Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

MEVLANA VE BEDİÜZZAMAN’DA TEMSİL, TEŞBİH VE HİKÂYELER-1

Mevlana Celâleddin-i Rumî’den ve eserlerinden, sitayişle bahsederek, “kudsi Üstatlarımdan birisidir” diyen Bediüzzaman, Mevlana’nın bu zamanda gelseydi telifatlarını Risale-i Nur tarzında yazacağını, kendisi o zamanda gelseydi eserlerini Mesnevi tarzında yazacağını söyler.


Nail Yılmaz

naimyilmaz740@gmail.com

2017-12-31 10:32:27

GİRİŞ:

Mevlana Celâleddin-i Rumî'den ve eserlerinden, sitayişle bahsederek, "kudsi Üstatlarımdan birisidir" diyen Bediüzzaman, Mevlana'nın bu zamanda gelseydi telifatlarını Risale-i Nur tarzında yazacağını, kendisi o zamanda gelseydi eserlerini Mesnevi tarzında yazacağını söyler.

Bunlara ilaveten Mesnevi-yi Nuriye'nin mukaddimesinde: "Mevlâna Celâleddin (r.a.) ve İmam-ı Rabbanî (r.a.) ve İmam-ı Gazâlî (r.a.) gibi, (zâtlar) akıl ve kalb ittifakıyla gittikleri için, her şeyden evvel kalb ve ruhun yaralarını tedavi ve nefsin evhamdan kurtulmasını temine" çalıştıklarını zikreder. Bediüzzaman da aynen onlar gibi: "Aslı Farisî, sonra Türkçe olan Mesnevî-i Şerif gibi o da Arapça bir nevi Mesnevî hükmünde Katre, Hubab, Habbe, Zühre, Zerre, Şemme, Şu'le, Lem'alar, Reşhalar, Lâsiyyemalar ve sair dersleri, gayet kısa bir surette yazmış; fırsat buldukça da tab etmiştir.(1)

Yeni Said döneminde telif ettiği Risale-i Nurların ise, dâhilde nefis ve şeytanla hariçte muhtaç mütehayyirlere ve dalâlete giden ehl-i felsefeye karşı geniş ve küllî Mesnevîler hükmüne geçtiğini ifade eder.

Mevlana ve Bediüzzaman niçin eserlerinde teşbih ve temsili hikâyelere ihtiyaç duymuştur?

Mevlana ve Bediüzzaman gibi büyük zatlar, imani ve İslami olan birkısım yüksek hakikatları ve müteşabih manaları, anlatabilmek için Kur'anda ve Sünnette de yeri olan teşbih, temsil ve hikâyelerden istifade etmişlerdir. Özellikle Mevlânâ gibi tasavvuf ehli, muhatapları gereği daha çok bu sembolik dili kullanmak zorunda kalmıştır.

 Çünkü "Şu âlem-i maddiyat ve şehadet, âlem-i melekût ve ervah üstünde serpilmiş tenteneli bir perde"(2) olduğundan, "Kâinat kapıları zahiren açık (gibi) görünürken, hakikaten kapalıdır."(3) Aklın nazarında tenteneli bir perde ile örtülen âlem-i gayb ve ervahın, âlem-i şehadette tercümesi veya lisanının bir ciheti teşbih ve temsillerdir. Bazen nebilere veya kudsi zâtlara âlem-i gayb perdesiz görünür veya gösterilir. Fakat melikin bu atiyyelerini bazı mazharlar ve matiyyeler tahammülünden acze düşerler.

Çünkü: "Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek"(4) diyen Hz. Ali (r.a) âlem-i gaybdan kulağına temas eden birkaç kelimeye bile tahammül edememiştir. Tıpkı "Hazret-i Musa (as) gibi bir ulü-l azm (Peygamber dahi âlem-i gaybdan), ancak birkaç kelâmı işitmeye (ve tecelliye) tahammül edip"(5) sonrasında bayıldığı gibi.(6)

Barla Lahikasında ifade edildiğine göre İmam-ı Ali (ra) âlem-i gaybdan kulağına üflenen birkaç sırla ilgili olarak: "Hazret-i Mevlâna'nın üflediği neyden (taşarak) feyezan eden, (şey) Hazret-i Ali'nin(ra) kuyuya söylediği esrar-ı hakikatten başka nedir ki?"(7) Fakat illa da bir fark aranacak olursa, o fark o kuyudan taşan sularla yetişen ve hazin sesler çıkaran ismine ney denilen kamıştan başka ne olabilir ki denilmiş?

Uzaklık ve ayrılık gibi sebeblerin etkili olduğu aşk meşrebi her zaman Resul-u Ekrem (a.s.m) yanında hazır bulunan sahabe-i kiramda çok belirgin olarak görünen bir hal değil. O tarihlerde Medine'den uzaklarda yaşayan Yemenli Veysel Karani hz o kamış parçasından çıkan âşıkane enin ve feryatlara ve ilâhî sırlara "üveysi" bir tarzda kısmen vakıf olduğu için, Hz. Peygamber (as), "Rahman'ın nefesini Yemen'den alıyorum" demiş. Bazı kaynaklara göre bu sözle Veysel Karanî'niyi kastettiği söylenmiştir.(8)

Çünkü bir başka hadiste: "tabiinin en hayırlısı Uveys denen bir kimse" olduğu buyrulmuş.(9) Ayrıca Hz. Peygamber (a.s.m) vefatından kısa bir süre önce hırkasını çıkarıp Hz. Ömer'e ve Hz. Ali'ye vermiş, bunu Üveys el-Karanî'ye vermelerini söylemiş, onlar da Veysel'in Kûfe'ye yerleşmesinden sonra hırkayı ona götürmüşler.(10)

Resul-u Ekrem (a.s.m)'in Hz Ali'ye (r.a) emanet ettiği ilâhî sırlara Mevlânâ hazretleri de Veysel Karanî gibi, "üveysi" bir tarzda vakıf olup, Mesnevî şeklinde terennüm etmiş. "Hz.Ali'den aynı hakikat dersini "üveysi" bir şekilde aldım" diyen, Bediüzzaman'ın dilinden dökülenler ise, aynı kuyunun aynı suyu ile yetişen kamışlarıyla yazılanlar da, bu zamanda "Sözler" şeklinde tezahür etmiş.

Mevlânâ kırk yaşına kadar, nazari ilimler de devrinin en ileri ulemasından ve Hanefi mezhebinin ileri gelen fukahasından birisidir. Onun zamanında çok önemli dinî konularda kendisinin görüş ve kanaatlarına başvurulan bir mercii idi. İşte bu ölçüde akıl ve mantık konularında önde olan bir insan, birden 360 derece değişerek kendini şiir diliyle teşbih, temsil ve hikâyelerle sembolik bir tarzda ifade etmeye çalışması, zihinlerde birkısım soruları meydana getirmiştir.(11)

Yani "kırk yıllık âdetini niçin değiştirdin? Bu tercihini makul görsek bile, ulumu âliye ile iştigal ederken, tenzili makam olan avam lisanıyla inşâd edilen şiir dilinin hikmetini merak ediyoruz, manasında birçok mukadder sorulara muhatab olmuştur. Mevlânâ hazretlerinin bu mukadder sorulara eserlerinde verdiği cevapların bir kısmı şöyledir;

"Söz dinleyene söylenir. Zira terzi elbiseyi adamın boyuna göre biçer." "Hüner bilmez bir cahile bir şey öğretmek istiyorsan, kendi dilini terk edip onun diliyle konuşman gerekir. Ancak bu suretle senden bilgi ve fen öğrenebilir." "Madem ki işim gücüm çocuklardır, o halde çocukların dili ile konuşmam lazımdır" der.(12)

"Mevlânâ şiire yönelişinin (asıl sebebini) şu cümlelerle ifade etmektedir: Allah böyle istedi, ne yapabilirim? Benim yaptığım bir hekimin ilaçtan bıkıp onu içmek istemeyen fakat canı şerbet çeken bir hastaya ilacı şerbete karıştırarak vermesine benzer."(13)

Bununla beraber "Mevlânâ şiir dilini isteyerek kullanmamış hatta yeri geldiğinde ondan duyduğu rahatsızlığı dile de getirmiştir. "Ey ezel padişahı! bu beyit ve gazelden bıktım, Müfteilün müfteilün müfteilün öldürdü beni"(14) demekten kendini alamamıştır.

 Mevlana'nın bu asırdaki misyonunu temsil eden ve benzer halet-i ruhiyeyi yaşayan Bediüzzaman da aynı duygularını şöyle ifade eder: "Bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim" (15)

Mevlana deyince akla, sema, Mevlevî Âyini ve neyin ruhlara verdiği ûlvi hüzünler gelir. Mesnevî-i Şerifin ilk on sekiz beyti ney ile ilgilidir. Mevlevî ayinlerinde sema ile ney ve kudüm gibi enstrümanların oluşturduğu musikiden dolayı da çok eleştirilen Mevlana; "Her yol (insanı) Allah'a, bir olana götürür. Ben sema ve musiki yolunu seçtim "der.(16)

Bundan dolayıdır ki "Aşk" meşrebinin bir güneşi olan Hz Mevlana'nın gönül dilinden dökülen Mesnevîsi şu beyitle başlar;

Bişnev in ney çün hikâyet mîküned. (Dinle, bu ney neler hikâye eder.)

Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned. (Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.)

Bediüzzaman'ın Barla'da Şamlı Hafız Tevfik'e "Yaz kardeşim" dediği gibi, Mevlana da Hüsamettin Çelebi'ye "dinle kardeşim" deyince neyin kamışı Hüsamettin Çelebi'nin elinde bir kalem olup Mesnevi çiçekleri açmaya başlıyor.

*Mevlana "dinle kardeşim"

*Bediüzzaman "Yaz kardeşim" diyor. Zaten yazmanında ön şartı dinlemekten, dinlemekte yazmayı netice vermiyor mu? 

Mevlana "dinle kardeşim" derken dinlemeyi emreden Kıyamet Suresindeki; (Kur'an kalbine, basiretine inerken, sadece dinle) manasındaki 16. Ayetine, Bediüzzaman da "Yaz kardeşim" derken, Alâk suresinin (O, kalemle yazmayı öğretendir) mealindeki 4.ve 5. Ayetlerine atıf ile ilk nazil olan "ikra" ayetinin nasıl okunacağının, bir cihette tefsirini yaparak başlamışlardır eserlerini yazmaya. Yani:

*Önce dinle.

*Sonra oku.

*Daha sonra da yaz.

Sekiz yüz sene ara ile aslında her ikisi de aynı şeyleri söylüyorlar. Onun için Bediüzzaman: "Hazret-i Mevlana benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur`u yazardı. Ben Hazret-i Mevlana zamanında gelseydim, Mesnevi'yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı. Şimdi Risale-i Nur tarzındadır"(17) diyor. (Lügatlere göre Mesnevi'nin anlamı: "ikişer ikişer veya ikili demektir. Her beytinin kendi arasında kafiyelemesiyle yazılan manzum eserlere denilir.)

Fakat bu geçen sekiz yüz seneye rağmen sorular hiç değişmemiş. Mevlana'ya yöneltilen soruların hemen hemen aynısı Bediüzzamana da sorulmuş. Niçin eserlerinde çok teşbih ve temsili hikâyelere yer veriyorsun diye. Çünkü Bediüzzaman da Kırk yaşına kadar olan birçok telifatları ile ancak havassa hitab edebilmiş. Özellikle tefsir usulü olan Muhakemat, Mantığa dair olan Kızıl İcaz ve bir tefsir harikası olan İşarat'ül İ'caz gibi telifatları yüksek âlimlerin bile zor anlayabileceği eserlerindendir.

Kırk yaşından önceki hayatına 'Eski Said', kırk yaşından sonraki hayatına 'Yeni Said' diyen Bediüzzaman, yeni Said dönemine dair yazdığı eserlerinin başına avam lisanıyla diye başlamış. Ve bu yeni Said döneminde yazdığı eserlerinde birçok teşbih ve temsili hikâyelere yer vermesiyle o da aynen Mevlana gibi şu sorularla karşılaşmış. Mesela:

 "Diyorsunuz ki: "Sen Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimal ediyorsun. Hâlbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî yakîni ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede burhan-ı mantıkî lâzımdır. Hem de, sen temsilâtı bazı hikâyeler suretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakikî olmaz, vakıa muhalif olur."

Elcevap: İlm-i mantıkça, çendan, "Kıyas-ı temsilî, yakîn-i kat'î ifade etmiyor" denilmiş. Fakat kıyas-ı temsilîn bir nev'i var ki, mantığın yakînî burhanından çok kuvvetlidir ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir. O kısım da şudur ki:

Bir temsil-i cüz'î vasıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususî maddede gösteriyor-tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler ona ircâ edilsin. Meselâ, "Güneş, nuraniyet vasıtasıyla, birtek zât iken her parlak şeyin yanında bulunuyor" temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki, nur ve nuranî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsavi olur, mekân onu zaptedemez.

İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki, burhan-ı kat'î-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler."(18)

 "Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu. Elhasıl, yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur'âniyenin lemeâtındandır. Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gayet aczimle tazarruumdur. Dert benimdir, devâ Kur'ân'ındır."(19)

Bediüzzaman bu metinde "hakaik-i gaybiyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye" dediği o yüksek hakikatler, dinin esasını teşkil eden; Allah'ın varlığı ile birliği, hiçbir mekânda olmadığı halde, her yerde hazır oluşu, kıyametin kopması, Berzah, Haşir, Neşir, Sırat, Cennet, Cehennem, Ruh, Melek, Cin, Şeytan ve Kader meselesi gibi mücerret kavramlardır.

Kur'âni bir usul dediği "sırr-ı temsil merdiveniyle" mücerret kavramlar, müşahhas hale getirilerek herkesin müşahade edebileceği temsili hikâyelere dönüşür. Bundan dolayı:

"Risalelerde teşbih ve temsillerin, hikâyeler suretinde (yazılışının) sebebi; hem teshil, hem hakaik-i İslâmiye ne kadar makul, mütenasib, muhkem, mütesanid olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları, sonlarındaki hakikatlerdir. Kinaiyat kabîlinden yalnız onlara delalet ederler. Demek, hayalî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir"(20) diyerek bu meraklı suallere böyle birçok cevaplar vermiştir. 

15 Ekim 2017 tarihinde Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, bilim adamları "kültürel kökenlere ve farklılıklara bakılmaksızın, hikaye okumak dinlemek ve hikâye anlatma sanatının, anadili ne olursa olsun insanlar üzerinde empati duymasını sağlayan evrensel ve öz-farkındalığı artırıcı bir etkiye sahip olduğunu tesbit etmişlerdir. Bilim insanları, İngilizce, Farsça ve Çince olmak üzere üç farklı dilde yazılmış hikâyeye beynin verdiği tepkileri fonksiyonel manyetik görüntüleme aracılığıyla haritaladı.

Bu çalışma da dâhil olmak üzere devam eden diğer çalışmaların gösterdiğine göre; zihin görünürde dinleniyor olsa da beyindeki durağan hal sistemi işlemeye devam edip hikâyelerden anlam çıkarmaya devam ederek geçmiş, gelecek ve diğer insanlarla olan ilişkilerimizi kavramamızı etkileyen otobiyografik hafıza erişim fonksiyonu görevi görmekte. Bu çalışmanın sonucunda hikâyeler, insan tabiatında kökleşmiş bir yere sahip olması sebebiyle evrensel bir dil olma özelliğini taşıdığı sonucuna varılmıştır."(21)

Bu tür araştırmalar gösteriyor ki, Mevlana ve Bediüzzaman gibi büyük zâtların küresel ölçekte çok geniş halk kitlelerine hitab edebilmelerinin sırlarından birisi de temsil teşbih hikâyelerde saklı olduğu anlaşılıyor. Onlar bu insan psikolojisini, bu tür ilmi araştırmalar yapılmadan asırlar öncesi basiret ve ferasetleriyle görebildikleri için bu imkândan faydalanmışlar. Hem de birçok itham ve eleştirileri göze alarak onlara takılmadan "Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır"(22) prensibiyle hak bildikleri yolda devam etmişler. 

-devam edecek-

Dipnotlar

1-Mesnevi Nuriye, s: 7

2-Sözler, s: 509

3-Sözler, s:536

4- Asa-yı Musa, s: 126 

5- Sözler, s: 185

6-İsmail Hakkı Bursevi, Ruh'ul Beyan, Cilt:3, s: 236

7- Barla Lahikası, s: 130

8-Şerh-i Mesnevi, Cilt: 9, s:45

9-İbrahim Canan, Hadis. Külliyatı, Cilt:1, s:538 

10-Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt43, s: 74

11- Dr. Ali Tenik, Mevlânâ'nın Mutasavvıf Şairlere Etkisi. Harran Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Şanlıurfa 2007, Sayı: 18, s. 14- 22. 

12- Prof. Dr. Şuayip Özdemir Mevlana'nın Eğitimci Kişiliği. Uluslararası Mevlana Ve Mevlevilik Sempozyumu, 26-28 Ekim, Şanlıurfa, 2007. 5

13-Dr. Ali Tenik, Mevlânâ'nın Mutasavvıf Şairlere Etkisi. Harran Üniv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Şanlıurfa 2007, Sayı: 18, s. 14- 22. 

14-Dr. Hasan Almaz, Mevlana'nın Sözlerindeki Çekiciliğinin Nedenler. Uluslararası "Mevlana Ve Mevlevilik" Sempozyumu, 26-28 Ekim 2007, Harran Üniversitesi, Şanlıurfa

15- Şualar, s: 727

16- Yrd. Doç. Dr. H. Serdar Mutlu, Toprağın Ateşle Semasında Mevlana. I.Uluslararası Mevlana Ve Mevlevilik. Sempozyumu-Harran Üniversitesi. 2007.

17- Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, 1/318

18- Sözler, s: 836

19-Mektubat, s: 531

20- Sözler, s:48

21- Bilim fili: https://bilimfili.com/hikaye-okumak-evrensel-bir-deneyim/15 Ekim 2017

22- Lem'alar, s: 156

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

TENBİHLER VE TAVSİYELER

TENBİHLER VE TAVSİYELER

1. Önce, sapık ve bidatçıların aksine, sağlam bir itikada (inanca) sahip olmalısın. Sonra ş

MEVLANA VE BEDİÜZZAMAN’DA TEMSİL, TEŞBİH VE HİKÂYELER-1

MEVLANA VE BEDİÜZZAMAN’DA TEMSİL, TEŞBİH VE HİKÂYELER-1

Mevlana Celâleddin-i Rumî’den ve eserlerinden, sitayişle bahsederek, “kudsi Üstatlarımdan b

TAZİYE-2

TAZİYE-2

1.İSLAM FIKHINDA TAZİYE Burada taziye konusunu fıkhi (İslam hukuku) açıdan ele aldığımızd

ÇEŞİTLİ İLİMLERDEN EN ÖNEMLİ MESELELER

ÇEŞİTLİ İLİMLERDEN EN ÖNEMLİ MESELELER

. Ömrünü faydalı şeylerde harcamak: Bil ki; iman sahiplerinin ömürlerini dini ilimler gibi

DÜNYA-AHİRET KAVŞAĞINDAKİ İNSANIN KONUMU

DÜNYA-AHİRET KAVŞAĞINDAKİ İNSANIN KONUMU

İnsanın benliğinde biri dünyaya biri de ukbaya bakan iki yöneliş vardır. İmtihanın bir sır

TAZİYE-1

TAZİYE-1

Taziye, yakını vefat eden bir kimseyi ziyaret ederek baş sağlığı dileme, tesellide bulunma an

BEŞ VAKİT NAMAZIN TESBİTİ

BEŞ VAKİT NAMAZIN TESBİTİ

İmandan sonra İslam dininin en temel meselesi olan namaz, günde beş defa kılınması emredilen

YAKÎN

YAKÎN

Yakîn; dinen zorunlu olarak veya kat’î bir delil yahut ümmetin hüsn-ü kabul gösterdiği habe

SEVİNCİNDEN AĞLAYAN ENGELLİ ÖMER VE ENGELLİLERE MÜSLÜMANCA BAKIŞ

SEVİNCİNDEN AĞLAYAN ENGELLİ ÖMER VE ENGELLİLERE MÜSLÜMANCA BAKIŞ

Esen Yalı’da bir derse davet edilmiştim. Ayaklarından engelli bir genç de derse gelmişti. Lis

YALNIZLIĞIN VE MUTSUZLUĞUN İLACI!

YALNIZLIĞIN VE MUTSUZLUĞUN İLACI!

Yalnızlıktan dert yanan ve söylediklerimden çok memnun kalan bir dostumun hali, benim bu makaley

ÇEŞİTLİ MESELELER

ÇEŞİTLİ MESELELER

1. Ömrünü faydalı şeylerde harcamak: Bil ki; iman sahiplerinin ömürlerini dini ilimler gibi

Maide-7

"Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir."

GÜNÜN HADİSİ

Yanında ana babası, ya da onlardan biri yaşlanıp da, gerekeni yaparak cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün!"

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Akşemseddin Hz.lerinin Vefatı(15 Ocak 1459) *İstanbul Erkek Lisesi'nin Açılışı(15 Ocak 1884) *Körfez Savaşı'nın Başlaması(17 Ocak 1991) *Galiçya Zaferi(19 Ocak 1917)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI