Cevaplar.Org

DERT KUR’AN’I ANLAMAK OLMALI, MİLLETİN İMANINI SARSMAK OLMAMALI-2

Tarihselcinin bir anlam veremediği iki ayet: Tevbe 29, Enfal 39 Tevbe suresinin 29. Ayeti şu:


Vehbi Karakaş

vehbikarakas@hotmail.com

2019-01-23 16:39:45

Tarihselcinin bir anlam veremediği iki ayet: Tevbe 29, Enfal 39

Tevbe suresinin 29. Ayeti şu:

قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ 

 "Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye (vergi) verecekleri zamana kadar savaşın."[1]

Enfal suresinin 9. Ayeti de şu:

 وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, (siz de vaz geçin.) Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir."[2] Buyuruyor.

Tarihselci kalkıyor, bu ve benzer ayetleri ele alıyor ve soruyor:

-Haydi bakalım, gelin şimdi bu işin içinden çıkın. Ayet sizi savaşa zorluyor. Kimlerle?

1-Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen,

2-Allah'ın ve Rasulü'nün yasakladıklarını haram saymayan,

3-Hak dini, yani İslam'ı din edinmeyen,

4-Bununla beraber cizye (vergi) vermeyen ehl-i kitapla.

Ayet sizden bunu istiyor. Siz ise zayıfsınız. Nasıl savaşacaksınız? Diyelim ki güçlendiniz, o zaman bu ayet, şiddete ve saldırıya davet olmaz mı? O zaman bu şiddet, Kur'an'ın şefkat ve adaletine aykırı düşmez mi?

İşte bu ve benzeri sebeplerden dolayı tarihselci demek istiyor ki: ben, bu ve benzeri ayetlere ya tarihsel olarak bakarım, indiği döneme mahsus görürüm, ya da bu ve benzeri ayetlerin lafızları Allah'ın değil, Allah'tan gelen manaya Hz. Peygamberin giydirdiği lafızlar olarak inanırım. Ya diyeceğiz ki Kur'an, bütün çağları kucaklayan ve her çağın ihtiyacına cevap veren bir kitap değildir. Haşa! Hâşâ! Ya da diyeceğiz ki bu ayetleri Allah söylemiş olamaz. Bunları söylese söylese ancak Hz. Peygamber söylemiştir. Yine hâşâ hâşâ!

Cevap:

Tarihselci Prof.un bu iki izahının da akılda, mantıkta, dinde ve yerde yeri yok. Hele bunu Prof. unvanlı bir ilahiyatçının dile getirmesi en büyük garabet, vahamet ve talihsizliktir.

Bu ayet ve Kur'an'ın bütünü evrenseldir. Nerde, ne zaman bu ve benzeri ayetlerin uygulanma ortamı oluşursa, ayetin gereği o zaman yapılır. Bu yedinci asrın Medine'sinde de yapılır, yirmi birinci asrın şehirlerinde de.

Bu bir. İkincisi, diyelim siz kuvvetlendiniz, hâkim güç oldunuz, ehl-i kitaptan bir toplumla karşı karşıya geldiniz. Allah'ın emrinin ve Rasulünün sünnetinin gereği bu topluma İslam'ı tebliğle görevlisiniz. Tebliğ ediyorsunuz. Kabul etmiyorlar, vergi vermeye de yanaşmıyorlar. Yerlerinde de rahat durmuyorlar, seferler düzenleyip üzerinize üzerinize geliyorlar. Sizi bitirmeye, yok etmeye çalışıyorlar. Bu durumda siz ne yapacaksınız? Tevbe suresinin 29. ve Enfal suresinin 39. Ayetinin gereğini yapacaksınız.

İşte Allah'ın "savaşın ve gerekirse düşmanı kuvvet kullanarak boyun eğdirin" dediği kesim bu kesimdir. Hangi zaman ve zeminde bu şartlar oluşursa bu ve benzeri ayetler, o zemin ve zamanda devreye girecektir. Yoksa durup dururken nerde ehl-i kitap varsa saldırın, öldürün, demek değildir.

3-Mekke dönemindeki gibi eğer zayıfsanız, sabrederek ve sebat göstererek savaşacaksınız. Sabır ve sebat da bir savaştır.

4-Diyelim Hicrete mecbur kaldınız, Medine'ye göçtünüz, güçlendiniz, 10 veya 12 bin kişilik bir ordu oldunuz, gelip Mekke'yi fethettiniz. Bu sefer de en azılı düşmanlarınızı dahi affederek savaşacaksınız. Sopayı, kurşunu, bombayı hak etmiş ama bugün silahını atmış, iki elini de kaldırmış, eman isteyen düşmanı affederek gönlünü fethetmek de düşmanın içten de teslim olmasını, İslamiyet'e girmesini sağlamak da savaşın bir başka çeşididir. İslamiyet'te asl olan da budur: Zorlamadan, zorbalık yapmadan, iradesiyle düşmanın teslim olmasını sağlamaktır.

Diyelim bunların hiçbiri kâr etmedi, siz de güçlüsünüz, ehl-i kitaptan veya başka zihniyetten olan düşman da ipe sapa gelmiyor, Allah'a ve ahiret gününe iman etmiyor, Allah ve Rasulünün haram saydıklarını haram saymıyor, hak dini din olarak kabul etmiyor, vergi vermeye de yanaşmıyor. Üstelik her vesileyle sizi sindirmeye, söndürmeye, öldürmeye, yok etmeye çalışıyor.

İşte böyle meydan okurcasına bir tutumun içine giren, İslam'ın meşru ve adil yönetimini kabul etmeyen ehl-i kitap olsun, kim olursa olsun bunlarla anladıkları dilden savaşın. Böylelerinin anlayacağı dil de işte budur, yani Tevbe suresinin 29. ve Enfal suresinin 9. Ayetiyle muamele etmektir k, o dil şudur:

 وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, ( siz de vaz geçin.) Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir."[3] Buyuruyor.

Ayetin sonundaki insaf düsturunu görüyor musunuz değerli kardeşlerim? Size karşı koyan, ama yenilen düşman savaştan vazgeçerse siz de vazgeçin, diyor. Bu tutum, Müslüman olacaklara bir fırsat tanımaktır. Çünkü İslam'da esas olan, fırsat tanıyıp insanların Müslüman olmasını sağlamaktır. Öldürüp cehenneme atmak değil, yaşatıp cennet adamı yapmaktır. Bir başka ayette de bu manayı teyiden şöyle buyuruyor:

وَقَاتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ

"Sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez."[4]

Bu ayetlere siz tarihsel der, indiği döneme hasrederseniz, düşmanlara karşı yukarda arz ettiğim merhalelerin hiçbirini devreye sokamazsınız. Yani önce sabır, sonra gerekirse hicret, sonra kuvvet, sonra fetih, sonra af, sonra da gönülleri feth.

Diyelim bunların hiçbiri işe yaramadı, düşman sizi ezmek, yok etmek istiyor; işte o zaman silahlı mücadele vacip olur. Sizi yemek isteyen aç canavara karşı muhabbet beslerseniz onun iştahını artırmış olursunuz. Bu canavar sizi parçalar, üstelik dişinin de kirasını ister. Böyle bir düşmana karşı, "sizin dininiz size, bizim dinimiz bize"[5] diyemezsiniz, bu tavır ve söyleminizle bu azgın düşmanı durduramazsınız.

Şimdi soruyorum: Böyle bir düşmanın her devirde olma ihtimali var mı, yok mu? Var. Öyleyse siz, Kur'an'a ve Kur'an'ın bu tür ayetlerine tarihsel diyemezsiniz. İndiği güne hasredemezsiniz. Derseniz elinizi-kolunuzu bağlamış olursunuz, bilerek veya bilmeyerek düşmana davetiye çıkarmış olursunuz.

HZ. PEYGAMBER'İN SAVAŞLARI

Hz. Peygamberin savaşları saldırı savaşları değil, savunma ve saldırıları püskürtme savaşlarıdır. Kur'an'ın, Müslümanları kuvvetli olmaya teşvik etmesi,[6] saldırmak, muhalifleri öldürmek için değil, düşmanın saldırma direncini kırmak ve caydırmak içindir. Hz. Peygamberin sünnetinde ve ahlakında esas olan öldürmek değil, yaşatmaktır. Kaybetmek değil, kazanmaktır, yıkmak değil, yapmaktır. İşte bunun için başta Peygamberimiz, sonra ona inananlar, 13 yıl Mekke'de her türlü acıya, işkenceye sabretmişlerdir. Bunun için çok sevdikleri vatanlarını, mallarını, evlerini terk edip hicret etmişlerdir. Kan dökülmesin, diye. Ve nihayet 12 bin kişilik bir ordu ile Mekke'ye dönen Peygamber, sık sık tembihte bulunmuş, mecbur kalmadığınız müddetçe kılıç kullanmayacaksınız, demiştir. Kansız-kavgasız Mekke'yi teslim almış, en azılı düşmanlarını affetmiş, affetmekle de bütün gönülleri fethetmiştir.

Öyle zaman ve mekânlar olur ki, o zaman ve mekânlarda "Sizin dininiz size, bizim ki bize"[7]diyen ayetler geçerli olacaktır ve olmuştur. Öyle zaman ve mekânlar da olur ki o zaman ve mekânlarda kuvvet kullanmayı emreden ayetler[8]devreye sokulacak, onların gereği yapılacaktır ve yapılmıştır.

Eğer siz, böyle zaman ve mekânlarda Kur'an'daki cihad ayetlerinin ve kıtal ayetlerinin gereğini yapmazsanız veya bu tip ayetleri "tarihsel" diyerek indiği günlere hasrederseniz yahud da bunlar hâşâ Allah'ın üslubuna benzemiyor, bunlar olsa olsa peygamberin sözleridir, derseniz düşmanın çizmeleri altında ezilirsiniz. Geçmişi ve geleceği kucaklayacak çapta olan bir Kur'an'ın alanını daraltmış, Allah'ın sözünü Peygambere isnad ederek Peygamberi haşa ayet uydurmakla suçlamış, Allah'ın sözünü Peygambere isnad etmekle de Kur'an'ın Allah'ın sözü olmadığı iddiasında bulunmuş olursunuz. Böylece siz, dünyada emsali olmayan bir cinayetin canisi ve bir hiyanetin haini diye adlandırılır, yalancı, münkir ve müfterilerin önde gelen siması olursunuz. Bu noktaya yükselmek, esfel-i safiline düşmeğe eşittir. Allah hiç kimseyi bu akıbetle cezalandırmasın. Bu iddiada olan meslektaşlarımızı da.

Hz. Peygamber kendi sözleriyle Allah'ın sözleri karışır edişesiyle kendi hadislerinin önceleri yazılmasını yasaklamıştır. Buradan çıkarılması gereken mana şudur: Kur'an lafzıyla da manasıyla da Allah'ın kelamıdır.

Allah bilerek ve sonuçları görerek o ayetleri indirmiştir. Cüce ve cüzî aklımızla Allah'ın kullî aklını, aklın ve bütün şuurun kaynağını eksik ve yetersiz görmeye kalkarsak edepsiz, akılsız ve zır cahil olduğumuzu ilan etmiş oluruz. Hangi akademik unvana sahip olursak olalım durum değişmez.

Cihad ve kıtalden bahseden ayetlere, Peygamber anlayışıyla, Peygamber ahlakıyla bakılmalıdır. Işıd kafasıyla değil. Işıd kafasıyla bakarsanız kesmediğiniz boğaz, kırmadığınız baş, çıkarmadığınız göz kalmaz.

Kalkıp şöyle diyebilirsiniz:

-Ama efendim, Işıd da taktiğini bu ayetlerden alıyor.

Buna cevabımız şu olur:

Işıd ve benzerleri taktiklerini bu ve benzeri ayetlerden alıyorsa suç Kur'an'ın ve bu ayetlerin değil, suç Kur'an'a bütüncül bakmayan, baktırmayan, onu hakkıyla anlamayan ve anlatmayanlarındır. Peygamber ahlakından ve şefkatinden yoksun, Peygamber ahlak ve şefkatini eğittiklerine takdim etmeyen zavallılarındır. Suç, Kur'an'ın hangi ayetinin nerde kullanılacağını öğrencilerine belletmeyen eğitim camiasının, hocaların ve akademisyenlerindir. Suç, Kur'an'ın şefkatini, merhametini, muhabbetini, adaletini, hukukunu, hakkaniyet ve hikmetini, hukukun üstünlüğü ilkesini, insaniyetten ibaret medeniyetini görmeyen, göstermeyen bir kısım hocalarındır. Suç, Kur'an ve Peygamber ahlakından yoksun, titr, makam ve şöhretten başka bir şey düşünmeyen eğitim-öğretim elemanlarının ve eğitim camiasınındır.

İşte Allah'ın ayetlerini böyle doğru anlamak yerine, "Allah böyle söylemez, bu olsa olsa Hz. Peygamber'in düzenlemesidir." demek veya Kur'an'ın manasının Allah'tan, lafızlarının Peygamberden olduğunu iddia etmek hem Allah'a iftiradır, hem de Peygambere. Bu aynı zamanda Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunda tereddüt ve şüphe uyandırmaktır. Bunu, müsteşrikler yapabilir, ama bir müminin bunları göze alması imkân dahilinde değildir.

Hani, "Bir mümin, müminken zina edemez."[9] İbareli hadisler vardı. Biz de bu tarzdan yola çıkarak diyoruz ki: Bir ilahiyatçı mümin, ilahiyatçı müminken bu sözleri sarf edemez, böyle bir iddiada da bulunamaz. (Devam edecek)

Dipnotlar

[1] Tevbe, 9/29

[2] Enfal, 8/39

[3] Enfal, 8/39

[4] Bakara, 2/190

[5] Kâfirûn, 109/6

[6] Enfal, 8/60

[7] Âfirûn, 109/6

[8] Bkz. Enfal, 8/39; Tevbe, 9/29.

[9] Bkz. Buhari, Eşribe, 1

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

GÖĞÜ YÜKSELTTİ VE MİZANI KURDU

GÖĞÜ YÜKSELTTİ VE MİZANI KURDU

“Göğü yükseltti ve mizanı koydu.”(Rahman:7) Ayette geçen "sema" kelimesinin sözlük anla

ADALET VURGUSU

ADALET VURGUSU

Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapma¬yın.”(Şuara: 26/182) Bilindiği gibi, Kur'a

SALIVERİLEN İKİ DENİZ

SALIVERİLEN İKİ DENİZ

İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiş¬tir.”(Rahman Suresi; 19. Ayet) İslâm âlim

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-4

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-4

Sahâbe anlayışı Asr-ı saadetten beri, Kur'an'ın ifadelerinde birden çok anlamın varolduğu

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-3

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-3

7. Eşsiz üslûp Bir sözün güzelliği, mükemmelliği, yüksekliği ve derinliği dört unsura

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-2

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-2

2. Açık Olmayan Ayetlerin Varlığı Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisi, âyetlerini "muhkem" ve "m

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-1

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-1

Yukarıdaki başlık, İki sorunun bileşkesidir: 1. Kur'an'ın tefsir edilmeye, açıklanmaya ihti

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-3

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-3

Kelâm" kavramı, “bir anlam ifade eden söz dizimi” demektir.(1) Ne Allah'ın kelâmı, ne de i

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-2

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-2

İkinci Görüşe Ait Delillerin Değerlendirmesi: a) İslâm âlimlerinin ezici çoğunluğuna gö

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-1

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-1

Burada “Kur'an, ‘Allah'ın kelâmı’ olarak ne ifade etmektedir? Vahyin metnini teşkil eden h

KUR’AN’I KUR’AN YAPAN UNSURLAR

KUR’AN’I KUR’AN YAPAN UNSURLAR

Kur'an'ın Kaynağı Kur’an’ın kaynağı ilahi vahiydir. Bunu şöyle ispat etmek mümkündür

"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Ahkaf,13

GÜNÜN HADİSİ

Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar

Ebu Davud, Melahim 17, (4345)

TARİHTE BU HAFTA

*Nizamü'l-Mülk'ün Şehadeti(14 Ekim 1092) *II.Kosova Zaferi(17 Ekim 1448) *Gedik Ahmed Paşa'nın Vefatı(18 Ekim 1482)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI