklerini yapıyorlar ve bunun hilafına kendilerinden bir fazilet beklemek de zor.

*Bugün Batılılar diğer toplumları üç şey üzerinden nizama sokmak istemektedirler. Liberalizm ve bazen laiklikle ambalajladıkları demokrasi, kadın meselesi ve azınlıklar. Bunlar böl-yönet ve terbiye etmenin araçları olmuştur. Dolayısıyla suiistimal edilen demokrasinin ruhu çarpıktır.

*Tarihi sahnelere baktığımız zaman insan hakları noktasında İslam'ın kapsayıcı olduğunu görürüz. Haziresi altında bütün dinlere ve milletlere yer vardır. Her milletten mensubu olması da bu çeşitliliğini göstermektedir. Kucaklaşıcı ve kuşatıcıdır. Tebliğ dinidir ve cihanşümuldur. Günümüzde batılılar bu özellik için 'inclusive' tabirini kullanıyorlar. Batı ise daima dışlayıcı olmuştur. Batı'nın bu özelliğine exclusionary denmektedir. Sanayi devrimiyle anasiri erbaanın birbirine karışmasıyla birlikte insan soyları ve nesilleri de birbirine karışmıştır. Lakin batılı hala zeytinyağı gibi üstte ve karışmadan durmaktadır.

*Batılıların Kopenhag gibi kriterleri vardır ama bize geçmez. . Bu kriterler İslam dünyası ve Türkiye olunca işlemez. Batılıların değerleri dünyanın geri klanı için geçersizdir. Dolayısıyla Batılıların değerleri var ama ahlakı yoktur. Tamamen Yahudiler gibidirler.

*Avrupa Birliği ve Batı bugün aynen çifte standartta Yahudileri izlemekte ve kendileri dışındaki dünyaya ahlaksızca yaklaşmakta ve çifte standart izlemektedirler. Ne ABD ne de AB Mısır'da yaşananlara darbe diyebilmiştir. Bosna'da olduğu gibi Suriye olaylarında da gözünü kırpmadan seyre dalmış ve kulağı üzerine yatmıştır.

*Batı hep böyledir ve böyle olmuştur. Lakin tecrübeyle bir kez daha sabit olmuştur. Buna rağmen hala birileri bizi müflis bir proje olan AB'ye doğru itekliyorlar. Hâlbuki ne kriteri kaldı ne de kendisi. Türkiye'nin Ortadoğu eğilimi Arap Baharının sonuçlarıyla kesildiğini tasavvur ediyorlar ve bizi olmayacak duaya âmin demeye zorluyorlar. Ortadoğu Sisi ve Esat'tan mı ibarettir ki AB'ye zorlanalım?Batı'da Hortlayan ırkçılık

*Bugün Batı'da ırkçılık güneşi yeniden doğuyor. Bunlar tepkisel hareketlerdir. Birinci derecede ve özel düşmanları Müslümanlar, genel düşmanları ise yabancılardır. Bu anlamda kıta çapında yükselişleriyle yeni bir Reconquista hamle ve kampanyasını temsil ediyorlar. Hedefleri Müslümanları kıta dışına sürmek ve atmaktır. Zımni olarak 101'inci planının devreye sokulmasıdır.

*Avrupa'da İslam imajının gerçeklere dayanmadığı bir gerçek. Bunun yerine basın üzerinden nasıl üretildiği ciddi araştırmalarla belgelenmiştir. Europol'un yıllık olarak yayınlamış olduğu (2010-2014 arası) raporlarda 'Müslüman eşittir terörist' ezberi verilerle bozulmaya çalışılıyor. Batı'da yerleşik algı şudur: Islamophobes have been popularizing the claim that "not all Muslims are terrorists, but (nearly) all terrorists are Muslims." Gayri Müslimler terörist değil ama her Müslüman ya da ekserisi teröristtir. Europol bunun bir basın çarpıtması olduğunu ortaya koyuyor. 2013 verilerine göre Avrupa'da yapılan şiddet eylemlerinin sadece yüzde 2'si Müslümanlar ve ötekiler ise gayri Müslimler tarafından irtikap edilmiştir. Basında zerk edilen algı ise tamamen bunun tersidir. Kısaca basın üzerinden yargısız infaz yapılıyor. Algı operasyonu yapılıyor.

*Avrupa'da yükselen sağ eski sağ değil. Eski sağ aile değerlerine önem veren ve Yahudilere karşı mesafeli duran sağ anlayış idi. Bununla birlikte yeni sağ trend veya aşırı sağ eski defterlerini kapattı. Sözgelimi aşırı sağcı Danimarka Halk partisi liderleri İsrail ile flört halinde. Danimarka Halk partisi fiilen İsrail'in sözcülüğüne soyunmuş bulunuyor. Babasından emaneti devralan Fransız aşı sağının yükselen yıldızı ve Ulusal Cephe Partisi Başkanı Marine Le Pen babasının ihlafına Yahudilere toz kondurmuyor. Eski söyleme veda etmiş bulunuyor. Kısaca Avrupa sağı kabuk değiştirdi ve anti semitik kamptan semitik kampa geçti. Ya da anti semitizm mesleğini terk ederek philosemite hale geldi. Anti Semitizm yerine İslam düşmanlığını ikame ettiler. İslamfobik hale geldiler.

*Yaklaşık 10 yıldan beri Avrupa aşırı sağı Siyonist lehtarı (philozionism) olarak anılıyor (http://mg.co.za/article/2012-03-30-european-right-wing-turns-zionist ). Avrupa aşırı sağının tamamı bu zehirli kokteyl alıyor.

*Avrupa aşırı sağı İsrail'in Filistinlileri öldürmesini kendi var olma hakkı olarak görüyor. Norveçli kitle katliamcısı Anders Behring Breivik kendisini Siyonizm yanlısı olarak takdim etmiştir. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştur.

*Avrupa'nın İslamlaşmasına karşı İsrail aşırı sağ partilerle birlikte tam sipere yatmıştır. İslam nefreti karşısında Avrupalıları kışkırtan zaten Siyon liderleri olmuştur.

*Şimdi Batı'da benzeri bir dalga esiyor. Bu da ridde veya irtica dalgası. İrtica dedikse, onların irticası. Avrupa genelinde yapılan son AP ( Avrupa Parlamentosu) seçimleri aşırı sağın yükselişine tanıklık etti. Bu ne anlama geliyor? Bunun en önemli anlamlarından birisi yabancı ve özelde İslam düşmanlığıdır. Avrupa genelinde yükselen sağa Haçlı fosilleri demek mümkündür. Aşırı sağın yükselme trendi Avrupa genelinde alarm zillerinin çalmasını gerektiriyor. Elbette anlayanlara!

*Avrupa on yıldır ekonomik durgunluğun pençesinde kıvranıp, çırpınıp duruyor. Bu da derin dalgaların yüzeye çıkmasını kolaylaştırdı. Merhametsiz sağ yükselişe geçti. Yükselen sağın en temel nedenleri arasında yeni liberalizm var. Buna bağlı olarak küreselleşme de aşırı sağın yüzeye çıkmasına yardımcı oldu. Bunlar sebepleri. Bu aşırı sağın bir de hedefleri var. Bu hedeflerinden birisi tekrar ulus devlet çatısı altına geri dönmek. Dolayısıyla AP seçimleri Avrupa Birliğinin mezarını kazıyor. Aşırı sağın hedeflerinden birisi AB çatısına son vermek. İkincisi de göçmenleri geri göndermek.

*Beyaz adamın yeni yüküyle karşı karşıyayız. Beyaz adam dünyayı geri kalanını medenileştirmekle görevli ve yükümlüdür. Öteki daima gayri medeni ve vahşidir. Beyaz adam 'Allah rızası için' ötekileri evcilleştirme görevini deruhte eder. Bu konuda çektiği sıkıntıların haddi hesabı yoktur! Sömürgecilik şairi Rudyard Kipling beyaz adamın yükünü bir deyimle ortaya koyar "White Man's Burden". Kipling Şark ve Garbı buluşma imkanı olmayan zıt kutuplar olarak tasvir etmiştir. Çözüm Şarkın Garp tarafından terbiye edilmesi ve medenileştirilmesidir. Kur'an ifadesiyle adeta Batı ile Doğu arasında tatlı ile tuzlu su denizleri arasındaki gibi geçirmez bir engel ve perde tasavvur etmiştir. Kipling adeta Müslümanları terbiye edilmesi gereken vahşiler sürüsü olarak görür. Batı'nın görevi onları buffalo sürüleri gibi gütmektir. Malları ve mülkleri ganimettir, helaldir. Şimdi bu teori karşımıza yeni şekliyle çıkıyor. Kipling beyaz adamla beyaz olmayan adam arasında bir ayrım ve zıtlaşma teorisi geliştirmişti. Şimdi bu teori, Yahudilerle ve onların muhipleriyle( judaizerler), karşıtlarına yansıtılıyor. Yeni vahşet ve medenilik haritası veya fayı Müslümanlarla Yahudiler arasından geçiyor. Pamela Geller beyaz adamın yerine Yahudi'yi ve onu sevenleri koyuyor. Karşısına da Müslümanları dikiyor. Geller'in ve arkadaşlarının girişimiyle yayınlanan ilanda "Uygar insanla vahşiler arasındaki savaşta, uygarları destekleyin. İsrail'i destekleyin, cihadı yenin." deniyor.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-6

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-6

Cezayir *Cezayir’de Arap Baharı yaşanmadı peki ya sonuç? 77 yaşında tekerlekli sandalyeye m

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-5

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-5

Bâtınilik • Bâtınilik mugalâta ve kandırmaca üzerine kuruludur. Kısaca insanlardan akıll

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-4

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-4

Ayasofya *Ayasofya’nın açılması, ezanın aslı suretine çevrilmesinden sonra ikinci adım ol

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-3

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-3

Akademisyenler Son sıralarda dava adamlarından ziyade bilim adamları ün saldı ve makbul oldu

DEPREMLERİ NASIL OKUMALIYIZ?

DEPREMLERİ NASIL OKUMALIYIZ?

Sakarya Üniversitesi, 17 Ağustos 1999 depreminin 10. Yılı münasebetiyle bir panel düzenlemişt

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-2

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-2

Abbasiler • Abbasiler döneminde de aynısını kripto Maniheistler yapmıştır. Edebiyatı ve

BAYRAM ÖNCESİ YAPMAMIZ GEREKENLERE HAZIR MIYIZ?

BAYRAM ÖNCESİ YAPMAMIZ GEREKENLERE HAZIR MIYIZ?

1-Arefe günü sabah namazının farzından sonra başlayacak olan ve kurban bayramının dördünc

KURBANLA İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLARI

KURBANLA İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLARI

Aşağıdaki makalede şu soruların cevaplarını bulacaksınız: Kurban Nedir Hangi Günlerde Ku

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-1

MUSTAFA ÖZCAN İLE A’DAN Z’YE-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Araştırmacı yazar Mustafa Özcan beyin gazete yazılarından bir kon

VEFAT EDENLER İÇİN HİÇ “HAYATINI KAYBETTİ” DENİLİR Mİ?

VEFAT EDENLER İÇİN HİÇ “HAYATINI KAYBETTİ” DENİLİR Mİ?

Muhterem Mehmet Şevket Eygi merhumun vefat haberini veren dostlardan bazıları haberlerinde yine

YÖNETİCİLİĞİN AĞIR VEBALİ, HZ. EBUBEKİR’İN MUHTEŞEM HUTBESİ

YÖNETİCİLİĞİN AĞIR VEBALİ, HZ. EBUBEKİR’İN MUHTEŞEM HUTBESİ

Hep taze olup hiç eskimeyecek olan Kur’an’ın muhteşem ayetlerinden biri de şudur:

"Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir kurban kesme ibadeti koymuşuzdur. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. Allah'a itaat e

Hacc:34

GÜNÜN HADİSİ

Zalim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.

Tirmizi 13, (2175)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI