Cevaplar.Org

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

MEVLEVİLİĞİ Ben her defasında Arif Nihat Asya’nın elini öperdim. Bana elini kolay kolay vermezdi. Ama çeker, elini öperdim. Fakat Arif Nihat Asya’ya yaşça benden daha küçük bazı kimseler geldiği zaman onlarla Arif Nihat Asya’nın çok yakın bir hava içerisinde


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2019-04-16 12:28:31

MEVLEVİLİĞİ

Ben her defasında Arif Nihat Asya'nın elini öperdim. Bana elini kolay kolay vermezdi. Ama çeker, elini öperdim. Fakat Arif Nihat Asya'ya yaşça benden daha küçük bazı kimseler geldiği zaman onlarla Arif Nihat Asya'nın çok yakın bir hava içerisinde olduklarını görürdüm. Ellerini karşılıklı olarak birleştirir ve birbirlerinin başparmaklarından öperlerdi.

Ben önce anlayamadım. Dedim; "Hocam, bana elinizi zorla veriyorsunuz ama benden on yaş küçük kimseler geliyor. O adama elinizi rahatlıkla öptürüyorsunuz. Bir de onun elinin parmağının baş kısmını öpüyorsunuz. Bunun bir sebebi olmalı."

Bana son derece mahcup bir hava içerisinde dedi ki; "Yavuz Bülent, ben Mevlevi şeyhiyim de ondan."

"Ne diyorsunuz hocam?" dedim.

"Evet, ben Mevlevi şeyhiyim. Mevlevilikte böyle el öpülür. O bakımdan, biz, Mevlana hazretlerinin müritleri olarak, yolunda olan kimseler olarak böyle tokalaşıyoruz, birbirimizi başparmağımızdan öpüyoruz. Çünkü başparmak Mevlevilikte aynı zamanda sikke karşılığında bir görüntü arz eder. Nasıl Mevlana'nın semazenleri birbirlerini külahlarından, sikkelerinden öpüyorlarsa biz de böyle birbirimizi başparmaklarımızdan öpüyoruz " dedi.

Sonra bana kendisi uzun uzun nasıl Mesnevi okuduğun anlattı. Bir Fransızca öğretmeni onu Üsküdar'ın son Mevlevi şeyhlerinden birisiyle tanıştırmış O münasebetle kendisi Mevlevi olmuş ve manevî dünyadan ona şeyhlik unvanı verilmiş. "Bunu açıklamaya mezun değilim. Önemli olan, manevi dünyadan el almak ve şeyh olmaktır. Bana manevî dünyadan şeyhlik rütbesi verildi. Ama ben ömrümün son yıllarını yaşıyorum, bunu görüyorum. Bu rütbeyi kayınpederine(merhum İsmail Hakkı Yılanlıoğlu) vermek istedim, kabul etmedi. Dedi ki; "Benim bütün sülalem Kadiri tarikatındadır. O bakımdan beni bağışlayın" dedi. Bilemiyorum bu sıfatı kime vermeliyim? Benden sonra bunu kim almalı?"

Kime verdiğini doğrusu ben de biliyor değilim. Ama bütün hayatı boyunca Arif Nihat Asya'nın bir Mevlevi efendiliği içinde yaşadığını söyleyebilirim.

Ona göre Hz. Mevlana bizim fikir ve sanat hayatımızın altın değerinde büyük değerlerlerinden birisi idi. Zaten ben kendisine "Mevlevilik nedir" diye sorduğumda, "Mevlevilik, bir nevi altın değerinde olan bir inanç sistemidir" demişti. Ve bir gün Hz. Mevlana'nın bir çarşıdan geçerken, orada kuyumcuların altın dövdüğünü ve o altının üzerine inen çekiçlerin "Ya Hak! Ya Hak! Ya Hak!" diye ses çıkardığına Hz. Mevlana'nın inandığını ve birden bire semaya başladığını söylemişti. Ve "sema böyle bir altın dövmesinden sonra icra safhasına konduğu için, biz Mevleviliğin temelinde altın gibi çok büyük değerlerin bulunduğuna inanıyoruz" diye bir açıklamada bulundu. (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı)

KAHVE TİRYAKİSİYDİ

Kahve tiryakisiydi. O derece kahve tiryakisiydi ki, kendisiyle birlikte bazı şehirlere, şiir matinalarına giderdik. Mesela onun adına birinci sınıf veya şimdiki ifadeyle 5 yıldızlı otellerde yer ayırttırırlardı. Eğer otelde kahve ocağı yoksa saat başı kahve içemeyecekse, o oteli derhal terk eder, salonlarında takunyalarla yürünen 3. Sınıf bir otele gider, ama o kahve ocağının yanma oturur, muayyen zamanlarda kahvesini içerdi. Kahveye o kadar meraklı olan bir kimseydi.

Ankara'dan başka bir şehre gittiğimiz zaman çantasında mutlaka İspirto ocağı bulunurdu. Ve aynı zamanda çantasında bir cezve ve fincan olurdu. Bir yerde otobüs mola verdiği zaman, eğer orada kahve yoksa hemen iki taşın arasında İspirto ocağını çıkarır ve kahvesini hazırlayarak çok büyük bir huzurla onu içerdi. (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı), (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 2. Bölüm)

ARİF NİHAT ASYA'NIN SİGARA TİRYAKİLİĞİ

Sigara Tiryakiliği meşhurdur. Sigara şiirinde şöyle der;

Ağızlığın

Dallardan.

Dumanın

Tüllerden.

Tütünün -

Tellerden.

Düşme

Ellerden!

Beyazın var

Pullardan;

Mavin var

Göllerden

Ve bir damlacık alın

Allardan,

Güllerden...

Sorular çiziyorsun havaya

Neler soruyorsun -

Yellerden?

Akrabayız

Yıllardan.

Kurtar beni

Ellerden!

Yerin dudaklardır

Payın var dillerden!

Kimin haddine seni hor görmek!

Ki seninle ben istesek

Yakabilirdik bu şehri;

Akardı bir alev nehri,

Yollardan.

Gerçekten Arif Nihat Asya merhumun ömrü boyunca içtiği sigara paketlerini toplasınız, bir abide olabilirdi ve onun yaktığı sigaraların ateşi bir şehri yakabilirdi. - (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)

ARİF NİHAT ASYA'NIN TESBİH MERAKI '

Arif Nihat Asya teşbih meraklısıydı. Her zaman elinde bir başka tesbih görürdüm. Belki yüzlerce tesbihi vardı. Ve Mevlevi inancında olduğu için, her tesbihini öperek alır, onu bir süre kullanır, bırakır, sonra başka bir tesbihi öperek eline alır ve muayyen bir zaman sonra onu yine öperek bırakırdı.

Sandalyede mi oturuyor, kalktığı zaman sandalyesini öperdi. Bir ağaca yaslanmışsa, ağacı öperdi.

Mevleviler bütün mevcudata karşı son derece saygılı davranırlar. "Ağaç da bize yardımcı oluyor, sandalye de bize hizmet ediyor, tesbih de bizim hizmetimizde bulunuyor. O bakımdan, ben Mevlevi inancına uyarak, bunları öperek elime alıyorum, onlardan öperek uzaklaşıyorum" derdi. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı)

ARİF NİHAT ASYA'NIN ÇAKMAK MERAKI

Çok dikkat çekici özelliklerle yaşayan bir insandı. Arif Nihat Asya'nın belki kırk ayrı çeşit çakmağı vardı. En modern çakmaklardan kavla yakılan çakmaklara kadar. . (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)

GÜL SEVGİSİ

Gülleri çok seven bir kimseydi. Ve Arif Nihat Asya "Güller arasında seni bensiz gören olmuş" türküsünün hayranlarındandı. Karısına ve çocuklarına ihtarda bulunmuştu, demişti ki; "ben namazda olduğum zaman eğer "Güller arasında seni bensiz gören olmuş" parçası çalınırsa, radyonun sesini sonuna kadar açacaksınız. Açmadığınız takdirde selam verdikten sonra radyoyu kaldırır, yere çarpar ve kırarım." (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 2. Bölüm)

PİŞMANLIĞI

Gençlik yıllarına ait çok pişmanlık duyduğu, hiç unutamadığı bir hususu bana söylemişti. Bir ara avcılığa merak salmıştı. Ama sonra bundan tamamıyla vazgeçmişti. Gençliğinde avcılığa merak sarmasından anlatılmaz bir pişmanlık duyuyordu. (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 1. Bölüm)

MARŞLARA SEVGİSİ

Arif Nihat Asya tarihi marşlarımızla hep iç içe yaşadı. Onun, karısına yapmış olduğu ikazlar var. "Ben namazda bile olsam, eğer radyodan bir mehter marşı çalınacak olursa, radyonun sesini sonuna kadar açacaksınız. "Aylâçin türküsü" çalınırsa veya "Çırpınırdın Karadeniz" türküsü gibi türküler çalınırsa, radyomuzun sesini sonuna kadar açacaksınız. Yoksa namazdan sonra kalkar, radyoyu yere çarpar, parçalarım" derdi. (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı)

CÖMERTLİĞİ

Arif Nihat Asya, muzu çok seviyormuş. Her aybaşında koca bir muz hevengi getirip öğretmenler odasına bırakıyormuş. "Arkadaşlar! Bu benim vakfın bahçesinden derlenmiş muz hevengidir. Herkes istediği kadar yiyebilir" diyormuş. Sonra almış olduğu maaşın bulunduğu cüzdanını masasının üzerine atıyormuş;

"Arkadaşlar! Almış olduğum aylık maaş bu cüzdanımın içerisindedir. Herkes istediği kadar alabilir. Kimin ne kadar aldığını görmemek için dışarı çıkıyorum" dermiş.

Ve bırakır, gidermiş. Bazıları Arif Nihat Asya'ya şaka yapmak için bir miktar alırmış. Bazıları hepsini alırmış. Bazıları dokunmazmış. Ama hepsini aldıkları zaman da Arif Nihat Asya cüzdanını boş gördüğü zaman cüzdanını tebessümle alır, onu cebine koyar, "güle güle harcayın" dermiş.

Enteresan böyle bir özelliği var.. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 3. Bölüm)

HALKIN İÇİNDEYDİ, HALKTAN BİRİYDİ

Arif Nihat Asya halkın hep içindeydi. Ve trenlerde hep üçüncü mevkide gidip gelirdi. Milletvekili olmasına rağmen böyle yapardı. Ona "hocam niye 3. Mevkide gidip geliyorsunuz" dediklerinde, "dördüncü mevkii olmadığı için" cevabını verirdi.

Ve derdi ki; "Üçüncü mevkide bizim halkımız seyahat eder. Bizim halkımız birinci mevkide gidip gelmez. Üçüncü mevkide bavul yoktur, sepet vardır. Çanta yoktur, bohça vardır. Üçüncü mevkide insanlar sigaralarını birbirinden yakarlar. Ve Üçüncü mevkide azizim, elmayı dişleyerek yiyebilirsin.

Üçüncü mevkide öyle konuşmalar olur ki, o konuşmalar, halkın dilindeki o deyimler bazen benim bir yazımda veya bir şiirimde gülümsemeye başlar. O bakımdan ben üçüncü mevkiiye gider, otururum. Gözlerimi yumarım, uyumuş gibi yaparım. Halkın konuşmalarına kulak veririm. O konuşmalar esnasında duyduğum güzel bazı deyimleri, tespitleri, kelimeleri hemen cebimden çıkardığım defterime yazar, yoluma devam ederim." (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 2. Bölüm)

TRENDE BİR ADAMLA MUHAVERE

Arif Nihat Asya tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük tevazu içerisinde yaşayan bir insandı. Beraber olduğumuz yirmi yıl içerisinde kibirli ve gururlu bir tavrına rastlamadım. Mizaç olarak çok yufka yürekli, çok mütevazı bir insandı.

"Bir gün" diyor "Trenle Adana'ya geliyorum. Vagonda karşımda bir adam bana dedi ki; "Efendim siz ne iş yapıyorsunuz?" "Ben öğretmenim" dedim. "Nerede öğretmensiniz?" diye sordu. "Adana lisesinde öğretmenim" dedim. "Adana lisesinde bir öğretmenden bahsediyorlar. Adı Arif Nihat'mış. Tanıyor musunuz?" dedi. "Tanıyorum, eşeğin biridir" dedim.

O bana övdükçe ben onu kötülüyorum. Trenden birlikte indik. Azizim arka taraflardan kaçtım. Korktum, birisi beni tanır da "000 merhaba Arif hoca ederse, adam üzerime yürüyebilirdi. Aralardan sıvıştım. Eve geldiğim zaman dilimi aynanın karşısında çıkardım ve ona; "ohh olsun, senden intikamımı aldım ya" dedim." Böyle tevazu sahibiydi. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı), (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 2. Bölüm)

İNSANA İNSANCA, KÖPEĞE KÖPEKÇE

Arif Nihat Asya kendi ifadesiyle; "köpekle köpekçesine konuşan, insanla insanca konuşan" bir adamdı. Demişti ki; "ben Adana'da Türk ocağı mahallesinde oturuyordum. Eşim Servet'le bir gece yakın bir dosta ziyarete gittik. Giderken faytonla gittik ama dönerken faytona verecek paramız yoktu. O bakımdan-ben Adana'nın yollarını çok iyi bilirim- arka sokaklardan evimize doğru yürüdük.

Ay bütün güzelliği ile gökyüzündeydi. Ama eve yaklaşırken bir köpek sesi duymaya başladım. Yaklaştıkça, köpek sesi büyümeye, kuvvetlenmeye başladı. Sonra karşımıza kocaman bir köpek dikildi. Dişlerini görüyordum. Daha çok bana doğru hırlıyordu.

Kızım Fırat o sıralar yeni doğmuştu. Fırat'ı Servet'in kucağına vererek ona dedim ki; "Servet, sen Fırat'ı al ve savuş. Anlaşıldı, bu köpekle benim bir işim var."

Baktım etrafta taş, sopa yok. Köpek yaklaştı. Dişlerinin bütün dehşeti ortaya çıktı. Ben de köpeğin karşısına diz çöktüm, oturdum. Köpek; "hav hav hav" diye havlıyor. Ben de ona karşı "hav hav hav" diye havlıyorum. O bana hırlıyor. Ben de cevap olarak ona hırlıyorum. O ayaklarıyla toprağı eşeliyor, ben de ellerimle toprağı kazıyorum. Ayağımın birini kaldırıyor diğerini indiriyorum.

Azizim, belki yarım saat köpekle hırlaştık. Ve inanır mısın-yeminle söylüyorum- en sonunda köpek benden korktu ve kaçtı, ben de evime doğru yürümeye başladım. Ama gırtlağımda da uzun bir zaman yanma hissettim" dedi. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı), (Arif Nihat Asya Konulu Radyo Konuşması, 3. Bölüm)

"NEDEN KOMÜNİST OLMADI"

Bir gün kendisine dedim ki; "hocam, hiç anlayamadığım, doğrusu büyük şaşkınlıklar içerisinde kaldığım bir husus var. Siz çok büyük zorluklar içerisinde yaşamışsınız. Dedenizden, babanızdan sizden herhangi bir miras da kalmamış. Bu kadar zorluklar içerisinde yaşamış olmanıza rağmen siz katiyyen komünist olmamışsınız. Ama ben Türkiye'den bir takım komünistleri biliyorum. Bunlar paşa çocukları.. bunlar zengin saraylarda, zengin muhitlerde doğdular, büyüdüler. İpek halılar üzerinde emeklediler. Ama belirli bir zaman sonra komünist oldular. Esasen sizin komünist olmanız gerekir. Siz olmadınız ama zengin aile çocukları, paşa torunları komünist oldular. Bu nasıl bir iş? Doğrusu düşündükçe şaşırıyorum" dedim.

Birden bire dinginleşti ve bana; "bana bak! Sen benim Türk olduğumu bilmiyor musun?" dedi. "Biliyorum efendim" dedim. "Bir Türk katiyyen komünist olmaz" dedi. "niçin olmasın hocam" dedim. "Hayır, olmaz" dedi.

Ve bana Nihal Atsız'ın Orhun Dergisinde çıkan, komünistlerle alakalı bir yazısını aldı, getirdi. "oku bakayım şunu" dedi. Okudum. Nihal Atsız diyor ki; "komünistler resmen vatan hainleridir. Çok aptal insanlardır. Ahmak insanlardır. Bunlar bizim bütün mukaddeslerimize düşman insanlardır. Dinimize düşmandırlar, milliyetimize düşmandırlar. Dilimize düşmandırlar. Bu komünistler dünyanın en zavallı insanlarıdır. Kütük kafalı insanlardır." Böyle çok ağır ifadelerle anlatıyor.

Arif Nihat Asya bana dedi ki; "Ben de komünistlerle alakalı aynen böyle düşünüyorum." "Hocam, vallahi ben de böyle düşünüyorum" dedim. "O zaman sen bana niye; 'niye komünist olmadın? diyorsun' dedi. "Hocam, içinde bulunduğunuz durumu dikkate alarak böyle düşünüyorum" dedim.

Şimdi ben "bir Türk de komünist olabilir" dediğim için, eline otuzüçlük tesbihi alıp saymaya başladı; "filan adam komünist..Türk değil " dedi, "Türk olmadığı için komünist oldu." "filan adam, bunun anne ve babası Türkçeyi Türkiye'ye geldikten sonra öğrendi." Filan adam.. falan adam..Hepsinin Türk olmadıkları için komünist olduklarını teker teker saydı..

Sonra sıra imameye geldi, "işte bu da bizim komünistlerin piri olan Nazım Hikmet'tir. O da Türk asıllı değildir. Aslen Polonya asıllı bir adam. Dedeleri 1840'lı yıllarda Türkiye'ye göç etmişler, Türkçeyi burada öğrenmişler. O bakımdan, bir Türk'ün komünist olması mümkün değil" dedi.

"Hocam, kusura bakmayın, ben bu konuda sizin gibi düşünmüyorum. Bir Türk komünist de olur, materyalist de olur, nihilist de olur, liberalist de olur..olur.. olur..olur..Memleketin o noktada kalkınacağına inandığı için, kendisini o tarafa doğru kaydırabilir" dedim.

"Hayır, Bir Türk katiyyen komünist olmaz" dedi. "Rusya'daki tatbikat meydanda! Moskova, Türkistan'da yaşayan soydaşlarımızı Türklükten, Türkçeden ve İslamiyet'ten koparıyor. Artık orada kimse "Ben Türküm" diyemiyor. Ruslar, Türk fikir ve siyaset adamlarımızın hepsini katlettiler. Bir milyon civarındaki Kırım ve Ahıska Türklerini, vatanlarından uzak diyarlara sürdüler. Deli Petro'nun vasiyetine göre Moskova'nın gözü boğazlarımızdadır. Doğu Anadolu'muzda bir Kürdistan ve Ermenistan kurmak, Rusların hülyaları arasındadır. Bir Türk, dünyanın en ahmak adamı olmadan Komünist olamaz! Yavuz Bülent."

"Hocam, ben Ankara radyosunda çalışıyorum. Benimle birlikte çalışan kimseler var. Onları çok yakından tanıyorum. Türk asıllılar, ama komünistler aynı zamanda. Hocam mesela Çetin Altan Türk'tür, komünist oldu. Aziz Nesin Türk'tür, komünist oldu. Atilla İlhan Türk'tür, komünist oldu" dedim.

İşte yirmi yıllık dostluğumuz esnasında ilk defa o zaman bana sesinin en yüksek tonuyla bağırmaya başladı; "Sen nüfus memuru musun be.. Ne biliyorsun onların soylarını, soplarını da benim karşımda böyle konuşuyorsun" dedi. Öfkelenince, ben susmak mecburiyetinde kaldım.

Aradan zaman geçti..Bir hayli zaman geçti. Nihat Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız'ın komünist olduğunu ve onun, babasının can düşmanlarıyla Almanya'da birlikte aynı evde yatıp kalktıklarını duydum ve okudum. Sonra geldim ve bunu kendisine anlattım. Dedim ki; "Bakın hocam, siz bana filan tarihte böyle söylemiştiniz. Sizin de çok yakın dostlarınızdan birisinin oğlu komünist oldu ve iştekomünistlerle beraber..ne diyeceksiniz şimdi buna?"

Durdu, durdu, durdu.. "Doğru, onun baba tarafı Türk'tür. Ama ana tarafını incelemek lazım" dedi.. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013), (Türk Ocağı Genel Merkezi, Arif Nihat Asya ve Türk Bayrağına Saygı Konferansı)

KASTAMONU İPİYLE

Arif Nihat Asya komünistlerin mutlaka idam cezasıyla cezalandırılmasını isterdi. Adana milletvekili olarak meclise girdi. Meclisteki uzun konuşmalarından birisi komünistlerle ilgilidir. Kendisi lise tahsilini Kastamonu'da yaptığı için, orada çok sağlam iplerin yapıldığını biliyor, öğrenmiş. Komünistlerin mutlaka Kastamonu ipiyle asılmasını meclis kürsüsünden söyledi. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013),

FATİH SİGARA VE KAHVE İÇER MİYDİ?

Ben lisede Fetih şiirleri yazmaya heveslendim. Arif Nihat Asya'nın fetihle ilgili şiirlerini okuduktan sonra daha çok heyecan duydum. Ve bir takım fetih şiirleri yazdım.

Ankara'ya yüksek tahsil için geldiğim zaman da bu yazmış olduğum fetih şiirlerini de çeşitli toplantılarda okudum. Hiçbir yerde, hiçbir kimsenin dikkatini çekmedi bu. Ama Arif Nihat Asya'nın çok dikkatini çekmiş.

Bir gün "Yeni İstanbul" gazetesinde çalışırken, Arif Nihat bey gazetede köşe yazıları yazıyordu. Ben de o gazetenin meclis muhabiri idim. "Yavuz Bülent, şu fetih şiirlerini yazıp getirsene bana" dedi.

Heyecanlandım..Gittim, sarı bir deftere onları yeni baştan yazdım. Götürdüm, kendisine verdim. Birkaç gün sonra gazeteye geldi.

Galip Erdem de gazetede köşe yazısı yazıyor. "Galip sen de gel de, yukarıda seninle de beraber olmak istiyoruz" dedi. Üçümüz odasına çıktık.

Dedi ki; "Galip! Bu çocuk Fetih şiirleri yazıyor. Azizim, fethi o kadar mükemmel anlatmış ki, hayran olmamak mümkün değil. Oku Yavuz Bülent şu Fatih şiirini" dedi.

Hakkımda böyle bir beyanda bulununca, doğrusu ben bundan son derece memnun oldum. "Hocam, teşekkür ederim" filan dedim ve okudum.

Fatih şiiri şöyle başlıyor;

"Padişah olduğu belli yer ile gök arasında,

Boyu bosu dal gibi.

Bir duruşu var tepelerden mağrur, korkusuz,

Kara bir kartal gibi..

Gözlerini yumsa bir an,

Bir sigara yaksa sonra karşısında duman duman.

Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

Bizans'ı görür fal gibi..

Ve devam ediyor..

Dedi ki; "Galip be, çocuğa bak! Fatih'i ne kadar güzel anlatmış. Fatih o kadar fetih ruhu içerisindeki, sigara içtiği zaman dumanında Bizans surlarını görüyor. Kahve içtiği zaman kahve fincanında Bizans surları karşısına çıkıyor. Mükemmel.. mükemmel..mükemmel" dedi.

Oturduğum koltuğa sığamadım, böyle kabardım, ondan böyle bir iltifat görünce.. "Teşekkür ederim hocam, sağ olun" dedim. "Ama oğlum, Fatih Sultan Mehmed katiyyen kahve ve sigara içmezdi . Sen ona nasıl kahve ve sigara içirirsin?" dedi.

Cahil adam çok cesur olur. "Olsun hocam" dedim "ben de sigara ve kahve içmiyorum. Ama zaman zaman bir sigara tüttürdüğüm, bir kahve içtiğim oluyor" dedim. "Ama Fatih hiç sigara tüttürmedi, hiç kahve içmedi" dedi.

"Hocam" dedim, "mesela Fatih Sultan Mehmed Topkapı sarayının bahçesinde otururken, denize baktığı zaman bir sigara tüttürmedi mi?"

"Tüttürmediiii" dedi.

"Hocam, Fatih Sultan Mehmed'e bir büyükelçi geldiği zaman, o büyük elçiye yemek verildiğinde ve yemekten sonra bir de kahve sunulduğunda Fatih Sultan Mehmed'e de bir fincan kahve getirilmedi mi?" dedim.

"Getirilmediiii" dedi..

"Ne biliyorsunuz hocam, böyle yanı başındaymışsınız gibi konuşuyorsunuz" dedim.

"Oğlum" dedi, "sigara ve kahve Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden yüzyıl sonra Türkiye'ye geldi. Sen nasıl böyle bir sultana sigara ve kahve içirirsin münasebetsiz adam. Çıkar onları" dedi.

Galip Erdem ağabeyimiz dedi ki; "hocam, bu arkadaşımız destan yazıyor, tarih kitabı yazmıyor ki" dedi. "Galip! Saçma sapan laf etme. Destan yazmak istiyorsa doğrusunu yazsın. Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşımızla ilgili bir destan çalışması var. Fuat Uluç onunla ilgili bir yazı yazdı, Nazım Hikmet'in onbeş ayrı hatasını buldu, ortaya çıkardı. Türkiye'deki komünistlerimiz Nazım Hikmet'in günde kaç defa nefes alıp verdiğini tespit ettikleri halde ve bu konuda en küçük bir yanlışa katiyyen tahammül edemedikleri halde bu konuda seslerini çıkaramadılar. Yarın bu çocuğu Fatih'e sigara ve kahve içirdiği için sokağa çıkarmazlar, çıkaramazlar" dedi.

O sırada ben sigarayı çıkardım. "Hocam, sigarayı çıkardım" dedim. "Nasıl?" dedi.

Gözlerini yumsa bir an,

 Çizgi çizgi duman duman.

 Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

 Bizansı görür fal gibi.."

"Güzel bak, güzel" dedi. "Ama kahveyi de çıkaracaksın."

"Hocam, kahve çıkmıyor" dedim.

Sonra çalıştım,

Gözlerini yumsa bir an,

 Çizgi çizgi duman duman.

 Bir kaç yudum su içse tasında ayan beyan

 Bizansı görür fal gibi.."

Kurtulduk.. Sonra bir yer daha var;

Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin.

Üç kısrak üstünde üç yeniçeri,

Dörtnala at sürerler Bizans surları üstüne,

Kılıç tutar, mızrak tutar, kalkan tutar elleri."

"Oğlum, sen burada bu yeniçerileri nasıl ata bindirirsin be?" dedi. "Niye bindirmeyim?" dedim. "Oğlum, yeniçeri ata binmez, yeniçeri yerde dövüşür. Sipahi ata biner. İndir bu yeniçerileri attan" dedi. "Hocam, yeniçerileri attan indirmem mümkün değil. Çünkü kafiye öyle gidiyor... Yeniçeri, elleri, iri, biri, diri... diye gidiyor. Yani sipahi ile ileri, geri.. Kafiyeli değil ki" dedim. "Bilmem.. Bunları mutlaka indirmen lazım" dedi.

"Git" dedi, "benden Enver Behnan Şapolyo'ya selam söyle. Sana anlatsın, yeniçeri ata biner mi binmez mi?"

Enver Behnan o yıllarda Kızılay'da tek başına dolaşırdı. Bir gün kendisini gördüm. "Efendim, Arif Nihat beyin size çok selamı var. Aramızda bir tartışma oldu. Beni size gönderdi. Bu şiirde ben yeniçerileri ata bindirmiştim. Yeniçeri ata biner mi binmez mi efendim" dedim.

"Oku bakayım" dedi, okudum.. "Oooo..Arif Nihat çok haklı. Yeniçerileri topyekun indireceksin" dedi. Sonra "Peki" dedi, "bir daha oku." Okudum. "Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin." "Niye Sivaslı Recep" dedi. "Efendim, ben Sivaslıyım da..İstedim ki Sivas ismi de girsin buraya.." "Olmaz. Sivas o zaman bizim sınırlarımız içinde değildi" dedi.

Anladım ki, bir destan şiiri yazmak için mutlaka-Arif Nihat'ın söylediği gibi- meseleleri bilmek lazım..Böyle heyecanla, heyheylerle, bağırmakla, çağırmakla destan şiiri yazılmaz. (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

BİR PAPAZLA MUHAVERE Ben zaman zaman Avrupa ülkelerine davet edildim. Bir gün Almanya’nın Dü

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

ÖĞRETMENLERİN ŞUURU İstanbul’da bir öğretmenler gününde Fırat Kültür Merkezi'ne, konu

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

ANKARA RADYOSUNDA Ben 1964-68 yılları arasında Ankara radyosunda vazifeliydim. O sıralar Ankara

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

MEVLEVİLİĞİ Ben her defasında Arif Nihat Asya’nın elini öperdim. Bana elini kolay kolay ve

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

ARİF NİHAT ASYA İLE TANIŞMAM Ben Arif Nihat Asya’yı ilk defa Türk Ocağında tanıdım. Ger

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

ARİF NİHAT ASYA VE BAYRAK ŞİİRİ Arif Nihat Asya bir bayrak şairi olarak bilindi, öyle yaşa

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

ARİF NİHAT ASYA’NIN İLK HAYAT DEVRESİ Arif Nihat Asya Tokat’ın Kapusuz köyünden. Dedeler

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

BİR BAKANIN MEHMED AKİF CEHALETİ Yavuz Bülent Bakiler beyefendi anlatıyor; "Ben 1986 yılında

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-7

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-7

OKUMAYAN ATATÜRKÇÜLER Ben Ankara televizyonundayken 1976 yılında, Şaban Karataş TRT genel m

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-6

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-6

MİRZA FETHALİ AHUNDOF Rus çarlığı, tebaası olan büyük Türk dünyası ile Anadolu insanın

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-5

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-5

SİVAS’TA AVUKATLIK YILLARI Sivas’ta avukatlık yıllarım daha ziyade memleket şiirleri ile y

Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

Ankebut:45

GÜNÜN HADİSİ

Allah'ın en sevdiği isimler

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın en ziyade sevdiği isimler Abdullah ve Abdurrahman'dır." Müslim-Edeb:2 Ebu Davud-Edeb:59

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI