Cevaplar.Org

İHSÂN NEDİR?

İhsan, Peygamber (s.a.v)’in, Cibril hadisinde açıkladığı üzere: Allah’ı görür gibi ibâdet etmendir; her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görür. Yani Allah’a ihlasla ibâdet etmek, O’ndan başkasını kalbine getirmemek, ibâdet ederken O’nu görüyormuşçasına davranmaya tam olarak inanmaktır. Eğer bunu yapmazsan, O’nun seni gördüğünü düşün. Çünkü Allah Teâlâ


Muhammed Emin Er

.

2018-08-22 17:19:00

İhsan, Peygamber (s.a.v)'in, Cibril hadisinde açıkladığı üzere: Allah'ı görür gibi ibâdet etmendir; her ne kadar sen O'nu görmesen de O seni görür. Yani Allah'a ihlasla ibâdet etmek, O'ndan başkasını kalbine getirmemek, ibâdet ederken O'nu görüyormuşçasına davranmaya tam olarak inanmaktır. Eğer bunu yapmazsan, O'nun seni gördüğünü düşün. Çünkü Allah Teâlâ nerede olursan ol, ilmi ve sıfatlarıyla seninle beraberdir. İhsan derecesi imanı, İslam'ı ve ihlası içerir; aksi ise sözkonusu değildir; yani iman ve İslam ihsânı içermez. Zira ihsân bunlardan daha özel bir şeydir. Binaenaleyh kim Allah'ı görürcesine ibâdet ederse o, mü'mindir, müslümandır, ihlaslıdır ve ihsân sahibidir.

Şunu bil ki kul, her an ve her zamanda Allah'ın kendisini gördüğünü bilmekle mükelleftir. Buna göre bir kul kötülük yapmağa kasdeder de Allah'ın kendisini gördüğünü ve gözlerin hâin bakışlarını ve kalplerin sakladığını bildiğini hatırlarsa, utanır, kendini kötülükten alıkoyar. Nasıl bir kişi babası yahut hocası gibi bir büyüğün kendisini gördüğünü bildiği zaman çekinirse, tıpkı öyle çekinir. Ama O'nun gördüğünü bilmez, yahut bilir de kötülüğe niyet ettiği zaman hatırlamazsa, genellikle kendini kötülükten alıkoyamaz. Ama kim de Allah'ın gördüğünü bilir de aynı şeyi yaparsa o, Allah'ı gerektiği gibi bilmemektedir; onda bilgi ve iman eksikliği vardır. Kendine vâcip olan bilgileri önem sırasına göre öğrenmeli; onunla amel etmeli, O'nu başkasına öğretmek niyetini taşımalıdır. Bunu yaparken de haddini aşmamalı, şüpheli konulara girmemeli, Kelâm ilminin inceliklerine dalmamalıdır. Yapması vâcip olan görevleri yerine getirmede yahut haramları terketmede kusur işlememeli; iyilerle sohbet ederek, Kur'ân âyet ve delillerine bakarak imanını kuvvetlendirecek şeylerde, salih amellerde kusur etmemeli, daima ihtiyata muvâfık ve güzel olanı yapmalıdır.

Kul, Rabbini ona yaraşır şekilde celâl ve kemâl sıfatları ile bilir, bunu da iyilerle sohbetle, âyetlerine bakmakla, amelle, yani yukarda geçtiği şekilde ihtiyata en muvâfık olan şeyleri yapmakla kuvvetlendirirse, Allah'ın inâyeti ile ihsânla ilgili delili görür; bu da onu bütün kötülüklerden geri çeker, her türlü iyiliğe götürür. Nitekim, Hz. Yusuf, Zeliha'ya niyet edecekken aynı delili görmüştü. Demek ki ilimle takviyeli ihsân, kalbi tehlikeli şeylerden temizlemek için vesiledir.

Umdetü'l-Kâri'de şöyle denmiştir: Kul, kalbinin Allah'ın nazargâhı olduğunu ve onu Allah'ın görmesini istemediği şeyden arıtmanın görev olduğunu bilirse, kalbini tehlikeli sıfatlardan temizleyerek, övülecek sıfatlarla donatır. Sonunda kalbi parlak bir ayna gibi olur. İmam Nevevî şöyle demiştir: İhsan (yani Allah'ı görür gibi ibâdet etmek; sen her ne kadar O'nu görmüyorsan da O seni görüyor) kuralı, dinin büyük bir kuralıdır. Müslümanların önemli kâidelerinden biridir. Bu, sıddîkların dayandığı, salihlerin arzuladığı bir şeydir, âriflerin hazinesidir, salihlerin adetidir. Bunun özeti de şudur: İhsan, Allah'ı müşâhade makamına ermiş, Allah'ın da kendilerini gördüğünü hisseden kimseler gibi ibâdet etmektir. İhsan, tevâzû, ihlas, kalbi ve azaları muhafaza etme, ibâdette âdâba riâyet gibi diğer bütün şartların hepsini içine alır. Hakikat ehli, iyi kimselerle oturmaya teşvik etmişlerdir ki, onların sayesinde kötü şeylerle ilgilenmekten çekinesin, onlardan utanasın. Onların hali böyle olursa, gizlisini ve açığını bilen Allah ile bir olanın hali nice olur!

Sonra bil ki, Allah seni de bizi de rızası ile mutlu kılsın, ihsân, amelin ve ibâdetin özü, ilmin meyvesi, ömrün faydası, güçlü âbidlerin kazancı, velilerin sermayesi, muttakîlerin yolu, himmetli şahsiyetlerin maksadı, muttakilerin parolası ve basiret sahiplerinin seçtiği yoldur. O, saâdet yoludur; cennet yoludur. Allah Teâlâ: "Ben Rabbinizim; bana ibâdet edin." (Enbiya Sûresi, 92) buyurmuştur. Bir âyette de: "Bu sizin mükâfâtınızdır; çabanız boşa gitmemiştir." (İsrâ Sûresi, 19) buyurmuştur. Yani sevapla karşılanarak makbul olmuştur. Nitekim Cemel isimli kitap Kerhî (r. aleyh) den böyle nakletmiştir. Ancak bunun birtakım prensipleri vardır; bunlara riâyet edilmesi lâzımdır; yoksa ihsân gereği gibi yerine gelmez.

II. İhsÂnIn DayandIĞI Prensİpler

İhsan, bir takım prensiplere dayanır. Tevbe, zühd, uzlet, nefisle mücâdele, şeytana uymama, tevekkül, tefvîz (işini Allah'a havâle etme), sabır, rıza, korku ve ümit, ihlas, şükür, istiğfâr, teennî, hayrı sevmek, nefsini hor görmek, ölümü hatırlamak, sınırsız hülyâlara dalmamak, şüpheli şeylerden kaçınmak ve güzel örnek olmak.

Şimdi bunları ayrıntılı bir şekilde sırayla görelim.

1. Tevbe

Tevbe, kalbini ve azalarını aşağıdaki şartlara uyarak günah kirlerinden pişmanlık suyu ile temizlemektir. Gerçek bir tevbede şu dört özellik bulunur.

1. Allah'ın rızasını kazanmak amacı ile bütün günahlarından pişman olmak.

2. Günahlara bir daha dönmemeğe kesin karar vermek.

3. Mümkün olduğu kadar Allah'ın ve kulların geçmiş haklarını ödemek.

a. Allah'ın hakları: Namaz, keffâretler, adaklar v.b. gibi farz ve vâciplerdir.

b. Kul hakları: Haksız şekilde elde edilen şeyler gibidir; onları sahiplerine iâde etmeli, sahipleri bulunmuyorsa mirasçılarına vermeli, mirasçılar da yoksa onların adına sadaka olarak dağıtmalıdır. Bu hak iftirâ, gıybet ve dedikodu gibi mal cinsinden değilse hak sahiplerinden helallik dilemeli ve onlara iyilik etmelidir.

4. Tevbe ettikten sonra ibâdet ederek nefsini terbiye etmeli, kötü arkadaşları bırakmalı, yediğini, içtiğini düzeltmelidir.

Tevbenin kabul olunduğunun alâmeti:

Dilini, karnını, gözlerini, ellerini, ayaklarını, kalbini, kulaklarını haram ve fuzûlî şeylerin hepsinden korumak ve Allah Teâlâ'nın rızasına uygun iyi şeylerde kullanmaktır.

2. Zühd

Burada zühdden murâd, kalbini Allah'ı hatırlamaktan alıkoyan şeylerden arındırmaktır. Allah (c.c.), "Dönülecek en güzel yer, Allah'ın katındadır. De ki: Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Muttakiler için Rablerinin yanında altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Onlar için tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kullarını görmektedir." buyurmaktadır. Peygamber, "Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır" buyurmuştur. Her zaman din işlerine ve o hususta senden üstün olanlara, dünya işlerinde de senden aşağıda olanlara bakmalısın ki Allah'ın nimetine kanaat ve şükredenlerden olasın. Allah Teâlâ: "Eğer şükrederseniz nimetinizi mutlaka artırırım." (İbrahim Sûresi, 7) buyurmuştur.

İmam Gazâlî, Şeyhi Ebû Bekr el-Verrâk'ın şöyle dediğini nakletmiştir: İnsanı Allah'tan uzaklaştıran dünyevî arzular, Allah'a yakınlaşmak isteyen kişinin düşmanıdır. Sen ise onu seviyorsun. Kim birini severse, onun düşmanını sevmez. Gazâlî daha sonra şöyle demiştir: Eğer böylesine mükemmel zühde tâkat getiremez, dünyayı taleb ve arzu edersen, bununla Allah'a ibâdet etmek için kuvvet kazanmağa niyet et, şehvete, arzularını tatmine ve zevk almağa değil. Eğer böyle niyet edersen, onu araman ve arzu etmen gerçekte dünyayı değil, âhireti aramak olur.

3. Uzlet

Uzlet gâfil insanlardan, kötü arkadaşlardan ve şerli kimselerden uzak durmaktır; ancak bir maslahat olursa, ihtiyaç miktarınca ve güzel huyla onlara yaklaş. Şunu bil ki, hakiki arkadaş, sana fayda verebilmek için kendisine zarar vermeyi göze alabilen kimsedir.

Ve şunu da bil ki, insanlar uzlet hususunda iki kısımdırlar: Birincisi, halkın kendisinin ilmine ve hikmetine muhtaç olmadıkları kimsedir. Bunun için en iyisi insanlardan ayrılmaktır; Cumanın, cemaatin, bayramın, haccın, sünnet meclisinin ve geçim ihtiyacının dışında insanlara karışmamaktır. Olmuyorsa, kendini gizler. Kimseyi tanımaz, kimse de onu tanımaz. İkincisi ise, ilimde önder kişidir. Öyleki insanlar dinlerinin açıklanması, bid'atın önlenmesi, işle veya sözle hayra davet edilmesi gibi hususlarda ona ihtiyaç duyarlar. Bu gibiler için insanlardan uzak durmak câiz değildir. Bilakis insanların arasında durur ki onlara dinin ahkâmını açıklasın. Peygamber (s.a.v): "Bir âlim, bid'atleri gördüğü halde susarsa, Allah ona lânet etsin." demiştir. Bid'atleri önlemek, insanlar arasında bir âlim olursa mümkündür. Bu yüzden bir âlim için insanlardan ayrılıp bir tarafa çekilmek câiz değildir.

Sonra şunu bil ki din hususunda kendisine ihtiyaç duyulan kimse halk ile sohbet ederken çok önemli iki şeye muhtaçtır: Birincisi, uzun sabır, büyük bir ağırbaşlılık, derin bir düşünce ve daima Allah'dan yardım isteme. İkincisi de, bu konuda her ne kadar bedenen onların yanında ise de, kalben onlardan ayrı olmalıdır. Şayet kendisi ile konuşurlarsa, onlarla konuşur. Onu ziyaret ederlerse onlara ikrâm ve teşekkür eder. Eğer onunla konuşmaz ve görüşmezlerse, o da onlara karışmaz. Şayet haklı ve hayırlı bir iş yaparlarsa, onlara yardım eder; eğer boş şeylerle uğraşırlarsa, onlara katılmaz, onlardan ayrılır; hatta onları reddeder. Eğer kabul edeceklerini umarsa, onları azarlar. Sonra da ziyaret gibi ve kendisine başvurulan konularda ihtiyaçları görme gibi bütün haklarını yerine getirir. Gücü yeterse onlara bol bol verir. Bir şey vermeğe çalışırlarsa, almaz.

4. Nefisle Mücâdele

Nefisle mücâdele, nefsin hakkını verdikten sonra onu fuzûliyâttan, hevâ ve hevesten, dünya ve âhirette sana zarar verecek şeylerden çekip alıkoymaktır. Allah Teâlâ: "Kim taşkınlık eder, dünya hayatını üstün tutarsa, cehennem onun varacağı yerdir. Kim de Rabbinin huzurunda durmaktan korkar, nefsini hevâ ve hevesten çekerse, cennet onun varacağı yerdir,"(Nâziât Sûresi, 40) buyurmuştur. Nefsi, takva ile gemlemeli; korku ve ümid ile hareketlendirmelidir.

5. Şeytana Uymama

Şeytana uymamaktan maksat, muhâlefet edip ona karşı gelmek ve ardına düşmemektir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Şeytanın izini takip etmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. O size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi söylemeyi emreder," (Bakara Sûresi, 168-169) Şeytanın tuzaklarını bilmek lâzımdır: Mesela "kaderinde ne varsa o olur. Allah Kerim'dir. Sonra amel edersin. Şu işin daha aceledir. Şunu yap ki sana şöyle desinler. Şunu şunu yapan sensin" der. Mel'un şeytan bazan da insana faziletli bir şeyi emreder ki daha faziletlisini yaptırmasın, basiretli olanlardan başkasının fark edemeyeceği şeyleri gözünden kaçırtsın.

6. Tevekkül

Tevekkül, Allah'ın takdir ettiği rızkın mutlaka sana ulaşacağını kalbine yerleştirip hırsı bırakmandır. Ancak sebebe sarılmak kötü değildir; o da şu şartla ki, cahillerin yaptığı gibi sebebe değil de, sebebi yaratana, yani Allah'a sarılmalısın. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Tevekkül edenler, Allah'a tevekkül etsinler." (Yusuf Sûresi, 67).

7. Tefvîz

Tefvîz, genel olarak veya belli bir zamanda hayırlı olup olmadığına karar veremediğin şeyi kesin hayırlı imiş gibi istemeyip, Allah'tan hayırlısı neyse onu isteyerek, işlerini O'na havâle etmendir. Ya Rabbi, falan şey, falan vakitte hakkımda hayırlı ise olsun, değilse olmasın, dersin. O işin mutlaka olması için hırs göstermeyip Allah'a bırakırsın. "Ben işimi Allah'a ısmarlarım; Allah kullarını görmektedir." (Ğâfir Sûresi, 44)

8. Sabır

Sabır, nefsi şikâyet etmekten alıkoymaktır. Sabır üçe ayrılır: itaate sabır, zorluk ve musîbetlere sabır, günaha karşı sabır. En faziletlisi de bu sonuncusudur. Allah Teâlâ: "Sizleri biraz korku, biraz açlık ve biraz da malların, canların ve meyvelerin eksilmesi ile imtihan edeceğiz. Sabırlıları müjdele. Onlar ki başlarına bir musibet geldiği zaman: innâ lillâh ve innâ ileyhi râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz) derler." (Bakara Sûresi, 154-156).

9. Rızâ

Rızâ, musibet ve belâ geldiği zaman kaza ve kadere râzı olarak: Belki hakkımda bu hayırlıdır; ben bunun hikmetini bilemem, demektir. Nitekim Hz. Musa'nın (a.s.) arkadaşının bir çocuğu öldürmesi, onun ebeveyni için ve gemiyi delmesi de gariban fakirler için, gerçekte ve hikmet gereği hayırlı olmuştu. Bu tür davranış, insanın sıkıntısını, kalbe ârız olan gam ve kederi def eder. Böylece kalp rahatlar, aradığı şeyi huzur içinde arar.

10. Korku ve Ümit (havf ve recâ)

Havf ve recâ şu iki esasa dayanır:

a. Nefsini günahtan çekecek şekilde Allah'ın azabından korumalısın.

b. Nefsini itaate teşvik edecek şekilde Allah'ın lütuf ve rahmetini ummalısın.

Sakın bu iki konuda aşırı gitme. Zira birincide aşırılık, seni Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe götürür; ikincide aşırılık ise Allah'ın gazabından kendini güvende hissetmeye sebep olur. Bunların her ikisi de, (Allah rahmetinden ümit kesmek ve kendini O'nun azabından emin görmek) Allah korusun, küfürdür. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Gerçek şu ki, Allah'ın rahmetinden kafirlerden başkası ümit kesmez." (Yusuf Sûresi, 87). "Allah'ın mekrinden (azabından, mühlet vermesinden) emin mi oldular? Allah'ın mekrinden ziyâna uğrayanlardan başkası emin olamaz." (A'râf Sûresi, 99).

11. İhlas, şükür ve istiğfâr

a. İşlediğin her iyi amelle yalnız Allah'ın rızasını aramalı; insanların seni övmesinin, amelinin farkında olmalarının yarın Allah katında sana hiç bir fayda sağlamayacağını hatırlamalısın. Riyâ, ameli boşa çıkarır; derecesine göre sevâbının ya tamamını yahut bir kısmını alır götürür. Allah Teâlâ: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarından gâfildirler. Onlar ki gösteriş yapar, zekâtı da vermezler." (Mâûn Sûresi, 4-7) buyurmuştur.

b. Seni muvaffak kıldığı için Allah'a şükreder, kusurların için O'ndan bağışlanmanı dilersin. Allah Teâlâ buyuruyor: "Ey Dâvûd hanedanı, şükrederek amel edin; kullarımdan gerçek anlamda şükredenler azdır." "Eğer şükrederseniz, nimetimi mutlaka artırırım." (İbrahim Sûresi, 7).

c. İyi olmayan bir amel işlediğin zaman derhal istiğfâr eder, pişmanlık duyar, Allah'ın takdirine râzı olursun, kızmazsın; kızarsan da nefsine kızarsın. "Kendimi temize çıkarmıyorum; gerçekten nefis, kötülüğü çok emredendir." (Yusuf Sûresi, 53).

12. Teennî, hayrı sevmek ve nefsini hor görmek

a. Bir şeye karar vermeden, yahut müsbet veya menfî hükümde bulunmadan önce iyice düşünmelisin. Allah Teâlâ: "Ey iman edenler, eğer bir fâsık size bir haber getirirse, iyice araştırın; sonra bilmeden birilerine kötülük eder de, yaptığınıza pişman olursunuz," (Hucurât Sûresi, 6) buyurmuştur. Gözünle görmediğin, kulağınla işitmediğin, doğru birinin işitip gördüğüne dair sana haber vermediği ve mütevâtir olmayan şeyi olduğu gibi bırak.

b. Nefsin için sevdiğini müslüman kardeşin için, hatta herkes için sevmelisin. Peygamber (s.a.v): "Biriniz, nefsi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe mü'min olmaz." demiştir.

c. Kendini kim olursa olsun, başkasından üstün görme. Zira sonuç belli değildir, sen de onu bilmemektesin. Günahtan masum olmayan ve cennetle müjdelenmiş olmayanlar için müslüman olmayarak ölmek mümkündür.

13. Ölümü hatırlamak, sınırsız hülyâlara dalmamak ve şüpheli şeylerden sakınmak

a. Her fırsatta ölümü hatırlamalısın. Sanki biri sana: Ey gâfil, ey kabri ve zorluklarını unutan, ey kendisini görüp gözetlediği halde Rabbinden gâfil kalan! Seni kabrin karanlığına ve Berzah alemine davet ediyorum; ona hazırlıklı mısın? Ecelin yaklaştığını biliyor musun? diye seslenmektedir; bu seslenen de ölüm meleğidir. Rabbine tevbe ve niyaz etmeğe koş, kelime-i tevhidi tekrarla. Kalp gözü ile bak, seni neler bekliyor; kabir azabı, cennet veya cehennem bekliyor! Seyyid Abdülkadir Geylânî (r.a) diyor ki: Senelerce gece ve gündüz ölümü çok zikrettim. Onu zikrettiğim için de felâha erdim. Onu zikretmekle nefsimi yendim. Şeyh İbn Teymiye de (r.a): Kalp için zikir, balık için su gibidir, demiştir. İbn Kayyim de (r.a.): Zikir kalbin ve ruhun gıdasıdır, demiştir. Allah Teâlâ: "Beni zikredin; Ben de sizi zikredeyim." (Bakara Sûresi, 152) buyurmuştur.

b. Ölümün ansızın geleceğini hatırlayarak dünyaya olan hırsını kes. Kıyâmet gününde pişmanlığın fayda vermeyeceğini düşün. "Bana az bir süre daha tanısan da, sadaka versem ve iyilerden olsam." diyecek olan günahkârlar gibi olma. "Dünyada yabancı veya yolcu gibi ol; kendini ölülerden say." hadis-i şerifini tefekkür eyle.

c. Şüphelerden sakın ki, bilmeden haramın içine düşmeyesin. Allah Teâlâ: "Kim Allah'dan korkarsa, Allah ona çıkış yolu gösterir ve ona ummadığı yerden rızk verir." (Talak Sûresi, 3)90 buyurmuştur. Hz. Peygamber de (s.a.v): "Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve namusunu temizlemiş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşer; tıpkı koruluğun etrafında davar otlatıp da davarının koruluğa girmesine ramak kalan çoban gibi olur," demiştir91.

14. Güzel örnek olmak

Bu da sünnete ve azîmete sımsıkı sarılıp bid'atten ve ruhsattan tamamen uzak durmak, Allah Teâlâ'yı bütün hareket ve sekenâtında yani yaptığı ve terkettiği işlerde, ibâdetlerde, âdetlerde ve muâmelelerde zikretmek büyük sahabilerin ve geçmiş salihlerin yoludur. Onlar, Hz. Peygamber'i (s.a.v) örnek almışlardır. Allah Teâlâ: "De ki; Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın." buyurmuştur. (Âl-i İmrân Sûresi, 31). Öyleyse boş itikâd ve kötü ahlâk gibi çirkinlik şeylerden mutlaka arınıp ulvî meselelerle uğraşmalı ve güzel ahlâkla donanmalısın. Haram ya da mekrûh sayılan ve evlâ (en güzel) olmayan şeyleri bırakarak, vâcipleri, mendûpları ve evlâ olanı yerine getirmelisin.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İNSAN VE HİDAYET-1

İNSAN VE HİDAYET-1

Hidayet kelimesinin sözlük anlamı: Doğru yol, hak yolu, yol gösterme, kılavuz olama. Hidayet

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

İNSAN VE MÜKELLEFİYET

Teklif nedir? Bir işi yapmak üzere birisine sunmak. Birisine bir işi yüklemek. Mükellef ne de

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-2

9.Allah, Mescitleri Korur: “… Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi,

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

GÜNÜMÜZDE PEYGAMBER VARİSİ OLMA ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN ALİMLER VAR MIDIR?

Sordular: -Hocam! Günümüzde Peygamber varisi olma liyakatini hakkıyla taşıyan alimler var mı

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

İNSANLAR VE ALLAH’IN MESCİTLERİ-1

Sözlükte Cami: Toplayan, bir araya getiren. Terim olarak cami: Cemaati toplayan büyük cami. Cum

İLİM VE ALİM

İLİM VE ALİM

Allah, tarih boyu kitap göndermekle ve peygamber görevlendirmekle bütün insanlığı alim yapmak

İNSAN VE İRADESİ

İNSAN VE İRADESİ

İrade Kelimesinin sözlük anlamı: Dilemek, arzu etmek, tercih etmek, bir hususta karar vermek.

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

İSLAM ÂLEMİNİNİN HASTALIKLARI

a) Cehalet, İhtilaf, Yoksulluk Evet, İslam âleminin en büyük düşmanı cahillik, ayrılık ve

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

NEFSİNİ GÜZEL HUYLARLA SÜSLEMEK

Nefsini kötü vasıflardan temizledikten sonra aşağıdaki güzel vasıflar ile kendini süslemeye

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

ÖLÜME HAZIRLANILMAZ, HAZIRLIKLI YAŞANIR

Ölüme hazırlanılmaz, hazır olunur, hazırlıklı yaşanır. Çünkü ölüm, “hazırlıkları

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

EVLİYÂDAN SEÇME NASÎHATLER

1. Şeyh Muhyiddin Arabî (kuddise sirruh) buyuruyor ki: a. Kim şeriat terazisini elinden bir an o

Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur.

Zümre, 41

GÜNÜN HADİSİ

Zühd hakkında

“Kendisine çok konuşmama ve zühd duygusu verilen kimseyi gördüğünüz zaman ona yaklaşın.Zira o hikmet telkin eder.”İbn-i Mace-Zühd:1

TARİHTE BU HAFTA

*Muhammed Raşid Hz.lerinin Vefatı. (22 Ekim 1993) *Astronomi Alimi Uluğ Bey'in Vefatı(25 Ekim 1449) *Fatih Sultan Mehmed Han'ın Trabzon'u Fethi(26 Ekim 1461)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI