Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-192

Ders: 17. Lem’a, 13. Nota İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hak bizi kul olarak yaratmış, bu dünya da, kulluğumuzu öğreneceğimiz bir mektep, bir kışla hükmünde.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2018-12-07 15:26:17

Ders: 17. Lem'a, 13. Nota

İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

*Cenab-ı Hak bizi kul olarak yaratmış, bu dünya da, kulluğumuzu öğreneceğimiz bir mektep, bir kışla hükmünde.

* Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, (Lem'alar, s. 130) Mesela madem tarik-i hakta çalışıyorsun, mücahede ediyorsun, ne gibi mücahede yapmak lazım bunu öğrenmen lazım. İlimsiz cihad olmaz ki yani..

Cihad edecek ama önce cihadı öğrenmesi lazım. Cihadın kısımları var. Mesela bir maddi cihad var, kafirlerle savaş zamanı harb etmek.

Bir de manevi cihad var ki, insan hep bunun içinde..İnsanın önce nefsiyle mücahedeye hazırlanması, onunla mücahede etmesi lazım. Efendimiz(aleyhissalatu vesselam) hazretleri de nefisle cihadı "cihad-ı ekber" sayıyor.

Kafirlerle harbetmek cihad-ı asgar(küçük cihad), nefisle harbetmek cihad-ı ekber(büyük cihad)sayılmış. (Celaleddin-iSuyuti, Camiü's-Sağir, sh.187) Düşündüğümüz zaman, bu öyle yerinde bir ifade ki, çünkü kafirlerle harp ediyorsun, öldürürsen gazi, ölürsen şehid oluyorsun. Ama nefs-i emmareyle olan harpte illa kazanman lazım.

Not: Ondan dolayı merhum Hocamız bir eserinde; "İnsan, bir harpte çembere alındığı takdirde hayatı pahasına da olsa o çemberi yarmak zorundadır. Biz de ebedî felâkete atılmak üzere, nefis, şey­tan, günahlar ve isyanlar tarafından kuşatılma durumundayız veya kuşa­tılmış bulunuyoruz. Ne pahasına olursa olsun bu harbi kazanmak ve bu çemberi yarmak mecburiyetindeyiz" diyor.

Ve yine aynı eserinde; "İnsanın kendi nefsiyle mücadelesine büyük cihad (cihad-ı ekber), düş­manla çarpışmasına ise küçük cihad (cihad-ı asgar) deniliyor. Bunun bir sebepi şudur: İnsan haricî düşmanla çarpışırken ölürse, şehit olup, Cennete gidiyor. Nefsiyle çarpışırken mağlûp olduğunda ise, ebedî hayatını kaybedi­yor. İnsanın bu ikinci cihadı mutlaka kazanması lâzım geliyor.

Diğer taraftan, haricî düşmanla yapılacak cihadda muzaffer olmak için de, önce dahildeki harbi kazanmak icab ediyor. Yani, ancak nefsiyle yap­tıkları cihaddan muzaffer çıkan kimseler, düşman karşısında arslanlar gibi çarpışmaya muvaffak oluyorlar."demektedir. (Mehmed Kırkıncı, Nükteler, Cihan Yayınları, İst. 1987)

Not: Merhum hocamız "Cihad Sahasında Bediüzzaman" adlı eserinde bu hususta geniş izahatta bulunmuş. Bir kısmını buraya alıyoruz; "Hakikaten insanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Zira o tezkiye edilmezse bütün kötülüklerin menbaı, bütün isyanların amiri, bütün fenalıkların kumandanıdır.

Bütün fitne ve fesatların dalâlet ve sefahatlerin temeli, esası odur. Evet, onun tabiatında kötülüklere, isyana meyil vardır. Hiddet ve öfke ile kalp ve ruhu, akıl ve vicdanı karıştırır, bulandırır, müşevveş eder. Ruhları asabiyet ve azap içinde bırakır. İnsanı günaha ve isyana mübtelâ ede ede ta küfre kadar götürür. Zalim eder, cahil eder, mağrur eder ve onu rububiyet dava edecek kadar alçaltır, zelil eder, rezil eder.

Nefis ilim ve fazilet ile terbiye edilmezse, hakkı batıldan ayıramaz. Neticeleri düşünmez; hazır lezzet ile iktifa eder. Gayr-ı meşru lezzetlere meftundur. Daima kendini beğenir. Kusurunu görmez, hatta görmek de istemez.Kendini medih ve tenzih ederek âdeta takdis eder. Kendi kusurunu görmediğinden ikaz, irşad ve nasihatlere kulağını kapar, ilim ve faziletten mahrum kalır; cehalet bataklığına saplanır.

O, her insana karşı ayrı bir silâh kullanır. Mümini fıska sevk eder. Fasıkı günahında ısrar ettirir, tövbeden uzaklaştırır. Zengini kibre, âlimi ucba, amiri zulme, fakiri şekvaya götürür. Şükür, tevekkül ve rıza kapılarını kapatıp, küfran, yeis ve isyan kapılarını açar.

Onun hile ve desiseleri çok çeşitlidir, had ve hesaba gelmez. Ona "yedi başlı ejder" denilse yeridir. Evet, onun kibir, ucb, riya, hased, gadab, dünyaya muhabbet gibi nice başları vardır.

Bundan dolayıdır ki, Hz. Yusuf (A.S.) gibi ulu'l-azm bir peygamber,

"Ben nefsimi kötülüklerden temize çıkarmıyorum. Muhakkak ki nefis şiddetle kötülüğü emreder; Rabbimin rahmet ettikleri müstesna..." (Yusuf Suresi, 53) buyurarak nefs-i emmarenin şerrinden Allah'ın rahmetine sığınmıştır.

Nefisle Cihad Niçin Cihad-ı Ekberdir?

Birçok cihetle nefisle cihad, cihad-ı ekberdir. Bunlardan birkaçını nazara verelim:

1. Nefs-i emmare, insana diğer düşmanlardan daha yakındır. Bu düşmanın şerri, uzak düşmanların şerrinden daha büyüktür. O öldürülmedikçe yahut esir edilmedikçe şerrinden kurtulmak mümkün değildir.

2. Nefisle cihad daimîdir, haricî düşmanla cihad ise muvakkattir; hatta bazen hiç vuku bulmayabilir. Vukubulduğu takdirde de bu cihadı bazı müslümanların deruhte etmesiyle cihad diğerlerinden sakıt olur.

Harbe iştirak edenler için de harbin bitmesiyle bu cihad nihayete ermiş olur. Nefisle mücahede ise böyle değildir. Bu cihadla herkes her zaman mükelleftir. İnsan, günün yirmi dört saatinde, senenin on iki ayında hâsılı ömrünün sonuna kadar yılmadan, usanmadan onunla çarpışmak zorundadır.

Esas mücahit, birkaç meydan muharebesinde muzaffer olan değil, nefsiyle arslanlar gibi çarpışarak onu mağlup edendir.

3. Haricî düşmanlarla yapılan cihadda, insan galip olsa, düşmanını öldürse, gazilik gibi şerefli bir unvan kazanır; tarihin şeref levhalarında izzetle yâd edilir. Mağlup olsa şehit olur, velayet mertebesine erişir, kudsî ve daimî birhayat kazanır. Kabir âleminde evliyalar ile hayatını devam ettirir.

İnsan, nefs-i emmareye mağlup olsa şeytanın kumandası altına girer. Nefsin pençesi altında kahrolur, haysiyet ve şereften mahrum kalır. Hayvani hislerin esiri olur. Pespaye arzularla ruh ve kalbini azap içinde bırakır.Böylece insaniyetini yer bitirir, mahv eder. "Dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azap ve zarar ve ahirette cehennem ve sakar belâsını çeker."

Bediüzzaman Hazretleri, nefsi Hz. Yunus'u (AS) yutan balığa teşbih ederek şöyle buyurur:

"Bizim heva-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayât-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hût onun hûtundan bin derece daha muzırdır. Çünki; onun hûtu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hûtumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor."

Nefisle Cihadın Mertebeleri

İbni Kayyım Cevzîyye, Zadü'l-Mead'inde nefse karşı cihadı dört mertebede mütalâa etmiştir.

1. Onu ilimle irşad edip hidayete kavuşturmak.

2. Bu ilmin muktezasıyla amel ettirmek.

3. Bildiğini başka insanlara öğretmek.

4. Bu uğurda başına gelecek belâ ve musibetlere karşı sabır ve tahammül

göstermek.

Evet nefisle mücadelenin ilk ve en önemli mertebesi onu ilmî delillerle ikna edip gafletten, cehaletten kurtarmak, ilim ve irfanla teçhiz ettirmektir. Bu mücahede, onu tahkiki imanın en yüksek mertebelerine çıkarıncaya kadar devam etmelidir. Ancak böylece iman hakikatleri, akıldan geçip, kalbde tecelli ederek, insanın bütün hissiyat ve latifelerine sirayet eder. Şeytanın eli artık buralara kadar uzanamaz.

Diğer üç mertebenin tahakkuku, bu mücahedede muvaffak olmağa bağlıdır.

Nefisle Cihadda Nasıl Muvaffak Olunur?

Bu cihad-ı ekberde muvaffak olmanın yolu nefse muhalefetten geçer. Evet nefis, ancak muhalefet kılıcıyla öldürülür. Kalp ve ruh, nefsin öldürülmesiyle hayat bulurlar. Ruhun izzeti, felah ve necatı nefsin zilletindedir.

Allahu Teâlâ Hazretleri Davud (A.S.)'a hitaben

"Heva-i nefsine tabi olma, (tabi olursan) seni, Allah yolundan saptırır" (Sad Suresi, 26) buyuruyor. Demek ki nefse düşmanlık Allah'a yakın olmanın en büyük vesilesidir. Allahu Taalâ Hazretleri'nin marifet ve muhabbetine talip olan bir mümin, nefisle dostluk edemez. Onunla aralıksız çarpışır; ona galip ve malik olmağa bütün kuvvetiyle, gayretiyle çalışır. Onu, amiriyet makamından, memuriyet makamına indirmekle hile ve desiselerinden kurtulabilir.

Peygamber Efendimiz (ASM) "Cennetin etrafı nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle sarılıdır"  (Nevevi, Riyazü's-Salihin, sh.76.) buyurmuşlardır. Bu Hadis-i Şerifin manasına göre cennete gitmenin yolu nefse muhalefet etmek, onun hoşuna gitmeyen, şeylerle amel etmektir. Nefsin hoşuna gitmeyen, yani cennetin etrafını saran şeyler takva, amel-i salih, istikamet, ihlâs, tevekkül, sabır, şükür, muhabbet, uhuvvet, tevazu gibi güzel meziyetlerdir.

Hz. Ömer Efendimiz (R.A) takvanın ehemmiyeti hususunda, "Cihadın akvası (en kuvvetlisi) takvadır" buyurmuştur.

İşte nefse muhalefet, kalp ve ruhu bu gibi güzel hasletlerle tezyin etmektir.

İnsan bu muhalefetle nefs-i emmaresini mağlup etmeye muvaffak olursa, onun bütün şerlerinden kurtulur, pak ve temiz olur. Allah'tan gelen emirleri kabul eder, nesim-i hidayeti teneffüs eder. O zaman inayet güneşi hidayet ufkunda tulü eder; kalb ve ruhu nurlandırır, vicdan ve hissiyatı ziyalandırır.(Mehmed Kırkıncı, Cihad Sahasında Bediüzzaman, Zafer Yayınları)

*Müminler hakkında hüsnüzan sünnet, Allahu Teala hakkında hüsnüzan ise vacip.

*Bu rehber-i ekmel olan Peygamberimizin yolunda eğer cennete giremezsek suç kimindir, siz söyleyin..Böyle bir rehber-i ekmel ile insan, dünyasını ahiretini huzura kavuşturamazsa ne demek gerekir?

*1951-52'lerde Üstad "Risale-i Nurları etrafa okuyun, anlatın, dağıtın" diye haber göndermişti. Etrafımızda kimse yoktu. Kime gitsek karşı çıkıyor; "bu ne? Yeni bir mezhep mi, din mi, tarikat mı" diye hücumlar ediyorlardı. Neler gördük neler..

"Hele bir okuyalım, bir dinleyin, bir anlayın" diyoruz, kabul etmiyorlardı. Çok zorluklar çektik. Ta 55'lere ve daha da ilerilere kadar üç beş kişiyi geçemedik yani. Beş on kişiden ibaret kaldık.

Üstada mektup yoluyla dedim ki; "Üstadım, bizim elimizden kimse bu Risale-i Nurları almıyor, beceremiyoruz." Üstad cevab gönderdi; "Bir şehirde bir talebe parmakla gösterilse ki "bu nur talebesidir", o memleket benimdir."

Bu cevapla bir daha aşka, şevke geldik. "Ula biz bir kişi değil, beş altı kişiyiz." En akıllımız Şergil ağabey. Hani Nasreddin Hocaya sormuşlar, "senin en akıllı oğlun hangisi?" Demiş; "en akıllı oğlum değirmene yoğurt dökmeye gitti." Bizim de en akıllımız Şergil ağabey. Ne yapalım diye düşündük, dedi ki; "Ya, Mevlüt bahanesiyle milleti toplayalım da Risale okuyalım." Mevlit deyince insanlar geliyordu ama derste uyuyorlar, hiç dinlemiyorlar, çaylarını içip gidiyorlardı. Bu durumdan öyle rahatsız oluyorduk ki..

Mukaddes bir gündü, Mirac gecesimiydi neydi? O zaman Allah rahmet eylesin Kamil Sirkeci bey vardı. O da o zamanlar Risale-i Nurları tanımıştı. Onun da bizlere çok yardımı oldu.

O gece için de dedik ki; "Milleti yine mevlid diye toplayalım da Risale-i Nur okuyalım." Bölgedeki çeşitli camilere dağıldık, camiden çıkanları geceyi kutlamaya davet ettik. Terzi Lütfü Efendi: "Ben de Kadana Camii'ne gideyim." dedi ve yatsı namazına Kadana Camiine gitti. Cemaat içerisinde bir de binbaşı varmış. Lütfü Efendi namazdan çıkarken onu da davet etmiş. Binbaşı ile birlikte derse geldiler. Resmî elbisesi üzerindeydi.

Kamil efendi o gün hamamı paydos etmiş, içerisine sergiler sermiş, ders için hazırlamıştı. Her yer tıklım tıklım doldu. Şimdi bizden Mevlid bekliyorlar. Allah selamet versin Vahdettin Hızıroğlu'nun eline kitabı verdim, 11. Lem'ayı (Sünnet-i Seniyye Risalesi) orada Mevlid diye okuduk. Millet öyle bir aşka geldi ki.. onlar aşka geldikçe biz de seviniyoruz..

Lütfü Efendi, binbaşıyı uğurlarken dersi nasıl bulduğunu sormuş. Binbaşı da:

"Efendi, Allah senden razı olsun. İçimde öyle bir zevk var ki, bu zevki sana anlatamam. Nasıl sünneti anlatmak bu? Nasıl Peygamberi anlatmak. İlk defa kulaklarım duydu. Peygamberi peygamber olarak bilirdim ama bir de anlamak lazım. Burada Peygamberimi anladım. Sünnet nedir onun değerini anladım. İçimde öyle bir zevk var ki, sabah tabura gittiğimde, taburdaki arkadaşlar bunu bilseler, beni keser, bu zevki içimden alırlar. "

Not: Merhum hocamız hatıralarında bu hadiseye yer vermiş. Bkz. Mehmed Kırkıncı, Hayatım Hatıralarım, Zafer Yayınları, İst. 2013

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Ali Özdoğan, 2018-12-07 17:02:51

Allah razı olsun. Mekanı,mekanları cennet, makamları âli olsun.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-200

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-200

Ders: 3. Söz İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Allah ya..Allah’tan gelen şey nasıl olur,

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-199

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-199

Ders: Mesnevi-yi Nuriye, Katre’nin Hatimesi İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Üstad, İslam âl

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-198

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-198

Ders: Asa-yı Musa(s. 106) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah Edilen Kısım: Sonra o mütefekkir

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-197

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-197

Ders: Mesnevi-yi Nuriye, Katre risalesi, s. 69 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım:

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-196

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-196

Ders: 11. Söz İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Sanattaki letafeti, ilimdeki derinliği, tezyinattak

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-195

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-195

Ders: Hutbe-i Şamiye(s. 19) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “İstikbal yaln

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-194

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-194

Ders: 33. Söz, 23. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Bu ders, İstanbul Yüzevler’de,

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-193

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-193

Ders: 14. Lem’a, İkinci Makam İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Kâinat sîmasında, arz

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-192

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-192

Ders: 17. Lem’a, 13. Nota İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hak bizi kul olarak yar

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-191

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-191

Ders: Şualar(13. Şua,) s: 307 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bugün, bü

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-190

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-190

Ders: 14. Lem'anın İkinci Makamı İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *“Besmelenin rahmet noktas

Kur'an okuyacağınız zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığının.

Nahl,98

GÜNÜN HADİSİ

SABAH İLE YATSI NAMAZLARINI CEMÂATLE KILMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ

Münâfıklara sabah ile yatsı (cemâat) namazlarından daha ağır hiç bir namaz yoktur. (Halbuki) bu iki namaz(ın cemâatin)de olan (ecir ve fazîlet)i bilseler emekliye, emekliye (sürtüne, sürtüne) de olsa onlara gel(ip hâzır ol)urlardı. (Ebû Hüreyre)

TARİHTE BU HAFTA

*I.Dünya Savaşı Sona Erdi(11 Kasım 1918) *Bolu-Düzce-Kaynaşlı Depremi(12 Kasım 1999) *Mehmed Zahid Kotku Hz.lerinin Vefatı(13 Kasım 1980) *K.K.T.C Kuruldu(15 Kasım 1983) *Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin Vefatı(16 Kasım 1240)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI