Cevaplar.Org

ÖMER MUHTAR(1862-1931)-3. BÖLÜM

GRAZİANİ Graziani, sömürgelerde özel olarak yetiştirilmiş komutanların en tecrübeli ve en acımasız olanıydı. Enzo Santerelli’nin dediği gibi “onun 1921’den itibaren yürüttüğü tüm operasyonlar ezici nitelikte olmuştu


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2018-10-13 13:47:46

GRAZİANİ

Graziani, sömürgelerde özel olarak yetiştirilmiş komutanların en tecrübeli ve en acımasız olanıydı. Enzo Santerelli'nin dediği gibi "onun 1921'den itibaren yürüttüğü tüm operasyonlar ezici nitelikte olmuştu." Kendisi daha önce Libya'nın Fizan bölgesinde görevliydi. Emrindeki birlikler 1929 yılının sonlarına doğru bölgenin coğrafi işgalini tamamlamışlar ve direnişin son hücrelerini de dağıtmışlardı. Bundan dolayı da-Badoglio'nun tüm engelleme girişimlerine rağmen- Berka bölgesine atanmıştı. Şurası da açıktır ki Badoglio ile kendisini aşıp Romalı yetkililerle temaslar kuran Graziani arasında gizli bir çekişme savaş boyunca sürdü gitti..  

Graziani, insan hayatına değer vermeyen siyasetiyle Berka'daki direnişin sona ermesinde başrolü oynamıştır. Giorgio Rochat diyor ki; "Graziani kuşkusuz iki dünya savaşı arasında sömürge Afrikasında modern çöl savaşlarını düzenleme ve yönetme alanında en büyük uzmandı. Senusi direnişini bastırırken o, siyasi ve askeri meselelerde bir deha olmaktan ziyade becerekli bir organizatör ve insafsız bir uygulayıcı olarak ortaya çıkmıştı."

1930'un Ocak-Şubat aylarında Fizan işgalini tamamlayan general, Mart 1930'da Roma'da Sömürge Bakanı De Bono ile görüşmüş ve 27 Mart'ta Bingazi'ye gelmişti.

Önce bir analiz yapan General, durumu şöyle özetlemekteydi: "Savaş hali kızışmıştır. Müslümanların kayıpları cüzidir. Ömer Muhtar yaralanmasına rağmen, hâlâ yeni taktiklerle saldırılarını düzenlemektedir. Direniş Senusi kaynaklıdır. Bu hareket, bir grup veya bir şahsa indirgenemez. Gerektiğinde yeni kitle ve dipdiri başka bir liderle hareket devam edecektir."

Bunun haricinde "Operasyon insiyatifi Ömer Muhtar'ın elindeydi. Zira onun Cebel'deki hareket hürriyeti hiçbir şekilde sınırlandırılmamıştı." Ve "yani anlayacağınız, Berka tamamıyla ayaklanmıştı." Yine generale göre Sireneyka'daki durum bedende irine yol açan zehirli bir organizmaya, bir ur'a benziyordu. Bu ur da, Ömer Muhtar'ın tüm bu içinden çıkılmaz durumlara yol açan savaş güçleriydi." 

Bu analizleri yapan Graziani şu tedbirleri aldı:

1-Senusi tekkelerini kapattı, şeyhlerini yurt dışına sürdü, mal varlıklarına el koydu.

2-Halkın silahsızlandırmasına büyük ağırlık verdi, silah aramalarını arttırdı.

3-Seyyar mahkemeler kurdurup halka kan kusturdu. Bu mahkemelerin çoğu idam ile neticelendi. Giorgio Rochat diyor ki; "Graziani, Berka'nın çeşitli yerlerine hava yoluyla intikal eden ve kan dökülen suçları yargılayan 'uçan mahkemeler" kurmuştu. Davalar halkın önünde görülüp, ölüme mahkum edilenler anında infaz ediliyordu."

Knud Holmboe de hatıratında bu hususa parmak basar; "General Graziani'nin komutası altındaki İtalyanlar bu tip davalar için özel bir askeri mahkeme kurmuştu. Hakim, uçak ile bir şehirden diğerine sürekli olarak yolculuk ediyordu." Bu hakim adalet anlayışını Derna'daki bir mahkeme sonunda mahkuma şöyle ifade etmişti; "askeri mahkeme sadece 'beraat' ve 'ölüm' kelimelerini bilir."

El Graco adlı bir İngiliz müşahid'in bize aktardıkları da şöyledir; "Her gün pek çok idam gerçekleştiriliyor. İnsanlar gülünç, önemsiz şeyler yüzünden asılıyorlar."

Knud Holmboe işin vehametine şöyle dikkat çekiyordu; "Benim Sireneyka'da bulunduğum süre içinde her gün otuz kişi idam edildi. Bu da yılda on bir bin Arapın idam edildiği anlamına geliyordu. Tabii savaşta öldürülenleri saymazsak..Ülke kan içinde yüzüyordu."

4-Toplama kamplarını genişletti ve bütün bir ülkeyi abluka altına aldı. Kamplardaki yaşama koşulları tam bir vahşet örneğiydi. Bu kadar insanın dörtte birini bile doyuracak erzak yoktu. Esirler ve gasp edilen hayvanlar arasında ölüm oranı tüyler ürperticiydi. Sadece Berika kampında 1930-1932 arasında 30.000 kişi öldü.

5-Mısır hududunda 300 km'lik bir alanı dikenli tel örgülerle sardı. Akdeniz sahilindeki Sellum'dan güneyde Cağbub'a kadar 270 km uzanan bu tel örgüler 2 metre yüksekliğinde ve 3 metre genişliğinde idi.

6-Çöl yollarını uçak devriyeleriyle sürekli gözetim altında bulundurdu.

7-İtalyan hükümetinin emrinde çalışan yerli memur ve askerleri hainlikle suçlayıp pasifize etti.

8-Mısırla olan her türlü ticareti yasakladı, Cebel-i Ahdar halkının ekonomisini kontrol altına aldı. Bütün bu tedbirlerden sonra Müslümanlara karşı ardı ardına birçok baskınlar ve saldırılar düzenlendi.

GRAZİANİ BOCALIYOR

Baskınlar sürmesine rağmen Ömer Muhtar hâlâ operasyonlarına devam ediyordu.

11 Nisan 1930'da El Faidiyye üzerinde büyük bir saldırı düzenleyen mücahidler İtalyanları unutamayacakları bir hezimete uğrattılar. Graziani bu hususta hatıralarında şunları kaydeder: "Bu hezimet bizim moralimizi bir hayli bozup kalplerimize büyük bir sıkıntı verdi. Buna karşılık bu yenilgimiz, mücahidlere büyük bir moral verip, maneviyatlarını bir hayli kuvvetlendirmişti. Bunun üzerine Ömer Muhtar mücahidlere hitaben şöyle seslenmişti. "Şayet Bingazi'den Cebel'ül Ahdar'a doğru gürleyen bir aslan sesi işitirseniz, sakın korkmayın. Zira olaylar ve zafer dolu günler size aslan kürkü içinde yatan bir eşşeğin olduğunu gösterecektir."

Graziani bunun üzerine 16 Haziran 1930'da bizzat koordine ettiği birliklerle(13.000 kişi) Fayed bölgesindeki Ömer Muhtar'ın üzerine yürüdü. Başaracağından o kadar emindi ki, Vali Badoglio'yu zaferini kutlamaya davet ediyordu. Fakat çok güçlü bir istihbarata sahip Ömer Muhtar, mücahid kuvvetlerini küçük gruplara ayırarak birbirinden uzak noktalara pusuya yerleştirdi. Sonuçta Müslümanlar çok az bir kayıp vererek Graziani'yi eli boş gönderdiler.

Bu şok yenilgiden sonra Badoglio, Graziani'ye gönderdiği mektupta şöyle yazmaktaydı: "Şimdiye kadar Siri'de "uzun menzilli" diye adlandırdığınız, uzak noktalardan gelip bir hedefe hareket eden harekâtlarınız hep başarısız olmuştur. Ve mevcut şartlar değişmedikçe de her zaman başarısızlığa mahkûm kalacaktır. Çünkü bu son olaydaki yenilgi ilk olan yenilgi değildi. Halk ve sahradakiler, zaten güçlü bir istihbarata sahip direnişçilerle öyle bir iş birliği içindedirler ki, bizim attığımız adımdan anında haberdar olmaktadırlar. Ömer Muhtar'ın başarısını bu haber alma servisine bağlamak gerektir."

Graziani ise kendisini şöyle savunmak zorunda kalmıştı; "Silahlı bir isyan örgütünü sırf askeri faaliyetlerle yok etmenin imkansız olduğunu daha evvelden söylemiştim."

Badoglio, düşmanı Ömer Muhtar'ın dehası için de şu itirafları yapmak zorunda kalmıştı: "Bu direniş bir kişinin omuzlarındadır. Ömer Muhtar, bu işi kimseye bırakmamaktadır. Birçok başlı durumlarda kıskançlık ve iç çekişmeye imkân olsa da, Ömer Muhtar'ın disiplinli dava arkadaşları buna fırsat bırakmıyorlar. Her zaman ve durumda, sözü emir sayılmaktaydı. Savaş aleyhine geliştiğinde, güçlü haber alma servisi sayesinde, savaşa ara veriyor. Bize gelen bilgileri dahi yönlendirebiliyor.

Muhtar, bir kumandan ve örgütleyici olarak olağanüstü kabiliyetlere sahib. Mükemmel bir istihbarat servisi ona, durum kesinkes kendi lehine olmadığı sürece mücadeleden vazgeçme şansı tanıyor. Sıkıca örülmüş bir karşı casusluk ağı, sadece onun onayladığı bilgilerin yayılmasını temin ediyor. Yani Muhtar çifte koruma altında. Sahip olduğu noksansız arazi bilgisi onun manevralarını kolaylaştırıyor. "

Yardımcısı Graziani'nin kanaati de aynı minvaldeydi; "Ömer Muhtar bizim amansız düşmanımız, İdris'in müridi ve onun temsilcisi, Sireneyka ayaklanmasının ruhu ve kalbi niteliğindedir."

 KUFRA'NIN DÜŞÜŞÜ

Graziani, hem prestijini kurtarmak hem de mücahidlerin Mısır hududundan yardım almalarının önünü kesmek için seleflerinin yapamadığı bir işe karar verdi; Libya'nın güneyinde İtalyanların ulaşamadığı tek toprak parçası olan Kufra'yı işgal etmek…1930'un sonlarında yapılan hazırlıklardan sonra 1931 Ocak ayında çöl aşıldı ve Kufra düştü.

İtalyanların burada yaptığı katliam, işkence ve tecavüzler dillere destandır. Graziani teslim olan halkın gözleri önünde Kur'an-ı Kerim'i paramparça edip, ayaklarının altında çiğneyerek; "Haydi, çağırın da (hâşâ) bedevi peygamberiniz yardımınıza gelsin"demiş, ertesi günü şehrin ileri gelen uleması uçaklardan atılmış, vahadaki bütün hurma ağaçları kesilmiş, kuyular yakılmış, Mehdi Senusi'ye ait tarihi kütüphane alevlere teslim edilmiş ve insanların namusları kirletilmişti.(18 Ocak 1931)

ZEHİRLİ GAZ

"Böyle bir savaşta kimse nazik davranamaz.." Evet, böyle diyordu İtalyan albay de Ronco.. Badoglio, Graziani'den önceki vali vekili Scilliani'ye şöyle bir telgraf çekmiş ve gaddarlığına sınır olmadığını göstermişti; "Ömer Muhtar'ın iki şeye ihtiyacı var, bunu aklınızda tutun; mükemmel bir istihbarat teşkilatına ve ikincisi uçaklı ve hardal gazlı güzel bir sürprize..Umarım bu tür bombalar kendisine en kısa süre zarfında ulaştırılır." 

İşte şimdi İtalyanlar Badoglio'nun tavsiyelerine uyarak zehirli gaz kullanmaya ve sivil halkı ve köyleri bir de böyle vurmaya başlamışlardı..

Derna şehri sakinlerinden, belediye reisliği yapmış Sidi Abdülaziz adlı bir zat Knud Holmboe'ye İtalyanların bu yeni taktiğini şöyle anlatmıştı; "Dağlarda savaşmanın da bir işe yaradığı düşünmüyorum. Şimdi de onlara karşı zehirli gaz kullanıyorlar. Onları tamamen yok edeceklerinden eminler. Zavallı insanlar. Yarı çıplak ve aç şekilde savaşıyorlar."

Bir mücahid ile Holmboe arasındaki diyalog da şöyleydi;

"İtalyanların zehirli gaz kullandıkları doğru mu?"

"Evet. Artık köylerimizi bombalıyorlar, hepimizi zehirliyorlar. En azından, bombalardan yayılan duman yerine bir kurşunla ölmek daha iyi. Nefes aldığınız zaman ciğerleriniz kocaman bir yaraya dönüşüyor."

Buna el Mahafdia'nın tepkisi de sert oldu. Knud Holmboe'nin hatıralarından;

"El Mahafdia yollardan geçen Araplar dahil herkesi vuruyor."

"Savaş hiç şimdi olduğu kadar acımasız olmamıştı."

"İtalyanlar zehirli gaz kullanmaya başladı. Bir köydeki bütün halkı yok ettiler. İşte bu yüzden Ömer Muhtar'ın adamları hiç aman vermiyorlar."

SON AŞAMAYA GİRİLİRKEN

İtalyanlar Senusi mukavemetinin kaynağını kurutmak üzere halkı sahil şehirlerine yakın yerlerde kurdukları esir kamplarında toplamaya başladılar. Bir sürü insan ve hayvanın yollarda can vermesi umurlarında değildi. Baskı ve terörlerini gün geçtikçe artırdılar. Su kaynaklarını kuruttular, ormanlık alanları yaktılar, besi hayvanlarını telef ettiler. Aynı zamanda tank gibi modern silahların da devreye girmesi mücahidlerin durumlarını daha zorlaştırmıştı.

Senusi mukavemetinin belkemiğini oluşturan bedevilerin beklenmedik saldırılara, hava baskınlarına uğramadan bölgede dolaşmaları hemen hemen imkânsız gibiydi. Bir bedevi kampını keşfeden keşif uçakları çoğu zaman telsizle durumu en yakın İtalyan birliğine haber veriyor ve uçaklardan açılan makineli tüfek ateşi kamp sakinlerinin toparlanıp bir yere sığınmalarını önlerken, nereden çıktığı belli olmayan bir kaç zırhlı araç kampı kuşatıp, namlularını dosdoğru çadırlara, develere, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı gözetmeksizin insanlara çevirerek kampları yerle bir ediyorlardı. Bu katliamdan sonra sağ kalan canlılarsa sürüler halinde zırhlı araçların önüne katılıp kuzeye doğru, İtalyanların sahil yakınlarında kurdukları müstahkem toplama kamplarına götürülüyorlardı.

1930 yılına gelindiğinde durum şu vaziyette idi; sahildeki bütün şehirler ve Cebel-i Ahdar'ın kuzey tarafları İtalyanların sıkı kontrolü altındaydı. İtalyanlar bu tahkim edilmiş noktalar arasında hava filoları ile mekanize birlikleriyle ve özellikle sömürgeleri olan Eritre'den getirdikleri paralı askerlerden oluşturdukları piyade askerleri ile sürekli devriye geziyorlardı. Artık gerillaya karşı onun usulüyle çarpışıyorlardı. İtalyanlar kendi kayıplarını azaltmak için Hristiyan Eritreli askerleri, satın aldıkları Arapları kullanmayı bir taktik olarak benimsemişlerdi. 

Emir İdris Senusi Mısır'da kendisi ile görüşen Knud Holmboe'ye bu konuda şunları söylemiş; " Her ne olursa olsun onların yanında savaşacak yeteri kadar Eritreli askerleri var. İtalyanların neden Eritreli birlikler kullandıklarını biliyor musunuz? Çünkü Eritreliler hristiyandır. İtalyanlar Sireneyka'da bir din savaşı başlattılar." 

Giorgio Rochat'ın şu değerlendirmeleri çok yerindedir; "Uygulanan baskıların dönüm noktası, platolarda yaşayan halkın ve hayvanların yerlerinden edilip, göçe zorlanmasıdır. Bu tamamlandığında, Ömer Muhtar ve taraftarları hâlâ alışık oldukları arazide yaşıyor, savaşıyorlardı. Fakat, hayatın terk ettiği bu arazi onlara yabancılaşıyordu. Kökleri sökülmüştü. Bölgeden hiçbir şey temin edemiyorlardı. Kitlesel dayanaklarından mahrum bırakılan Senusi gerilla savaşı hızla tükenmeye mahkumdu."

Ömer Muhtar, Mısır'daki bir muhatabına yazdığı bir mektupta, içindeki bulundukları durumu şöyle özetliyordu; "Üzüntü kelimesi vaziyeti tarif etmek için yetersiz kalıyor. Gerçekten neler olduğunun farkında olan herkes gözyaşı dökmeli. Zira insanlık tarihinde görülmemiş kadar zor bir durumdayız."

Bir Senusi ileri gelenine yazdığı mektupta ise şöyle diyordu; "Bir kaç yüzyıllık insanlık meselelerinde tecrübe edilmemiş bir durum içerisindeyiz. Biz bu çileleri İslam namına ve isimlerin en şanslısı Muhammed'in(sallallahu aleyhi ve sellem) aşkı ve hasreti için çekiyoruz. Lakin acılarımız artık sınırlarına dayandı. Biz vazifemizi tamamıyla yerine getirdik. Sıra artık başkalarına geldi. Onlar da aynısını yapsınlar, gerekirse ellerindeki her şeyi satsınlar...Ezici ve üstün bir güce karşı savaşı kaybedenler bağışlanırlar."

Kufra'nın elden çıkmasıyla mücahidlerin elinde korunmasız Cebel'ül Ahdar kalıyordu ki, burası da İtalyanların gittikçe sıklaşan kontrol ve gözetimleri altında her gün adım adım elden çıkıyor, yavaş yavaş fakat geri dönülmez bir biçimde çember daralıyordu. Artık Cebeldeki savaşın son devresi başlamıştı..

Ömer Muhtar bu durumu 1931 Ocağının son günlerinde Mısır hududunu gizlice geçip, kendisiyle görüşen Muhammed Esed'e şöyle ifade etmişti: "Sen de görüyorsun ya evlat, gerçekten biz artık bize tanınan vadenin sonuna gelmişiz. Savaşıyoruz, çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya kadar ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız. Başka yolu yok. Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz. Kadınlarımızı, çocuklarımızı Mısır'a gönderdik ki, Cenab-ı Allah bizi ölüme çağırdığı zaman arkamıza dönüp bakmayalım."

Yirmi yıl süren şiddetli harbin tesirinden biraz olsun kendisini kurtarması ve Hac farizasını yerine getirmesini iyi niyetle teklif eden bazı mücahidlere şu karşılığı vermişti: "Bu vatanı asla terk etmeyeceğim... Ölüm meleği gelip de ruhumu alana kadar bu bölgeden ayrılmayacağım. Bir hac sevabı hiçbir zaman din, inanç ve İslam topraklarını savunmanın kazandıracağı sevaptan daha çok olmaz."

Hatta kendisinin emiri konumundaki İdris es Senusi'nin Mısır'dan yaptığı "Mısır'a gelerek bu savaşlardan uzak durması" yönündeki telkinlerine bile kulak asmamıştı;

İdris es-Senûsi, Ömer Muhtar'a şunları söylüyordu; "Allah korusun, sizin kendinizi böyle tehlikeye atmanız ölümünüze sebep olabilir. Zira sizin gibi büyük bir kumandan her zaman gelmez. Onun için, geleneklere aykırı davranıyorsunuz."

1931 Ocak ayında kendisiyle Libya'da görüşen, merhum Muhammed Esed'in kısa bir süre güç toplamak için cihada ara vermesi ve Mısır'a geçmesi teklifine de şöyle cevap vermişti o çöl aslanı:"Ben ve adamlarım tutup Mısır'a gidecek olsak bir daha buralara geri dönemeyiz. Öyleyse, halkımı nasıl terk ederim, Allah'ın düşmanları onların canına okurken nasıl başsız bırakırım onları?"

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-192

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-192

Ders: 17. Lem’a, 13. Nota İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hak bizi kul olarak yar

İDAM İPİNİ GETİREN ÂLİM

İDAM İPİNİ GETİREN ÂLİM

Rahmi Erdem bey “Davam” adlı eserinde(s: 461-462) anlatıyor; “Eskişehir’in Muttalip köy

POLONYALI KOPERNİK VE VEHBİ KARAKAŞ’A GÖRE ÂLEMİN MERKEZİ

POLONYALI KOPERNİK VE VEHBİ KARAKAŞ’A GÖRE ÂLEMİN MERKEZİ

Polonyalı bilim adamı Kopernik, âlemin merkezini dünyadan güneşe taşımış. Merkez güneş,

BEDİÜZZAMAN’IN GÖZÜYLE HZ. MUHAMMED (S.A.V) EFENDİMİZ (II)

BEDİÜZZAMAN’IN GÖZÜYLE HZ. MUHAMMED (S.A.V) EFENDİMİZ (II)

Üstad Nursî’ye göre sevgili Peygamberimiz, “bir misal-i muhabbet ve bir timsal-i rahmet”dir

PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAVAT GETİRMEK

PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAVAT GETİRMEK

Şeyh Yusuf Ennebehânî rahmetullâhi aleyhi Seâdetuddâreyn fissalâti alâ seyyidil murselin adl

İLİM ÇEŞNİSİ-1

İLİM ÇEŞNİSİ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli kardeşimiz Arif Gülhan hoca, okuduğu Arapça eserlerden dik

ALLAH KİMLERİ LANETLEMİŞTİR?-2

ALLAH KİMLERİ LANETLEMİŞTİR?-2

7.Allah’ı ve Resulünü İncitenler: "Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya

MUHTELİF SORULAR

MUHTELİF SORULAR

Günümüz alimlerinden Ebu Muhammed el Makdisi’nin yazarı olduğu bir kitap var bu kişi ehli s

“BİR TÜRLÜ YAKALAYAMADIK”

“BİR TÜRLÜ YAKALAYAMADIK”

Cumhuriyetin onuncu yıl dönümü coşkuyla kutlanırken, kürsüde bir konuşmacı ölçüyü adam

KENDİ DİLİNDEN BEDİÜZZAMAN-43

KENDİ DİLİNDEN BEDİÜZZAMAN-43

AFYON HÜKÛMET VE ZABITASINA VE MAHKEMESİNE BİRKAÇ NOKTA MARUZATIM VAR Birincisi: Ekser enbiyan

NEHCÜL ENAM’IN MANZUM TERCÜMESİ-27

NEHCÜL ENAM’IN MANZUM TERCÜMESİ-27

NAMAZ BAHSİ Rabb-i âlem bu namazlar hediye etti sana, Ta ki bunlar hiç bırakmasın ki kir kals

Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir

Âl-i İmran:20

GÜNÜN HADİSİ

İman ve İslam'ın Fazileti

"Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır" (Müslim, Zühd 64, (2

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI