Cevaplar.Org

KUR’AN’IN TARİHSELLİĞİNİ İDDİA EDENLER!.

Kur’an, ilmi, kudreti, rahmeti, hikmeti sonsuz bir Allah’tan gelmiştir. Allah her şeyin hem önünü hem arkasını hem dününü, hem bugün ve yarınını bilir.[1] Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Cahiliye toplumunu ıslah için koyduğu kurallar bugünü ve yarını ıslah için de kâfi ve vâfidir. Onun habibi Muhammed (s.a.v), elindeki Kur’an’la ibtida ile intihayı birleştirmiştir


Vehbi Karakaş

vehbikarakas@hotmail.com

2019-01-08 09:23:57

GİRİŞ

Kur'an, ilmi, kudreti, rahmeti, hikmeti sonsuz bir Allah'tan gelmiştir. Allah her şeyin hem önünü hem arkasını hem dününü, hem bugün ve yarınını bilir.[1] Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Cahiliye toplumunu ıslah için koyduğu kurallar bugünü ve yarını ıslah için de kâfi ve vâfidir. Onun habibi Muhammed (s.a.v), elindeki Kur'an'la ibtida ile intihayı birleştirmiştir. Bütün gelişmeler onun içinde kalacak, onu aşamayacaktır. Çünkü o İlmi Sonsuz'un kelamıdır.

Kur'an insanların koyduğu bir anayasa değildir ki, eskisin, yetmez olsun. Anayasalar insanlar gibi eskimekte ve yetersiz kalabilmektedir. Kur'an ise Allah'ın yasasıdır. Allah eskimediği için O'nun yasası da eskimeyecektir ve zaten de eskimemiş, taptaze durmaktadır. Eskiyen ve zavallılaşan sadece Kur'an'ın veya bir kısım ayetlerinin tarihsel olduğunu ve evrensel olmadığını savunan bîçarelerdir.

Tarihselci beyefendiler ve hanımefendiler! Eğer siz, Kur'an'ın, Allah'ın kelamı olduğuna inanıyorsanız, onun hiçbir meselesine takılmamanız lazım. Mümin olabilmeniz ve Müslüman kalabilmeniz için Fatiha'dan Nâs'a kadar Kur'an'ın her bir ayetini ve hükmünü kabul etmeniz gerekir. Bir kısım ayetlerini anlamakta zorlanıyor, konjöktüre uygun görmüyorsanız, bunu kendi eksikliğiniz, yetersizliğiniz ve cehaletinizin sonucu bileceksiniz.

Ayetlerin bir kısmına takılır da "bunlar artık bugün için geçerli ve yeterli değildir. İndiği zamanı bağlar" diyorsanız ya Müslümanlıktan çıkmayı kabul etmeniz gerekecek ya da ciddi bir tevbe ve nedametle Allah'tan af dilemeniz ve ümmetten de milyonların gözü önünde özür dilemeniz îcab edecektir.

Çünkü siz bu çıkışlarınızla, doğrudan doğruya hâşâ Allah'ı eleştiriyor, yargılıyorsunuz. Hâşâ Allah'ın cennet ve cehennem tasvirlerini "sembolik" buluyor, cennet ve cehennemin cismâni olmadığını(*) iddia etmek gibi bir hezeyanla Müslümanların iman esaslarını sarsıyorsunuz. Allah'ın açıklamalarının "ataerkil bir izah" olduğunu söyleyerek, O'nu erkeklerden taraf olmakla suçluyor ve Allah'a iftira etmiş oluyorsunuz.

Allah sizin bu itikaddaki inhiraflarınızdan ve suçlamalarınızdan münezzehtir. Allah adil-i mutlaktır. Haksızlık yapmaz,[2] haksızlık yapanlardan razı olmaz. Allah alim-i mutlaktır, her şeyi her an bilir.[3] "Hiç yaratan bilmez mi?"[4] Dünkü insanın ihtiyacını görüp, bugünkü insanın ihtiyacını görmez mi? Ve ona göre konuşmaz mı? Konuşur ve konuşmuştur da zaten.

Kur'an, darb[5], şahitlik,[6] miras[7], cihad ve ila-i kelimetullah gibi meselelerde kafamıza yatmayan ve zamanımıza uymayan açıklamalarda bulunmuşsa hemen burada bir yanlışlık ve haksızlık arama, Kur'an'ın kelamullah olduğunda şüphe etme yerine, mümine yakışan, meseleyi çok yönlü araştırmak ve anlamaya çalışmak, hikmetini gördükten sonra, "ne kadar hikmetli ve haklısın Allah'ım" diyerek kurtulmak, ya da onu zamana bırakmak olmalıdır. Çünkü bu hükümleri koyan peygamber bile değil, Allah'tır. İnanan böyle yapar. İnanmayan kimse ise inananları dinlerinden caydırmak için iyi bir delil bulmuş gibi ona sarılır, büyütür, kafaları karıştırır, hem kendisini hem de kendisine inananları batırır.

İnanmayanların bunu yapmasını normal karşılarız; çünkü "onların işi zaten bu" deriz. Ama aynı şeyi bir ilahiyatçı yaparsa ona yanarız, acırız, dua ederiz, şan ve şöhret uğruna düştüğü ateşten kurtulması için de uyarırız. 

Biz Kur'an'ın ahkâmına uyarsak kurtuluruz. Kur'an-ı Kerim'i zamana ve kendi yaşama biçimimize uydurursak Tevrat'ı ve İncil'i tahrif edenlerin durumuna düşeriz. Bir insana ve topluma cehennem olarak bu yeterlidir. Yahudiler ve Hıristiyanlar kitaplarını bozmasaydılar, Filistin ve İsrail savaşları, Haçlı savaşları olmayacaktı. 11 Eylül'de kuleler vurulmayacak, orta doğu kan gölüne dönmeyecek, güçlü zalim, güçsüz mazlum olmayacak ve bugün insanlık ağlamayacaktı.

Çünkü Tevrat ve İncil, inananlarına Hz. Muhammed (s.a.)'in geleceğini müjdeliyor ve O'nun getirdiği Kitab'a ve dine inanmalarını istiyordu. Ama onlar maalesef bunu yapmadılar, üstelik kitaplarını tahrif ettiler, ellerinde ne doğru dürüst bir din ne de doğru dürüst bir kitap kaldı. Hem ağladılar hem ağlattılar.

Aynı akıbetin İslamiyet'in ve Kur'an'ın başına gelmesini isteyen din düşmanları, bir kısım ilahiyatçıları da kullanmak istemektedirler. Kimse bunlara alet olmamalıdır. 

Kur'an'ın %97 meselesine uydunuz da yalnız parmakla sayılacak şu iki-üç meselesi mi kaldı? Zaten Kur'an'ın %97'sine uyabilseydik bu meseleleri problem görmeyecektik. Kur'an'ın %97'sinin yaşandığı bir ülkede kadın bırakın dövülmeyi ona "öf" bile denilmez. Çünkü o anadır, baldan tatlı yârdır, bağrımıza basılacak kızımızdır, ana yerinde teyzemizdir, ekmeğimizi paylaşacağımız bacımızdır, baba yerinde halamızdır, kızımız yerinde gelinimizdir. Her birisi saygıdeğer varlığımızdır. Kur'an'ın %97'sinin yaşandığı bir ülkede kadın haksızlığa maruz kalmaz, değersiz görülme gibi bir anlayışsızlıkla karşılaşmaz. Bugün Kur'an hakkıyla bilinmediği, tanınmadığı ve yaşanmadığı için, iman kalplerde hakkıyla kök salmadığı için, İslam ahlakı insanlara kemaliyle hâkim olmadığı için kadın dövülüyor, haksızlığa uğruyor, alınıp satılıyor, her türlü çirkinliğe alet ediliyor, eziliyor ve üzülüyor.

Kur'an'ı gönderen Allah ve onu uygulayan Hz. Peygamber evlatlardan ana babalarına, kadınlardan da kocalarına itaat istemiş. Kocaların da kadınlarına iyi davranmalarını, onların Allah'ın birer emaneti olduklarını bilmelerini, onlara karşı vefalı ve sadık olmalarını emretmiştir.

Evlatların ana-babalarına itaat etmelerinde hem dünya saadeti, hem de ahiret cenneti vardır. Kadınların kocalarına itaat etmelerinde de. Yalnız bu itaat, kölenin efendisine itaati gibi anlaşılmamalıdır. Kadın, kocasının arzularını yerine getirecek, kocası da onun her türlü ihtiyacını karşılayacak, eşler birbirlerini görüp gözetecek, koruyup kollayacak, Asla birbirlerini aldatmaya tenezzül etmeyeceklerdir. 

İslâmiyet'i bilen ve yaşayan bir koca peygamberin halifesidir. Onun ahlakıyla ahlaklanmayı kendisine farz ve şiar edinmiştir. Böyle bir koca zaten hanımını dövmez. Çünkü o bilmektedir ki, Hz. Peygamber hiçbir hanımına el kaldırmamış, bırakın dövmeyi, onları incitecek bir söz dahi söylememiştir. Hatta hanımlarının incitici tavırlarına sabretmiştir.

Nisa suresinin 34. Ayeti hangi sebeplerden dolayı o gün geçerli idiyse, aynı sebepler bugün ortaya çıksa ayetin hükümleri devreye girer. Bu ayet, o güne mahsustur, o günü bağlar diyemezsiniz.

Geriye kaldı diğer iki mesele: İkili, birli taksim ve kadının şehadeti. Bunları da biz hikmetin, adaletin ve rahmetin tâ kendisi olarak görüyoruz.[8]

Bu meselelerin geniş izahını Nasıl Müslümanız adlı kitabımda detaylı bir şekilde incelediğim için şimdi o meselelere girmiyorum.

Son olarak demek isterim ki, bugün problemli olarak görünen birtakım meseleler, Kur'an'ca düşünmemekten ve İslam'ca yaşamamaktan kaynaklanmaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki Kur'an, Allah'ın himayesi ve koruması garantisindedir. Zamana göre değişecek olsaydı, Allah'ın bu va'dine ve korumasına lüzum yoktu. Zaman içerisinde bu teşebbüslerin olacağını bilen Allah, "Onu biz indirdik, biz koruyacağız"[9] buyurmuştur. İnsan aklı Allah'ın kelamını değiştirmek, zamana uydurmak için değil, ona uymak, onu uygulamak, onun sonsuz ve sınırsız sırlarını öğrenmek ve açıklamak için verilmiştir.

Bunu anlayanlara ne mutlu![10]

(Mideleri ve kafaları bulandıranlara inat, bu hususta ikinci ve önemli bir makalemiz yakında siz değerli okurlarımıza arz edilecektir inşallah.)

Dipnotlar

[1] Bakara, 2/255

[2] Âl-i İmran, 3/108; Ğafir, 40/31

[3] Nisa, 4/176

[4] Mülk, 67/14

[5] Nisa 4/34

[6] Bakara, 2/282

[7] Bkz. Nisa 4/11

[8] Geniş bilgi için bkz. Karakaş, Vehbi, Nasıl Müslümanız, s.33-35, 70-74, Timaş Yayınları, İst-1990s

[9] Hicr,15/9

* Ahiret hayatının ruhanî değil, cismânî olacağına dair geniş ve tatmin edici bilgi için bkz. KARAKAŞ, Vehbi,, Cennet Nerede, s.63Timaş Yayınları, 2003-İstanbul

[10] Karakaş, Vehbi, Niçin Kur'an, 141-145

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-4

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-4

Sahâbe anlayışı Asr-ı saadetten beri, Kur'an'ın ifadelerinde birden çok anlamın varolduğu

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-3

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-3

7. Eşsiz üslûp Bir sözün güzelliği, mükemmelliği, yüksekliği ve derinliği dört unsura

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-2

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-2

2. Açık Olmayan Ayetlerin Varlığı Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisi, âyetlerini "muhkem" ve "m

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-1

KUR'AN'IN TEFSİRE OLAN İHTİYACI, SÜNNETİN TEFSİRDEKİ YERİ-1

Yukarıdaki başlık, İki sorunun bileşkesidir: 1. Kur'an'ın tefsir edilmeye, açıklanmaya ihti

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-3

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-3

Kelâm" kavramı, “bir anlam ifade eden söz dizimi” demektir.(1) Ne Allah'ın kelâmı, ne de i

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-2

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-2

İkinci Görüşe Ait Delillerin Değerlendirmesi: a) İslâm âlimlerinin ezici çoğunluğuna gö

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-1

VAHİYDE LÂFIZ VE MANA İLİŞKİSİ-1

Burada “Kur'an, ‘Allah'ın kelâmı’ olarak ne ifade etmektedir? Vahyin metnini teşkil eden h

KUR’AN’I KUR’AN YAPAN UNSURLAR

KUR’AN’I KUR’AN YAPAN UNSURLAR

Kur'an'ın Kaynağı Kur’an’ın kaynağı ilahi vahiydir. Bunu şöyle ispat etmek mümkündür

KUR’AN’DAN BİR BELAGAT ÖRNEĞİ: “FASDE’ BİMA TÜ’MER”

KUR’AN’DAN BİR BELAGAT ÖRNEĞİ: “FASDE’ BİMA TÜ’MER”

Kendi belagatine secde ettiren ayet: Bu çalışmada, kadimden beri îcazlı belagatiyle i’cazlı

DERT KUR’AN’I ANLAMAK OLMALI, MİLLETİN İMANINI SARSMAK OLMAMALI (III)

DERT KUR’AN’I ANLAMAK OLMALI, MİLLETİN İMANINI SARSMAK OLMAMALI (III)

Kur’an’ın hakemliği ve ilahiyatçılar olarak vazifemiz Tarihselci zihniyetin anlamadığı v

DERT KUR’AN’I ANLAMAK OLMALI, MİLLETİN İMANINI SARSMAK OLMAMALI-2

DERT KUR’AN’I ANLAMAK OLMALI, MİLLETİN İMANINI SARSMAK OLMAMALI-2

Tarihselcinin bir anlam veremediği iki ayet: Tevbe 29, Enfal 39 Tevbe suresinin 29. Ayeti şu:

Kur'an okuyacağınız zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığının.

Nahl,98

GÜNÜN HADİSİ

Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

*2.Balkan Savaşı Başladı(24 Haziran 1913) *Kore Savaşı Başladı(25 Haziran 1950) *Sokullu Mehmed Paşa Sadrazam Oldu(27 Haziran 1565) *Silistre Zaferi(29 Haziran 1773)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI