Cevaplar.Org

ŞEHİD ÖLDÜĞÜNDE NE HİSSEDER?

Abdullah bin Zübeyr, bir daha hücuma geçince Şamlı askerler hazan yaprakları gibi kılıcının al¬tında dökülmeye başladılar. Sonra bir kaçışma ki, bir dağılma ki sorma...


2018-06-22 16:52:34

Değerli okuyucularım!

Rahmetli oğlum Metin Yüksel'in şehadeti za­manında o ezici musibetime karşı bana en fazla ma­nevi güç kazandıran ve teselli veren şeylerden birisi de 'Kısasün minet tarihi' adlı eserde geçen şu aşa­ğıdaki kısım oldu. Belki aynı duruma düşen din kar­deşlerime de faydalı olur diye o bölümün ter­cümesini yaptım. Parça şöyledir:

"Abdullah bin Zübeyr, bir daha hücuma geçince Şamlı askerler hazan yaprakları gibi kılıcının al­tında dökülmeye başladılar. Sonra bir kaçışma ki, bir dağılma ki sorma...

Fakat, savaş alanında Ab­dullah'ın karşısına çıkmaktan ve kılıçla ona mu­kavemet etmekten son derece aciz namerd bir adam, korkakça, alçakça Abdullah'ın yüzüne uzaktan ko­caman bir tuğla firlattı. Ve onunla Abdullah'ın mü­barek yüzünü parçaladı. Abdullah, kendisinde tarifi gayr-i kabil bir acı ve elem hissetti. Dünya Onun et­rafında dönmeye başladı. Gözünde manzaralar bir­birine karıştı. Artık her şeyi göremez oldu. Ve sonra yere yıkıldı...

Fakat yere düşmesi ile kalkması bir oldu. Bu sefer sağlam ve zinde olarak ayağa kalktı. O kadar sağlam, o kadar zinde idi ki neredeyse se­vincinden oynayacaktı. Savaşmak niyetiyle Haccac-ı Zalim'in askerlerine doğru ilerledi. Fakat bu sefer kimse ona karşı koymadı. Bu sebeple hayrette kaldı. Bir daha saldırdı baktı ki, bütün kalabalıkları yarıp geçiyor. Ve hiç kimse ona engel olmuyor! Sonra düşman ordusunu geçerek fezaya ve hürriyete vardı. Düşünüp durumu hatırlamak için bir ara durdu... Ama hazır durumdan hiç bir şey anlayamadı. Kendi ruhunun derinliğinde, tarif ve tavsifi imkansız ma­nevi bir lezzet ve sevinçten başka birşey bulamadı. Bir daha Haccac ordusunun içine daldı. Baktı ki yine yarıp geçiyor ve fezaya çıkıyor. Durup etrafina bakmıyor. "Keşke şu yüce dağlardan birisinin te­pesinde oturup da durumumu düşünebilsem" diye içinden geçiriyordu.

Bu arzu onun içinden geçer geçmez hiç bir me­şakkate katlanmadan, yorulmadan hemen kendisini en yüksek bir dağın tepesinde bulur. Bu yüzden hay­ret ve dehşeti kat kat artar. Yine etrafina bakımr. Bu sefer de hiç bir beşerin göremediği nurla, cazibeli manzaralarla dalgalanan harika âlemleri görür. O âlemlere karşı bir ülfet bir ünsiyet duyar. Sonra o lezzetli ve sevimli olan hayret ve dehşeti galebe çalar. Gözlerini avuçlarıyla kapatarak tefekkür ve düşünmeye başlar. Bir de ne görsün: Şeffaf ve ter­temiz bir camdan bakar gibi, avucunun arkasında kalan herşeyi görür. Yerinden usanıp lalettayin yü­rümeye başlar. Bakar ki şimşek hızıyla gider, ka­labalıkları deler ve dağların içinden geçer. Hayret ve dehşeti son haddine -varmışken yine yürümeye devam eder. Birden ismiyle kendisine hitab eden bi­risinin sesini duyar. Durup arkasına bakar, birden İbni Safvan'ı karşısında görür. Evvela sevincinden ona doğru ilerler fakat sonra birdenbire geriye çe­kilir:

Fakat sen öleli çok oluyor!

Zeyd:

Evet, ben öleli çok oluyor.

Abdullah:

Sen nasıl ölü olabilirsin, sen dirisin ve ko­nuşuyorsun!

Zeyd:

Tıpkı konuştuğun gibi!

Abdullah:

Fakat ben ölmemişim...

Zeyd:

Evet efendim... Fakat benimle gel!

Şimşek hızıyla aşağıya doğru iniyorlar, sanki ka­natsız uçuyorlarmış gibi. Çok kısa bir sürede Mekke'ye geliyorlar.

Zeyd:

Ya Abdullah, görüyor musun?

Abdullah:

-Şu mızrağın ucuna asılı gördüğüm şey ne?

-Senin başındır!

-Başım mı? Delirdin mi ya Zeyd? Ben seni akıllı ve zeki görmüştüm. Benim başım hâlâ da iki omuzum arasında duruyor!

Zeyd:

Bu sehpaya asılı bulunan da senin gövdendir!

Abdullah:

(Hayret ve dehşet içinde cesedine bakıyor ve do­kunuyor...) Senin delirdiğinde hiç şüphem yok, çünkü cesedim kesinlikle sağlamdır

Zeyd:

Sehpaya asılı olan senin cesedindir. Duymuyor musun?

Abdullah kulak kabartır, halk tarafından cesedi hakkında konuşulanları işitir. Fakat yine inanmaz..

Abdullah:

"İmkansız, görmüyor musun benim cesedim tamdır. Hiçbir eksiği yoktur. Asılı olan ise küçücük bir böceğin kalıntısıdır. Allah aşkına ben bir böceğin ce­sedine girebilir miyim?

Zeyd:

Fakat sen yetmiş seneden fazla bir zaman bu ce­sedin içinde yaşayabildin!

Abdullah:

-Ben sana imkansız olduğunu söyledim... Ben bu boğucu ve daracık zindana katiyen razı olamam.

Zeyd:

Asılı bulunan cesedin çevresini saran insanlara bakmıyor musun?

Abdullah:

Evet, onun etrafında bir çok değersiz böcekleri görüyorum...

Zeyd:

İşte o böcekler Haccac'ın ordusudur!

Abdullah: .

Gerçekten insan ruhu, zindanlardan farkı ol­mayan bunca değersiz cesetlerin içine girer ki? Ben, bir dakika kadar dahi bu cesedin içinde hayat ge­çirmemi düşündüğüm zaman boğulurum, nefesim tı­kanır...

Zeyd:

-Gördüğün bu insanlar da öyledir. Ana rahminde bir dakika bile yaşadıklarını düşündükleri zaman nefesleri tıkanır. Sen ikinci zindanını unutmuşsun, onlarsa birinci zindanlarını:

-Fakat ben ölmemişim, ben kuvvetli bir hayat içindeyim...

Zeyd:

İşte bu haşereler, gerçek hayata ölüm adını ta­kıyorlar...

Abdullah:

Aman Allahım ne büyük bir budalalık! Fakat ben ölmemişim, aksine ben, hayatı ancak bugün ta­nıyabildim!

Zeyd:

Tanıyabilmenin sebebi, çünkü ölmüşsün!

Abdullah:

Ölümde hürriyetin sınırlandırılması yok mu?

Zeyd:

-Evet orada da hürriyet sınırlıdır. Fakat biz şehidler hürüz, müstesnayız.

"Allah yolunda şehid düşenleri sakın ölüler sanma, aksine onlar rableri nezdinde diridirler. Rızıklandırılıyorlar.( (Âli İmran, 3/169)

Şimdi... Gel de beraberce gidelim!

Abdullah:

-Bırak annemi de bulup getireyim...

-Hayır. Sen getiremezsin daha onun eceli gel­memiştir. Gel gidelim. Bunun üzerine üç şehid Zeyd, Abdullah, Safvan, birlikte gökler alemindeki ebedi nimetlere doğru uçup giderler.

Yaşlı anne -Esma binti Ebi Bekr Radıyallahü anha ise, elem verici ızdıraplar içinde dünyada kalır.

Not: Bu yazı, Sadreddin Yüksel, Makaleler 2. (Madve Yayınları İst. 1986) adlı eserden alın­mıştır.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

“OKUMADAN OLMAZ”

“OKUMADAN OLMAZ”

1961 yılında askere gittim. 57. Dönem Yedek Subay Okulumuz Ankara' daydı. Komşu bölüklerde ed

İBRETLİ BİR HATIRA

İBRETLİ BİR HATIRA

Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor; “1964 senesinde Hacı Musa Güngör Efendi ile be

NAZIM HİKMET “MUHTEŞEM ÜSTÜ MUHTEŞEM BİR ŞAİRDİ!”

NAZIM HİKMET “MUHTEŞEM ÜSTÜ MUHTEŞEM BİR ŞAİRDİ!”

Ahmet Hakan, 21 Mart 2017 tarihli Hürriyet gazetesindeki sütununda yazdı: “ Nazım, büyük, ç

NÂZIM HİKMET PUTU

NÂZIM HİKMET PUTU

Nâzım Hikmet üzerine birkaç yazı yazdım. Türkiyeli komünistler ve Nâzımperestler, âdeta k

NAZIM HİKMET’E SAYGI

NAZIM HİKMET’E SAYGI

Şimdi bir de "Nâzım Hikmet'e saygı" toplantıları yapılıyor. Ben Nâzım Hikmet'e hiçbir say

BEDİÜZZAMAN FOBİSİ

BEDİÜZZAMAN FOBİSİ

Fobi, bir nesne veya olaya, bir insana karşı mantıksızca geliştirilmiş korkudur. Bu korkuyu ya

BAZI ORYANTALİSTLERİN VE ONLARIN TAKİPÇİLERİNİN DÜŞTÜĞÜ FAHİŞ HATALAR

BAZI ORYANTALİSTLERİN VE ONLARIN TAKİPÇİLERİNİN DÜŞTÜĞÜ FAHİŞ HATALAR

Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi bazı or¬yantalistlerin ve Reşîd Rıza gibi t

HER ŞEY KUR’AN’DA OLDUĞUNA GÖRE, ÂLİMLERE NE İHTİYAÇ VAR?

HER ŞEY KUR’AN’DA OLDUĞUNA GÖRE, ÂLİMLERE NE İHTİYAÇ VAR?

Her şey Kur’an’da olduğuna göre, mezheb imamlarına ve diğer İslâm ulemâsına ne ihtiyac

NOEL BABA

NOEL BABA

Yılbaşı neyimiz olur? Ramazan Bayramımız mı? Kandilimiz mi? Kurban Bayramımız mı? Biz, Muh

HARB MECLİSİ

HARB MECLİSİ

İstanbul’da Yusufpaşa’da Gülşen-i Maarif Rüşdiyesi’nde, galiba beşinci sınıftaydım.

HÜZÜNLÜ BİR SÜNNET HATIRASI

HÜZÜNLÜ BİR SÜNNET HATIRASI

Yavuz Bülent Bakiler beyefendi anlatıyor; (Arif Nihat Asya merhum ile) Müşterek dostumuz şair

SİTE HARİTASI